<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[siberbilgi - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>https://www.siberbilgi.net/</link>
		<description><![CDATA[siberbilgi - https://www.siberbilgi.net]]></description>
		<pubDate>Tue, 05 May 2026 12:23:27 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[İki Türk Askerin Birinci Dünya Savaşında Avustralya'ya Açtığı savaş]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-iki-turk-askerin-birinci-dunya-savasinda-avustralya-ya-actigi-savas-842.html</link>
			<pubDate>Sun, 02 Feb 2025 09:45:17 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=5">delidumrul</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-iki-turk-askerin-birinci-dunya-savasinda-avustralya-ya-actigi-savas-842.html</guid>
			<description><![CDATA[Yıl 1912… İngilizler, Hindistan’ı işgal ederken, Osmanlı Devleti sessiz kalmaz ve 350 denizci levent göndererek yardım eli uzatır. Ancak, bu büyük savaşın sonunda 40 Osmanlı askeri, İngilizler tarafından esir alınır. Bir zaman sonra, bir İngiliz gemisi Avustralya’ya vardığında, iki Osmanlı askeri, Abdullah ve Mehmet, bir yolunu bulup kaçmayı başarırlar. Fakat onların gerçek hikayesi, işte bundan sonra başlar…<br />
Abdullah ve Mehmet, Avustralya’ya ayak bastıklarında, kendilerine yeni bir hayat kurmaya başlarlar. Geçimlerini sağlayacak işler bulur, yaşamlarını düzene sokarlar; ama kalpleri hep Anadolu’dadır. Her geçen gün, vatanlarına olan özlemleri büyür. O sıralarda, dünyada büyük bir fırtına kopmaktadır; Balkanlar, Orta Doğu ve Türk yurtları İngilizler tarafından işgal edilmektedir. Ve bir gün, 1915 yılında, Avustralya hükümeti İngilizlerle birlikte Çanakkale’ye asker göndermeye karar verir.<br />
Abdullah ve Mehmet, bu korkunç haberi duyduğunda, hemen bir araya gelirler. Kağıt ve kalemi alıp, Avustralya hükümetine gönderecekleri tarihi bir mektup yazarlar:<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Sayın Avustralya yetkilileri…</span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Biz iki Türk askeri, ülkenizde bulunuyoruz. Duyduk ki, Osmanlı’ya karşı savaş açmışsınız ve Çanakkale’ye asker göndermişsiniz. Bunun üzerine biz de, iki Türk askeri olarak, Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız. Bu bir Osmanlı savaş fermanıdır. Avustralya’ya duyurulur.”</span><br />
Mektup Avustralyalı yetkililere ulaşır, ama onlar küçümsemekle yetinirler. Bu iki cesur Türk’ün yapacakları, sadece yazdıkları bu mektuptan çok daha büyük olacaktır.<br />
Abdullah ve Mehmet, Sidney’e 250 km uzaklıkta, “White Rock” adı verilen bölgede siper alırlar. Zamanı gelince, dondurmacı Abdullah’ın beyaz gömleği ve kasap Mehmet’in kırmızı önlüğünden üç hilalli bir bayrak yaparak, toprağına olan sevgilerini bir kez daha haykırırlar. Trenlerle gönderilen askeri mühimmatları hedef alarak, büyük bir direnişe başlarlar. Dönemeçlerde tren raylarını söküp, üç treni devirmeyi başarırlar. Aynı bölgede, sekiz karakolu basarak, içindeki tüm askerleri etkisiz hale getirirler.<br />
Avustralya, bu tuhaf direnişi anlamaya çalışırken, nihayet iki Osmanlı askerinin mektubunu hatırlarlar. O zaman, bölgeye 250 asker gönderilir, ancak bu iki yiğit, beklenenden çok daha fazlasını yapacaktır. Trene pusu kurar, 60 Avustralya askerini öldürürler. Ancak, tüm bu çarpışmalar sonunda, Abdullah ve Mehmet, karlı dağlarda kahramanca şehit düşerler.<br />
Bugün, bu iki yiğidin mezarı Sidney’e 250 km uzaklıkta bulunan "White Rock" dağlarında yatmaktadır. Ve Avustralya, onların kahramanlıklarını asla unutmamış, o bölgeye “Türk Kayalıkları” adını vermiştir. Ruhları şad olsun…<br />
Bu kahramanlık hikayesi, "Türk İşi Dondurma" adlı sinema filmiyle beyaz perdeye taşınmıştır. Çanakkale Savaşı sırasında Avustralya’da yaşayan bu iki yiğidin vatanları için verdikleri mücadele, izleyenleri derinden etkileyecek. Onların hikayesini izlemek, tarih ve kahramanlıkla dolu bir yolculuğa çıkmak isteyenler için bu film, izlenmesi gereken bir başyapıt.<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/ps3u4iy.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ps3u4iy.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yıl 1912… İngilizler, Hindistan’ı işgal ederken, Osmanlı Devleti sessiz kalmaz ve 350 denizci levent göndererek yardım eli uzatır. Ancak, bu büyük savaşın sonunda 40 Osmanlı askeri, İngilizler tarafından esir alınır. Bir zaman sonra, bir İngiliz gemisi Avustralya’ya vardığında, iki Osmanlı askeri, Abdullah ve Mehmet, bir yolunu bulup kaçmayı başarırlar. Fakat onların gerçek hikayesi, işte bundan sonra başlar…<br />
Abdullah ve Mehmet, Avustralya’ya ayak bastıklarında, kendilerine yeni bir hayat kurmaya başlarlar. Geçimlerini sağlayacak işler bulur, yaşamlarını düzene sokarlar; ama kalpleri hep Anadolu’dadır. Her geçen gün, vatanlarına olan özlemleri büyür. O sıralarda, dünyada büyük bir fırtına kopmaktadır; Balkanlar, Orta Doğu ve Türk yurtları İngilizler tarafından işgal edilmektedir. Ve bir gün, 1915 yılında, Avustralya hükümeti İngilizlerle birlikte Çanakkale’ye asker göndermeye karar verir.<br />
Abdullah ve Mehmet, bu korkunç haberi duyduğunda, hemen bir araya gelirler. Kağıt ve kalemi alıp, Avustralya hükümetine gönderecekleri tarihi bir mektup yazarlar:<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Sayın Avustralya yetkilileri…</span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Biz iki Türk askeri, ülkenizde bulunuyoruz. Duyduk ki, Osmanlı’ya karşı savaş açmışsınız ve Çanakkale’ye asker göndermişsiniz. Bunun üzerine biz de, iki Türk askeri olarak, Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız. Bu bir Osmanlı savaş fermanıdır. Avustralya’ya duyurulur.”</span><br />
Mektup Avustralyalı yetkililere ulaşır, ama onlar küçümsemekle yetinirler. Bu iki cesur Türk’ün yapacakları, sadece yazdıkları bu mektuptan çok daha büyük olacaktır.<br />
Abdullah ve Mehmet, Sidney’e 250 km uzaklıkta, “White Rock” adı verilen bölgede siper alırlar. Zamanı gelince, dondurmacı Abdullah’ın beyaz gömleği ve kasap Mehmet’in kırmızı önlüğünden üç hilalli bir bayrak yaparak, toprağına olan sevgilerini bir kez daha haykırırlar. Trenlerle gönderilen askeri mühimmatları hedef alarak, büyük bir direnişe başlarlar. Dönemeçlerde tren raylarını söküp, üç treni devirmeyi başarırlar. Aynı bölgede, sekiz karakolu basarak, içindeki tüm askerleri etkisiz hale getirirler.<br />
Avustralya, bu tuhaf direnişi anlamaya çalışırken, nihayet iki Osmanlı askerinin mektubunu hatırlarlar. O zaman, bölgeye 250 asker gönderilir, ancak bu iki yiğit, beklenenden çok daha fazlasını yapacaktır. Trene pusu kurar, 60 Avustralya askerini öldürürler. Ancak, tüm bu çarpışmalar sonunda, Abdullah ve Mehmet, karlı dağlarda kahramanca şehit düşerler.<br />
Bugün, bu iki yiğidin mezarı Sidney’e 250 km uzaklıkta bulunan "White Rock" dağlarında yatmaktadır. Ve Avustralya, onların kahramanlıklarını asla unutmamış, o bölgeye “Türk Kayalıkları” adını vermiştir. Ruhları şad olsun…<br />
Bu kahramanlık hikayesi, "Türk İşi Dondurma" adlı sinema filmiyle beyaz perdeye taşınmıştır. Çanakkale Savaşı sırasında Avustralya’da yaşayan bu iki yiğidin vatanları için verdikleri mücadele, izleyenleri derinden etkileyecek. Onların hikayesini izlemek, tarih ve kahramanlıkla dolu bir yolculuğa çıkmak isteyenler için bu film, izlenmesi gereken bir başyapıt.<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/ps3u4iy.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ps3u4iy.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Arjantin'de Enflasyon]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-arjantin-de-enflasyon-841.html</link>
			<pubDate>Fri, 20 Sep 2024 16:18:29 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=5">delidumrul</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-arjantin-de-enflasyon-841.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #4d5156;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Rivayet Edilirki Arjantin'de enflasyonu bahane eden bir yumurta satıcısı, yumurta kolisinin fiyatına %100 zam yapmıştı. </span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #4d5156;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial, sans-serif;" class="mycode_font">-"Artık daha fazla para kazanmanın zamanı geldi." diyordu. O sabah hüzünlü bir yüz ifadesiyle iş yerini açsa da aslında çok mutluydu. Zengin olamamasının nedenini hep dürüst olmasına bağlamıştı ama artık o güzel günler çok yakındaydı. Fakat yine de yaptığı zamdan dolayı üzgünmüş gibi yapmalıydı. Çok geçmeden her hafta bir koli yumurta alan müşterisi yine iş yerine gelmişti. Yaşlı kadın fiyatı görünce gözlerine inanamadı. Sebebini sorunca: -"Toptancılar zam yaptı efendim. Malum enflasyon da var, biz de haliyle fiyatları arttırdık." dedi. Yaşlı kadın bu duruma çok kızmıştı ve usulca koliyi tezgaha bıraktı. -"O zaman kalsın, ben yumurta yemeden de yaşarım. Yeter ki Arjantin bu zamdan etkilenmesin." dedi. Satıcı onun bu hareketi karşısında büyük bir kahkaha atmak istese de üzgünmüş gibi davranmaya devam etti. Lakin kadının bu cümlesi nasıl olduysa ülkede yayıldı ve kimse o hafta yumurta almadı. Ertesi gün yumurta toptancıları hem zam yapmaya devam etti hem de fiyatlar biraz daha artsın diyerek ürünlerin çoğunu soğuk hava depolarında stokladılar. Takip eden günlerde durum değişmemişti, fiyatlar artıyor ama tüm Arjantin halkı sanki aralarında anlaşmışlar gibi yumurta almamakta ısrar ediyordu. İkinci hafta toptancılar homurdanmaya başlasa da "Nasıl olsa bu zamlara alışacaklar ve mecburen yumurtaları gelip alacaklar!" dedi. Üçüncü hafta ülkede yumurta parakendicileri iş yapamadığı için yavaş yavaş kepenk kapatmaya başladı ve bunu toptancılar takip etti. Derken ülkede iflas etmeyen toptancı neredeyse kalmamıştı. Çiftlik sahipleri paralarını alamadıkları için onlar da hızla konkordato ilan etmeye başladı. Artık hepsi pişman olmuş ve aralarında bu durumu nasıl düzelteceklerini konuşmaya başlamışlardı. En iyisi bir televizyon kanalına çıkıp Arjantin halkından özür dilemek dediler ama sonuç değişmemişti. Ülkede ne grev ne de isyan vardı ama halk öylesine kenetlenmişti ki kimse bu özrü kabul etmedi ve yumurta almamaya devam etti. Beşinci Hafta toptancılar şu kararı aldı: "Hatamızı farkettik ve özrümüzü kabul etmeniz için de yumurtaları zamdan önceki fiyatın da yarısına indirme kararı aldık. Bizleri affetmelisiniz çünkü tavuklar ölmek üzere!" Bu bir gerçek hayat hikayesidir. Bu günlerde şekerin ve yağın fiyatı ne zaman yükselse aklıma hep Arjantin halkı geliyor. Acaba orada tavuklar hala yaşıyor mu?</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #4d5156;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Rivayet Edilirki Arjantin'de enflasyonu bahane eden bir yumurta satıcısı, yumurta kolisinin fiyatına %100 zam yapmıştı. </span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #4d5156;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial, sans-serif;" class="mycode_font">-"Artık daha fazla para kazanmanın zamanı geldi." diyordu. O sabah hüzünlü bir yüz ifadesiyle iş yerini açsa da aslında çok mutluydu. Zengin olamamasının nedenini hep dürüst olmasına bağlamıştı ama artık o güzel günler çok yakındaydı. Fakat yine de yaptığı zamdan dolayı üzgünmüş gibi yapmalıydı. Çok geçmeden her hafta bir koli yumurta alan müşterisi yine iş yerine gelmişti. Yaşlı kadın fiyatı görünce gözlerine inanamadı. Sebebini sorunca: -"Toptancılar zam yaptı efendim. Malum enflasyon da var, biz de haliyle fiyatları arttırdık." dedi. Yaşlı kadın bu duruma çok kızmıştı ve usulca koliyi tezgaha bıraktı. -"O zaman kalsın, ben yumurta yemeden de yaşarım. Yeter ki Arjantin bu zamdan etkilenmesin." dedi. Satıcı onun bu hareketi karşısında büyük bir kahkaha atmak istese de üzgünmüş gibi davranmaya devam etti. Lakin kadının bu cümlesi nasıl olduysa ülkede yayıldı ve kimse o hafta yumurta almadı. Ertesi gün yumurta toptancıları hem zam yapmaya devam etti hem de fiyatlar biraz daha artsın diyerek ürünlerin çoğunu soğuk hava depolarında stokladılar. Takip eden günlerde durum değişmemişti, fiyatlar artıyor ama tüm Arjantin halkı sanki aralarında anlaşmışlar gibi yumurta almamakta ısrar ediyordu. İkinci hafta toptancılar homurdanmaya başlasa da "Nasıl olsa bu zamlara alışacaklar ve mecburen yumurtaları gelip alacaklar!" dedi. Üçüncü hafta ülkede yumurta parakendicileri iş yapamadığı için yavaş yavaş kepenk kapatmaya başladı ve bunu toptancılar takip etti. Derken ülkede iflas etmeyen toptancı neredeyse kalmamıştı. Çiftlik sahipleri paralarını alamadıkları için onlar da hızla konkordato ilan etmeye başladı. Artık hepsi pişman olmuş ve aralarında bu durumu nasıl düzelteceklerini konuşmaya başlamışlardı. En iyisi bir televizyon kanalına çıkıp Arjantin halkından özür dilemek dediler ama sonuç değişmemişti. Ülkede ne grev ne de isyan vardı ama halk öylesine kenetlenmişti ki kimse bu özrü kabul etmedi ve yumurta almamaya devam etti. Beşinci Hafta toptancılar şu kararı aldı: "Hatamızı farkettik ve özrümüzü kabul etmeniz için de yumurtaları zamdan önceki fiyatın da yarısına indirme kararı aldık. Bizleri affetmelisiniz çünkü tavuklar ölmek üzere!" Bu bir gerçek hayat hikayesidir. Bu günlerde şekerin ve yağın fiyatı ne zaman yükselse aklıma hep Arjantin halkı geliyor. Acaba orada tavuklar hala yaşıyor mu?</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TÜRK ESİRLERİ YUNANLILARA TESLİM ETMEYEN JAPON YARBAY ÇOMORA]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-turk-esirleri-yunanlilara-teslim-etmeyen-japon-yarbay-comora-839.html</link>
			<pubDate>Sun, 01 Dec 2019 20:30:48 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=5">delidumrul</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-turk-esirleri-yunanlilara-teslim-etmeyen-japon-yarbay-comora-839.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Günümüzde bu kahraman<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Japon Yarbay Çomora</span> (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yukichi Tsumura</span>) ‘yı çok az insan tanır. </span></span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #385898;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Rusya</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">‘nın </span></span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #385898;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Viladivostok </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">limanından, İstanbul’a getirilen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirleri taşıyan vapuru, Yunan yetkililer <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Midilli </span>adasında durdurmuş, vapurda ki Türk esirlerin Yunanistan’a teslim edilmelerini istemişti. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkleri </span>Yunanlara Teslim Etmeyen<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Yarbay Çomora !</span></span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Ruslar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">I. Dünya Savaşı </span>süresince <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sarıkamış Harekâtında </span>ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Galiçya Cephesinde </span>devam eden büyüklü küçüklü muharebelerde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk Ordusu</span>’ndan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">65 bin </span>esir ele geçirmişlerdi. Türk esirleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hazar Denizi</span>’ndeki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nargin Adası</span>’ndan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sibirya</span>’daki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Krasnoyarsk </span>şehrine kadar oldukça geniş bir coğrafyada dağınık olarak tutulmuşlardı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">JAPONLAR VİLADİVOSTOK’A ASKER</span></span><br />
<br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Savaş sırasında</span></span></span><span style="color: #385898;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İtilaf Devletleri </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">yanında yer alan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japonya</span>, Rusya’daki </span></span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #385898;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Bolşevik Devrimi</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">’nin yol açtığı karışıklıklardan yararlanarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1918 </span>yılının <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nisan </span>ayında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Viladivostok</span>’a asker çıkarmış ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Trans–Sibirya </span>demiryolu hattı boyunca <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Baykal Gölüne </span>kadar olan bölgeye ilerlemişti.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">TÜRK ESİRLERİN KADERİ JAPONYA’NIN ELİNDE</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Japonya </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">4-6 Nisan 1920’de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Viladivostok</span> bölgesini tamamen kontrol altına aldığından bölgede bulunan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk esirlerin </span>kontrolü <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japonya</span>’ya geçmişti. Bu sırada <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rusya</span>‘nın iç kesimlerinden <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirlerinin bölgeye sevki ise devam etmekteydi.</span></span></span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><img src="https://i.hizliresim.com/vav1ER.jpg" loading="lazy"  width="238" height="350" alt="[Resim: vav1ER.jpg]" class="mycode_img" /></span></span></span></div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">OSMANLI DEVLETİ TÜRK ESİRLER İÇİN GİRİŞİMDE BULUNUYOR</span></span><br />
<br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Bu buhranlı hava içinde uluslararası arenada inisiyatifini kaybetmiş olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Osmanlı Devleti Rusya</span>’da kalan esirleri için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul</span>’daki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İngiliz Fevkalade Komiserliği</span>’ne başvurmak zorunda kalmıştı.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">İngiltere, Osmanlı Devleti</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">’nin müracaatına <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1919 </span>sonlarına doğru cevap verdi ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul</span>’a yapılacak seferin masrafları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk hükümeti </span>tarafından karşılanacak, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Viladivostok’</span>ta toplanan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon vapur şirketi Katsuva </span>ile yapılan anlaşma neticesinde tahsis edilecek bir vapurla, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ağustos </span>ya da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eylül </span>ayında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul</span>’a ulaştırılacaktı. (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Paranın havale edilmesi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İngilizler </span>tarafından bir yıl geciktirilmiştir</span>)</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><img src="https://i.hizliresim.com/LvWVa1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: LvWVa1.jpg]" class="mycode_img" /></span></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">JAPONYA HEYMEYMORO İSİMLİ VAPURU VİLADİVOSTOK LİMANINA GÖNDERDİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><img src="https://i.hizliresim.com/1plQyD.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1plQyD.jpg]" class="mycode_img" /></span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Paranın gönderilmesinin hemen ardından <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1921 </span>yılının <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şubat </span>ayında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon </span>askeri yetkilileri, Türk esirlerini taşımak için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Heymeymoro </span>(<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Parlak Barış</span>) isimli vapuru <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Viladivostok </span>limanına gönderdiler. Vapura <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1030 kişi </span>binecekti. Bunların 12’si <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirlerinin orada evlendikleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">eşleri</span>, geriye kalan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1018</span>’i ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esiriydi. Vapura kaçak olarak binen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tatar </span>gençleri de bulunuyordu.</span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Esirler, limana kol düzeninde şehrin çeşitli yerlerini selamlayarak, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk bayrağı </span>çekilen gemiye büyük bir disiplin içinde bindiler. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Viladivostok </span>limanında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çinliler, Japonlar, Amerikalılar, Koreliler </span>ve<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Azeri</span>lerden oluşan halk topluluğu esirlerin örnek davranışlarını büyük bir ilgi içinde izlediler. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk–Tatar Müslümanların </span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Anavatan’a bizden selam götürün”</span>diye bağrışmaları ve “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Selamet! Selamet!”</span> sesleri ile<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Heymeymoro 23 Şubat 1921’</span>de<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Viladivostok </span>limanından hareket etti.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Heymeymoro </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">vapurunun kaptanı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yarbay Çomora </span>idi. Vapurda ayrıca bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon Yüzbaşı </span>ve bir de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">doktor binbaşı </span>bulunuyordu. Yolculuğun <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Viladivostok</span>’tan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul</span>’a kadar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">45 </span>günde bitirilmesi planlanmıştı.</span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Vapur, hiçbir limana uğramadan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Süveyş Kanalı </span>üzerinden <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akdeniz</span>’e çıkacak ve doğrudan<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> İstanbul’</span>a gidecekti. Sadece <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seylan Adası</span> (<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sri Lanka</span>) ’nın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kolombo </span>limanından su almak için duracaktı. Yiyecek olarak ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">50 gr. </span>ekmek ve ölmeyecek kadar pirinç lapası bazen de ince bir dilim <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">balık </span>ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">çay </span>verilecekti. Bu şekilde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">20.000</span> km’den fazla yol gidilecekti.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">HEYMEYMORO MİDİLLİ ADASI ÖNLERİNDE YUNANİSTAN TARAFINDAN DURDURULUYOR</span></span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Heymeymoro </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">vapuru <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Midilli Adası </span>önüne geldikten sonra <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan Hükümetini </span>temsilen iki subay ve bir sivil vapura biner. Yunanlılar vapurda bulunan esirlerin tamamının kendilerine teslim edilmesini isterler.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Japon Yarbay Çomora </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">mert bir askere yakışan bir yanıt verir: “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hükümetimden, bu yolcuların hepsini İtilaf Devletleri işgali altında bulunan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul’</span>daki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk hükümetine </span>teslim etmek emri aldım. Elimde bütün devletlerce kabul edilmiş ve imzalanmış bir de protokol var ve bu sebeple size Türkleri esir veremem.”</span></span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Bu cevap üzerine <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan heyeti </span>gider. Birkaç gün sonra ikinci bir heyet vapura gelir, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaptan Çomora</span>’dan aldıkları cevap yine aynıdır: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Hayır!”</span></span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Bundan sonrası <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon Yarbay Çomora </span>ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan temsilcileri </span>arasında tam bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sinir harbine </span>dönmüştür. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan heyet </span>gemiye her geldiğinde biraz daha <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sert </span>ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">aksi </span>cevaplar alırken gemiden sinirli ayrılırlar. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon elçiliği </span>de devreye girer ama sonuç yoktur. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirler ise meraklı ve endişeli şekilde olayları takip ederken<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">, kısıtlı imkânlara </span>ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ağır gemi şartlarına </span>katlanmak zorundadırlar.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">HEYMEYMORO PİRE LİMANINA ÇEKİLİYOR</span></span><br />
<br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Yapılan görüşmeler sonuç vermemiştir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunanlılar </span>gemiye hareket izni vermemekte, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon Yarbay </span>da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan Hükümetine</span> teslim etmemekte kararlıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13 Nisan 1921</span> tarihinde geminin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Midilli</span>’den <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pire </span>limanına çektirilmesi uygun görülmüştür. Böylece Türk esirleri için ikinci esaret dönemi başlamıştır.</span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Bu uluslararası skandalı çözmek için de diplomatik faaliyetlere girişilmiştir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan hükümetine </span>vapurdaki esirlere muharip unsur olarak bakmanın yanlış olduğunu belirten <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">14 Nisan 1921</span> tarihli telgrafla uyaran </span></span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #385898;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Uluslararası Kızılhaç Teşkilatı</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">’na<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">, 17 Nisan 1921</span>’de cevap veren Yunan Başbakanı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gunaris </span>esirlerin<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> İstanbul</span>’a nakli konusunda <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon Hükümeti </span>ile müzakerelerin devam ettiğini söyleyerek kaçamak ifadeler kullanmıştı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">YUNAN HEYETİ ISRARLA TÜRK ESİRLERİ İSTİYOR</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Pire </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">limanında da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan Hükümeti </span>esirlerin kendilerine iadesini talep ederler. İki küçük rütbeli subaydan oluşan bir heyet, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon Yarbay Çomora</span>’ya gelir ve esirlerin teslim edilmesini isterler.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Yarbay Çomora </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">askeri görgü kuralları gereği “ <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Benimle konuşacak zatın benim rütbemde bir asker olması lazım</span>” diyerek gemiden kovar. Daha sonra gemiye bir yarbay ve bir binbaşıdan oluşan başka bir heyet gelir, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çomora </span>onlara da: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Bu vapur <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon </span>vapuru ben de bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon </span>askeriyim. Hükümetimden aldığım emir gereği <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kızılhaç Örgütü’</span>nün izin ve İtilaf Devletlerinin onayı üzerine bu esirleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul’</span>a götürüp <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk makamlarına </span>teslim etmekle görevliyim. Aynı zamanda bir asker olduğum için bu görevi yerine getirmeye mecburum. Yok, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan hükümeti </span>derse ki bu esirleri sizden alırız; o takdirde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">önce bizleri sonra da Türkleri alırsınız! </span></span>Yarbay Çomora</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Japon </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">gemisi ve mürettebatını esir almanın uluslararası yeni bir krize yol açacağını bilen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan Hükümeti </span>böyle bir şeye cesaret edemese de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">gayri insani </span>yollara başvurmaktan çekinmez.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Yunanlılar</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">, hem <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkleri </span>hem <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japonları </span>yıldırmak için gemiye <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">erzak </span>vermezler. Ne var ki ne Türklerde ne de Japonlarda yılgınlıktan eser vardır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yarbay Çomora </span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Çok ümitliyim Yunanlılar sizleri elimizden kolay kolay alamayacaklardır.</span>” diye ümit tazelemektedir.</span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Türk esirlerin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon Yarbay’a </span>güvenleri tamdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Halil Ataman</span>; “…umudumu kırmıyorum, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japonlar </span>ayak direyecek ve bizleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunanlılara </span>vermeyecekler” diyerek <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yarbay Çomora</span>’ya güvenlerini belirtmektedir. Bu kuvvetli ruh halinin, her geçen gün biraz daha ağırlaşan gemi şartlarında ne kadar daha süreceği belirsizdi.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Pire</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">’de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirlerin zorla tutulmasının üzerinden <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5 ay</span> geçmişti. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japonlar, Türkiye</span>’ye götürmek üzere aldıkları esirleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul</span>’a ulaştırmak için direnç gösterirken, Yunanlılar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Heymeymoro </span>vapurunun <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pire</span>’den ayrılmasına izin vermiyordu. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japonlar </span>bu sıkıntılı sürece ve ağır gemi şartlarına dayanamamış, geminin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ikinci kaptanı </span>da dâhil çoğu hastalanıp Yunan hastanelerine kaldırılmıştı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><img src="https://i.hizliresim.com/r0olQM.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: r0olQM.jpg]" class="mycode_img" /></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">MİLLETLER CEMİYETİ DURUM İNCELEMESİ İÇİN HEYET GÖNDERDİ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Türk </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">esirleri, </span></span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #385898;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Milletler Cemiyetine</span></span></span></span> <span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">başvuruda bulunarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Heymeymoro</span>’yu incelemek üzere bir sağlık heyetinin gemiye gönderilmesini sağlarlar. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1 Ağustos 1921</span>’de incelemelere başlayan heyet üyeleri, gördükleri manzara karşısında şaşkına döner ve üzüntülerini gizleyemezler.</span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Muayeneler sonucunda malul sayılan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">395 kişi, 6 Ağustos 1921</span>’de, önceden büyük baş hayvan taşımak için kullanılan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Olympos vapuru</span> ile <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul</span>’a gönderildiler.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">31 Nisan 1921</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">’den beri<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Pire’</span>de tutulan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirlerinin tarafsız bir ülke arazisine yollanmasına karar verildi. Varılan anlaşmaya göre sevk, iskân ve iaşe masraflarını <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Osmanlı Devleti </span>karşılayacak, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>kafilesi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk– Yunan Harbi </span>sonuna kadar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İtalya</span>’nın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asinara Adasında</span> misafir edilecekti.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">HEYMEYMORO PİRE LİMANINDAN AYRILARAK ASİNARA ADASINA GİTTİ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Heymeymoro </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">ve taşıdığı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">620 Türk </span>esiri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13 Ekim 1921</span>’de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pire</span>’den ayrılarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">17 Ekim 1921</span> tarihinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sardunya Adası’</span>nın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Porto Torrres </span>limanına vardılar. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japonya</span>’nın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Roma Askeri Ataşesi </span>bizzat <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asinara Adasına </span>gelerek <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türklere </span>ne kadar değer verdiğini gösterdi.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">18 Ekim</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"> sabahı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asinara Adası’</span>na varan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirleri derme çatma bir iskeleden karaya çıkarlar<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">. Viladivostok’</span>tan beri esir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk</span> gazilerinin kaptanlıklarını yapan, Türkleri Yunanlara Teslim Etmeyen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yarbay Çomora </span>kader arkadaşlarına hüzünlü bir veda konuşması yaptı; <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Arkadaşlar sizi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">siz Türkleri </span>tanımış olmak benim için hayatım boyunca taşıyacağım çok canlı ve daima yaşayan bir şeref ve iftihar vesilesi olacaktır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siz Türkleri </span>tanımış olma fırsatına nail olduğum için çok bahtiyarım. Sizlerde çok üstün bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">seciye </span>(ahlak) ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">karakter</span>, aynı zamanda <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">fazilet </span>gördüm. Bu söylediklerim bilmüşahade (gözlemlerime dayanarak) duygularımın kendisidir. İşte bu görüşüm bana şu gerçekleri söyletiyor: Sizler insanlığın öğüneceği bir üstün insansınız. Bütün iyi ve en iyi vasıflar sizdedir. Sizle büyük şayanı hürmet bir milletin çocukları olduğunuzu fiilen ispat ettiniz. Bu gerçeğin yegâne şahidi benim. Sizlerle geçirdiğim tam sekiz aylık süre, bana çok kıymetli hayati mevzular öğretti. Şimdi burada sizleri müjdelemek değil, olanı ve yarınlarda olacağı söylemek istiyorum: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaşamak, var olmak </span>sizin ve siz ayardakilerin hakkıdır. En şayanı hürmet, kendine inanılır, güvenilir, en yüksek ahlaka sahip, yaşamaya en çok layık olan bir milletsiziniz. Bugün memleketinizin giriştiği mücadele, zaferle sona erecektir. Çünkü var olmak ve yaşamak isteyen sizsiniz; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk milletidir</span>. Yakından gördüğüm kaypak ve kahpe milletler size dem vuramaz. Parlak yarınlar sizindir. Sizler sevdiğiniz vatanınıza götüremediğim için çok üzgünüm ve müteessirim. Çünkü sizleri bu ıssız, insansız, vahşi ve kötü görünüşlü bir yere indirdik. Umarım, bu yerden de kurtulursunuz. Şimdi en iyi dileklerimle hepinizi selamlarım.</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">ASİNARA ADAS’NA YERLEŞEN TÜRK ESİRLERİ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Sibirya</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">’nın soğuğunda esir kamplarında açlık ve her türlü sefaletin içinde ölüm kalım savaşı veren <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirlerini <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asinara Adasında </span>da sıcak, susuzluk, hastalık ve kötü yaşam şartları bekliyordu. İtalyanların ağır suçlular için sürgün ve salgın hastalıklar için de karantina merkezi olarak kullandıkları bu adada yetişen sebze, meyve et ve süt ürünleri ülkeye sokulmuyordu.</span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Denizde köpek balıkları, karada ise zehirli yılanlarla kuşatılan esir gazilerimiz buraya sekiz ay kadar katlanmak zorundaydılar. Ne yazık ki bazıları vatan toprağının kokusunu alacak kadar memlekete yaklaşmalarına rağmen yılan sokması ve hastalık yüzünden <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asinara Adasında </span>şahadet şerbetini içmiş, adaya defnedilmiştir.</span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Nihayet <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Milletler Cemiyet </span>ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk Kızılay</span>’ının çalışmalarıyla <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">19 Haziran 1922 </span>tarihinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ümit Vapuru </span>ile <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul</span>’a doğru seyre çıktılar. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">25 Haziran 1922</span>’de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">yedi buçuk yıllık</span> esaret hayatı bitmiş, sırada fazlası ile özgürlüğü anavatanda kucaklamak kalmıştı.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #385898;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Kaynak</span></span></span></span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">: </span></span></span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #385898;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><a href="http://www.dzkk.tsk.tr" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.dzkk.tsk.tr</a></span></span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Halil Ataman, Esaret Yılları,281-282. Türkleri Yunanlara Teslim Etmeyen Yarbay Çomora</span></span></span><br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"> </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Günümüzde bu kahraman<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Japon Yarbay Çomora</span> (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yukichi Tsumura</span>) ‘yı çok az insan tanır. </span></span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #385898;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Rusya</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">‘nın </span></span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #385898;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Viladivostok </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">limanından, İstanbul’a getirilen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirleri taşıyan vapuru, Yunan yetkililer <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Midilli </span>adasında durdurmuş, vapurda ki Türk esirlerin Yunanistan’a teslim edilmelerini istemişti. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkleri </span>Yunanlara Teslim Etmeyen<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Yarbay Çomora !</span></span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Ruslar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">I. Dünya Savaşı </span>süresince <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sarıkamış Harekâtında </span>ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Galiçya Cephesinde </span>devam eden büyüklü küçüklü muharebelerde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk Ordusu</span>’ndan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">65 bin </span>esir ele geçirmişlerdi. Türk esirleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hazar Denizi</span>’ndeki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nargin Adası</span>’ndan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sibirya</span>’daki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Krasnoyarsk </span>şehrine kadar oldukça geniş bir coğrafyada dağınık olarak tutulmuşlardı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">JAPONLAR VİLADİVOSTOK’A ASKER</span></span><br />
<br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Savaş sırasında</span></span></span><span style="color: #385898;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İtilaf Devletleri </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">yanında yer alan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japonya</span>, Rusya’daki </span></span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #385898;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Bolşevik Devrimi</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">’nin yol açtığı karışıklıklardan yararlanarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1918 </span>yılının <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nisan </span>ayında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Viladivostok</span>’a asker çıkarmış ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Trans–Sibirya </span>demiryolu hattı boyunca <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Baykal Gölüne </span>kadar olan bölgeye ilerlemişti.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">TÜRK ESİRLERİN KADERİ JAPONYA’NIN ELİNDE</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Japonya </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">4-6 Nisan 1920’de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Viladivostok</span> bölgesini tamamen kontrol altına aldığından bölgede bulunan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk esirlerin </span>kontrolü <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japonya</span>’ya geçmişti. Bu sırada <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rusya</span>‘nın iç kesimlerinden <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirlerinin bölgeye sevki ise devam etmekteydi.</span></span></span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><img src="https://i.hizliresim.com/vav1ER.jpg" loading="lazy"  width="238" height="350" alt="[Resim: vav1ER.jpg]" class="mycode_img" /></span></span></span></div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">OSMANLI DEVLETİ TÜRK ESİRLER İÇİN GİRİŞİMDE BULUNUYOR</span></span><br />
<br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Bu buhranlı hava içinde uluslararası arenada inisiyatifini kaybetmiş olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Osmanlı Devleti Rusya</span>’da kalan esirleri için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul</span>’daki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İngiliz Fevkalade Komiserliği</span>’ne başvurmak zorunda kalmıştı.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">İngiltere, Osmanlı Devleti</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">’nin müracaatına <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1919 </span>sonlarına doğru cevap verdi ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul</span>’a yapılacak seferin masrafları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk hükümeti </span>tarafından karşılanacak, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Viladivostok’</span>ta toplanan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon vapur şirketi Katsuva </span>ile yapılan anlaşma neticesinde tahsis edilecek bir vapurla, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ağustos </span>ya da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eylül </span>ayında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul</span>’a ulaştırılacaktı. (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Paranın havale edilmesi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İngilizler </span>tarafından bir yıl geciktirilmiştir</span>)</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><img src="https://i.hizliresim.com/LvWVa1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: LvWVa1.jpg]" class="mycode_img" /></span></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">JAPONYA HEYMEYMORO İSİMLİ VAPURU VİLADİVOSTOK LİMANINA GÖNDERDİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><img src="https://i.hizliresim.com/1plQyD.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1plQyD.jpg]" class="mycode_img" /></span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Paranın gönderilmesinin hemen ardından <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1921 </span>yılının <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şubat </span>ayında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon </span>askeri yetkilileri, Türk esirlerini taşımak için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Heymeymoro </span>(<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Parlak Barış</span>) isimli vapuru <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Viladivostok </span>limanına gönderdiler. Vapura <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1030 kişi </span>binecekti. Bunların 12’si <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirlerinin orada evlendikleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">eşleri</span>, geriye kalan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1018</span>’i ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esiriydi. Vapura kaçak olarak binen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tatar </span>gençleri de bulunuyordu.</span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Esirler, limana kol düzeninde şehrin çeşitli yerlerini selamlayarak, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk bayrağı </span>çekilen gemiye büyük bir disiplin içinde bindiler. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Viladivostok </span>limanında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çinliler, Japonlar, Amerikalılar, Koreliler </span>ve<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Azeri</span>lerden oluşan halk topluluğu esirlerin örnek davranışlarını büyük bir ilgi içinde izlediler. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk–Tatar Müslümanların </span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Anavatan’a bizden selam götürün”</span>diye bağrışmaları ve “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Selamet! Selamet!”</span> sesleri ile<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Heymeymoro 23 Şubat 1921’</span>de<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Viladivostok </span>limanından hareket etti.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Heymeymoro </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">vapurunun kaptanı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yarbay Çomora </span>idi. Vapurda ayrıca bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon Yüzbaşı </span>ve bir de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">doktor binbaşı </span>bulunuyordu. Yolculuğun <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Viladivostok</span>’tan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul</span>’a kadar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">45 </span>günde bitirilmesi planlanmıştı.</span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Vapur, hiçbir limana uğramadan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Süveyş Kanalı </span>üzerinden <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akdeniz</span>’e çıkacak ve doğrudan<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> İstanbul’</span>a gidecekti. Sadece <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seylan Adası</span> (<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sri Lanka</span>) ’nın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kolombo </span>limanından su almak için duracaktı. Yiyecek olarak ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">50 gr. </span>ekmek ve ölmeyecek kadar pirinç lapası bazen de ince bir dilim <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">balık </span>ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">çay </span>verilecekti. Bu şekilde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">20.000</span> km’den fazla yol gidilecekti.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">HEYMEYMORO MİDİLLİ ADASI ÖNLERİNDE YUNANİSTAN TARAFINDAN DURDURULUYOR</span></span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Heymeymoro </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">vapuru <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Midilli Adası </span>önüne geldikten sonra <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan Hükümetini </span>temsilen iki subay ve bir sivil vapura biner. Yunanlılar vapurda bulunan esirlerin tamamının kendilerine teslim edilmesini isterler.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Japon Yarbay Çomora </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">mert bir askere yakışan bir yanıt verir: “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hükümetimden, bu yolcuların hepsini İtilaf Devletleri işgali altında bulunan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul’</span>daki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk hükümetine </span>teslim etmek emri aldım. Elimde bütün devletlerce kabul edilmiş ve imzalanmış bir de protokol var ve bu sebeple size Türkleri esir veremem.”</span></span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Bu cevap üzerine <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan heyeti </span>gider. Birkaç gün sonra ikinci bir heyet vapura gelir, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaptan Çomora</span>’dan aldıkları cevap yine aynıdır: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Hayır!”</span></span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Bundan sonrası <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon Yarbay Çomora </span>ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan temsilcileri </span>arasında tam bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sinir harbine </span>dönmüştür. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan heyet </span>gemiye her geldiğinde biraz daha <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sert </span>ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">aksi </span>cevaplar alırken gemiden sinirli ayrılırlar. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon elçiliği </span>de devreye girer ama sonuç yoktur. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirler ise meraklı ve endişeli şekilde olayları takip ederken<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">, kısıtlı imkânlara </span>ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ağır gemi şartlarına </span>katlanmak zorundadırlar.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">HEYMEYMORO PİRE LİMANINA ÇEKİLİYOR</span></span><br />
<br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Yapılan görüşmeler sonuç vermemiştir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunanlılar </span>gemiye hareket izni vermemekte, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon Yarbay </span>da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan Hükümetine</span> teslim etmemekte kararlıdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13 Nisan 1921</span> tarihinde geminin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Midilli</span>’den <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pire </span>limanına çektirilmesi uygun görülmüştür. Böylece Türk esirleri için ikinci esaret dönemi başlamıştır.</span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Bu uluslararası skandalı çözmek için de diplomatik faaliyetlere girişilmiştir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan hükümetine </span>vapurdaki esirlere muharip unsur olarak bakmanın yanlış olduğunu belirten <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">14 Nisan 1921</span> tarihli telgrafla uyaran </span></span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #385898;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Uluslararası Kızılhaç Teşkilatı</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">’na<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">, 17 Nisan 1921</span>’de cevap veren Yunan Başbakanı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gunaris </span>esirlerin<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> İstanbul</span>’a nakli konusunda <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon Hükümeti </span>ile müzakerelerin devam ettiğini söyleyerek kaçamak ifadeler kullanmıştı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">YUNAN HEYETİ ISRARLA TÜRK ESİRLERİ İSTİYOR</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Pire </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">limanında da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan Hükümeti </span>esirlerin kendilerine iadesini talep ederler. İki küçük rütbeli subaydan oluşan bir heyet, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon Yarbay Çomora</span>’ya gelir ve esirlerin teslim edilmesini isterler.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Yarbay Çomora </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">askeri görgü kuralları gereği “ <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Benimle konuşacak zatın benim rütbemde bir asker olması lazım</span>” diyerek gemiden kovar. Daha sonra gemiye bir yarbay ve bir binbaşıdan oluşan başka bir heyet gelir, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çomora </span>onlara da: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Bu vapur <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon </span>vapuru ben de bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon </span>askeriyim. Hükümetimden aldığım emir gereği <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kızılhaç Örgütü’</span>nün izin ve İtilaf Devletlerinin onayı üzerine bu esirleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul’</span>a götürüp <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk makamlarına </span>teslim etmekle görevliyim. Aynı zamanda bir asker olduğum için bu görevi yerine getirmeye mecburum. Yok, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan hükümeti </span>derse ki bu esirleri sizden alırız; o takdirde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">önce bizleri sonra da Türkleri alırsınız! </span></span>Yarbay Çomora</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Japon </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">gemisi ve mürettebatını esir almanın uluslararası yeni bir krize yol açacağını bilen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunan Hükümeti </span>böyle bir şeye cesaret edemese de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">gayri insani </span>yollara başvurmaktan çekinmez.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Yunanlılar</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">, hem <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkleri </span>hem <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japonları </span>yıldırmak için gemiye <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">erzak </span>vermezler. Ne var ki ne Türklerde ne de Japonlarda yılgınlıktan eser vardır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yarbay Çomora </span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Çok ümitliyim Yunanlılar sizleri elimizden kolay kolay alamayacaklardır.</span>” diye ümit tazelemektedir.</span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Türk esirlerin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japon Yarbay’a </span>güvenleri tamdır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Halil Ataman</span>; “…umudumu kırmıyorum, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japonlar </span>ayak direyecek ve bizleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunanlılara </span>vermeyecekler” diyerek <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yarbay Çomora</span>’ya güvenlerini belirtmektedir. Bu kuvvetli ruh halinin, her geçen gün biraz daha ağırlaşan gemi şartlarında ne kadar daha süreceği belirsizdi.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Pire</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">’de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirlerin zorla tutulmasının üzerinden <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5 ay</span> geçmişti. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japonlar, Türkiye</span>’ye götürmek üzere aldıkları esirleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul</span>’a ulaştırmak için direnç gösterirken, Yunanlılar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Heymeymoro </span>vapurunun <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pire</span>’den ayrılmasına izin vermiyordu. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japonlar </span>bu sıkıntılı sürece ve ağır gemi şartlarına dayanamamış, geminin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ikinci kaptanı </span>da dâhil çoğu hastalanıp Yunan hastanelerine kaldırılmıştı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><img src="https://i.hizliresim.com/r0olQM.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: r0olQM.jpg]" class="mycode_img" /></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">MİLLETLER CEMİYETİ DURUM İNCELEMESİ İÇİN HEYET GÖNDERDİ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Türk </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">esirleri, </span></span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #385898;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Milletler Cemiyetine</span></span></span></span> <span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">başvuruda bulunarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Heymeymoro</span>’yu incelemek üzere bir sağlık heyetinin gemiye gönderilmesini sağlarlar. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1 Ağustos 1921</span>’de incelemelere başlayan heyet üyeleri, gördükleri manzara karşısında şaşkına döner ve üzüntülerini gizleyemezler.</span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Muayeneler sonucunda malul sayılan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">395 kişi, 6 Ağustos 1921</span>’de, önceden büyük baş hayvan taşımak için kullanılan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Olympos vapuru</span> ile <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul</span>’a gönderildiler.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">31 Nisan 1921</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">’den beri<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Pire’</span>de tutulan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirlerinin tarafsız bir ülke arazisine yollanmasına karar verildi. Varılan anlaşmaya göre sevk, iskân ve iaşe masraflarını <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Osmanlı Devleti </span>karşılayacak, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>kafilesi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk– Yunan Harbi </span>sonuna kadar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İtalya</span>’nın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asinara Adasında</span> misafir edilecekti.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">HEYMEYMORO PİRE LİMANINDAN AYRILARAK ASİNARA ADASINA GİTTİ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Heymeymoro </span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">ve taşıdığı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">620 Türk </span>esiri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13 Ekim 1921</span>’de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pire</span>’den ayrılarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">17 Ekim 1921</span> tarihinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sardunya Adası’</span>nın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Porto Torrres </span>limanına vardılar. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Japonya</span>’nın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Roma Askeri Ataşesi </span>bizzat <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asinara Adasına </span>gelerek <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türklere </span>ne kadar değer verdiğini gösterdi.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">18 Ekim</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"> sabahı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asinara Adası’</span>na varan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirleri derme çatma bir iskeleden karaya çıkarlar<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">. Viladivostok’</span>tan beri esir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk</span> gazilerinin kaptanlıklarını yapan, Türkleri Yunanlara Teslim Etmeyen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yarbay Çomora </span>kader arkadaşlarına hüzünlü bir veda konuşması yaptı; <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Arkadaşlar sizi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">siz Türkleri </span>tanımış olmak benim için hayatım boyunca taşıyacağım çok canlı ve daima yaşayan bir şeref ve iftihar vesilesi olacaktır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siz Türkleri </span>tanımış olma fırsatına nail olduğum için çok bahtiyarım. Sizlerde çok üstün bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">seciye </span>(ahlak) ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">karakter</span>, aynı zamanda <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">fazilet </span>gördüm. Bu söylediklerim bilmüşahade (gözlemlerime dayanarak) duygularımın kendisidir. İşte bu görüşüm bana şu gerçekleri söyletiyor: Sizler insanlığın öğüneceği bir üstün insansınız. Bütün iyi ve en iyi vasıflar sizdedir. Sizle büyük şayanı hürmet bir milletin çocukları olduğunuzu fiilen ispat ettiniz. Bu gerçeğin yegâne şahidi benim. Sizlerle geçirdiğim tam sekiz aylık süre, bana çok kıymetli hayati mevzular öğretti. Şimdi burada sizleri müjdelemek değil, olanı ve yarınlarda olacağı söylemek istiyorum: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaşamak, var olmak </span>sizin ve siz ayardakilerin hakkıdır. En şayanı hürmet, kendine inanılır, güvenilir, en yüksek ahlaka sahip, yaşamaya en çok layık olan bir milletsiziniz. Bugün memleketinizin giriştiği mücadele, zaferle sona erecektir. Çünkü var olmak ve yaşamak isteyen sizsiniz; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk milletidir</span>. Yakından gördüğüm kaypak ve kahpe milletler size dem vuramaz. Parlak yarınlar sizindir. Sizler sevdiğiniz vatanınıza götüremediğim için çok üzgünüm ve müteessirim. Çünkü sizleri bu ıssız, insansız, vahşi ve kötü görünüşlü bir yere indirdik. Umarım, bu yerden de kurtulursunuz. Şimdi en iyi dileklerimle hepinizi selamlarım.</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">ASİNARA ADAS’NA YERLEŞEN TÜRK ESİRLERİ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Sibirya</span></span></span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">’nın soğuğunda esir kamplarında açlık ve her türlü sefaletin içinde ölüm kalım savaşı veren <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk </span>esirlerini <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asinara Adasında </span>da sıcak, susuzluk, hastalık ve kötü yaşam şartları bekliyordu. İtalyanların ağır suçlular için sürgün ve salgın hastalıklar için de karantina merkezi olarak kullandıkları bu adada yetişen sebze, meyve et ve süt ürünleri ülkeye sokulmuyordu.</span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Denizde köpek balıkları, karada ise zehirli yılanlarla kuşatılan esir gazilerimiz buraya sekiz ay kadar katlanmak zorundaydılar. Ne yazık ki bazıları vatan toprağının kokusunu alacak kadar memlekete yaklaşmalarına rağmen yılan sokması ve hastalık yüzünden <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asinara Adasında </span>şahadet şerbetini içmiş, adaya defnedilmiştir.</span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Nihayet <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Milletler Cemiyet </span>ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk Kızılay</span>’ının çalışmalarıyla <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">19 Haziran 1922 </span>tarihinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ümit Vapuru </span>ile <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul</span>’a doğru seyre çıktılar. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">25 Haziran 1922</span>’de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">yedi buçuk yıllık</span> esaret hayatı bitmiş, sırada fazlası ile özgürlüğü anavatanda kucaklamak kalmıştı.</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #385898;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Kaynak</span></span></span></span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">: </span></span></span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #385898;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><a href="http://www.dzkk.tsk.tr" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.dzkk.tsk.tr</a></span></span></span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Halil Ataman, Esaret Yılları,281-282. Türkleri Yunanlara Teslim Etmeyen Yarbay Çomora</span></span></span><br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"> </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Seyit Onbaşının (Kocaseyit) Hayat Öyküsü]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-seyit-onbasinin-kocaseyit-hayat-oykusu-838.html</link>
			<pubDate>Mon, 04 Mar 2019 06:59:33 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=416">merve</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-seyit-onbasinin-kocaseyit-hayat-oykusu-838.html</guid>
			<description><![CDATA[Köyünde onu herkes öldü bilmektedir.<br />
Çanakkale’den Havran’daki köyüne kadar 145 kilometreyi 13 günde yayan yürür.<br />
<br />
Geldiğinde evine giremez. Çünkü 9 yılda belki karısı, yeniden evlenmiş olabilir. Akşamdan geldiği evini sabaha kadar göz hapsine alır. Sabah koyunları çıkarmak için gelen bir akrabası ile karşılaşır.<br />
<br />
“-Sen kimsin?<br />
<br />
-Ben Seyidim.<br />
<br />
-Biz seni öldü biliyoruz.<br />
<br />
-İşte sağ döndüm. Benim hanım evli mi?<br />
<br />
-Hayır evli değil. Bir çocuğun var içeride, çocuğu korkutursun. Bağırarak git, haberi olsun.”<br />
<br />
Kapıdan eşinin ismini seslenir. 8 yaşında bir kız çocuğu kapıya gelir. “Anne” diyor, “kapıda sakallı biri var korktum.” Annesi geliyor kapıya bakıyor ki, adamı. “Korkma kızım o senin baban.”<br />
<br />
Ve 9 yıl sonra kızıyla böyle tanışıyor.<br />
<br />
O kız, sonradan nine olduğunda torunlarına, “Baba deyip de bir müddet kucağına oturamazdım” der.<br />
<br />
***<br />
<br />
Kocaseyit namı, Seyit Ali Çabuk tam adı.<br />
<br />
Çanakkale’de 276 kiloluk top mermisini tek başına sırtlayıp İngiliz zırhlısını vuran kahraman.<br />
<br />
1889'da Balıkesir'in Havran ilçesine bağlı bir orman köyü olan Manastır köyünde doğan Seyit Ali, Yörük çocuğudur.<br />
<br />
Mavi gözlü ve ufak tefektir.<br />
<br />
Gariban Anadolu köylüsü.<br />
<br />
Keçi güder arada kaçak odun kömürü yapar satar.<br />
<br />
1909’da askere gider.<br />
<br />
1912’de Balkan Savaşı’na katılır.<br />
<br />
1914’te Birinci Dünya Savaşı başlayınca Çanakkale cephesinde topçu eri olarak bulundu.<br />
<br />
18 Mart1915'te Müttefik donanması Çanakkale Boğazı'nı geçmek için saldırıya geçti. Bu sırada Seyit Ali, Rumeli Mecidiye Tabyası'nda görevlidir.<br />
<br />
(Savaşın en kritik anlarından birinde Queen Elizabeth zırhlısından atılan bir top mermisi Mecidiye Tabyası'na isabet eder. Mecidiye Tabyası'nın pozisyonu çok kritiktir. Boğazdan geçen düşman savaş gemilerini vurmak üzere oradadır. Ve hedef alınan tabyada geriye sadece iki er ve tabya komutanı kalmıştır. Bu erlerden bir tanesi Seyit Ali Çabuk'tur.<br />
<br />
Seyit, 276 kiloluk bir mermiyi, mataforası yani vinci bozuk olan topçu bataryasına tek başına sırtlayarak yerleştirmeyi başarır.<br />
Ve Ocean gemisini dümen sisteminden vurmayı başarır. Ocean daha sonra sürüklenir ve Nusrat’ın döşediği mayınlardan birine çarparak batar.<br />
<br />
Bu başarısından ötürü onbaşı rütbesine yükseltilmiş bir de ödül olarak çift tayın verilmiş.<br />
<br />
O da bir hafta sonra kursağından geçmeyince istememiş.<br />
<br />
Seyit Ali, 1909'da gittiği askerden, 1918'de onbaşı olarak döner.<br />
<br />
1915’teki zaferden sonra 3 yıl daha Çanakkale’de askerliğe devam eder.<br />
<br />
1918’de terhis olur.<br />
<br />
BİR TEK ATATÜRK HATIRLAR<br />
<br />
Kocaseyit, harpten döndükten sonra burada köyünde kimseye savaş ile ilgili bir şey anlatmaz. 9 yılda yaşadıklarını kendine saklar. Kolay değil, yaşanan olaylar, büyük travmalar yaratmıştır muhtemelen. 1929’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bir açılış için Havran'a gelir. Açılıştan sonra Havran Nahiye Müdürü’ne der ki, “Burada bir Seyit Onbaşı olacaktı onu görmem lazım.”<br />
<br />
Ancak Havran Nahiye Müdürü, Seyit Onbaşı’nın hangi köyde olduğunu bilmez. “Buluruz tabii Paşam” deyip, Edremit askerlik şubesinden Seyit’i sordurur. Manastır köyünde bulunur. Şubeden 2 jandarma görevlendirilip salınır. Sabah çıkan jandarmalar akşamüstü köye gelir. Kocaseyit, dağa kömüre gitmiştir. Jandarmalar evinin önünde akşama dek bekler. Akşam geç saatte evine gelen Seyit, jandarmayı görünce, kaçak kömür için geldiklerini sanır. Ama bozuntuya vermez. Askerlere “suçum ne ki” diye sorar. “Hayır, suçun yok biz seni bekliyoruz. Seni Paşa çağırıyor.” Seyit, sevinir.<br />
<br />
Gece yarısı vardıklarında nahiye müdürü, Seyit’i perişan vaziyette görünce, önce onu bir güzel yıkatır, berberde saç sakal traşı yaptırır. Sabah da elbisesini verir. Atatürk’ün yanına çıktığında, biraz sohbetten sonra Paşa ‘ne istersen, iste sen büyük kahramanlık yaptın’ der.<br />
<br />
Maaş bağlatılmasını teklif eder. Seyit Ali, “Hayır paşam" demiş, "biz görevimizi yaptık maaş için değil” der. Tek bir isteği olur Atatürk’ten, “Ben dağda kaçak odunla kömür imal ediyorum. Havran ve Edremit'te gece kaçak satıyorum. Senin emrinle o dağdaki ormancılar baltamı almasa. Rahat çalışsam, maaş da istemem”<br />
<br />
Atatürk, nahiye müdürüne talimat verir, Seyit’e dokunulmasın diye.<br />
<br />
Ancak iki yıl sonra yeni gelen nahiye müdürü bu emri uygulamaz, Seyit’e pek rahat verilmez.<br />
<br />
Seyit Ali Onbaşı, bir süre daha dağda odun kömürü yapar.<br />
<br />
Yaşlanmaya başlayınca zorlanır, Havran’da bir fabrikada hamallığa başlar.<br />
<br />
Seyit Ali Çabuk, 1939'da 50 yaşındayken, zatürreye yakalanır ve yaşamını yitirir.<br />
<br />
Köyündeki mezara gömülür.<br />
<br />
Kocaseyit'in köyü, hala yoksul...<br />
<br />
Yüze yakın torununun yaşadığı Kocaseyit Köyü (köyün adı sonradan Çamlık, 1990’da da Kocaseyit olmuştur), büyük oranda elektriksiz ve susuz.<br />
<br />
Aynı dedeleri Kocaseyit gibi.<br />
<br />
Kocaseyit’in öyküsü, bir yerde Türkiye’nin tüm kahramanlarının öyküsüdür.<br />
<br />
(Alıntı)<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/4jON4L.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 4jON4L.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Köyünde onu herkes öldü bilmektedir.<br />
Çanakkale’den Havran’daki köyüne kadar 145 kilometreyi 13 günde yayan yürür.<br />
<br />
Geldiğinde evine giremez. Çünkü 9 yılda belki karısı, yeniden evlenmiş olabilir. Akşamdan geldiği evini sabaha kadar göz hapsine alır. Sabah koyunları çıkarmak için gelen bir akrabası ile karşılaşır.<br />
<br />
“-Sen kimsin?<br />
<br />
-Ben Seyidim.<br />
<br />
-Biz seni öldü biliyoruz.<br />
<br />
-İşte sağ döndüm. Benim hanım evli mi?<br />
<br />
-Hayır evli değil. Bir çocuğun var içeride, çocuğu korkutursun. Bağırarak git, haberi olsun.”<br />
<br />
Kapıdan eşinin ismini seslenir. 8 yaşında bir kız çocuğu kapıya gelir. “Anne” diyor, “kapıda sakallı biri var korktum.” Annesi geliyor kapıya bakıyor ki, adamı. “Korkma kızım o senin baban.”<br />
<br />
Ve 9 yıl sonra kızıyla böyle tanışıyor.<br />
<br />
O kız, sonradan nine olduğunda torunlarına, “Baba deyip de bir müddet kucağına oturamazdım” der.<br />
<br />
***<br />
<br />
Kocaseyit namı, Seyit Ali Çabuk tam adı.<br />
<br />
Çanakkale’de 276 kiloluk top mermisini tek başına sırtlayıp İngiliz zırhlısını vuran kahraman.<br />
<br />
1889'da Balıkesir'in Havran ilçesine bağlı bir orman köyü olan Manastır köyünde doğan Seyit Ali, Yörük çocuğudur.<br />
<br />
Mavi gözlü ve ufak tefektir.<br />
<br />
Gariban Anadolu köylüsü.<br />
<br />
Keçi güder arada kaçak odun kömürü yapar satar.<br />
<br />
1909’da askere gider.<br />
<br />
1912’de Balkan Savaşı’na katılır.<br />
<br />
1914’te Birinci Dünya Savaşı başlayınca Çanakkale cephesinde topçu eri olarak bulundu.<br />
<br />
18 Mart1915'te Müttefik donanması Çanakkale Boğazı'nı geçmek için saldırıya geçti. Bu sırada Seyit Ali, Rumeli Mecidiye Tabyası'nda görevlidir.<br />
<br />
(Savaşın en kritik anlarından birinde Queen Elizabeth zırhlısından atılan bir top mermisi Mecidiye Tabyası'na isabet eder. Mecidiye Tabyası'nın pozisyonu çok kritiktir. Boğazdan geçen düşman savaş gemilerini vurmak üzere oradadır. Ve hedef alınan tabyada geriye sadece iki er ve tabya komutanı kalmıştır. Bu erlerden bir tanesi Seyit Ali Çabuk'tur.<br />
<br />
Seyit, 276 kiloluk bir mermiyi, mataforası yani vinci bozuk olan topçu bataryasına tek başına sırtlayarak yerleştirmeyi başarır.<br />
Ve Ocean gemisini dümen sisteminden vurmayı başarır. Ocean daha sonra sürüklenir ve Nusrat’ın döşediği mayınlardan birine çarparak batar.<br />
<br />
Bu başarısından ötürü onbaşı rütbesine yükseltilmiş bir de ödül olarak çift tayın verilmiş.<br />
<br />
O da bir hafta sonra kursağından geçmeyince istememiş.<br />
<br />
Seyit Ali, 1909'da gittiği askerden, 1918'de onbaşı olarak döner.<br />
<br />
1915’teki zaferden sonra 3 yıl daha Çanakkale’de askerliğe devam eder.<br />
<br />
1918’de terhis olur.<br />
<br />
BİR TEK ATATÜRK HATIRLAR<br />
<br />
Kocaseyit, harpten döndükten sonra burada köyünde kimseye savaş ile ilgili bir şey anlatmaz. 9 yılda yaşadıklarını kendine saklar. Kolay değil, yaşanan olaylar, büyük travmalar yaratmıştır muhtemelen. 1929’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bir açılış için Havran'a gelir. Açılıştan sonra Havran Nahiye Müdürü’ne der ki, “Burada bir Seyit Onbaşı olacaktı onu görmem lazım.”<br />
<br />
Ancak Havran Nahiye Müdürü, Seyit Onbaşı’nın hangi köyde olduğunu bilmez. “Buluruz tabii Paşam” deyip, Edremit askerlik şubesinden Seyit’i sordurur. Manastır köyünde bulunur. Şubeden 2 jandarma görevlendirilip salınır. Sabah çıkan jandarmalar akşamüstü köye gelir. Kocaseyit, dağa kömüre gitmiştir. Jandarmalar evinin önünde akşama dek bekler. Akşam geç saatte evine gelen Seyit, jandarmayı görünce, kaçak kömür için geldiklerini sanır. Ama bozuntuya vermez. Askerlere “suçum ne ki” diye sorar. “Hayır, suçun yok biz seni bekliyoruz. Seni Paşa çağırıyor.” Seyit, sevinir.<br />
<br />
Gece yarısı vardıklarında nahiye müdürü, Seyit’i perişan vaziyette görünce, önce onu bir güzel yıkatır, berberde saç sakal traşı yaptırır. Sabah da elbisesini verir. Atatürk’ün yanına çıktığında, biraz sohbetten sonra Paşa ‘ne istersen, iste sen büyük kahramanlık yaptın’ der.<br />
<br />
Maaş bağlatılmasını teklif eder. Seyit Ali, “Hayır paşam" demiş, "biz görevimizi yaptık maaş için değil” der. Tek bir isteği olur Atatürk’ten, “Ben dağda kaçak odunla kömür imal ediyorum. Havran ve Edremit'te gece kaçak satıyorum. Senin emrinle o dağdaki ormancılar baltamı almasa. Rahat çalışsam, maaş da istemem”<br />
<br />
Atatürk, nahiye müdürüne talimat verir, Seyit’e dokunulmasın diye.<br />
<br />
Ancak iki yıl sonra yeni gelen nahiye müdürü bu emri uygulamaz, Seyit’e pek rahat verilmez.<br />
<br />
Seyit Ali Onbaşı, bir süre daha dağda odun kömürü yapar.<br />
<br />
Yaşlanmaya başlayınca zorlanır, Havran’da bir fabrikada hamallığa başlar.<br />
<br />
Seyit Ali Çabuk, 1939'da 50 yaşındayken, zatürreye yakalanır ve yaşamını yitirir.<br />
<br />
Köyündeki mezara gömülür.<br />
<br />
Kocaseyit'in köyü, hala yoksul...<br />
<br />
Yüze yakın torununun yaşadığı Kocaseyit Köyü (köyün adı sonradan Çamlık, 1990’da da Kocaseyit olmuştur), büyük oranda elektriksiz ve susuz.<br />
<br />
Aynı dedeleri Kocaseyit gibi.<br />
<br />
Kocaseyit’in öyküsü, bir yerde Türkiye’nin tüm kahramanlarının öyküsüdür.<br />
<br />
(Alıntı)<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/4jON4L.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 4jON4L.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Osmanlı ordusunda bir Venezuellalı; Nogales Bey]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-osmanli-ordusunda-bir-venezuellali-nogales-bey-837.html</link>
			<pubDate>Sun, 03 Feb 2019 21:10:05 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=14">ahmetsahin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-osmanli-ordusunda-bir-venezuellali-nogales-bey-837.html</guid>
			<description><![CDATA[I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Ordusu’nda askeri uzman olarak görev yapmış, ihtilâlci bir ruh taşıyan asker, maceraperest ve seyyah Rafael de Nogales Mendez, 14 Ekim 1877'de Venezuella'nın San Cristobal şehrinde doğmuştur. Babası Pedro Felipe Indxauspe Cordero, annesi Maria Josefa Mendez Brito’dur.<br />
<br />
İlk gençlik yıllarından itibaren savaş sanatı üzerine özel dersler almış ve ailesi tarafından eğitim görmesi için Almanya'ya gönderilmiştir. Çocukluğu Almanya'da geçmiş ve eğitiminin büyük kısmını orada tamamlamıştır. Bir süre sonra Barcelona ve Louvain üniversitelerinde, felsefe, edebiyat ve fen bilimleri okumuş, askeri eğitimini ise Belçika Kraliyet Harp Okulu'nda yapmıştır. On yedi yaşında, asteğmen rütbesiyle İspanyol ordusuna girmiş, 1898’de Amerika Birleşik Devletleri kuvvetlerine karşı savaşmıştır. Meksika Devrimi'ne katılmış; Nikaragua'da Sandinistlerin yanında, Venezüella'da diktatörlüğün karşısında yer almıştır.<br />
<br />
1898 savaşı sonrasında bir süre Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan ve geçimini hayvancılık yaparak sağlayan Nogales, kumar masasında çıkan tartışma esnasında, bir cinayete karışması sonrasında bu ülkeden ayrılmıştır. 1903 yılında Çin'e gitmiş, Macao, Hong-Kong, Kore'de ve Port Arthur'da İngiliz casusları hesabına çalışarak Japonya yararına istihbarat ve karşı istihbarat faaliyetlerinde bulunmuştur.<br />
<br />
1914 yılında Birinci Dünya Savaşı çıktığında, öncelikle Belçika ve Fransa'ya hizmet etmek istemişse de, iki ülke yetkililerinin, Nogales'in milliyetini değiştirmesini ya da yabancı lejyonunda görev yapmasını şart koşmaları üzerine, bu ülkeler nezdindeki teşebbüsleri bir netice vermemiştir. Aynı dönemde Bulgaristan'da Alman Ataşemiliteri olarak görev yapan, Binbaşı Von Der Goltz ile Türk Ortaelçisi Fethi Bey'le (Okyar) tanışan bu maceraperest subay, onların tavsiyeleri üzerine Osmanlı İmparatorluğuna gönderilen Alman askeri uzmanlarıyla birlikte 1915 yılının Ocak ayında İstanbul'a gelmiştir.<br />
<br />
Nogales, üç hafta kadar başkentte kalmış aynı yılın Şubat ayı başında III. Ordu emrine atanmış ve 12 Şubat 1915 günü Haydarpaşa garından hareketle verdiği şeref sözü altında savaşmak üzere Doğu cephesine doğru yola çıkmıştır. Rafael de Nogales Mendez, geldiği tarihten 1919 yılına kadar, Osmanlı Ordusu’nda önce Yüzbaşı, daha sonra Binbaşı olarak görev yapmıştır.<br />
<br />
Nogales, 1915 yılında atandığı Doğu cephesindeki vazifesi sonrasında, 1917 yılında Güney cephesi 3. Süvari Tümeni emrine verilmiştir. Osmanlı ülkesinde bulunduğu zaman zarfında Türkçe de öğrenmiş, imparatorluğun son dönemlerine tanık olmuş ve katıldığı muharebelerde özveriyle savaşmıştır. Bir Osmanlı gibi davranmış ve duygularını: "Hilal Altında Dört Yıl" adlı kitabında: "Bu çöl çocukları arasında, anlımın üzerinde bir hilalle oturuyordum. Yaşamın ilginç tesadüfleri sonucunda Mısır Sina’sında Osmanlıların son sancaktarı ve halifenin temsilcisi olmuştum” şeklinde ifade etmiştir. Kendi komutasındaki birlikler Sina bölgesini terk ederken, topraklarını kaybeden bir vatan evladı gibi üzülmüş ve o günü ise: "Bu emir karşısında itaat etmekten başka çare kalmıyordu, sınırı yüreğim burkularak geçtim.” şeklinde anlatan Rafael de Nogales Mendez, 1919 yılında Osmanlı Ordusundan istifa ederek memleketine geri dönmüş, hayatının diğer dönemlerinde Nikaragua, Panama, Amerika Birleşik Devlerleri gibi, dünyanın değişik köşelerinde değişik serüvenler yaşamıştır. 1937 yılının 10 Temmuz günü altmış yaşında Panama’da hayata gözlerini yummuştur. Naaşı daha sonra ülkesi Venezuella'ya nakledilmiş ve burada defnedilmiştir.<br />
<br />
İlginç kişiliğine, farklı dillerde yayımlanmış birçok kitabına rağmen yakın vakte kadar unutulmuş, hiç değilse ihmal edilmiş bu ismin en çok göze çarpan özelliği, 1. Dünya Savaşı'nda “Nogales Bey” adı altında Osmanlı Ordusu'nda savaşmış olmasıdır.<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/V992GV.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: V992GV.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/lqqB8k.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: lqqB8k.jpg]" class="mycode_img" /></div>
Kaynaklar:<br />
<br />
Dr. Mehmet Necati Kutlu, “Yeni Bilgiler Işığında Rafael de Nogales Mendez” Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, 2004.<br />
<br />
Kaymakam Hakkı, Rafael de Nögalis, Hilâl Altında Dört Sene ve Buna Ait Bir Cevap, İstanbul, 1931.<br />
<br />
Özgür Gökmen, “Unutulmuş Bir Risaleyi Hatırlamak” Toplumsal Tarih Dergisi, s.143, 2005.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Ordusu’nda askeri uzman olarak görev yapmış, ihtilâlci bir ruh taşıyan asker, maceraperest ve seyyah Rafael de Nogales Mendez, 14 Ekim 1877'de Venezuella'nın San Cristobal şehrinde doğmuştur. Babası Pedro Felipe Indxauspe Cordero, annesi Maria Josefa Mendez Brito’dur.<br />
<br />
İlk gençlik yıllarından itibaren savaş sanatı üzerine özel dersler almış ve ailesi tarafından eğitim görmesi için Almanya'ya gönderilmiştir. Çocukluğu Almanya'da geçmiş ve eğitiminin büyük kısmını orada tamamlamıştır. Bir süre sonra Barcelona ve Louvain üniversitelerinde, felsefe, edebiyat ve fen bilimleri okumuş, askeri eğitimini ise Belçika Kraliyet Harp Okulu'nda yapmıştır. On yedi yaşında, asteğmen rütbesiyle İspanyol ordusuna girmiş, 1898’de Amerika Birleşik Devletleri kuvvetlerine karşı savaşmıştır. Meksika Devrimi'ne katılmış; Nikaragua'da Sandinistlerin yanında, Venezüella'da diktatörlüğün karşısında yer almıştır.<br />
<br />
1898 savaşı sonrasında bir süre Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan ve geçimini hayvancılık yaparak sağlayan Nogales, kumar masasında çıkan tartışma esnasında, bir cinayete karışması sonrasında bu ülkeden ayrılmıştır. 1903 yılında Çin'e gitmiş, Macao, Hong-Kong, Kore'de ve Port Arthur'da İngiliz casusları hesabına çalışarak Japonya yararına istihbarat ve karşı istihbarat faaliyetlerinde bulunmuştur.<br />
<br />
1914 yılında Birinci Dünya Savaşı çıktığında, öncelikle Belçika ve Fransa'ya hizmet etmek istemişse de, iki ülke yetkililerinin, Nogales'in milliyetini değiştirmesini ya da yabancı lejyonunda görev yapmasını şart koşmaları üzerine, bu ülkeler nezdindeki teşebbüsleri bir netice vermemiştir. Aynı dönemde Bulgaristan'da Alman Ataşemiliteri olarak görev yapan, Binbaşı Von Der Goltz ile Türk Ortaelçisi Fethi Bey'le (Okyar) tanışan bu maceraperest subay, onların tavsiyeleri üzerine Osmanlı İmparatorluğuna gönderilen Alman askeri uzmanlarıyla birlikte 1915 yılının Ocak ayında İstanbul'a gelmiştir.<br />
<br />
Nogales, üç hafta kadar başkentte kalmış aynı yılın Şubat ayı başında III. Ordu emrine atanmış ve 12 Şubat 1915 günü Haydarpaşa garından hareketle verdiği şeref sözü altında savaşmak üzere Doğu cephesine doğru yola çıkmıştır. Rafael de Nogales Mendez, geldiği tarihten 1919 yılına kadar, Osmanlı Ordusu’nda önce Yüzbaşı, daha sonra Binbaşı olarak görev yapmıştır.<br />
<br />
Nogales, 1915 yılında atandığı Doğu cephesindeki vazifesi sonrasında, 1917 yılında Güney cephesi 3. Süvari Tümeni emrine verilmiştir. Osmanlı ülkesinde bulunduğu zaman zarfında Türkçe de öğrenmiş, imparatorluğun son dönemlerine tanık olmuş ve katıldığı muharebelerde özveriyle savaşmıştır. Bir Osmanlı gibi davranmış ve duygularını: "Hilal Altında Dört Yıl" adlı kitabında: "Bu çöl çocukları arasında, anlımın üzerinde bir hilalle oturuyordum. Yaşamın ilginç tesadüfleri sonucunda Mısır Sina’sında Osmanlıların son sancaktarı ve halifenin temsilcisi olmuştum” şeklinde ifade etmiştir. Kendi komutasındaki birlikler Sina bölgesini terk ederken, topraklarını kaybeden bir vatan evladı gibi üzülmüş ve o günü ise: "Bu emir karşısında itaat etmekten başka çare kalmıyordu, sınırı yüreğim burkularak geçtim.” şeklinde anlatan Rafael de Nogales Mendez, 1919 yılında Osmanlı Ordusundan istifa ederek memleketine geri dönmüş, hayatının diğer dönemlerinde Nikaragua, Panama, Amerika Birleşik Devlerleri gibi, dünyanın değişik köşelerinde değişik serüvenler yaşamıştır. 1937 yılının 10 Temmuz günü altmış yaşında Panama’da hayata gözlerini yummuştur. Naaşı daha sonra ülkesi Venezuella'ya nakledilmiş ve burada defnedilmiştir.<br />
<br />
İlginç kişiliğine, farklı dillerde yayımlanmış birçok kitabına rağmen yakın vakte kadar unutulmuş, hiç değilse ihmal edilmiş bu ismin en çok göze çarpan özelliği, 1. Dünya Savaşı'nda “Nogales Bey” adı altında Osmanlı Ordusu'nda savaşmış olmasıdır.<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/V992GV.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: V992GV.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/lqqB8k.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: lqqB8k.jpg]" class="mycode_img" /></div>
Kaynaklar:<br />
<br />
Dr. Mehmet Necati Kutlu, “Yeni Bilgiler Işığında Rafael de Nogales Mendez” Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, 2004.<br />
<br />
Kaymakam Hakkı, Rafael de Nögalis, Hilâl Altında Dört Sene ve Buna Ait Bir Cevap, İstanbul, 1931.<br />
<br />
Özgür Gökmen, “Unutulmuş Bir Risaleyi Hatırlamak” Toplumsal Tarih Dergisi, s.143, 2005.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KAĞIT BARDAK..]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-kagit-bardak-836.html</link>
			<pubDate>Wed, 02 Jan 2019 15:33:10 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=1">mevthawk</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-kagit-bardak-836.html</guid>
			<description><![CDATA[Eski bir bakandan bir konferansta konuşma yapması istenmişti.<br />
<br />
Elinde kağıt kahve bardağı ile kürsüye çıktı ve konuşmasına başladı. <br />
Ama kafasının başka yerde olduğu sanki anlaşılıyordu.<br />
<br />
Daha bir iki cümle söylemiş iken durdu, kahve bardağından bir yudum aldı ve sonra bir süre bardağı kaldırıp baktı.<br />
<br />
Derin bir nefes aldı ve ;<br />
<br />
“Biliyor musunuz ne düşünüyorum? " diye sordu,<br />
<br />
"Bu konferansta geçen yıl da, hem de aynı kürsüde konuşmuştum.<br />
<br />
Tek bir fark vardı ; o zaman hala bakanlık görevim sürüyordu. <br />
<br />
Buraya gelirken bana business class bileti alınmıştı, hava alanında beni bir limuzin ve eskort araba bekliyordu.<br />
<br />
Beni önce bir otele götürmüşlerdi. <br />
Otel müdürü beni otelin kapısında karşılamış ve kral dairesine çıkarmıştı.<br />
<br />
Ertesi sabah lobide benim odadan inişimi bekleyen bir heyet vardı. <br />
<br />
Beni yine aynı limuzinle bu salona getirmişlerdi.<br />
<br />
Özel bir kapıdan içeri almışlardı. <br />
Çok şık bir bekleme odasında konferansı beklerken porselen bir kapta kahve ikram etmişlerdi.<br />
<br />
Sonra da beni salona aldılar ve en ön sırada ayrılan yerime geçmiştim."<br />
<br />
Eski bakan derin bir nefes aldı, <br />
seyircilere gülerek bir süre baktı ve devam etti <br />
<br />
"Fakat bu yıl karşınızda bir bakan olarak bulunmuyorum." <br />
bir an durdu ve sonra<br />
<br />
" Dün buraya kendi ödediğim uçak bileti ile uçtum.Beni hava alanında kimse karşılamadı. <br />
Otele taksi ile geldim. <br />
Kendi odama kendim çıktım.<br />
Bu sabah buraya otelden yine taksi ile geldim.<br />
Kapıdan girerken güvenlikten geçtim, hüviyetimi alıp listede olduğuma emin olmadan salona almadılar bile.<br />
Sonra da bulabildiğim yerde oturdum.<br />
Canım kahve istedi ve görevliye sordum ; <br />
bana dışarıda kahve makinesi olduğunu söyledi.<br />
Ben de çıktım ve şu gördüğünüz kağıt bardağa kahveyi kendim doldurdum." <br />
<br />
Seyirci gülmeye başlamıştı.<br />
"Sanıyorum geçen yıl <br />
porselen bardak bana sunulmamıştı. <br />
Makamıma sunulmuştu.<br />
<br />
Benim asıl bardağım işte bu." <br />
<br />
Konuşmanın bu noktasında gülüp alkışlayan seyircilere kahve bardağını kaldırıp gösterdi. <br />
<br />
Alkışlar bitince de şunları söyledi ;<br />
<br />
"Size verebileceğim en iyi ders bu işte. <br />
Bütün o övgüler, <br />
hizmetler, <br />
avantajlar rütbeniz, <br />
rolünüz, <br />
makamınız içindir. <br />
<br />
Size ait değildir.<br />
<br />
Ve bir gün makamınızı görevinizi bitirdiğinizde <br />
porselen bardağınızı halefinize verirler.<br />
<br />
Çünkü aslında layık olduğunuz hep kağıt bardaktır...<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/r5MRWM.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: r5MRWM.jpg]" class="mycode_img" /></div>
[Bu metin <br />
Simon Sinek'in<br />
"Leaders eat last" <br />
(Liderler en son yer) kitabından alıntıdır]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Eski bir bakandan bir konferansta konuşma yapması istenmişti.<br />
<br />
Elinde kağıt kahve bardağı ile kürsüye çıktı ve konuşmasına başladı. <br />
Ama kafasının başka yerde olduğu sanki anlaşılıyordu.<br />
<br />
Daha bir iki cümle söylemiş iken durdu, kahve bardağından bir yudum aldı ve sonra bir süre bardağı kaldırıp baktı.<br />
<br />
Derin bir nefes aldı ve ;<br />
<br />
“Biliyor musunuz ne düşünüyorum? " diye sordu,<br />
<br />
"Bu konferansta geçen yıl da, hem de aynı kürsüde konuşmuştum.<br />
<br />
Tek bir fark vardı ; o zaman hala bakanlık görevim sürüyordu. <br />
<br />
Buraya gelirken bana business class bileti alınmıştı, hava alanında beni bir limuzin ve eskort araba bekliyordu.<br />
<br />
Beni önce bir otele götürmüşlerdi. <br />
Otel müdürü beni otelin kapısında karşılamış ve kral dairesine çıkarmıştı.<br />
<br />
Ertesi sabah lobide benim odadan inişimi bekleyen bir heyet vardı. <br />
<br />
Beni yine aynı limuzinle bu salona getirmişlerdi.<br />
<br />
Özel bir kapıdan içeri almışlardı. <br />
Çok şık bir bekleme odasında konferansı beklerken porselen bir kapta kahve ikram etmişlerdi.<br />
<br />
Sonra da beni salona aldılar ve en ön sırada ayrılan yerime geçmiştim."<br />
<br />
Eski bakan derin bir nefes aldı, <br />
seyircilere gülerek bir süre baktı ve devam etti <br />
<br />
"Fakat bu yıl karşınızda bir bakan olarak bulunmuyorum." <br />
bir an durdu ve sonra<br />
<br />
" Dün buraya kendi ödediğim uçak bileti ile uçtum.Beni hava alanında kimse karşılamadı. <br />
Otele taksi ile geldim. <br />
Kendi odama kendim çıktım.<br />
Bu sabah buraya otelden yine taksi ile geldim.<br />
Kapıdan girerken güvenlikten geçtim, hüviyetimi alıp listede olduğuma emin olmadan salona almadılar bile.<br />
Sonra da bulabildiğim yerde oturdum.<br />
Canım kahve istedi ve görevliye sordum ; <br />
bana dışarıda kahve makinesi olduğunu söyledi.<br />
Ben de çıktım ve şu gördüğünüz kağıt bardağa kahveyi kendim doldurdum." <br />
<br />
Seyirci gülmeye başlamıştı.<br />
"Sanıyorum geçen yıl <br />
porselen bardak bana sunulmamıştı. <br />
Makamıma sunulmuştu.<br />
<br />
Benim asıl bardağım işte bu." <br />
<br />
Konuşmanın bu noktasında gülüp alkışlayan seyircilere kahve bardağını kaldırıp gösterdi. <br />
<br />
Alkışlar bitince de şunları söyledi ;<br />
<br />
"Size verebileceğim en iyi ders bu işte. <br />
Bütün o övgüler, <br />
hizmetler, <br />
avantajlar rütbeniz, <br />
rolünüz, <br />
makamınız içindir. <br />
<br />
Size ait değildir.<br />
<br />
Ve bir gün makamınızı görevinizi bitirdiğinizde <br />
porselen bardağınızı halefinize verirler.<br />
<br />
Çünkü aslında layık olduğunuz hep kağıt bardaktır...<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/r5MRWM.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: r5MRWM.jpg]" class="mycode_img" /></div>
[Bu metin <br />
Simon Sinek'in<br />
"Leaders eat last" <br />
(Liderler en son yer) kitabından alıntıdır]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Başkalarının olumsuz duygularını sünger gibi çekmeyi bırakın]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-baskalarinin-olumsuz-duygularini-sunger-gibi-cekmeyi-birakin-786.html</link>
			<pubDate>Wed, 02 Jan 2019 15:21:25 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=14">ahmetsahin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-baskalarinin-olumsuz-duygularini-sunger-gibi-cekmeyi-birakin-786.html</guid>
			<description><![CDATA[Korku, öfke, heyecan, kızgınlık… Aslında bu hislerin hepsi evrende birer enerji. İnsan bu enerjileri başkalarından da “kapabiliyor”. Eğer siz de bir nevi duygu emici sünger gibiyseniz, başkalarının olumsuz duygularından nasıl kaçınmanız gerektiğini öğrenerek iç huzurunuzu koruyabilirsiniz.<br />
<br />
Olumsuz duyguların kaynağı birbirinden farklı olabilir; bizzat sizden de kaynaklanabilir, bir başkasından da almış olabilirsiniz veya karışım da olabilir. Duygularınızın kaynağını tanıma ve böylelikle size ait olmayan olumsuz duyguları yüklenmek yerine pozitif duygulara yer verme yöntemlerini derledik:<br />
<br />
1. Olumsuz duyguları çekmeye elverişli olup olmadığınızı fark edin<br />
Yoksa siz de duygu emici sünger misiniz? Bunu anlamak için birkaç ipucu:<br />
<br />
İnsanlar sizin için “aşırı hassas” diyorsa, bilin ki bu bir iltifat değil.<br />
Başka insanların korku, gerginlik, stres gibi duygularını kendi bedeninizde hissedip, bunları kendi acılarınız gibi çözmeye çalışıyorsunuz. Bu kişiler, tanımadığınız insanlar olmak zorunda değil; ailenizden, arkadaşlarınızdan da etkileniyor olabilirsiniz.<br />
Kalabalık bir ortamda kolayca mutsuz olabiliyorsunuz.<br />
Koku, ses veya aşırı konuşma kolayca sinirlerinizi bozuyor.<br />
Enerjinizi yeniden toplamak için yalnız kalmaya ihtiyaç duyuyorsunuz.<br />
Hislerinizi uzun süre muhafaza edemiyorsunuz, hisleriniz kolayca değişebiliyor.<br />
Cömert, fedakar ve iyi bir dinleyicisiniz.<br />
Her zaman bir kaçış planınızın olmasını seviyorsunuz. Örneğin, buluşmalara kendi aracınızla gidiyorsunuz çünkü istediğiniz zaman ayrılabilirsiniz.<br />
Yakın ilişkilerdeki samimiyet sizde kontrolü kaybetmiş hissi yaratıyor.<br />
<br />
2. Kaynağını bulun<br />
Öncelikle kendinize, “Bu sizin kendi hissiniz mi yoksa başkasına mı” ait diye sorun. İkisi de olabilir. Eğer yaşadığınız korku veya öfke hissi size aitse, bunun nedenini araştırın, gerekirse profesyonel yardım alın.<br />
<br />
Örneğin sinemadan dönüşte eve gelirken, izlediğiniz filmi beğenmiş olmanıza rağmen öfke hissi taşıyorsanız, yakınınızda oturanların depresyonunu çekmiş olabilirsiniz. Veya alışveriş merkezi, konser alanı gibi kalabalık ortamlarda kendinizi mutsuz hissediyorsanız, etraftaki negatif enerjiyi çekiyorsunuz demektir.<br />
<br />
3. Şüpheli kaynaktan uzaklaşın<br />
Kendinizi kötü hissettiğinizde en az 20 adım uzağa gidin, yaşadığınız olumsuz hisler değişebilir. İnsanlardan uzaklaşırken kendinizi kötü hissetmeyin, alışveriş merkezinde oturduğunuz sandalyeyi değiştirirken çekinmeyin.<br />
<br />
4. Nefesinize konsantre olun<br />
Nefesinize odaklanarak kendi özünüzle iletişime geçmiş olursunuz. Birkaç dakika içinde o negatif hissi dışarı soluyup, sakinliği içinize çekebilirsiniz. Bunu yaparak olumsuz hislerden uzaklaşabilirsiniz.<br />
<br />
5. Kırgınlıklarınızı saklandıkları yerden çıkarın<br />
Negatif duygular midenizin yakınındaki duygu merkezinde toplanır. Stresten arınmak için avuç içinizi midenize götürün ve bir süre bu şekilde durun.<br />
<br />
6. Kendinize siper olun<br />
Bedeninizi saran beyaz bir ışık olduğunu ve bu ışığın negatif hislerin içeri girmesine engel olarak sizi koruduğunu düşünün.<br />
<br />
7. Duygusal yüklenmeyi yönetin<br />
Başkalarının duygularını omuzlamak için kendi yeteneklerinizi heba etmeyin. Bunun yerine yeni stratejiler geliştirin. Örneğin sizi mutsuz eden “duygu vampirlerini” tespit edin ve kendinizi onlara karşı koruyun, stresli bir durum öncesinde protein açısından zengin gıdalarla beslenin, zor durumlardan kurtulmak için başkalarına değil kendinize güvenin, sizi sömürmek isteyenlere karşı sınırlar belirleyin, kendinize özel bir alan yaratın ve başkalarından da buna saygı duymalarını isteyin, meditasyon yapın.<br />
<br />
8. Pozitif insanlarla ve durumlarla vakit geçirin<br />
Başkalarının içindeki iyiliği görmeyi bilen arkadaşlarınızı arayın, umutlu insanları dinleyin, başkalarının kendine olan inancını dinleyin, umutlu şeyler söylemeye gayret edin. Olumlu hisleri beslemek, uzun dönemde insanı daha güçlü kılar.<br />
<br />
9. Uyuşmazlıklar için bir sığınak yaratın<br />
Doğanızdan kaynaklanan düşünce biçiminizi açık bırakın. Ara sıra doğanıza dönün, kendinizi zihinsel olarak kurban hissettiğiniz o günleri hatırlayıp ruhsal olarak şarj olmanızı sağlayabilir.<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/mM65mP.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: mM65mP.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Kaynak:<br />
The Mind Unleashed]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Korku, öfke, heyecan, kızgınlık… Aslında bu hislerin hepsi evrende birer enerji. İnsan bu enerjileri başkalarından da “kapabiliyor”. Eğer siz de bir nevi duygu emici sünger gibiyseniz, başkalarının olumsuz duygularından nasıl kaçınmanız gerektiğini öğrenerek iç huzurunuzu koruyabilirsiniz.<br />
<br />
Olumsuz duyguların kaynağı birbirinden farklı olabilir; bizzat sizden de kaynaklanabilir, bir başkasından da almış olabilirsiniz veya karışım da olabilir. Duygularınızın kaynağını tanıma ve böylelikle size ait olmayan olumsuz duyguları yüklenmek yerine pozitif duygulara yer verme yöntemlerini derledik:<br />
<br />
1. Olumsuz duyguları çekmeye elverişli olup olmadığınızı fark edin<br />
Yoksa siz de duygu emici sünger misiniz? Bunu anlamak için birkaç ipucu:<br />
<br />
İnsanlar sizin için “aşırı hassas” diyorsa, bilin ki bu bir iltifat değil.<br />
Başka insanların korku, gerginlik, stres gibi duygularını kendi bedeninizde hissedip, bunları kendi acılarınız gibi çözmeye çalışıyorsunuz. Bu kişiler, tanımadığınız insanlar olmak zorunda değil; ailenizden, arkadaşlarınızdan da etkileniyor olabilirsiniz.<br />
Kalabalık bir ortamda kolayca mutsuz olabiliyorsunuz.<br />
Koku, ses veya aşırı konuşma kolayca sinirlerinizi bozuyor.<br />
Enerjinizi yeniden toplamak için yalnız kalmaya ihtiyaç duyuyorsunuz.<br />
Hislerinizi uzun süre muhafaza edemiyorsunuz, hisleriniz kolayca değişebiliyor.<br />
Cömert, fedakar ve iyi bir dinleyicisiniz.<br />
Her zaman bir kaçış planınızın olmasını seviyorsunuz. Örneğin, buluşmalara kendi aracınızla gidiyorsunuz çünkü istediğiniz zaman ayrılabilirsiniz.<br />
Yakın ilişkilerdeki samimiyet sizde kontrolü kaybetmiş hissi yaratıyor.<br />
<br />
2. Kaynağını bulun<br />
Öncelikle kendinize, “Bu sizin kendi hissiniz mi yoksa başkasına mı” ait diye sorun. İkisi de olabilir. Eğer yaşadığınız korku veya öfke hissi size aitse, bunun nedenini araştırın, gerekirse profesyonel yardım alın.<br />
<br />
Örneğin sinemadan dönüşte eve gelirken, izlediğiniz filmi beğenmiş olmanıza rağmen öfke hissi taşıyorsanız, yakınınızda oturanların depresyonunu çekmiş olabilirsiniz. Veya alışveriş merkezi, konser alanı gibi kalabalık ortamlarda kendinizi mutsuz hissediyorsanız, etraftaki negatif enerjiyi çekiyorsunuz demektir.<br />
<br />
3. Şüpheli kaynaktan uzaklaşın<br />
Kendinizi kötü hissettiğinizde en az 20 adım uzağa gidin, yaşadığınız olumsuz hisler değişebilir. İnsanlardan uzaklaşırken kendinizi kötü hissetmeyin, alışveriş merkezinde oturduğunuz sandalyeyi değiştirirken çekinmeyin.<br />
<br />
4. Nefesinize konsantre olun<br />
Nefesinize odaklanarak kendi özünüzle iletişime geçmiş olursunuz. Birkaç dakika içinde o negatif hissi dışarı soluyup, sakinliği içinize çekebilirsiniz. Bunu yaparak olumsuz hislerden uzaklaşabilirsiniz.<br />
<br />
5. Kırgınlıklarınızı saklandıkları yerden çıkarın<br />
Negatif duygular midenizin yakınındaki duygu merkezinde toplanır. Stresten arınmak için avuç içinizi midenize götürün ve bir süre bu şekilde durun.<br />
<br />
6. Kendinize siper olun<br />
Bedeninizi saran beyaz bir ışık olduğunu ve bu ışığın negatif hislerin içeri girmesine engel olarak sizi koruduğunu düşünün.<br />
<br />
7. Duygusal yüklenmeyi yönetin<br />
Başkalarının duygularını omuzlamak için kendi yeteneklerinizi heba etmeyin. Bunun yerine yeni stratejiler geliştirin. Örneğin sizi mutsuz eden “duygu vampirlerini” tespit edin ve kendinizi onlara karşı koruyun, stresli bir durum öncesinde protein açısından zengin gıdalarla beslenin, zor durumlardan kurtulmak için başkalarına değil kendinize güvenin, sizi sömürmek isteyenlere karşı sınırlar belirleyin, kendinize özel bir alan yaratın ve başkalarından da buna saygı duymalarını isteyin, meditasyon yapın.<br />
<br />
8. Pozitif insanlarla ve durumlarla vakit geçirin<br />
Başkalarının içindeki iyiliği görmeyi bilen arkadaşlarınızı arayın, umutlu insanları dinleyin, başkalarının kendine olan inancını dinleyin, umutlu şeyler söylemeye gayret edin. Olumlu hisleri beslemek, uzun dönemde insanı daha güçlü kılar.<br />
<br />
9. Uyuşmazlıklar için bir sığınak yaratın<br />
Doğanızdan kaynaklanan düşünce biçiminizi açık bırakın. Ara sıra doğanıza dönün, kendinizi zihinsel olarak kurban hissettiğiniz o günleri hatırlayıp ruhsal olarak şarj olmanızı sağlayabilir.<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/mM65mP.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: mM65mP.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Kaynak:<br />
The Mind Unleashed]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nuri Killigil: Bir Türk Silah Fabrikatörünün Pek Bilinmeyen Hikayesi]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-nuri-killigil-bir-turk-silah-fabrikatorunun-pek-bilinmeyen-hikayesi-835.html</link>
			<pubDate>Tue, 07 Aug 2018 14:16:52 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=11">gakko</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-nuri-killigil-bir-turk-silah-fabrikatorunun-pek-bilinmeyen-hikayesi-835.html</guid>
			<description><![CDATA[2 Mart 1949 tarihinde İstanbul korkunç bir patlamayla sarsılır. <br />
<br />
İki gün boyunca devam eden bu şiddetli patlamalarda, Sütlüce sahilindeki bir bina neredeyse tamamen havaya uçar. Havaya uçan bu bina, bir silah fabrikasıydı. Sahibi de Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarının en güçlü adamı, Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın öz kardeşi, Kafkas İslam Ordusu Komutanı, Bakü Fatihi Nuri Killigil Paşadır...<br />
<br />
TBMM’de bazı milletvekilleri hükümete soru önergesi vererek, "bu fabrikanın nasıl ve kimlerce havaya uçurulduğunun" açıklanmasını ister. Ve 23 Mart’ta kapalı celsede zamanın Başbakan kürsüye gelerek açıklamalarda bulunur; ne anlattığıysa artık, kayıtlara devlet sırrı olarak girer!<br />
<br />
Patlamadan sonra Nuri Paşa’nın yanmış birkaç parça el, ayak ve giysisi bulunur ancak. Ve bunlar bir tabuta konarak toprağa verilir. Resimde gördüğünüz minik tabutta yatan büyük, idealist ve gözükara bir paşadır.<br />
<br />
Fabrika? Bir daha açılmamak üzere yanmış, kül olmuştur. Üretilen tabancalardan biri, Nuri Paşa’nın varislerince Harbiye Askeri Müzesi’ne teslim edilir; bir gün yolunuz düşerse silahı orada görebilirsiniz. <br />
<br />
Nuri Demirağ'ın öncülük ettiği uçak sanayinin ardından savunma sanayimizin temel taşı da un-ufak edilip toprağa gömülmüştür artık. Yıl 1949. Henüz Menderes iktidara gelmemiştir. Bu müteşebbis iki Nuri; Killigil ve Demirağ resmi tarihçe, millete unutturuldu. Yerine kim mi kondu? Nuri Alço vbleri...<br />
<br />
Peki bu Nuri Killigil Paşa Kimdir?<br />
<br />
Türk savunma sanayisinin temellerini atan, itilmiş, horlanmış ve unutulmuş, unutturulmuş bir kahraman: Nuri Killigil Paşa… <br />
Gözü kara bir subay, idealist bir memleket sevdalısı. 1911-1912 yıllarında Trablusgarp’ta İtalyan işgaline karşı savaştı. Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru, henüz 29 yaşındayken Kafkas İslam Ordusu Komutanı olarak, Ermenilerin ve Rusların işgalindeki Bakü’yü kurtardı. Bu zaferden sonra Azerbaycanlılar tarafından adına destanlar yazıldı, şarkılar bestelendi ve “Bakü Fatihi” olarak tanınmaya başladı. Fakat henüz bir buçuk ay sonra 0smanlı İmparatorluğu’nun Mondros Anlaşması’nı imzalayıp yenilgiyi kabul etmesi üzerine birliklerini Azerbaycan’dan çekmek zorunda kaldı. <br />
<br />
Ateşkes ile birlikte İngilizlerin baskısıyla bütün komutanlar İstanbul’a çağrıldı. Payitahta gelir gelmez polisler tarafından tutuklandı ve Batum’a gönderilerek hapsedildi. 1919 yılında halkın da yardımıyla hapisten kaçtı. Erzurum’a giderek milli mücadeleye katıldı. Erzurum ve Kars’ta silah ve cephanelerin bakımı için bir atölye kurdu. Fakat bu sırada Mustafa Kemal'e darbe yapacak dedikoduları çıktı, bölgeden uzaklaştırılırdı ve Almanya’ya gitmek zorunda kaldı. Killigil, Almanya’da yaşadığı süre zarfında da Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile beraber çalışarak, özellikle ordunun hafif silah ve mühimmat tedariki yönünde çalışmalar yaptı. Yurda döndüğünde devlet kurulmuş ve emekliye sevk edilmişti. <br />
<br />
1925 yılında Atatürk’ün imzasıyla Yarbay rütbesiyle emekliliği onaylandı. 1929’da devlet tarafından İstiklal Madalyası’na layık görüldü.<br />
<br />
Nuri Paşa Artık asker değildir ve yeni bir iş yapması gerekiyordu. Siyasete girmedi, ticarete atılmayı düşündü. Gençliğinden beri silah üretmek en büyük hayaliydi. Teknik bilgisi olmamasına rağmen, içinde hep bir şeyler icat etme arzusu vardı.<br />
<br />
1933’te Zeytinburnu’nda döküm, seramik, soba yapmak üzere bir tesis kurdu. Resmi olarak bu tip madeni eşyalar üretiliyor olarak görünse de asıl üretimi, Millî Savunma Bakanlığı’nın verdiği izinle yapılan tabanca, tüfek, gaz maskesi ve hatta havan topu mermisi gibi askeri malzemeler üzerine idi. İlk büyük işi; Atatürk’ün kararnamesiyle 1934’te, Yavuz Gemisi topları için gerekli olan kanat emniyetli tapaların üretimi oldu. Daha sonra dağ topları için 24 bin tapa ve Heinkel uçaklarının bomba yapımı gibi işleri de almıştı.<br />
<br />
Daha sonra fabrikasını iyice genişletti ve Sütlüce’de ikinci fabrikasını açtı. Türkiye’nin ilk özel savunma sanayi şirketi olan bu fabrika, ülkenin silah endüstrisindeki mihenk taşı oldu. 400 tezgah ve 500 işçi çalışıyor, tamamen yerli silah ve mühimmatlar üretiliyor, bu mühimmatlar da Türkiye Cumhuriyeti’nin yanı sıra birçok devlete satılıyordu.<br />
<br />
Sütlüce’deki bu silah ve mühimmat fabrikasında, çizimini bizzat kendi yaptığı, kendi adını verdiği ve patenti kendisine ait olan Nuri Killigil Tabancası’nı üretti. Yarı otomatik ve 9 milimetre çapındaki bu ilk yerli ve milli tabancamız o yıllarda dünyanın en iyi silahları arasında gösteriliyordu. (Silah bugün Harbiye Askeri Müzesi’nde sergilenmekte, yolunuz düşerse orada görebilirsiniz.)<br />
<br />
Hayatı silahlarla geçmiş, gerçek bir silahşor olan Nuri Paşa’nın; askerlik hayatında silahları yalnızca kullanmakla kalmadığını, üzerinde kafa yorarak sürekli gelişme ve yenilik arayışında olduğunu, kısa süre içerisinde ortaya koyduğu başarılı eserlerden anlayabiliyoruz. <br />
<br />
Killigil Tabancası’na baktığımızda; silahın kabza kapağındaki incelik, şarjör tünelinin altındaki detay, üst kapağın zarafeti hemen dikkatimizi çekiyor ve bu harika tasarım, onun ne kadar titiz, işini iyi yapan bir silah tasarımcısı olduğunu bize gösteriyor.<br />
Nuri Killigil’in bu başarıları, Türkiye’nin milli ve yerli bir savunma sanayisi olmasını istemeyenleri rahatsız etti. Bir süre sonra Killigil, baskılardan dolayı fabrikasında silah üretilmeyeceğini açıkladı. Fakat üretim gizlice devam ediyordu.<br />
<br />
1949 yılına gelindiğinde… O günlerde yeni kurulmuş olan İsrail’le savaş halindeki Mısır’dan beş bin tabanca, Suriye’den de iki bin havan topu siparişi geldi. Siparişleri yetiştirmek için fabrikada gece gündüz çalışılıyordu. Bu sırada BM Güvenlik Konseyi, Suriye ve Mısır’a silah ambargosu koydu. Fakat, Paşa bu karara rağmen ambargoyu delerek sevkiyata devam etti. Bu sevkiyat İsrail’in ve İsrail ile iyi ilişkiler kurmaya çalışan hükümetin, o dönemki menfaatlerine hiç uygun değildi.<br />
<br />
1949 yılının 2 Mart'ında Sütlüce’deki fabrikada fail-i meçhul (olmayan) patlamalar meydana geldi. Nuri Killigil Paşa, mühendis ve işçileriyle, on binlerce top ve havan mermisiyle birlikte bir anda yok edildi. Ceset parçaları fabrikanın her yerine saçılmıştı. Kaç kişinin can verdiği tespit edilemedi ve 27 kişi gibi temsili bir sayı kayda geçildi. Günlerce aranmasına rağmen Nuri Paşa’nın cesedine ait hiçbir şey bulunamadı ve sembolik olarak boş bir tabut defnedildi. <br />
<br />
20 gün sonra cesedinin ana gövdesi Haliç’te su üzerine çıkınca bulundu. Ailesi tekrardan cenaze töreni yaparak, cenaze namazının kılınmasını istedi. Fakat hükümetinin baskılarından korkan dönemin müftüsü tarafından “sadece bir ceset parçası için cenaze namazı kılınmaz” diye fetva verildi. <br />
<br />
Halk arasındaki iddialara göre; 1949 yılının hükümeti, İsrail siyaseti gereği Nuri Killigil’in cenazesine de tavır almıştı. 24 Mart 1949 tarihinde cenaze namazı kılınmadan, işçi arkadaşlarının yanına, Nuri Killigil Fabrikası Şehitliği’ne hak etmediği şekilde defnedildi.<br />
<br />
Kafkas İslam Ordusu Komutanı olarak şanlı zaferler kazanmış bir savaş kahramanı, Azerbaycan Türklerini, Rus-Ermeni zulmünden kurtaran “Bakü Fatihi”, Türkiye’nin ilk yerli ve milli silah üreticisi, savunma sanayinin kurucusu, ömrünü memleketine adamış bu müslüman Türk evladına bir cenaze namazı bile çok görülmüştü.<br />
<br />
Yıllarca Edirnekapı’daki mezarına da gereken değer gösterilmedi, yeri bile unut(tur)uldu. Ancak 2016 yılında, yazar Atilla Onat tarafından mezar tespit edildi, İstanbul Büyük Şehir Belediyesince onarıldı. Ve vefatından tam 67 yıl sonra cenaze namazı arkadaşlarıyla birlikte yattığı şehitlikte, bir avuç bilen ve sevenleri tarafından kılındı.<br />
<br />
Ülkemiz’de son derece vahim geçen bu yıllarda, "uçak sanayinin" ardından "savunma sanayimiz" de toprağa gömülmüş oldu. <br />
<br />
Nuri Killigil Silah ve Mühimmat Fabrikası üretimine devam etseydi bugün savunma sanayimiz hangi seviyelerdeydi? Nuri Demirağ uçak sanayinde destek görse veya önü kesilmeseydi ekonomimiz şu anda ne durumda olurdu diye düşünmeden edemiyoruz.<br />
<br />
Ömürleri boyunca kendilerinden çok ülkeleri için çalışan bu aziz insanlara vefa borcu olarak bizlere düşen; onları iyi anlayıp, değerlendirmek, emanetlerine sahip çıkmak, onların kaldıkları yoldan devam etmektir. Ve onları unutturanları asla unutmamaktır. Vatan savunması için Trablusgarp’tan Bakü’ye birçok toprakta korkusuzca savaşan bir kahraman olduğu gibi, bir mühendislik dehası da olan bu büyük değerimizin ruhu şad, mekânı cennet olsun. Allah gani gani rahmet eylesin.<br />
<br />
Yazıyı, Nuri Paşa önderliğindeki Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’yü düşman işgalinden kurtarması şerefine yazılmış, Nuri Paşa Zafer Marşı’nın bir bölümüyle sonlandırıyorum;<br />
<br />
"Nuri Paşa at belinde, Türkiye’den Kars’tan gelir.<br />
<br />
Azerbaycan diye diye, yenilmeyen aslan gelir.<br />
<br />
Dalgalanan Türk Bayrağı, istiklalden haber verir.<br />
<br />
İslam'ın şanlı tarihine, zaman er oğlu er verir.”<br />
<br />
Kafkasya/ Dağıstan'dan 1867 lerde sürgün gelen atalarım Kafkasya'yı kurtaran bu kahraman Paşa'nın adını büyük dedeme verirler ve ben de "NURİ" ismini dedemden miras olarak alırım. Geleneği ve direnişi yaşatma adına "ŞAMİL" adını bende ilk oğluma verdim. <br />
<br />
Diğer adaşım, milli uçak sanayinin kahramanlarından Nuri Demirağ'ın başına gelenleri de artık siz okuyun. <br />
<br />
Sonuç olarak;<br />
<br />
Aşağıdaki resme iyi bakınız. Resimde gördüğünüz tabutta koca imparatorluğun koca paşasının parçalanarak küçültülmüş artakalan parçalarıdır. Yani biz...<br />
<br />
Alın size unutturulan muhteşem bir tarihten bir kesit daha...<br />
<br />
Tarih diye yıllârdır resmî tarih palavralarını okuttular bize? Çanakkale ve Kurtuluş şavaşından kaçarak Paris ve Viyana kafelerinde sürten, ittihatçı ve Jöntürk artığı, paşaların savaş kaçkını, korkak ve hain çocuklarını, edebiyat, siyaset ve tarih kitaplarımızda yeni yetişen nesillere kahraman diye yutturdular. Baskı ve aldatmacayla bir neslin ruhunu çalarak mankurtlaştırdılar... Az kaldı az, millet hepsini öğrenecek... Gerçeklerin üstündeki sır perdesi aralanacak...<br />
<br />
O TABUTTA YATAN BİR BEBEK DEĞİL !UNUTTURULMAYA ÇALIŞILAN GÖZÜKARA BİR PAŞA...<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/oVdoqQ.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: oVdoqQ.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[2 Mart 1949 tarihinde İstanbul korkunç bir patlamayla sarsılır. <br />
<br />
İki gün boyunca devam eden bu şiddetli patlamalarda, Sütlüce sahilindeki bir bina neredeyse tamamen havaya uçar. Havaya uçan bu bina, bir silah fabrikasıydı. Sahibi de Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarının en güçlü adamı, Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın öz kardeşi, Kafkas İslam Ordusu Komutanı, Bakü Fatihi Nuri Killigil Paşadır...<br />
<br />
TBMM’de bazı milletvekilleri hükümete soru önergesi vererek, "bu fabrikanın nasıl ve kimlerce havaya uçurulduğunun" açıklanmasını ister. Ve 23 Mart’ta kapalı celsede zamanın Başbakan kürsüye gelerek açıklamalarda bulunur; ne anlattığıysa artık, kayıtlara devlet sırrı olarak girer!<br />
<br />
Patlamadan sonra Nuri Paşa’nın yanmış birkaç parça el, ayak ve giysisi bulunur ancak. Ve bunlar bir tabuta konarak toprağa verilir. Resimde gördüğünüz minik tabutta yatan büyük, idealist ve gözükara bir paşadır.<br />
<br />
Fabrika? Bir daha açılmamak üzere yanmış, kül olmuştur. Üretilen tabancalardan biri, Nuri Paşa’nın varislerince Harbiye Askeri Müzesi’ne teslim edilir; bir gün yolunuz düşerse silahı orada görebilirsiniz. <br />
<br />
Nuri Demirağ'ın öncülük ettiği uçak sanayinin ardından savunma sanayimizin temel taşı da un-ufak edilip toprağa gömülmüştür artık. Yıl 1949. Henüz Menderes iktidara gelmemiştir. Bu müteşebbis iki Nuri; Killigil ve Demirağ resmi tarihçe, millete unutturuldu. Yerine kim mi kondu? Nuri Alço vbleri...<br />
<br />
Peki bu Nuri Killigil Paşa Kimdir?<br />
<br />
Türk savunma sanayisinin temellerini atan, itilmiş, horlanmış ve unutulmuş, unutturulmuş bir kahraman: Nuri Killigil Paşa… <br />
Gözü kara bir subay, idealist bir memleket sevdalısı. 1911-1912 yıllarında Trablusgarp’ta İtalyan işgaline karşı savaştı. Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru, henüz 29 yaşındayken Kafkas İslam Ordusu Komutanı olarak, Ermenilerin ve Rusların işgalindeki Bakü’yü kurtardı. Bu zaferden sonra Azerbaycanlılar tarafından adına destanlar yazıldı, şarkılar bestelendi ve “Bakü Fatihi” olarak tanınmaya başladı. Fakat henüz bir buçuk ay sonra 0smanlı İmparatorluğu’nun Mondros Anlaşması’nı imzalayıp yenilgiyi kabul etmesi üzerine birliklerini Azerbaycan’dan çekmek zorunda kaldı. <br />
<br />
Ateşkes ile birlikte İngilizlerin baskısıyla bütün komutanlar İstanbul’a çağrıldı. Payitahta gelir gelmez polisler tarafından tutuklandı ve Batum’a gönderilerek hapsedildi. 1919 yılında halkın da yardımıyla hapisten kaçtı. Erzurum’a giderek milli mücadeleye katıldı. Erzurum ve Kars’ta silah ve cephanelerin bakımı için bir atölye kurdu. Fakat bu sırada Mustafa Kemal'e darbe yapacak dedikoduları çıktı, bölgeden uzaklaştırılırdı ve Almanya’ya gitmek zorunda kaldı. Killigil, Almanya’da yaşadığı süre zarfında da Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile beraber çalışarak, özellikle ordunun hafif silah ve mühimmat tedariki yönünde çalışmalar yaptı. Yurda döndüğünde devlet kurulmuş ve emekliye sevk edilmişti. <br />
<br />
1925 yılında Atatürk’ün imzasıyla Yarbay rütbesiyle emekliliği onaylandı. 1929’da devlet tarafından İstiklal Madalyası’na layık görüldü.<br />
<br />
Nuri Paşa Artık asker değildir ve yeni bir iş yapması gerekiyordu. Siyasete girmedi, ticarete atılmayı düşündü. Gençliğinden beri silah üretmek en büyük hayaliydi. Teknik bilgisi olmamasına rağmen, içinde hep bir şeyler icat etme arzusu vardı.<br />
<br />
1933’te Zeytinburnu’nda döküm, seramik, soba yapmak üzere bir tesis kurdu. Resmi olarak bu tip madeni eşyalar üretiliyor olarak görünse de asıl üretimi, Millî Savunma Bakanlığı’nın verdiği izinle yapılan tabanca, tüfek, gaz maskesi ve hatta havan topu mermisi gibi askeri malzemeler üzerine idi. İlk büyük işi; Atatürk’ün kararnamesiyle 1934’te, Yavuz Gemisi topları için gerekli olan kanat emniyetli tapaların üretimi oldu. Daha sonra dağ topları için 24 bin tapa ve Heinkel uçaklarının bomba yapımı gibi işleri de almıştı.<br />
<br />
Daha sonra fabrikasını iyice genişletti ve Sütlüce’de ikinci fabrikasını açtı. Türkiye’nin ilk özel savunma sanayi şirketi olan bu fabrika, ülkenin silah endüstrisindeki mihenk taşı oldu. 400 tezgah ve 500 işçi çalışıyor, tamamen yerli silah ve mühimmatlar üretiliyor, bu mühimmatlar da Türkiye Cumhuriyeti’nin yanı sıra birçok devlete satılıyordu.<br />
<br />
Sütlüce’deki bu silah ve mühimmat fabrikasında, çizimini bizzat kendi yaptığı, kendi adını verdiği ve patenti kendisine ait olan Nuri Killigil Tabancası’nı üretti. Yarı otomatik ve 9 milimetre çapındaki bu ilk yerli ve milli tabancamız o yıllarda dünyanın en iyi silahları arasında gösteriliyordu. (Silah bugün Harbiye Askeri Müzesi’nde sergilenmekte, yolunuz düşerse orada görebilirsiniz.)<br />
<br />
Hayatı silahlarla geçmiş, gerçek bir silahşor olan Nuri Paşa’nın; askerlik hayatında silahları yalnızca kullanmakla kalmadığını, üzerinde kafa yorarak sürekli gelişme ve yenilik arayışında olduğunu, kısa süre içerisinde ortaya koyduğu başarılı eserlerden anlayabiliyoruz. <br />
<br />
Killigil Tabancası’na baktığımızda; silahın kabza kapağındaki incelik, şarjör tünelinin altındaki detay, üst kapağın zarafeti hemen dikkatimizi çekiyor ve bu harika tasarım, onun ne kadar titiz, işini iyi yapan bir silah tasarımcısı olduğunu bize gösteriyor.<br />
Nuri Killigil’in bu başarıları, Türkiye’nin milli ve yerli bir savunma sanayisi olmasını istemeyenleri rahatsız etti. Bir süre sonra Killigil, baskılardan dolayı fabrikasında silah üretilmeyeceğini açıkladı. Fakat üretim gizlice devam ediyordu.<br />
<br />
1949 yılına gelindiğinde… O günlerde yeni kurulmuş olan İsrail’le savaş halindeki Mısır’dan beş bin tabanca, Suriye’den de iki bin havan topu siparişi geldi. Siparişleri yetiştirmek için fabrikada gece gündüz çalışılıyordu. Bu sırada BM Güvenlik Konseyi, Suriye ve Mısır’a silah ambargosu koydu. Fakat, Paşa bu karara rağmen ambargoyu delerek sevkiyata devam etti. Bu sevkiyat İsrail’in ve İsrail ile iyi ilişkiler kurmaya çalışan hükümetin, o dönemki menfaatlerine hiç uygun değildi.<br />
<br />
1949 yılının 2 Mart'ında Sütlüce’deki fabrikada fail-i meçhul (olmayan) patlamalar meydana geldi. Nuri Killigil Paşa, mühendis ve işçileriyle, on binlerce top ve havan mermisiyle birlikte bir anda yok edildi. Ceset parçaları fabrikanın her yerine saçılmıştı. Kaç kişinin can verdiği tespit edilemedi ve 27 kişi gibi temsili bir sayı kayda geçildi. Günlerce aranmasına rağmen Nuri Paşa’nın cesedine ait hiçbir şey bulunamadı ve sembolik olarak boş bir tabut defnedildi. <br />
<br />
20 gün sonra cesedinin ana gövdesi Haliç’te su üzerine çıkınca bulundu. Ailesi tekrardan cenaze töreni yaparak, cenaze namazının kılınmasını istedi. Fakat hükümetinin baskılarından korkan dönemin müftüsü tarafından “sadece bir ceset parçası için cenaze namazı kılınmaz” diye fetva verildi. <br />
<br />
Halk arasındaki iddialara göre; 1949 yılının hükümeti, İsrail siyaseti gereği Nuri Killigil’in cenazesine de tavır almıştı. 24 Mart 1949 tarihinde cenaze namazı kılınmadan, işçi arkadaşlarının yanına, Nuri Killigil Fabrikası Şehitliği’ne hak etmediği şekilde defnedildi.<br />
<br />
Kafkas İslam Ordusu Komutanı olarak şanlı zaferler kazanmış bir savaş kahramanı, Azerbaycan Türklerini, Rus-Ermeni zulmünden kurtaran “Bakü Fatihi”, Türkiye’nin ilk yerli ve milli silah üreticisi, savunma sanayinin kurucusu, ömrünü memleketine adamış bu müslüman Türk evladına bir cenaze namazı bile çok görülmüştü.<br />
<br />
Yıllarca Edirnekapı’daki mezarına da gereken değer gösterilmedi, yeri bile unut(tur)uldu. Ancak 2016 yılında, yazar Atilla Onat tarafından mezar tespit edildi, İstanbul Büyük Şehir Belediyesince onarıldı. Ve vefatından tam 67 yıl sonra cenaze namazı arkadaşlarıyla birlikte yattığı şehitlikte, bir avuç bilen ve sevenleri tarafından kılındı.<br />
<br />
Ülkemiz’de son derece vahim geçen bu yıllarda, "uçak sanayinin" ardından "savunma sanayimiz" de toprağa gömülmüş oldu. <br />
<br />
Nuri Killigil Silah ve Mühimmat Fabrikası üretimine devam etseydi bugün savunma sanayimiz hangi seviyelerdeydi? Nuri Demirağ uçak sanayinde destek görse veya önü kesilmeseydi ekonomimiz şu anda ne durumda olurdu diye düşünmeden edemiyoruz.<br />
<br />
Ömürleri boyunca kendilerinden çok ülkeleri için çalışan bu aziz insanlara vefa borcu olarak bizlere düşen; onları iyi anlayıp, değerlendirmek, emanetlerine sahip çıkmak, onların kaldıkları yoldan devam etmektir. Ve onları unutturanları asla unutmamaktır. Vatan savunması için Trablusgarp’tan Bakü’ye birçok toprakta korkusuzca savaşan bir kahraman olduğu gibi, bir mühendislik dehası da olan bu büyük değerimizin ruhu şad, mekânı cennet olsun. Allah gani gani rahmet eylesin.<br />
<br />
Yazıyı, Nuri Paşa önderliğindeki Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’yü düşman işgalinden kurtarması şerefine yazılmış, Nuri Paşa Zafer Marşı’nın bir bölümüyle sonlandırıyorum;<br />
<br />
"Nuri Paşa at belinde, Türkiye’den Kars’tan gelir.<br />
<br />
Azerbaycan diye diye, yenilmeyen aslan gelir.<br />
<br />
Dalgalanan Türk Bayrağı, istiklalden haber verir.<br />
<br />
İslam'ın şanlı tarihine, zaman er oğlu er verir.”<br />
<br />
Kafkasya/ Dağıstan'dan 1867 lerde sürgün gelen atalarım Kafkasya'yı kurtaran bu kahraman Paşa'nın adını büyük dedeme verirler ve ben de "NURİ" ismini dedemden miras olarak alırım. Geleneği ve direnişi yaşatma adına "ŞAMİL" adını bende ilk oğluma verdim. <br />
<br />
Diğer adaşım, milli uçak sanayinin kahramanlarından Nuri Demirağ'ın başına gelenleri de artık siz okuyun. <br />
<br />
Sonuç olarak;<br />
<br />
Aşağıdaki resme iyi bakınız. Resimde gördüğünüz tabutta koca imparatorluğun koca paşasının parçalanarak küçültülmüş artakalan parçalarıdır. Yani biz...<br />
<br />
Alın size unutturulan muhteşem bir tarihten bir kesit daha...<br />
<br />
Tarih diye yıllârdır resmî tarih palavralarını okuttular bize? Çanakkale ve Kurtuluş şavaşından kaçarak Paris ve Viyana kafelerinde sürten, ittihatçı ve Jöntürk artığı, paşaların savaş kaçkını, korkak ve hain çocuklarını, edebiyat, siyaset ve tarih kitaplarımızda yeni yetişen nesillere kahraman diye yutturdular. Baskı ve aldatmacayla bir neslin ruhunu çalarak mankurtlaştırdılar... Az kaldı az, millet hepsini öğrenecek... Gerçeklerin üstündeki sır perdesi aralanacak...<br />
<br />
O TABUTTA YATAN BİR BEBEK DEĞİL !UNUTTURULMAYA ÇALIŞILAN GÖZÜKARA BİR PAŞA...<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/oVdoqQ.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: oVdoqQ.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocuklarımıza Yedirdiğimiz Kimyasallar]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-cocuklarimiza-yedirdigimiz-kimyasallar-834.html</link>
			<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 21:22:18 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=5">delidumrul</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-cocuklarimiza-yedirdigimiz-kimyasallar-834.html</guid>
			<description><![CDATA[2 çocuğum var. <br />
Bir tanesi 3, diğeri 5 yaşında. Çocuklar doğduktan sonra özellikle onlara market v.b. yerlerden bir şeyler alırken kendimce bir koruma yöntemi geliştirdim. Yakın çevremden zamam zaman tepki de gördüm <img src="https://www.siberbilgi.net/images/smilies/smile.gif" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" /> Ama şimdi size az önce karşılaştığım bir şey göstereceģim.<br />
<br />
Resimde bulunan ürünün adres, telefon, marka hatta barkod kısmını kapattım. Benim derdim markalarla değil. Sadece tespitimi paylaşmak istedim. Belki sizlerde de bazı farkındalıklara sebep olurum. Son 5 senedir her market alışverişimde ürünlerin arkasını daha bir dikkatli okuyorum.<br />
<br />
Malum hayatımıza E KOD diye bir SAÇMALIK soktular. Bizleri zehirleyen, çoluk çocuğun düşmanı ne varsa, bunları ürünlere çeşitli kodlarla yazıyorlar. Vatandaş ise bunların çoğuna dikkat etmeden alıyor bir güzel tüketiyor. Az önce büyük bir market zincirinden alışveriş yaptım. <br />
3 yaşında ki Oğlum, baba bana lokum alır mısın dedi. Reyonda gösterdiği ürün, hepimizin hayatımızın bir anında yediği masum bir kuş lokumu gibi görünüyor. Ancak ürünün resmini yakınlaştırırsanız, bazı E KODLARI görebilirsiniz. Şimdi bakalım bu kodların açılımı neymiş..<br />
<br />
E129 <br />
Renklendirici, sentetiktir; tatlılar, içecek ve garnitürlerde, eczacılık ve kozmetik ürünlerinde kullanılır; astım ve aspirin hassasiyeti olan insanlar için risklidir; farelerde kanser oluşturduğu saptanmıştır; çocuklar tarafından tüketilmesi tavsiye edilmiyor; Danimarka, Belçika, Fransa, Almanya, ısviçre, ısveç, Avusturya ve Norveç'te yasaklandı.<br />
E110<br />
Renklendirici; sentetiktir;unlu gıdalar, pasta, tatlı, çerez, dondurma, içecek ve konserve balık, hazır çorba ve bazı şurup cinsi ilaçların üretiminde kullanılır; yan etkileri kurdeşen, rinit (burun akması), burun tıkanıklığı, alerji, hiperaktivite, böbrek tümörü, kromozom hasarı, karın ağrısı, bulantı ve kusma, hazımsızlık ve iştahsızlıktır; Norveç'te yasaklandı.<br />
E102<br />
Renklendirici; tiroid tümörü, kromozom hasarı, kurdeşen, hiperaktivite ve aspirin duyarlılığı gibi rahatsızlıklara sebep olabilir; renkli içecek, tatlı, reçel,unlu gıdalar, çerez, konserve balık ve hazır çorbalarda kullanılır; Norveç ve Avusturya'da yasaklandı.<br />
<br />
Şimdi soru şu: Siz bu maddelerin bulunduğu, Avrupa'nın bir çok ülkesinde yasak olan bu maddeleri evladınıza yedirir misiniz? <br />
Vahim olan ise, neredeyse bir çok reyon ürününde bunlar ve fazlası mevcut. <br />
İşte bu sebeple alıp sepete atarken 1 değil 5 kere düşünün.<br />
Alışverişi yarım saatte değil gerekirse 45 dakikada bitirin. Hepinizin elinde akıllı telefonlar var. Bu kodları görebileceğiniz uygulamalar mevcut. Kullanın. Umarim bir nebze olsun dikkatinizi çekebilmişimdir.<br />
<br />
Mesela E110 ve E102 de dikkatiniz bir şey çekti mi? Hani diyorsunuz ya bazen yahu milletin çocugu ne kadar uslu, bizimkisi yerinde duramıyor. Heh işte bundan ya da bunlardan. Ne demiş? Cocuklarda hiperaktiviteye sebep olabilir. Düşün ki bunlardan haftada ne kadar tüketiyor..<br />
<br />
Ya da bazen diyorsunuz ya yemeğini düzgün yer, sıkı giyinir, vitamin desen alır burun tıkanıklığı, akıntı bitmiyor..Bak onu da yazmış yukarıda. Burun akıntısı, tıkanıklığı yapar. Alerji yapar.. Yani neresinden tutarsanız elinizde kalıyor..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[2 çocuğum var. <br />
Bir tanesi 3, diğeri 5 yaşında. Çocuklar doğduktan sonra özellikle onlara market v.b. yerlerden bir şeyler alırken kendimce bir koruma yöntemi geliştirdim. Yakın çevremden zamam zaman tepki de gördüm <img src="https://www.siberbilgi.net/images/smilies/smile.gif" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" /> Ama şimdi size az önce karşılaştığım bir şey göstereceģim.<br />
<br />
Resimde bulunan ürünün adres, telefon, marka hatta barkod kısmını kapattım. Benim derdim markalarla değil. Sadece tespitimi paylaşmak istedim. Belki sizlerde de bazı farkındalıklara sebep olurum. Son 5 senedir her market alışverişimde ürünlerin arkasını daha bir dikkatli okuyorum.<br />
<br />
Malum hayatımıza E KOD diye bir SAÇMALIK soktular. Bizleri zehirleyen, çoluk çocuğun düşmanı ne varsa, bunları ürünlere çeşitli kodlarla yazıyorlar. Vatandaş ise bunların çoğuna dikkat etmeden alıyor bir güzel tüketiyor. Az önce büyük bir market zincirinden alışveriş yaptım. <br />
3 yaşında ki Oğlum, baba bana lokum alır mısın dedi. Reyonda gösterdiği ürün, hepimizin hayatımızın bir anında yediği masum bir kuş lokumu gibi görünüyor. Ancak ürünün resmini yakınlaştırırsanız, bazı E KODLARI görebilirsiniz. Şimdi bakalım bu kodların açılımı neymiş..<br />
<br />
E129 <br />
Renklendirici, sentetiktir; tatlılar, içecek ve garnitürlerde, eczacılık ve kozmetik ürünlerinde kullanılır; astım ve aspirin hassasiyeti olan insanlar için risklidir; farelerde kanser oluşturduğu saptanmıştır; çocuklar tarafından tüketilmesi tavsiye edilmiyor; Danimarka, Belçika, Fransa, Almanya, ısviçre, ısveç, Avusturya ve Norveç'te yasaklandı.<br />
E110<br />
Renklendirici; sentetiktir;unlu gıdalar, pasta, tatlı, çerez, dondurma, içecek ve konserve balık, hazır çorba ve bazı şurup cinsi ilaçların üretiminde kullanılır; yan etkileri kurdeşen, rinit (burun akması), burun tıkanıklığı, alerji, hiperaktivite, böbrek tümörü, kromozom hasarı, karın ağrısı, bulantı ve kusma, hazımsızlık ve iştahsızlıktır; Norveç'te yasaklandı.<br />
E102<br />
Renklendirici; tiroid tümörü, kromozom hasarı, kurdeşen, hiperaktivite ve aspirin duyarlılığı gibi rahatsızlıklara sebep olabilir; renkli içecek, tatlı, reçel,unlu gıdalar, çerez, konserve balık ve hazır çorbalarda kullanılır; Norveç ve Avusturya'da yasaklandı.<br />
<br />
Şimdi soru şu: Siz bu maddelerin bulunduğu, Avrupa'nın bir çok ülkesinde yasak olan bu maddeleri evladınıza yedirir misiniz? <br />
Vahim olan ise, neredeyse bir çok reyon ürününde bunlar ve fazlası mevcut. <br />
İşte bu sebeple alıp sepete atarken 1 değil 5 kere düşünün.<br />
Alışverişi yarım saatte değil gerekirse 45 dakikada bitirin. Hepinizin elinde akıllı telefonlar var. Bu kodları görebileceğiniz uygulamalar mevcut. Kullanın. Umarim bir nebze olsun dikkatinizi çekebilmişimdir.<br />
<br />
Mesela E110 ve E102 de dikkatiniz bir şey çekti mi? Hani diyorsunuz ya bazen yahu milletin çocugu ne kadar uslu, bizimkisi yerinde duramıyor. Heh işte bundan ya da bunlardan. Ne demiş? Cocuklarda hiperaktiviteye sebep olabilir. Düşün ki bunlardan haftada ne kadar tüketiyor..<br />
<br />
Ya da bazen diyorsunuz ya yemeğini düzgün yer, sıkı giyinir, vitamin desen alır burun tıkanıklığı, akıntı bitmiyor..Bak onu da yazmış yukarıda. Burun akıntısı, tıkanıklığı yapar. Alerji yapar.. Yani neresinden tutarsanız elinizde kalıyor..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[EŞİNİ DOĞRU SEÇ]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-esini-dogru-sec-824.html</link>
			<pubDate>Mon, 26 Mar 2018 15:55:22 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=5">delidumrul</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-esini-dogru-sec-824.html</guid>
			<description><![CDATA[1- EŞİNİ DOĞRU SEÇ<br />
Doğru eş, uzun zaman flört ettiğin kişi değildir.<br />
Önemli olan kısa zamanda da olsa fikirlerinin uyuştuğu,<br />
Yaşam tarzlarınızın benzediği,<br />
Espiri anlayışının yakın olduğu,<br />
Zor zamanlarında hep yanında olacağını bildiğin,<br />
Dertlerini sevinçlerini paylaşabileceğin,<br />
Fikirlerine olaylara bakış açısına güvendiğin,<br />
Senin fikirlerine saygı duyan,<br />
Konuşmaktan sıkılmayacağın,<br />
Hayata küstüğün zaman seni kabuğundan çıkarıp eğlendirebilen,<br />
Gözlerine baktığında ne söylemek istediğini anladığın,<br />
Aynı zamanda iyi bir arkadaş olan,<br />
Fiziksel görünüşün ve işin dışında seni sen olduğun için sevebilecek birini EŞ olarak seçmelisin...<br />
Böyle biri varmı diye soracaksanız şimdi emin olun var. Ama sayıları fazla değil. Hatta hayatta insanın karşısına 1 yada 2 defa çıkar yada çıkmaz...<br />
Önemli Olan Onu Farkedebilmek...<br />
Eğer bu satırları okuduğun zaman aklından bu özellikleri barındıran bir isim geçirmişsen çok şanslısın. Ne olursa olsun onunla birlikte olabilmek için elinden geleni yap...<br />
Çünkü, bir daha onun gibi birini bulma şansın çok az. Emin ol...<br />
Bütün aptal aşıklar gibi ilk hareketi ondan beklersen, çok geç kalırsın...<br />
2- İŞİNİ DOĞRU SEÇ<br />
Doğru iş rahat iş değildir.<br />
Çok kazandıran işte değildir.<br />
Kariyerde değildir.<br />
Klimalı büro ortamıda değildir.<br />
Doğru iş olmaktan zevk aldığın yerdir...<br />
Sabah kalktığında gitmekten üşenmediğin, bıkmadığın yerdir.<br />
Tabi yanında rahatlık, para ve kariyer varsa ne ala...<br />
3- ARKADAŞINI DOĞRU SEÇ<br />
Çok sayıda arkadaşının olması, iyi arkadaşın olduğunun ispatı değildir.<br />
Güzel günlerdeki arkadaşlıklar geçicidir.<br />
Mutluluklarının yanında acılarınıda paylaşabileceğin,<br />
Fikirlerine ihtiyaç duyabileceğin,<br />
Her zaman yanında olmasını isteyeceğin.<br />
Seni madden değil, manen zengin eden,<br />
Sana yalan söylemeyen,<br />
Arkandan iş çevirmeyen,<br />
Hatalarını yüzüne vuran,<br />
Yeri geldiğinde eleştiren,<br />
TEK bir arkadaş sana çok şeyler katacaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1- EŞİNİ DOĞRU SEÇ<br />
Doğru eş, uzun zaman flört ettiğin kişi değildir.<br />
Önemli olan kısa zamanda da olsa fikirlerinin uyuştuğu,<br />
Yaşam tarzlarınızın benzediği,<br />
Espiri anlayışının yakın olduğu,<br />
Zor zamanlarında hep yanında olacağını bildiğin,<br />
Dertlerini sevinçlerini paylaşabileceğin,<br />
Fikirlerine olaylara bakış açısına güvendiğin,<br />
Senin fikirlerine saygı duyan,<br />
Konuşmaktan sıkılmayacağın,<br />
Hayata küstüğün zaman seni kabuğundan çıkarıp eğlendirebilen,<br />
Gözlerine baktığında ne söylemek istediğini anladığın,<br />
Aynı zamanda iyi bir arkadaş olan,<br />
Fiziksel görünüşün ve işin dışında seni sen olduğun için sevebilecek birini EŞ olarak seçmelisin...<br />
Böyle biri varmı diye soracaksanız şimdi emin olun var. Ama sayıları fazla değil. Hatta hayatta insanın karşısına 1 yada 2 defa çıkar yada çıkmaz...<br />
Önemli Olan Onu Farkedebilmek...<br />
Eğer bu satırları okuduğun zaman aklından bu özellikleri barındıran bir isim geçirmişsen çok şanslısın. Ne olursa olsun onunla birlikte olabilmek için elinden geleni yap...<br />
Çünkü, bir daha onun gibi birini bulma şansın çok az. Emin ol...<br />
Bütün aptal aşıklar gibi ilk hareketi ondan beklersen, çok geç kalırsın...<br />
2- İŞİNİ DOĞRU SEÇ<br />
Doğru iş rahat iş değildir.<br />
Çok kazandıran işte değildir.<br />
Kariyerde değildir.<br />
Klimalı büro ortamıda değildir.<br />
Doğru iş olmaktan zevk aldığın yerdir...<br />
Sabah kalktığında gitmekten üşenmediğin, bıkmadığın yerdir.<br />
Tabi yanında rahatlık, para ve kariyer varsa ne ala...<br />
3- ARKADAŞINI DOĞRU SEÇ<br />
Çok sayıda arkadaşının olması, iyi arkadaşın olduğunun ispatı değildir.<br />
Güzel günlerdeki arkadaşlıklar geçicidir.<br />
Mutluluklarının yanında acılarınıda paylaşabileceğin,<br />
Fikirlerine ihtiyaç duyabileceğin,<br />
Her zaman yanında olmasını isteyeceğin.<br />
Seni madden değil, manen zengin eden,<br />
Sana yalan söylemeyen,<br />
Arkandan iş çevirmeyen,<br />
Hatalarını yüzüne vuran,<br />
Yeri geldiğinde eleştiren,<br />
TEK bir arkadaş sana çok şeyler katacaktır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Müslüman ol demeden, İnsanların Müslüman olmasını sağlamak]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-musluman-ol-demeden-insanlarin-musluman-olmasini-saglamak-832.html</link>
			<pubDate>Mon, 26 Mar 2018 08:31:49 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=416">merve</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-musluman-ol-demeden-insanlarin-musluman-olmasini-saglamak-832.html</guid>
			<description><![CDATA[1984 olimpiyatları ve Judo final müsabakası.<br />
Minderde Mısırlı Judocu Muhammed Ali Rasvan ve rakibi Japon Yaşuhiro Yamashita.<br />
Müsâbakalar sırasında Yamashita'nın sağ kasları yırtılmıştır ve finâl karşılaşmasına sakat olarak çıkar.<br />
Olayı hatırlamayanlar, bilmeyenler, bulup videosunu izlerlerse görürler.<br />
Yamashita sol ayağıyla yürüyor, sağ ayağını resmen sürüklüyor peşinden...<br />
Maç sırasında Muhammed Ali'nin antrenörü kenardan sürekli halde bağırır. " Sağ bacağına oyna!" <br />
Sağ bacağına vur !"<br />
<br />
Hakikaten maçı izleyen herkes de görüyor ki, Muhammed’in rakibinin <br />
sağ ayağına bir defa vurması yetecekti. Fakat yapmadı.<br />
Yenildi ve gümüş madalya ile yetinmek zorunda kaldı.<br />
<br />
Maçtan sonra etrafını saran bütün gazetecilerin sorusu aynıydı.<br />
<br />
-"Niçin?.. , Niçin yapmadın?..."<br />
Cevaben:<br />
“Benim Din'im insana, yaralıya, hele de yaralı yerinden vurmayı yasaklıyor. Eğer o durumdayken bir de ben oradan yüklenip oraya vursaydım, sakat da kalabilirdi. Madalya için bunu o’na yapamazdım” der.<br />
<br />
Muhammed’in bu tavrı ayakta alkışlandı ve Uluslararası Fairplay Komitesi "1984 Fairplay Ödülüne" lâyık görüldü. Daha sonra gittiği Japonya’da da onu bir kral gibi karşıladılar.<br />
Şimdi DİKKAT ! <br />
. <br />
●O sene binlerce kişinin o'nun bu tavrından etkilenip, İslam'ı inceleyip Müslüman olduğu kayıtlara geçti!..<br />
<br />
Muhammed, kimseye "Müslüman olun" dememiş, Müslüman olmaları için de bir çaba sarfetmemiş; sadece MÜSLÜMAN gibi davranmış ve bu da yetmişti.<br />
<br />
"Müslüman kime denir?" sorusuna Hz.Peygamber'in (S.A.S.) cevabı gayet kısa ve özdür:<br />
-Güzel âhlâk sahibi olana denir.<br />
<br />
Hemen ardından gelen "peki güzel âhlâklı olmak ne demektir?" sorusuna ise cevabı:<br />
<br />
●"İşlediği her amelinden, kimseye bir zararı olmayan, olsa olsa yarar sağlayan insandır."<br />
<br />
Yani diyebiliriz ki; Müslüman "Hayırlı" kimsedir.<br />
<br />
“İslam'ı öyle sağ canlı ve diri yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin."<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/oO5p47.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: oO5p47.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1984 olimpiyatları ve Judo final müsabakası.<br />
Minderde Mısırlı Judocu Muhammed Ali Rasvan ve rakibi Japon Yaşuhiro Yamashita.<br />
Müsâbakalar sırasında Yamashita'nın sağ kasları yırtılmıştır ve finâl karşılaşmasına sakat olarak çıkar.<br />
Olayı hatırlamayanlar, bilmeyenler, bulup videosunu izlerlerse görürler.<br />
Yamashita sol ayağıyla yürüyor, sağ ayağını resmen sürüklüyor peşinden...<br />
Maç sırasında Muhammed Ali'nin antrenörü kenardan sürekli halde bağırır. " Sağ bacağına oyna!" <br />
Sağ bacağına vur !"<br />
<br />
Hakikaten maçı izleyen herkes de görüyor ki, Muhammed’in rakibinin <br />
sağ ayağına bir defa vurması yetecekti. Fakat yapmadı.<br />
Yenildi ve gümüş madalya ile yetinmek zorunda kaldı.<br />
<br />
Maçtan sonra etrafını saran bütün gazetecilerin sorusu aynıydı.<br />
<br />
-"Niçin?.. , Niçin yapmadın?..."<br />
Cevaben:<br />
“Benim Din'im insana, yaralıya, hele de yaralı yerinden vurmayı yasaklıyor. Eğer o durumdayken bir de ben oradan yüklenip oraya vursaydım, sakat da kalabilirdi. Madalya için bunu o’na yapamazdım” der.<br />
<br />
Muhammed’in bu tavrı ayakta alkışlandı ve Uluslararası Fairplay Komitesi "1984 Fairplay Ödülüne" lâyık görüldü. Daha sonra gittiği Japonya’da da onu bir kral gibi karşıladılar.<br />
Şimdi DİKKAT ! <br />
. <br />
●O sene binlerce kişinin o'nun bu tavrından etkilenip, İslam'ı inceleyip Müslüman olduğu kayıtlara geçti!..<br />
<br />
Muhammed, kimseye "Müslüman olun" dememiş, Müslüman olmaları için de bir çaba sarfetmemiş; sadece MÜSLÜMAN gibi davranmış ve bu da yetmişti.<br />
<br />
"Müslüman kime denir?" sorusuna Hz.Peygamber'in (S.A.S.) cevabı gayet kısa ve özdür:<br />
-Güzel âhlâk sahibi olana denir.<br />
<br />
Hemen ardından gelen "peki güzel âhlâklı olmak ne demektir?" sorusuna ise cevabı:<br />
<br />
●"İşlediği her amelinden, kimseye bir zararı olmayan, olsa olsa yarar sağlayan insandır."<br />
<br />
Yani diyebiliriz ki; Müslüman "Hayırlı" kimsedir.<br />
<br />
“İslam'ı öyle sağ canlı ve diri yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin."<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/oO5p47.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: oO5p47.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Feodalitenin ortaya çıkışı ve yıkılışı. (Derebeylik Sistemi)]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-feodalitenin-ortaya-cikisi-ve-yikilisi-derebeylik-sistemi-831.html</link>
			<pubDate>Sun, 25 Mar 2018 06:24:55 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=416">merve</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-feodalitenin-ortaya-cikisi-ve-yikilisi-derebeylik-sistemi-831.html</guid>
			<description><![CDATA[Batı roma imparatorluğu yıkıldıktan sonra ortaya büyük bir otorite boşluğu çıktı.Bu anarşi ortamında ekonomi kötüye gidiyor,yiyecek sıkıntısı baş gösteriyordu.Halkın kafası karışmış ,toprağı işleyemez hale gelmişti.böyle bir dönemde bir takım kimseler (yerel tüccarlar ve köle sahipleri) köylülere onları koruyacaklarını söyleyerek himayeleri altına aldılar.köleleri de topraklardan ayrılmamak koşulu ile serbest bıraktılar.Köylüler ahşap ve toprak barınaklarda kendileri ise -o zamana göre-lüks şato ve kalelerde kaldılar.Toprakla uğraşan,sabah akşam demeden çalışan,herhangi bir geliri ve mülkiyet sahibi olmadığı halde var gücüyle çalışan köylü,günün sonunda bir tabak yemek yiyebilirse sahibine şükrediyordu.<br />
Böylece ortaya senyör(koruyan) ve serf (köylü-korunan) vasal ilişkisi çıktı.<br />
(Vasal ilişkisi koruyan-korunan ilişkisidir.Serf ile senyör arasında olabileceği gibi kral ile senyör arasında da olabilmektedir.)<br />
Senyörler kendilerini korumak ve halktan vergi toplamak için adamlara ihtiyaç duydu.Bu adamlara şövalye denilmektedir.(günümüzde İngiltere ve Fransa gibi bazı köklü avrupa ülkelerinde bu unvan kullanılır.Parayla satılabilir,devleti için önemli bir iş yapan birine verilebilir.Ancak eski işlevi kalmamıştır.)Şövalyeler her ne kadar senyörlerin adamları olsa da kendi aralarında yazılı yazısız kanunları vardır.(Silahsız düşmana saldırmamak,kadın,çocuk ve yaşlıları korumak,vatanını savunmak gibi.)<br />
Senyörler barış zamanında topraklarında bulunur.Her bakımdan kendilerini güçlendirir.Rekabet ettikleri diğer senyörleri geçmeye çalışırlardı.Hatta kralı bile diğer senyörlerle ittifak kurup etkileri altına almayı başarmışlardır.(1215 Magna Carta)<br />
Batı Roma imparatorluğunun yıkılışı ve İstanbul un fethi arasındaki döneme (476-1453) Ortaçağ denir.Feodalite bu tarihler arasında altın çağını yaşamıştır.Sonraki dönemlerde de belli belirsiz şekilde devam etmiştir.-Osmanlı daki ayanlık sistemi gibi-<br />
Gelelim feodalitenin yıkılışına;<br />
Ortaçağ da kaleler ve surları yıkacak teknoloji yoktu.Kalenin içine kapananlar ambarları doluysa aylarca belki de senelerce direnebilirdi.Böyle bir durumda kralın eli kolu bağlanır,ülkesi saldırıya açık hale gelir,kuvvetlerini bölmek zorunda kalırdı.Halkın gözünde ve senyörler arasında itibarı zedelenirdi.Ancak İstanbul un fethiyle bu büyük kalelerin ve surların aslında yıkılabileceği o kadarda güçlü yapılar olmadıkları, büyük demir gülleler atan toplarla yerle bir edilebileceği anlaşılmıştır.<br />
Artık kral;sorun çıkaran,düşmanla işbirliği içinde olan,başına buyruk hareket edip krala uymayan derebeylerini yenebilecek güce ulaşmıştır.<br />
Ateşli silahların bulunması ile birlikte feodalite yıkılmış,merkezi krallıklar güçlenmiş,siyasi yapı şekillenmiş,kralların gücü ve otoritesi tekrar tesis edilmiştir.<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><hr class="mycode_hr" />
<img src="https://i.hizliresim.com/vjG6Qp.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: vjG6Qp.jpg]" class="mycode_img" /></div>
Alıntıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Batı roma imparatorluğu yıkıldıktan sonra ortaya büyük bir otorite boşluğu çıktı.Bu anarşi ortamında ekonomi kötüye gidiyor,yiyecek sıkıntısı baş gösteriyordu.Halkın kafası karışmış ,toprağı işleyemez hale gelmişti.böyle bir dönemde bir takım kimseler (yerel tüccarlar ve köle sahipleri) köylülere onları koruyacaklarını söyleyerek himayeleri altına aldılar.köleleri de topraklardan ayrılmamak koşulu ile serbest bıraktılar.Köylüler ahşap ve toprak barınaklarda kendileri ise -o zamana göre-lüks şato ve kalelerde kaldılar.Toprakla uğraşan,sabah akşam demeden çalışan,herhangi bir geliri ve mülkiyet sahibi olmadığı halde var gücüyle çalışan köylü,günün sonunda bir tabak yemek yiyebilirse sahibine şükrediyordu.<br />
Böylece ortaya senyör(koruyan) ve serf (köylü-korunan) vasal ilişkisi çıktı.<br />
(Vasal ilişkisi koruyan-korunan ilişkisidir.Serf ile senyör arasında olabileceği gibi kral ile senyör arasında da olabilmektedir.)<br />
Senyörler kendilerini korumak ve halktan vergi toplamak için adamlara ihtiyaç duydu.Bu adamlara şövalye denilmektedir.(günümüzde İngiltere ve Fransa gibi bazı köklü avrupa ülkelerinde bu unvan kullanılır.Parayla satılabilir,devleti için önemli bir iş yapan birine verilebilir.Ancak eski işlevi kalmamıştır.)Şövalyeler her ne kadar senyörlerin adamları olsa da kendi aralarında yazılı yazısız kanunları vardır.(Silahsız düşmana saldırmamak,kadın,çocuk ve yaşlıları korumak,vatanını savunmak gibi.)<br />
Senyörler barış zamanında topraklarında bulunur.Her bakımdan kendilerini güçlendirir.Rekabet ettikleri diğer senyörleri geçmeye çalışırlardı.Hatta kralı bile diğer senyörlerle ittifak kurup etkileri altına almayı başarmışlardır.(1215 Magna Carta)<br />
Batı Roma imparatorluğunun yıkılışı ve İstanbul un fethi arasındaki döneme (476-1453) Ortaçağ denir.Feodalite bu tarihler arasında altın çağını yaşamıştır.Sonraki dönemlerde de belli belirsiz şekilde devam etmiştir.-Osmanlı daki ayanlık sistemi gibi-<br />
Gelelim feodalitenin yıkılışına;<br />
Ortaçağ da kaleler ve surları yıkacak teknoloji yoktu.Kalenin içine kapananlar ambarları doluysa aylarca belki de senelerce direnebilirdi.Böyle bir durumda kralın eli kolu bağlanır,ülkesi saldırıya açık hale gelir,kuvvetlerini bölmek zorunda kalırdı.Halkın gözünde ve senyörler arasında itibarı zedelenirdi.Ancak İstanbul un fethiyle bu büyük kalelerin ve surların aslında yıkılabileceği o kadarda güçlü yapılar olmadıkları, büyük demir gülleler atan toplarla yerle bir edilebileceği anlaşılmıştır.<br />
Artık kral;sorun çıkaran,düşmanla işbirliği içinde olan,başına buyruk hareket edip krala uymayan derebeylerini yenebilecek güce ulaşmıştır.<br />
Ateşli silahların bulunması ile birlikte feodalite yıkılmış,merkezi krallıklar güçlenmiş,siyasi yapı şekillenmiş,kralların gücü ve otoritesi tekrar tesis edilmiştir.<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><hr class="mycode_hr" />
<img src="https://i.hizliresim.com/vjG6Qp.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: vjG6Qp.jpg]" class="mycode_img" /></div>
Alıntıdır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mustafa Ertuğrul Aker Tarihte ilk uçak gemisi batıran subay]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-mustafa-ertugrul-aker-tarihte-ilk-ucak-gemisi-batiran-subay-829.html</link>
			<pubDate>Sat, 24 Mar 2018 05:44:38 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=416">merve</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-mustafa-ertugrul-aker-tarihte-ilk-ucak-gemisi-batiran-subay-829.html</guid>
			<description><![CDATA[Tarihte ilk uçak gemisi batıran subay. (daha sonradan uss yorktown, akagi, kaga ve soryu gibi çok ünlü uçak gemileri japon- amerikan savaşlarında batmıştır.) resmi kayıtlara göre 1. dünya savaşında aralarında krüvazör, zırhlı, hücumbot, uçak gemisi vs.nin de bulunduğu irili ufaklı 200 civarı düşman tekne ve gemisi batırmış kişi. çanakkale'deki başarılarının yanı sıra, kurtuluş savaşı'nda yakın arkadaşı demirci mehmet efe ile batı cephesinde işgalcilere ilk bozgunları yaşatan subaydır mustafa ertuğrul... <br />
<br />
türk subayı mustafa ertuğrul, osmanlı donanmasının haliç’e kilitlendiği, fransız deniz kuvvetlerinin, yunan adalarında konuşlanarak tüm sahil kasabalarımızı, sivilleri özellikle de un fabrikalarını topa tutuğu dönemde, almanlar tarafından kısa bir eğitim aldı. <br />
<br />
topçu bataryasını önce kaş’a kurarak oradan meis adasını mesken tutan fransız gemileri batırmasıyla ünlendi ilkin. eski adı ağva olan bugünkü kemer’de ilginç raslantı, fransız tatil köyü clubmed’in ilerisindeki kayalık tepe üzerinden batırdığı paris 2'yle ilgili mevziler halen tatil köyünün içinde bozulmamış olarak duruyor. ve ne hazindir ki oraları görmeniz bugün fransızlar'ın iznine bağlı... paris 2'yi 4 sabit bataryadan %95 isabet oranıyla açtığı top ateşiyle batırmıştır.vurduğu gemiden kurtulan personele kendi askerlerinin temiz esvaplarını giydiren, yaralarını saran onları antalya’da tedavi ettiren ve onlara insanlık dersi veren mustafa ertuğrul’un attığı bir top paris-2 gemisindeki fransız bayrağına isabet ettiği için gemiden kurtulan fransız kaptandan özür bile dileyen bir anlayışa sahip bir kahramandı...<br />
<br />
ünü sadece osmanlı ordusunda değil düşman askerleri arasında da yayılmıştı. mütareke sonrasında aydın cephesinde silahları teslim almaya gelen ingiliz komutan mustafa ertuğrul bey'i tanıyor ve "sizin gibi bir komutanın silahını almak askeri şerefe aykırı sayarım" diyerek silahlarını ve elindeki dört topu bırakıyor. ve kaderin tecellisi kurtuluş savaşı başladığında başlangıçta milli kuvvetlerin elindeki en önemli silah bu dört top olacaktı. mustafa ertuğrul bey o dört top ile işgalcilere kök söktürecekti. <br />
<br />
dediğimiz gibi dünya denizcilik ve savaş tarihinde ilk kez bir uçak gemisini topçu ateşiyle batırmıştı. ingilizler'in 110 metrelik efsanevi uçak gemisi ben my chree'yi meis açıklarında sulara gömüyor, ardından fransız savaş gemileri paris ii ve alexandra'yı de kemer'de denizin derinliklerine yolluyordu. kemer açıklarında denize döktüğü yaralı düşman askerlerini denizden toplayıp yaralarını saran, anılarında da "zaferden mütevellit neş'emizi yaralı düşman askerlerinin acısına hürmeten izhar etmedik" diye yazacak kadar centilmen bir askerdi. harbiye yıllarından beri resimle uğraşan sanatçı ruhlu bir subay olduğu biliniyor. (görev yaptığı aydın'da evladı vefat edince yaptığı inanılmaz suluboyaları seyredip, mustafa ertuğrul'un bu resimlere düştüğü notları okuyunca, gözlerim dolu dolu oldu..)<br />
<br />
mustafa ertuğrul'la ilgili "ben bir türk zabitiyim" adlı kitabı yazan mustafa aydemir, şöyle söylüyor: "bu kadar başarısına rağmen çok mütevazı bir insan. anlatmak, övünmek gibi bir şeyi yok. çanakkalede uçak düşürmüş. aydında eşkıya güçlerinin milli güçlere kazandırılmasını örgütlemiş. demirci efe ile çok yakın arkadaş. dostlukları sonra da devam ediyor. yaşlılıklarında buluşuyorlar. anılarını sadece batırtığı gemiler üzerine yazmış. diğerlerini anlatmıyor." mustafa ertuğrul'- un anılarını yazmasının da bir öyküsü var. mustafa aydemir bu öyküyü şöyle anlatıyor: "bir gün mustafa kemal, antalya'da onu ziyaret etmiş. 'bunları yaz, bunlar unutulur gider' demiş. bunu emir telaki edip oturup yazmış. ama 'bu benim odamdan asla dışarı çıkmayacak' demiş. inanılmaz anılarını resimleyerek 1934 yılında yazmış. ve muhteşem anıları tek tek fransız-ingiliz askeri kayıtlarından doğrulanmış...<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Madalyaları</span><br />
<br />
Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde girdiği savaşlarda toplam 10 madalya ve rozetle taltif edildi.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Osmanlı Liyakat Madalyası - II. Abdülhamit döneminde savaşta başarı gösteren askerlere verilmiştir.<br />
</li>
<li>Donanma İane Madalyası - Osmanlı Donanması'na yapılan hizmet ve yardımlar karşılığı verilmiştir.<br />
</li>
<li>Çanakkale'de düşürdüğü İngiliz keşif uçağı pilotunun şapkasındaki rozet. Mustafa Ertuğrul'a hatıra olarak verilmiştir.<br />
</li>
<li>Avusturya 305 no'lu havan top birliği Çanakkale hatıra rozeti<br />
</li>
<li>Alman Demir Haç Madalyası<br />
</li>
<li>İstiklal Madalyası<br />
</li>
<li>Prusya Liyakat Madalyası<br />
</li>
<li>Cedit Girid Madalyası ( II. Abdülhamid döneminde Girit'te savaşan askerlere verilen bu nişan, Mustafa Ertuğrul'un babasına aittir. Oğullar da bu nişanı takabiliyorlardı.)<br />
</li>
<li>Galiçya Savaşı metal rozeti<br />
</li>
<li>Harp Madalyası. Çanakkale, Galiçya, Kafkasya, Irak ve Mısır'da savaşanlara verilmiştir.<br />
</li>
</ol>
<br />
amerikalı'nın rambosuna bilmemnesine, osuruktan teyyare uydurulmuş palavra kahramanlarına gösterdiğimiz ilginin yüzde 1'ini mustafa ertuğrul gibi kendi gerçek kahramanlarımıza umarım gösteririz. ailesiyle (kızı ve torunları hayatta) ve antalya'nın bazı belediye başkanları'yla temasa geçtim. inşallah yakın bir zamanda kent meydanlarının birine mustafa ertuğrul'un heykelini dikeceğiz...<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/VrO0Ln.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: VrO0Ln.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tarihte ilk uçak gemisi batıran subay. (daha sonradan uss yorktown, akagi, kaga ve soryu gibi çok ünlü uçak gemileri japon- amerikan savaşlarında batmıştır.) resmi kayıtlara göre 1. dünya savaşında aralarında krüvazör, zırhlı, hücumbot, uçak gemisi vs.nin de bulunduğu irili ufaklı 200 civarı düşman tekne ve gemisi batırmış kişi. çanakkale'deki başarılarının yanı sıra, kurtuluş savaşı'nda yakın arkadaşı demirci mehmet efe ile batı cephesinde işgalcilere ilk bozgunları yaşatan subaydır mustafa ertuğrul... <br />
<br />
türk subayı mustafa ertuğrul, osmanlı donanmasının haliç’e kilitlendiği, fransız deniz kuvvetlerinin, yunan adalarında konuşlanarak tüm sahil kasabalarımızı, sivilleri özellikle de un fabrikalarını topa tutuğu dönemde, almanlar tarafından kısa bir eğitim aldı. <br />
<br />
topçu bataryasını önce kaş’a kurarak oradan meis adasını mesken tutan fransız gemileri batırmasıyla ünlendi ilkin. eski adı ağva olan bugünkü kemer’de ilginç raslantı, fransız tatil köyü clubmed’in ilerisindeki kayalık tepe üzerinden batırdığı paris 2'yle ilgili mevziler halen tatil köyünün içinde bozulmamış olarak duruyor. ve ne hazindir ki oraları görmeniz bugün fransızlar'ın iznine bağlı... paris 2'yi 4 sabit bataryadan %95 isabet oranıyla açtığı top ateşiyle batırmıştır.vurduğu gemiden kurtulan personele kendi askerlerinin temiz esvaplarını giydiren, yaralarını saran onları antalya’da tedavi ettiren ve onlara insanlık dersi veren mustafa ertuğrul’un attığı bir top paris-2 gemisindeki fransız bayrağına isabet ettiği için gemiden kurtulan fransız kaptandan özür bile dileyen bir anlayışa sahip bir kahramandı...<br />
<br />
ünü sadece osmanlı ordusunda değil düşman askerleri arasında da yayılmıştı. mütareke sonrasında aydın cephesinde silahları teslim almaya gelen ingiliz komutan mustafa ertuğrul bey'i tanıyor ve "sizin gibi bir komutanın silahını almak askeri şerefe aykırı sayarım" diyerek silahlarını ve elindeki dört topu bırakıyor. ve kaderin tecellisi kurtuluş savaşı başladığında başlangıçta milli kuvvetlerin elindeki en önemli silah bu dört top olacaktı. mustafa ertuğrul bey o dört top ile işgalcilere kök söktürecekti. <br />
<br />
dediğimiz gibi dünya denizcilik ve savaş tarihinde ilk kez bir uçak gemisini topçu ateşiyle batırmıştı. ingilizler'in 110 metrelik efsanevi uçak gemisi ben my chree'yi meis açıklarında sulara gömüyor, ardından fransız savaş gemileri paris ii ve alexandra'yı de kemer'de denizin derinliklerine yolluyordu. kemer açıklarında denize döktüğü yaralı düşman askerlerini denizden toplayıp yaralarını saran, anılarında da "zaferden mütevellit neş'emizi yaralı düşman askerlerinin acısına hürmeten izhar etmedik" diye yazacak kadar centilmen bir askerdi. harbiye yıllarından beri resimle uğraşan sanatçı ruhlu bir subay olduğu biliniyor. (görev yaptığı aydın'da evladı vefat edince yaptığı inanılmaz suluboyaları seyredip, mustafa ertuğrul'un bu resimlere düştüğü notları okuyunca, gözlerim dolu dolu oldu..)<br />
<br />
mustafa ertuğrul'la ilgili "ben bir türk zabitiyim" adlı kitabı yazan mustafa aydemir, şöyle söylüyor: "bu kadar başarısına rağmen çok mütevazı bir insan. anlatmak, övünmek gibi bir şeyi yok. çanakkalede uçak düşürmüş. aydında eşkıya güçlerinin milli güçlere kazandırılmasını örgütlemiş. demirci efe ile çok yakın arkadaş. dostlukları sonra da devam ediyor. yaşlılıklarında buluşuyorlar. anılarını sadece batırtığı gemiler üzerine yazmış. diğerlerini anlatmıyor." mustafa ertuğrul'- un anılarını yazmasının da bir öyküsü var. mustafa aydemir bu öyküyü şöyle anlatıyor: "bir gün mustafa kemal, antalya'da onu ziyaret etmiş. 'bunları yaz, bunlar unutulur gider' demiş. bunu emir telaki edip oturup yazmış. ama 'bu benim odamdan asla dışarı çıkmayacak' demiş. inanılmaz anılarını resimleyerek 1934 yılında yazmış. ve muhteşem anıları tek tek fransız-ingiliz askeri kayıtlarından doğrulanmış...<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Madalyaları</span><br />
<br />
Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde girdiği savaşlarda toplam 10 madalya ve rozetle taltif edildi.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Osmanlı Liyakat Madalyası - II. Abdülhamit döneminde savaşta başarı gösteren askerlere verilmiştir.<br />
</li>
<li>Donanma İane Madalyası - Osmanlı Donanması'na yapılan hizmet ve yardımlar karşılığı verilmiştir.<br />
</li>
<li>Çanakkale'de düşürdüğü İngiliz keşif uçağı pilotunun şapkasındaki rozet. Mustafa Ertuğrul'a hatıra olarak verilmiştir.<br />
</li>
<li>Avusturya 305 no'lu havan top birliği Çanakkale hatıra rozeti<br />
</li>
<li>Alman Demir Haç Madalyası<br />
</li>
<li>İstiklal Madalyası<br />
</li>
<li>Prusya Liyakat Madalyası<br />
</li>
<li>Cedit Girid Madalyası ( II. Abdülhamid döneminde Girit'te savaşan askerlere verilen bu nişan, Mustafa Ertuğrul'un babasına aittir. Oğullar da bu nişanı takabiliyorlardı.)<br />
</li>
<li>Galiçya Savaşı metal rozeti<br />
</li>
<li>Harp Madalyası. Çanakkale, Galiçya, Kafkasya, Irak ve Mısır'da savaşanlara verilmiştir.<br />
</li>
</ol>
<br />
amerikalı'nın rambosuna bilmemnesine, osuruktan teyyare uydurulmuş palavra kahramanlarına gösterdiğimiz ilginin yüzde 1'ini mustafa ertuğrul gibi kendi gerçek kahramanlarımıza umarım gösteririz. ailesiyle (kızı ve torunları hayatta) ve antalya'nın bazı belediye başkanları'yla temasa geçtim. inşallah yakın bir zamanda kent meydanlarının birine mustafa ertuğrul'un heykelini dikeceğiz...<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/VrO0Ln.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: VrO0Ln.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[1788 Osmanlı-Avusturya savaşı En gülünç savaşlardan biri]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-1788-osmanli-avusturya-savasi-en-gulunc-savaslardan-biri-830.html</link>
			<pubDate>Sat, 24 Mar 2018 05:41:08 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=11">gakko</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-1788-osmanli-avusturya-savasi-en-gulunc-savaslardan-biri-830.html</guid>
			<description><![CDATA[1788'de Avusturya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında yaşanan çokça savaştan bir tanesidir. Avusturya ana ordusu, günümüzde ki Romanya'da bulunuyordu ve Osmanlı ordusunun nerede olduğundan emin olmak için süvari birliklerini Timiş nehrinin karşısına yollar. Osmanlı ordusundan iz bulamazlar, ama gördükleri çingenelerden içki satın alırlar. <br />
<br />
Daha sonradan, Avusturyalı piyadeler nehri geçer süvari birliğinin içki partisine katılmak isterler, iki birlik arasında çıkan bu tartışmada bir asker ateş eder ve piyadeler ile süvariler arasında çatışma başlar. Çatışma sırasında piyadeler süvari birliklerini korkutmak için Turciii! Turciii! diye haykırır.(Romence: Türkleeer!). Bunu duyan süvari birlikleri Türklerin geldiğini zannedip kaçmaya başlar. Avusturya ordusu İtalyan, Balkan Slavları, Avustralyalı ve çeşitli azınlıklardan oluşmakta ve birbirlerini anlamakta güçlük çeken bir ordudur.<br />
<br />
<br />
Süvarilerin ana kampa doğru dörtnala geldiğini gören birlik kumandanı, Osmanlı akıncılarının saldırısına uğradığını düşünerek topçulara ateş emri verir. Birlikler gördükleri her askeri Türk zannedip vurmaya başar, bu kargaşa sonucu tüm ordu geri çekilir, imparator II. Joseph attan düşüp sakatlanır. <br />
<br />
İki gün sonra olay yerine ulaşan Osmanlı ordusu 10.000 kadar ölü ve yaralıyla karşılaşır ve Karanşebeş şehrini rahatça alır.<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/Z96ZVZ.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Z96ZVZ.jpg]" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1788'de Avusturya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında yaşanan çokça savaştan bir tanesidir. Avusturya ana ordusu, günümüzde ki Romanya'da bulunuyordu ve Osmanlı ordusunun nerede olduğundan emin olmak için süvari birliklerini Timiş nehrinin karşısına yollar. Osmanlı ordusundan iz bulamazlar, ama gördükleri çingenelerden içki satın alırlar. <br />
<br />
Daha sonradan, Avusturyalı piyadeler nehri geçer süvari birliğinin içki partisine katılmak isterler, iki birlik arasında çıkan bu tartışmada bir asker ateş eder ve piyadeler ile süvariler arasında çatışma başlar. Çatışma sırasında piyadeler süvari birliklerini korkutmak için Turciii! Turciii! diye haykırır.(Romence: Türkleeer!). Bunu duyan süvari birlikleri Türklerin geldiğini zannedip kaçmaya başlar. Avusturya ordusu İtalyan, Balkan Slavları, Avustralyalı ve çeşitli azınlıklardan oluşmakta ve birbirlerini anlamakta güçlük çeken bir ordudur.<br />
<br />
<br />
Süvarilerin ana kampa doğru dörtnala geldiğini gören birlik kumandanı, Osmanlı akıncılarının saldırısına uğradığını düşünerek topçulara ateş emri verir. Birlikler gördükleri her askeri Türk zannedip vurmaya başar, bu kargaşa sonucu tüm ordu geri çekilir, imparator II. Joseph attan düşüp sakatlanır. <br />
<br />
İki gün sonra olay yerine ulaşan Osmanlı ordusu 10.000 kadar ölü ve yaralıyla karşılaşır ve Karanşebeş şehrini rahatça alır.<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/Z96ZVZ.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Z96ZVZ.jpg]" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zengin Girişimcilerden Hayat Değiştirecek 6 Püf Noktası]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-zengin-girisimcilerden-hayat-degistirecek-6-puf-noktasi-809.html</link>
			<pubDate>Wed, 21 Mar 2018 22:01:16 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=416">merve</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-zengin-girisimcilerden-hayat-degistirecek-6-puf-noktasi-809.html</guid>
			<description><![CDATA[Ünlü ve Zengin girişimcilerden hayata dair 6 püf noktası.<br />
Herkes farklı biçimde çalışır ancak dünyanın başarılı girişimcilerinin ortak noktada buluştukları günlük alışkanlıklar vardır.<br />
<br />
Ne kadar zengin olursa olsun Mark Zuckerberg‘in bile bir düzene ihtiyacı vardır. 2014 yılı boyunca her gün kendi el yazısı ile birilerine “teşekkürler” yazma sebeplerinden biri de budur. Facebook’un kurucusu 2010 yılından beri her yıl için kendisine farklı bir hedef koyuyor ve bu hedefleri gerçekleştirmek için çabalıyor. Ayrıca bu hedefler kesinlikle Facebook ile ya da daha fazla para kazanmasını sağlayacak projelerle alakalı değil bu hedefler tamamen kişisel. Mark Zuckerberg, 2010 yılında Mandarin Çincesi öğrenme hedefini kendisi için belirledi be 2011 yılında ise sadece kendi öldürdüğü hayvanların etini yiyeceğine dair kendisine söz verdi.<br />
<br />
Birçok insana göre ilginç ya da garip gelen bu alışkanlıklar aslında insana kendisini geliştirmesi ve iradesini güçlendirmesi açısında büyük yararlar sağlıyor. İş dünyasının liderlerinin benimsediği ve kullandığı 6 püf noktası var.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Elektronik Uykusuzluk</span><br />
<br />
Facebook COO Sherly Sandberg belki de dünyanın en yoğun iletişime sahip insanıdır. Ancak her gece yatmadan önce telefonunu tamamen kapatıyor. Yapılan bir röportajda, rahat uyuyabilmek için tamamen çevrimdışı olması gerektiğini belirtmiş.<br />
<br />
Bu konuda yapılan araştırmalar da Sandberg’i doğrular nitelikte çünkü uyumadan önce kullanılan ve siz uyurken etrafınızda çalışan elektronik cihaz, uykunuzu düşündüğünüzden çok daha fazla, olumsuz yönde etkiliyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Mizahsız Yaşanmaz</span><br />
<br />
Zappos adlı firmanın CEO’su Tony Hsieh, günün belirli bir dilimini mizah yaparak ya da okuyarak geçirdiğini belirtiyor. Bunun çalışma ortamını, motivasyonu ve hatta çalışanları bile olumlu yönde etkilediğini söylüyor. Mizahla ilgilenmenin insanın veririmliğini arttırdığı biliniyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Zaman Ayırmak</span><br />
<br />
Richard Branson, gün içinde insanların ara vermelerinin doğal olduğunu ancak bu araların verimli kullanılmadığını belirtiyor. Özellikle stresli ortamlarda çalışan insanların dinlenme konusunda kendilerini tanımalarının gerektiğini neler yapmanın, neler içmenin ya da yemenin insanları daha verimli hale getirdiğinin keşfedilmesi gerektiğini, herkesin dinlenme alışkanlıklarının farklı olması gerektiğini belirtiyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Sevebileceğiniz Bir Ortam</span><br />
<br />
İnsanların işlerini genelde bilinen ofis ortamlarında değilde, sevebilecekleri bir ortamda yapmasının verimliliği ve mutluluğu artırdığı moda tasarımcısı Marc Ecko tarafından anlatılıyor. Ecko kendinden örnek vererek Star Wars adlı filmin hatıralarının koleksiyonunu yaptığını ve kendisine çalışmak için daha mutlu bir ortam hazırladığını söylüyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Meditasyon Yapmak</span><br />
<br />
Bir çok insan meditasyon yapmayı kendisine alışkanlık edinmek istemiyor. Çünkü yine bir çok insana göre bu tam bir vakit kaybı. Ancak iş adamı Def Jam meditasyon yapmanın insanı dinginleştirdiğini, stresten uzaklaştırdığını ve insanın özgüvenini arttırdığını belirtiyor. Başarı ve mutluluğu aynı anda sürdürmenin çok zor olduğu bir ortamda meditasyon yapmadan kendini bulamayacağını söylüyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Okumak</span><br />
<br />
Mark Zuckerbeg 2015 yılı için hedefinin her hafta farklı bir kitap okumak olduğunu belirtti. İlginçtir ki bütün başarılı girişimciler mutlaka sürekli olarak kitap okuyor. Ayrıca okudukları kitaplar her zaman işleriyle ilgili ya da kişisel gelişimle alakalı olmayabiliyor. Kitaplarda anlatılan ne olursa olsun insanlar farklı şeyler görebilir ve farklı anlamlar çıkarabilir ve iş yaşamıyla ilgisi olmayan bir kitaptan dahi büyük bir ip ucu öğrenilebilinir.<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/418Z90.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 418Z90.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ünlü ve Zengin girişimcilerden hayata dair 6 püf noktası.<br />
Herkes farklı biçimde çalışır ancak dünyanın başarılı girişimcilerinin ortak noktada buluştukları günlük alışkanlıklar vardır.<br />
<br />
Ne kadar zengin olursa olsun Mark Zuckerberg‘in bile bir düzene ihtiyacı vardır. 2014 yılı boyunca her gün kendi el yazısı ile birilerine “teşekkürler” yazma sebeplerinden biri de budur. Facebook’un kurucusu 2010 yılından beri her yıl için kendisine farklı bir hedef koyuyor ve bu hedefleri gerçekleştirmek için çabalıyor. Ayrıca bu hedefler kesinlikle Facebook ile ya da daha fazla para kazanmasını sağlayacak projelerle alakalı değil bu hedefler tamamen kişisel. Mark Zuckerberg, 2010 yılında Mandarin Çincesi öğrenme hedefini kendisi için belirledi be 2011 yılında ise sadece kendi öldürdüğü hayvanların etini yiyeceğine dair kendisine söz verdi.<br />
<br />
Birçok insana göre ilginç ya da garip gelen bu alışkanlıklar aslında insana kendisini geliştirmesi ve iradesini güçlendirmesi açısında büyük yararlar sağlıyor. İş dünyasının liderlerinin benimsediği ve kullandığı 6 püf noktası var.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Elektronik Uykusuzluk</span><br />
<br />
Facebook COO Sherly Sandberg belki de dünyanın en yoğun iletişime sahip insanıdır. Ancak her gece yatmadan önce telefonunu tamamen kapatıyor. Yapılan bir röportajda, rahat uyuyabilmek için tamamen çevrimdışı olması gerektiğini belirtmiş.<br />
<br />
Bu konuda yapılan araştırmalar da Sandberg’i doğrular nitelikte çünkü uyumadan önce kullanılan ve siz uyurken etrafınızda çalışan elektronik cihaz, uykunuzu düşündüğünüzden çok daha fazla, olumsuz yönde etkiliyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Mizahsız Yaşanmaz</span><br />
<br />
Zappos adlı firmanın CEO’su Tony Hsieh, günün belirli bir dilimini mizah yaparak ya da okuyarak geçirdiğini belirtiyor. Bunun çalışma ortamını, motivasyonu ve hatta çalışanları bile olumlu yönde etkilediğini söylüyor. Mizahla ilgilenmenin insanın veririmliğini arttırdığı biliniyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Zaman Ayırmak</span><br />
<br />
Richard Branson, gün içinde insanların ara vermelerinin doğal olduğunu ancak bu araların verimli kullanılmadığını belirtiyor. Özellikle stresli ortamlarda çalışan insanların dinlenme konusunda kendilerini tanımalarının gerektiğini neler yapmanın, neler içmenin ya da yemenin insanları daha verimli hale getirdiğinin keşfedilmesi gerektiğini, herkesin dinlenme alışkanlıklarının farklı olması gerektiğini belirtiyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Sevebileceğiniz Bir Ortam</span><br />
<br />
İnsanların işlerini genelde bilinen ofis ortamlarında değilde, sevebilecekleri bir ortamda yapmasının verimliliği ve mutluluğu artırdığı moda tasarımcısı Marc Ecko tarafından anlatılıyor. Ecko kendinden örnek vererek Star Wars adlı filmin hatıralarının koleksiyonunu yaptığını ve kendisine çalışmak için daha mutlu bir ortam hazırladığını söylüyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Meditasyon Yapmak</span><br />
<br />
Bir çok insan meditasyon yapmayı kendisine alışkanlık edinmek istemiyor. Çünkü yine bir çok insana göre bu tam bir vakit kaybı. Ancak iş adamı Def Jam meditasyon yapmanın insanı dinginleştirdiğini, stresten uzaklaştırdığını ve insanın özgüvenini arttırdığını belirtiyor. Başarı ve mutluluğu aynı anda sürdürmenin çok zor olduğu bir ortamda meditasyon yapmadan kendini bulamayacağını söylüyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Okumak</span><br />
<br />
Mark Zuckerbeg 2015 yılı için hedefinin her hafta farklı bir kitap okumak olduğunu belirtti. İlginçtir ki bütün başarılı girişimciler mutlaka sürekli olarak kitap okuyor. Ayrıca okudukları kitaplar her zaman işleriyle ilgili ya da kişisel gelişimle alakalı olmayabiliyor. Kitaplarda anlatılan ne olursa olsun insanlar farklı şeyler görebilir ve farklı anlamlar çıkarabilir ve iş yaşamıyla ilgisi olmayan bir kitaptan dahi büyük bir ip ucu öğrenilebilinir.<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/418Z90.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 418Z90.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>