<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[siberbilgi - HAYATTA KARŞILAŞILAN SORUNLARINIZ VE İSLAM IŞIĞINDA CEVAPLARI ]]></title>
		<link>https://www.siberbilgi.net/</link>
		<description><![CDATA[siberbilgi - https://www.siberbilgi.net]]></description>
		<pubDate>Tue, 05 May 2026 13:49:14 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Fal Baktırmak Günah mıdır? İlgili Ayet ve Hadis-i Şerifler]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-fal-baktirmak-gunah-midir-ilgili-ayet-ve-hadis-i-serifler-585.html</link>
			<pubDate>Sat, 08 Mar 2014 09:12:51 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=8">intikamcı</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-fal-baktirmak-gunah-midir-ilgili-ayet-ve-hadis-i-serifler-585.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fal Nedir?</span><br />
<br />
Fal, bazı alet ve araçlarla ya da bazı yöntemlerle, içinde bulunulan zamanla veya gelecekle ilgili yorumlar yapma ve tahminlerde bulunma işidir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fal Baktırmak Günah mıdır?<img src="http://i.imgur.com/fMFfdwy.png?1" loading="lazy"  alt="[Resim: fMFfdwy.png?1]" class="mycode_img" /></span><br />
Her türlü fal HARAM’dır, caiz değildir. Fal, bir çeşit gaybdan haber vermedir. Halbuki, Kur’an-ı Kerîm; gaybı, Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilemiyeceğini, peygamberlerle melekler dahi, kendilerine vahyedilmedikçe gaybdan haber veremeyeceklerini açıkça bildirmektedir.<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fal Baktırmak Neden Günahtır?</span><br />
İslam âlimleri, kâhinlere gitmenin ve onların söylediklerine inanmanın kişinin imanına zarar vereceğini söylemektedirler. Çünkü kâhinin söylediğinin çoğu uydurma ve yalan olduğundan, ona inanıp kanan kimse hareket ve geleceğini duyduklarına göre düzenlerse, ya boş ümitlere kapılıp hayal ve düşüncelerini lüzumsuz şeylerle dolduracaktır veya verilen kötü haberler üzerine ümitsizliğe ve karamsarlığa düşecektir. Bu da kişinin manevi hayatına, hatta aile hayatına zarar verecektir.Eğlence maksadıyla fala baktırmak ya da bakmak da uygun değildir. Fal yasak bir davranış olup haram kılınmıştır. Haram olan bir hükmün şakası helal olamaz. Bu bakımdan eğlence için dahi olsa, falcıların dediklerine ve fala inanmak caiz olmaz. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fal İle İlgili Ayet ve Hadis-i Şerifler</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“İçki, kumar, putlar ve fal okları hep şeytanın işinden olan murdar bir şeydir. O halde ondan kaçının.”</span>| Kur’an-ı Kerim : Maide, 90</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“</span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır. Başkası onu bilemez.”</span>| Kur’an-ı Kerim : En’am, 59<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Her kim bir arrafa gidip de ona bir şey sorarsa, kırk gecelik namazı kabul olmaz”</span>| Hadis-i Şerif – Kaynak: Müslim, Selâm, 125</span><br />
<br />
<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim bir kâhine gider, dediklerini doğrularsa; şüphesiz ki Muhammed’e indirilmiş olanı inkâr etmiş olur.”</span>| Hadis-i Şerif : Kaynak: Ebû Dâvûd, Tıb, hadis no: 3904</span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">Peygamberimiz (a.s.m.) bir tek cümleyle ifade etmiş:</span><br />
<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kâhinler bir şey değildirler.”</span>| Hadis-i Şerif : Kaynak: Müslim, Selam 123</span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">Yani geleceği okuduklarını iddia edenlerin sözleri boş, bir değeri ve bir anlamı yoktur.<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fala Baktıran ve Bakan Kişi Kafir Olur mu?</span><br />
Eğer fala bakan kişi ben bunu biliyorum ve söylüyorum derse kafir olur. Baktıran kişi de söylenene inanırsa kafir olur. Çünkü gaybı yalnız Allahü teâlâ, bir de onun vahy ve ilham ettikleri bilir. Bu gibi kişiler bildiğini iddaa ederse dinden çıkar bunlara inanan olursa onlar da dinden çıkar. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Falcıların Söyledikleri Neden Bazen Doğru Çıkıyor?</span>“<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ama falcının dediği bazen çıkıyor</span>” diyenler de yok değildir.<br />
Aynı sözü bir ara bir sahabe de söylemiş, fakat Peygamberimiz ona güzel bir cevap vererek yol göstermiştir.</span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">“<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu söz cinlerindir. Cin bilgiyi kapar da dostunun kulağına tavuğun gıdaklaması gibi gıdaklar. Bu şekilde ona yüz yalandan daha fazlasını karıştırır.</span>”| Hadis-i Şerif – Kaynak: Müslim, Selam 123</span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">Bütün falcıların doğrudan cinlerle ilişkisi var mı, yok mu, ayrı bir konu, ama falcılık dine, imana aykırı bir uygulama olduğuna ve Peygamberimizin kesin kes reddettiğine göre, olayın şeytanî yönünün olduğu şüphesizdir.Şeytan da bir cin olduğuna göre, geleceği okuduğu iddiasında bulunan, gaybdan haber vermeye kalkan falcılar şeytanın elinde bir oyuncak haline düşmüşlerdir.Hadisi şerif genel bir ölçüyü veriyor. Gerek kâhin, gerekse falcı veya medyum, tarotlar, hatta burçları okuyanlar, kendilerine hangi adı takmış olursa olsunlar, dinin izin vermediği bir konuda konuşuyor, hüküm veriyorlarsa, aynı kategoriye girerler. Söyledikleri bazen tutsa bile, bu yüz tane yalanın arasından çıkan bir doğrudur. Buna doğru demek bile su götürür. Yapanı da, yaptıranı da, inananı da tehlikeye sürükler.Birer batıl inanç ve hurafe olan falcılığı İslam dini yasaklamasına rağmen, gerek Doğu’da, gerekse Batı’da, dünyanın her yerinde, tarih boyu insanlar kendilerini bu kötü alışkanlıktan kurtaramamışlardır.İslam öncesi Cahiliye döneminde bazı fal çeşitleri vardı. Kum üzerine bazı çizgiler çizilerek bakılan bir fal türü vardı ki, buna hattü’rreml denirdi. Bunun yanında kelime ve isimlerle fal tutma, zarlarla fal açma, astrolojik fallar, koyunun kemiğine, kurbanın ciğerlerine bakarak fal açma, su falı, çay falı, kahve falı, bakla falı, kurşun dökme, tuz falı, balmumu falı, el yazısı falı gibi fal çeşitleri uygulanmıştır.Bilim adamları da falcılığın birer huzursuzluk kaynağı olduğunu ifade ederler. Özellikle aile geçimsizliklerinin ve yakın akrabalar arasında düşmanlık tohumlarının ekilmesine sebep oldukların söylüyorlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mesela, Psikiyatri uzmanı Prof. Dr. İlhan Yargıç diyor ki:</span></span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">“Falcılar, genellikle benzer söylemleri kullanır. Kadının kocasıyla sorunu vardır, problem aslında konuşulsa çözülebilecektir. Fakat falcı, birisinin kendisine büyü yaptığını söyler. Bu durumda kadın, tüm aile fertlerine karşı düşmanca tavır besler. Gerçekte böyle bir şey olmamasına rağmen, kehanet kendini kanıtlar ve aile ilişkileri kopar.”</span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir medyumcunun itirafı da dikkat çekici, diyor ki:</span></span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">“Medyumluk popüler olunca bunu hobi olarak yapanlar işi ticarete döktü. İyi kötü fark etmiyor. Toplumun ruh sağlığı gerçek anlamda tehlike altında; çünkü medet bulmak için gidilen kişilerin birçoğunun kendisi problemli. Bu işi yapanların çoğunun ruh sağlığı bozuk.” (Aksiyon Dergisi, Sayı: 533)</span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">Asıl kaynağı batıl din ve inançlar olan falın dinle, imanla, Kur’an ve İslam’la uzaktan yakından bir ilgisi ve alakası yoktur.İnanan bir insan böyle batıl şeylerle aklını, kalbini ve imanını tehlikeye atmamalı, her şeyin Allah’ın elinde olduğuna inanmalı, Rabbine itimat edip güvenmeli, dua ederek O’na yalvarmalı, kadere olan inancını sağlam tutmalıdır.</span><br />
<br />
 <br />
<br />
 ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fal Nedir?</span><br />
<br />
Fal, bazı alet ve araçlarla ya da bazı yöntemlerle, içinde bulunulan zamanla veya gelecekle ilgili yorumlar yapma ve tahminlerde bulunma işidir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fal Baktırmak Günah mıdır?<img src="http://i.imgur.com/fMFfdwy.png?1" loading="lazy"  alt="[Resim: fMFfdwy.png?1]" class="mycode_img" /></span><br />
Her türlü fal HARAM’dır, caiz değildir. Fal, bir çeşit gaybdan haber vermedir. Halbuki, Kur’an-ı Kerîm; gaybı, Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilemiyeceğini, peygamberlerle melekler dahi, kendilerine vahyedilmedikçe gaybdan haber veremeyeceklerini açıkça bildirmektedir.<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fal Baktırmak Neden Günahtır?</span><br />
İslam âlimleri, kâhinlere gitmenin ve onların söylediklerine inanmanın kişinin imanına zarar vereceğini söylemektedirler. Çünkü kâhinin söylediğinin çoğu uydurma ve yalan olduğundan, ona inanıp kanan kimse hareket ve geleceğini duyduklarına göre düzenlerse, ya boş ümitlere kapılıp hayal ve düşüncelerini lüzumsuz şeylerle dolduracaktır veya verilen kötü haberler üzerine ümitsizliğe ve karamsarlığa düşecektir. Bu da kişinin manevi hayatına, hatta aile hayatına zarar verecektir.Eğlence maksadıyla fala baktırmak ya da bakmak da uygun değildir. Fal yasak bir davranış olup haram kılınmıştır. Haram olan bir hükmün şakası helal olamaz. Bu bakımdan eğlence için dahi olsa, falcıların dediklerine ve fala inanmak caiz olmaz. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fal İle İlgili Ayet ve Hadis-i Şerifler</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“İçki, kumar, putlar ve fal okları hep şeytanın işinden olan murdar bir şeydir. O halde ondan kaçının.”</span>| Kur’an-ı Kerim : Maide, 90</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“</span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır. Başkası onu bilemez.”</span>| Kur’an-ı Kerim : En’am, 59<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Her kim bir arrafa gidip de ona bir şey sorarsa, kırk gecelik namazı kabul olmaz”</span>| Hadis-i Şerif – Kaynak: Müslim, Selâm, 125</span><br />
<br />
<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim bir kâhine gider, dediklerini doğrularsa; şüphesiz ki Muhammed’e indirilmiş olanı inkâr etmiş olur.”</span>| Hadis-i Şerif : Kaynak: Ebû Dâvûd, Tıb, hadis no: 3904</span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">Peygamberimiz (a.s.m.) bir tek cümleyle ifade etmiş:</span><br />
<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kâhinler bir şey değildirler.”</span>| Hadis-i Şerif : Kaynak: Müslim, Selam 123</span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">Yani geleceği okuduklarını iddia edenlerin sözleri boş, bir değeri ve bir anlamı yoktur.<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fala Baktıran ve Bakan Kişi Kafir Olur mu?</span><br />
Eğer fala bakan kişi ben bunu biliyorum ve söylüyorum derse kafir olur. Baktıran kişi de söylenene inanırsa kafir olur. Çünkü gaybı yalnız Allahü teâlâ, bir de onun vahy ve ilham ettikleri bilir. Bu gibi kişiler bildiğini iddaa ederse dinden çıkar bunlara inanan olursa onlar da dinden çıkar. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Falcıların Söyledikleri Neden Bazen Doğru Çıkıyor?</span>“<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ama falcının dediği bazen çıkıyor</span>” diyenler de yok değildir.<br />
Aynı sözü bir ara bir sahabe de söylemiş, fakat Peygamberimiz ona güzel bir cevap vererek yol göstermiştir.</span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">“<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu söz cinlerindir. Cin bilgiyi kapar da dostunun kulağına tavuğun gıdaklaması gibi gıdaklar. Bu şekilde ona yüz yalandan daha fazlasını karıştırır.</span>”| Hadis-i Şerif – Kaynak: Müslim, Selam 123</span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">Bütün falcıların doğrudan cinlerle ilişkisi var mı, yok mu, ayrı bir konu, ama falcılık dine, imana aykırı bir uygulama olduğuna ve Peygamberimizin kesin kes reddettiğine göre, olayın şeytanî yönünün olduğu şüphesizdir.Şeytan da bir cin olduğuna göre, geleceği okuduğu iddiasında bulunan, gaybdan haber vermeye kalkan falcılar şeytanın elinde bir oyuncak haline düşmüşlerdir.Hadisi şerif genel bir ölçüyü veriyor. Gerek kâhin, gerekse falcı veya medyum, tarotlar, hatta burçları okuyanlar, kendilerine hangi adı takmış olursa olsunlar, dinin izin vermediği bir konuda konuşuyor, hüküm veriyorlarsa, aynı kategoriye girerler. Söyledikleri bazen tutsa bile, bu yüz tane yalanın arasından çıkan bir doğrudur. Buna doğru demek bile su götürür. Yapanı da, yaptıranı da, inananı da tehlikeye sürükler.Birer batıl inanç ve hurafe olan falcılığı İslam dini yasaklamasına rağmen, gerek Doğu’da, gerekse Batı’da, dünyanın her yerinde, tarih boyu insanlar kendilerini bu kötü alışkanlıktan kurtaramamışlardır.İslam öncesi Cahiliye döneminde bazı fal çeşitleri vardı. Kum üzerine bazı çizgiler çizilerek bakılan bir fal türü vardı ki, buna hattü’rreml denirdi. Bunun yanında kelime ve isimlerle fal tutma, zarlarla fal açma, astrolojik fallar, koyunun kemiğine, kurbanın ciğerlerine bakarak fal açma, su falı, çay falı, kahve falı, bakla falı, kurşun dökme, tuz falı, balmumu falı, el yazısı falı gibi fal çeşitleri uygulanmıştır.Bilim adamları da falcılığın birer huzursuzluk kaynağı olduğunu ifade ederler. Özellikle aile geçimsizliklerinin ve yakın akrabalar arasında düşmanlık tohumlarının ekilmesine sebep oldukların söylüyorlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mesela, Psikiyatri uzmanı Prof. Dr. İlhan Yargıç diyor ki:</span></span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">“Falcılar, genellikle benzer söylemleri kullanır. Kadının kocasıyla sorunu vardır, problem aslında konuşulsa çözülebilecektir. Fakat falcı, birisinin kendisine büyü yaptığını söyler. Bu durumda kadın, tüm aile fertlerine karşı düşmanca tavır besler. Gerçekte böyle bir şey olmamasına rağmen, kehanet kendini kanıtlar ve aile ilişkileri kopar.”</span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir medyumcunun itirafı da dikkat çekici, diyor ki:</span></span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">“Medyumluk popüler olunca bunu hobi olarak yapanlar işi ticarete döktü. İyi kötü fark etmiyor. Toplumun ruh sağlığı gerçek anlamda tehlike altında; çünkü medet bulmak için gidilen kişilerin birçoğunun kendisi problemli. Bu işi yapanların çoğunun ruh sağlığı bozuk.” (Aksiyon Dergisi, Sayı: 533)</span><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">Asıl kaynağı batıl din ve inançlar olan falın dinle, imanla, Kur’an ve İslam’la uzaktan yakından bir ilgisi ve alakası yoktur.İnanan bir insan böyle batıl şeylerle aklını, kalbini ve imanını tehlikeye atmamalı, her şeyin Allah’ın elinde olduğuna inanmalı, Rabbine itimat edip güvenmeli, dua ederek O’na yalvarmalı, kadere olan inancını sağlam tutmalıdır.</span><br />
<br />
 <br />
<br />
 ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Baş Örtüsü (türban) ile ilgili Ayet ve Hadisler]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-bas-ortusu-turban-ile-ilgili-ayet-ve-hadisler-578.html</link>
			<pubDate>Sun, 02 Feb 2014 16:42:09 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=1">mevthawk</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-bas-ortusu-turban-ile-ilgili-ayet-ve-hadisler-578.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: verdana,arial,tahoma,calibri,geneva,sans-serif;" class="mycode_font"> </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kur'an'da tesettür konusu ve bir emir olarak tesettür temel olarak Ahzab ve Nur surelerinde konu edilir. Bunun dışında tesettürün mahiyetine dair çeşitli ayetler de bulunur; örneğin kimin yanında tesettür edileceğine dair.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="http://imagizer.imageshack.us/v2/320x240q90/819/06l4.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 06l4.jpg]" class="mycode_img" />Nur Sûresi 31. ayette konuyla ilgili olarak şöyle denmektedir:</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar: görünmesi zaruri olanların dışında zinetlerini açmasınlar ve başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar; zinetlerini, kocalarından veya babalarından yahut kayın babalarından yahut oğullarından yahut üvey oğullarından yahut kardeşlerinden yahut kardeş oğullarından yahut kız kardeş oğullarından yahut kendi kadınlarından yahut sahibi bulundukları cariyelerden veya uyuntu (şehvetten yoksun) erkek hizmetçilerden veya henüz kadınların şehvet uyarıcı taraflarından habersiz çocuklardan başkasına göstermesinler; gizledikleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey mü'minler, hepiniz Allah'a tevbe edin ki, mutluluğu bulabilesiniz." </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ey Nebî (Peygamber)! Zevcelerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına (mü'min kadınlara) söyle, cilbablarına sarınsınlar (örtünsünler). Bu, onların (cariye olmadıklarının, hür ve iffetli kadın olduklarının) bilinmesi ve onlara eziyet edilmemesi için daha uygundur. Ve Allah, Gafûr'dur (mağfiret eden), Rahîm'dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden). (Ahzap-59)</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Altı temel hadis kitabının bir araya toplanmış hali olan </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kütüb-i sitte</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">'de farklı başlıklarda örtünmeyle ilgili hadislere yer verilmiştir. Ayşe bint Ebu Bekir'den rivayet edilen bir hadis şu şekildedir;</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Resûlüllah bileklerinin dört parmak yukarısını işaret ederek:“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadına ergenlik çağına varınca yüzü ve şuraya kadar elleri dışında herhangi bir yerini açması helal değildir.<br />
<br />
"</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yine Ayşe bint Ebu Bekir'den rivayet edilen bir hadise göre, Ebu Bekir'in kızı Esma ince bir elbise ile peygamberin huzuruna girmişti. Peygamber yüzünü başka yöne çevirdi ve, yüzünü ve avuçlarını göstererek şöyle dedi;</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çagına ulaşınca, onun şurası ve burası dışında kalan yerlerinin görünmesi uygun</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">değildir."</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlahiyatçılar, belirtilen bölgelerden başka ayakların da örtülmeyebileceğini ifade etmişlerdir.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar:</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nur-31</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ahzap-59</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sahih-i Buhari</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">, Buhari, 8. Bâb </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sünen-i Ebu Davud</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">, Libas </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sf. 476. Kutub, Seyyid. </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşleri Yüksek Kurulu Kararı Sayı: B.02.1. DİB.0.10/212 </span><br />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ayrıca Değerli bir hocamızında açıklması</span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mümin kadınlara da bakışlarını kısmalarını ve edep yerlerini günahtan korumalarını söyle! Yine söyle ki mecburen görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerini kapatacak şekilde örtsünler. Zinet takılan yerlerini kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, üvey oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, mümin kadınlar, ellerinin altında bulunanlar (köleler), erkeklikten kesilip kadınlara ihtiyaç duymayan hizmetçileri veya henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocukları dışında kimseye göstermesinler. Saklı zinetlerine dikkat çekmek için, ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz toptan Allah’a tövbe ediniz ki felaha eresiniz."</span>(Nur, 24/31) Müminelere de, yani mümin kadınlara da söyle: Gözlerini indirsinler, helal olmayan erkeklere bakmaktan sakınsınlar, zira bakmak, zinanın postacısıdır, derler. Ve avret yerlerini korusunlar, tamamiyle örtüp, zinadan korunsunlar. Ve zinetlerini teşhir etmesinler. Kadının zineti denince örfte, taç, küpe, gerdanlık, bilezik ve benzeri takılar, sürme, kına ve benzerleri ve elbise süsleri gibi şeyler akla geliverir. A'râf Sûresi'nde<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Ey Adem oğulları! Her mescide gidişinizde zinetli elbiseler giyin."</span> (A'râf, 7/31) âyetinde zinetin elbise demek olduğu da geçmişti. O halde bu zinetleri açmak bile yasaklanmış olunca, bunların mahalli olan vücudu açmak öncelikle yasaklanmış olur. Yani vücudlarını açmak şöyle dursun, üzerlerindeki zinetleri bile açmasınlar. Bununla birlikte bir kısım âlimler, burada zinetten maksadın, zinetin takıldığı, kullanıldığı yer olduğu fikrini kabul etmişlerdir ki, yüz, sürme ve allık yeri; baş, taç yeri; saç, örgü ve büklüm yeri; kulaklar, küpe yeri; boyun ve göğüs, gerdanlık yeri; el, yüzük ve kına yeri; bilekler, bilezik yeri; pazular, pazubent yeri; baldırlar; halhal yeri; ayaklar da, eller gibi kına yeridir. Bunlardan başka vücudun kısımları da aslında açılmaz. Bu âlimlerden bazıları muzaafın hazfi veya zikr-i hâl, irade-i mahal ile "ziynet yeri" takdirinde bir mecaz gözetmiştir. Buna delil olarak da, kadının vücudundan ayrı olduğu zaman o zinetlere normal olarak bakmak ve alıp satmak ittifakla caiz ve mübah olduğunu ifade ve kabul etmişlerdir. Bazıları da yine bu delil ile, kadının asıl zineti, vücudunun güzel yaratılışı, zinet yapmaktan gaye de vücudun süslenmesi olduğunu kabul ederek bu zinetten maksadın, yalnız vücut olduğunu kabul etmişler ve kadınların birçoğu yapmacık zinetten uzak bulunmakla zaten zinetli oldukları halde yaratılış zinetinin zaten hepsinde bulunması ve her kadın bedeninin özünde bir zinet olması, hükmün genelliği hakkını yerine getirme noktasından bu tahsisin bir destekleyicisi olduğunu söylemişler ve buna göre şu mânâyı vermişlerdir: Kadınlar yaratılıştan zinetleri demek olan vücudlarının hiçbir tarafını açmasınlar.Doğrusu, doğal olan güzelliklere, zinet denilmekten çok "cemal" denilmesi daha yaygın ve zinet tabiri yapma şeylerle süslenen takılarda meşhur ise de<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kadınlardan, oğullardan, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşten...aşırı sevgi ile bağlanılan bu gibi şeyler insanlar için bezenip süslendi." </span>(Âl-i İmrân, 3/14) âyetinin delaletiyle, zinet kavramının yaratılıştan olana da sonradan yapmaya da şâmil olduğunda şüpheye yer yoktur. Zinet ve güzelliğin hakkı da meydana çıkarılmasını kendi sahiplerine tahsis edip başkalarından gizlenmektir.<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Hüsn olsa da vâcibü't-tecellî - Gizler onu Hak nikâb içinde</span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ağyârına gösterir mi hurşîd Didârını hîç o tâb içinde"</span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Güzelliğin ortaya çıkması gerekse de, gizler onu</span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hak bir örtü içinde Başkasına gösterir mi güneş, yüzünü hiç o parlaklık içinde" </span>Ancak görünen kısımları müstesna, O zinetlerden dışa gelen örtülse bile görünmesi doğal olanı, bu hükümden müstesna ve başka bir hükme tabidir ki, bunlar örtünün dış tarafıyla el ve yüz zinetleridir. Çünkü örtünün kendisi de kadının bir zinetidir. Tabiîdir ki, bunun dışı görünecektir. El ve yüzün de, namazda görünmesi adettir. Ebu Davud'un Müsned'inde rivayet edildiği üzere, Peygamber (s.a.v) Hz. Esma'ya<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <br />
<br />
"Ya Esma, kadın bülûğa erince ondan görülebilecek olan ancak şudur."</span> buyurmuş ve kendi mübarek yüzüne ve avuç içlerine işaret etmişlerdir. İş yaparken, gerekli eşyayı tutarken ve hatta örteceğini örterken bile elin açılması gerekli olduğu gibi ,zarurî olan bakma ve nefes alma sebebiyle yüzün diğerleri gibi örtülmesinde zorluk vardır. Bir de şahitlikte, mahkemede, bir de nikahta yüzün açılmasına ihtiyaç vardır. Bundan dolayı zaruretler kendi miktarınca takdir olunmak üzere bunların açılmasında sakınca yoktur. Fakat bunlardan geriye kalanlarının açılması, görülmesi, bakılması haramdır ve nâmahremden örtülmesi gerektir.Buyruluyor ki ve başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar, başlarını, saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını, göğüslerini açık tutmayıp bu şekilde sımsıkı örtünsünler ve o halde bu emri yerine getirebilecek baş örtüsü kullansınlar.Tefsircilerin nakline göre cahiliye kadınları da hiç baş örtüsü kullanmaz değillerdi. Fakat yalnız enselerine bağlar veya arkalarına bırakırlar, yakaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açığa çıkardı, zinetleri görünürdü. Demek ki, son zamanlarda asrîlik sayılan açık saçıklık böyle eski bir cahiliye âdeti idi. İslâm böyle açıklığı yasaklayıp baş örtülerinin yakalar üzerine örtülmesini emir ile tesettürü farz kılmıştır.Görülüyor ki, bu emirde tesettürün yalnız vacib oluşu değil, özel bir şekli de gösterilmiştir ki, kadın edeb ve temizliğinin en güzel ifadesi budur. Görülüyor ki bu emir ev içinde veya dışında diye kayıtlanmamıştır. Bu bakımdan mutlaktır. Ancak görünen istisna edildiği gibi, gizlenen zinetlere bakmanın helal olanları da istisna ile bu tesettürün, yani örtünmenin vacib oluşunun, nâmahreme karşı olduğunu anlatmak için, bu vücubun kuvvetini ve önemini göstermek üzere bir daha tekid ile buyurulmuştur ki, öyle örtsünler ve zinetlerini açmasınlar, açık bırakmasınlar ancak kocalarına veya kendi atalarına, yani babalarına, dedelerine ki amca ile dayı da nikah düşmeyeceğinden bunlara dahildir veya kocalarının atalarına veya kendi oğullarına veya kocalarının oğullarına veya kendi erkek kardeşlerine veya erkek kardeşlerinin oğullarına veya kız kardeşlerinin oğullarına veya kendi kadınlarına; müminlerin kadınları, yani Müslüman kadınlar veya hizmet veya sohbetlerinde özel yeri bulunan kadınlardır.Demek ki, özelliğini bilip tanımadıkları yabancı kadınlara da açılmaları caiz olmayacaktır. Önceki müfessirlerin çoğunluğu demişlerdir ki; müminlerin kendi kadınları demek, kendi dinlerinde olan Müslüman kadınlar demektir. Bundan dolayı Müslüman kadınları Müslüman olmayan kadınlara açılmamalıdırlar. Fakat bazıları da bunu istihsane hamlederek müminlerin kadınları, hizmet veya sohbetlerinde bulunan gerek Müslüman, gerek Müslüman olmayan kadın cinsi demek olduğunu söylemiştir ki, Fahreddin Râzî buna <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"mezhep budur"</span> demiştir. Önceki daha ihtiyatlı, bu ise daha uygundur. Veya ellerinin altında malik oldukları cariyelerine veya erkeklerden ırbe sahibi olmayan hizmetçilere, yani kadına ihtiyaç duymaz olmuş, şehveti kalmamış salihlerden ihtiyarlar veya bunaklar veya kadın işini bilmez, yalnız yemeklerinin fazlasından yemek için şunun bunun arkasına takılır miskinler güruhu veyahut erkekliği yok, yaratılıştan iktidarsız uşaklar; bunda hadım edilmiş ve mecbûbün, yani erkeklik uzvu kesilmiş olanların da dahil olacağını zannedenler olmuş ise de, Keşşâf Tefsiri'nde ve Ebu Hayyan'da zikredildiği üzere İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretlerine göre bunları istihdam etmek, tutmak, alıp satmak helal olmaz. Bunları tutmak selefin hiçbirinden rivayet edilmiş değildir. Çünkü bunda hadım etme gibi bir kötülüğe düşmeye teşvik vardır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Halbuki hadım etmek haramdır.</span>Veya henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Buraya kadar zikredilen on iki istisnaya da bir dereceye kadar zinetlerini açabilirler.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİRİNCİSİ: </span>Kocalar için vücutlarının tamamına bakmak helaldir. Çünkü zinetten kasıt onlardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİSİ:</span> Zikredilen mahremlerine bilinen zinet yerlerinden yüz, el ve ayaklarla, iş ve hizmet anında açılan başını, saçını, kulaklarını, boynunu, kollarını ve inciklerini açabilir. Onların da bunlara bakmaları helaldir. çünkü yakınlıklarından dolayı birarada bulunmaları gerekir. Ve fitne düşünülemez. Fakat karnını ve sırtını göstermek caiz değil, arsızlıktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÜÇÜNCÜSÜ:</span> Erkeğin erkeğe karşı olduğu gibi kadının kadına karşı avreti de göbekten dize kadardır. Geri kalan kısmına bakması caizdir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÖRDÜNCÜSÜ:</span> Erkeklerden kadına ihtiyacı kalmamış, cinsi güçten düşmüş hizmetkârların, etkilenmemek ve fitne düşünülmemek itibariyle bakmaları, mahrem olanların bakmasına benzer. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BEŞİNCİSİ:</span> Çocuklar mükellef değildir. Ancak anlayış ve idraklerine göre edeb ve terbiye öğretilmesi gerekir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALTINCISI:</span> Bu örtünme emri, esir cariyeler hakkında değil, hür olan Müslüman hanımlar hakkındadır. İşte böyle hür kadınların, bu istisna edilmiş kimselerden başkasına zinetlerini göstermemeleri, kendi iffet ve korunmaları ve güzel geçimleri noktasından gayet önemli olduğu gibi, yabancı erkekleri etkilememek, günaha sokmamak, edeb ve iffet telkin etmek noktasından da çok önemli olduğundan, özellikle bu noktayı da düşündürmek ve tesettür emrinin kuvvet ve şumülünü bir daha hatırlatmak üzere, yürüyüş tavırlarının bile düzeltilmesi için buyuruluyor ki:<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <br />
<br />
"Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar",</span> yani baştan ayağa örtündükten sonra yürürken de edeb ve vakar ile yürüsünler. Örtüp gizledikleri sunî veya doğal ziynetler bilinsin diye, bacak oynatıp ayak çalmasınlar, çapkın yürüyüşle dikkat nazarları çekmesinler; çünkü erkekleri tahrik eder, şüphe uyandırır.Fakat unutulmaması gerekir ki, kadının bu konuda başarısı daha önce erkeklerin iffeti ve görevlerine dikkati ve toplumda olanların gayreti ve özeni ile mütenasip, bunlar da Allah'ın yardımı ile ayakta durabilir. Onun için bu noktada Resulullah (s.a.v)'den bütün Müslümanlara hitap ve erkekleri zikredip kadınları da içine alacak bir şekilde buyuruluyor ki:<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Ve ey müminler! Hep birden Allah'a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz." </span>Demek ki bozuk bir toplulukta kurtuluş ümid olunmaz, toplumun bozukluğu da kadınlardan önce erkeklerin kusur ve hatalarındandır. Bundan dolayı başta erkekler olmak üzere erkek dişi bütün müminler imana yaramayan ve cahiliyyet izleri olan kusur ve hatalarından tövbe ile Allah'a dönüp Allah'ın yardımına sığınıp emirlerine özen ve dikkat göstermelidirler ki, topluca kurtuluşa erebilsinler...<br />
(<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili)<br />
<br />
 <br />
<br />
 ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: verdana,arial,tahoma,calibri,geneva,sans-serif;" class="mycode_font"> </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kur'an'da tesettür konusu ve bir emir olarak tesettür temel olarak Ahzab ve Nur surelerinde konu edilir. Bunun dışında tesettürün mahiyetine dair çeşitli ayetler de bulunur; örneğin kimin yanında tesettür edileceğine dair.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="http://imagizer.imageshack.us/v2/320x240q90/819/06l4.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 06l4.jpg]" class="mycode_img" />Nur Sûresi 31. ayette konuyla ilgili olarak şöyle denmektedir:</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar: görünmesi zaruri olanların dışında zinetlerini açmasınlar ve başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar; zinetlerini, kocalarından veya babalarından yahut kayın babalarından yahut oğullarından yahut üvey oğullarından yahut kardeşlerinden yahut kardeş oğullarından yahut kız kardeş oğullarından yahut kendi kadınlarından yahut sahibi bulundukları cariyelerden veya uyuntu (şehvetten yoksun) erkek hizmetçilerden veya henüz kadınların şehvet uyarıcı taraflarından habersiz çocuklardan başkasına göstermesinler; gizledikleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey mü'minler, hepiniz Allah'a tevbe edin ki, mutluluğu bulabilesiniz." </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ey Nebî (Peygamber)! Zevcelerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına (mü'min kadınlara) söyle, cilbablarına sarınsınlar (örtünsünler). Bu, onların (cariye olmadıklarının, hür ve iffetli kadın olduklarının) bilinmesi ve onlara eziyet edilmemesi için daha uygundur. Ve Allah, Gafûr'dur (mağfiret eden), Rahîm'dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden). (Ahzap-59)</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Altı temel hadis kitabının bir araya toplanmış hali olan </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kütüb-i sitte</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">'de farklı başlıklarda örtünmeyle ilgili hadislere yer verilmiştir. Ayşe bint Ebu Bekir'den rivayet edilen bir hadis şu şekildedir;</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Resûlüllah bileklerinin dört parmak yukarısını işaret ederek:“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadına ergenlik çağına varınca yüzü ve şuraya kadar elleri dışında herhangi bir yerini açması helal değildir.<br />
<br />
"</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yine Ayşe bint Ebu Bekir'den rivayet edilen bir hadise göre, Ebu Bekir'in kızı Esma ince bir elbise ile peygamberin huzuruna girmişti. Peygamber yüzünü başka yöne çevirdi ve, yüzünü ve avuçlarını göstererek şöyle dedi;</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çagına ulaşınca, onun şurası ve burası dışında kalan yerlerinin görünmesi uygun</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">değildir."</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlahiyatçılar, belirtilen bölgelerden başka ayakların da örtülmeyebileceğini ifade etmişlerdir.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar:</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nur-31</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ahzap-59</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sahih-i Buhari</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">, Buhari, 8. Bâb </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sünen-i Ebu Davud</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">, Libas </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sf. 476. Kutub, Seyyid. </span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşleri Yüksek Kurulu Kararı Sayı: B.02.1. DİB.0.10/212 </span><br />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ayrıca Değerli bir hocamızında açıklması</span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mümin kadınlara da bakışlarını kısmalarını ve edep yerlerini günahtan korumalarını söyle! Yine söyle ki mecburen görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerini kapatacak şekilde örtsünler. Zinet takılan yerlerini kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, üvey oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, mümin kadınlar, ellerinin altında bulunanlar (köleler), erkeklikten kesilip kadınlara ihtiyaç duymayan hizmetçileri veya henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocukları dışında kimseye göstermesinler. Saklı zinetlerine dikkat çekmek için, ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz toptan Allah’a tövbe ediniz ki felaha eresiniz."</span>(Nur, 24/31) Müminelere de, yani mümin kadınlara da söyle: Gözlerini indirsinler, helal olmayan erkeklere bakmaktan sakınsınlar, zira bakmak, zinanın postacısıdır, derler. Ve avret yerlerini korusunlar, tamamiyle örtüp, zinadan korunsunlar. Ve zinetlerini teşhir etmesinler. Kadının zineti denince örfte, taç, küpe, gerdanlık, bilezik ve benzeri takılar, sürme, kına ve benzerleri ve elbise süsleri gibi şeyler akla geliverir. A'râf Sûresi'nde<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Ey Adem oğulları! Her mescide gidişinizde zinetli elbiseler giyin."</span> (A'râf, 7/31) âyetinde zinetin elbise demek olduğu da geçmişti. O halde bu zinetleri açmak bile yasaklanmış olunca, bunların mahalli olan vücudu açmak öncelikle yasaklanmış olur. Yani vücudlarını açmak şöyle dursun, üzerlerindeki zinetleri bile açmasınlar. Bununla birlikte bir kısım âlimler, burada zinetten maksadın, zinetin takıldığı, kullanıldığı yer olduğu fikrini kabul etmişlerdir ki, yüz, sürme ve allık yeri; baş, taç yeri; saç, örgü ve büklüm yeri; kulaklar, küpe yeri; boyun ve göğüs, gerdanlık yeri; el, yüzük ve kına yeri; bilekler, bilezik yeri; pazular, pazubent yeri; baldırlar; halhal yeri; ayaklar da, eller gibi kına yeridir. Bunlardan başka vücudun kısımları da aslında açılmaz. Bu âlimlerden bazıları muzaafın hazfi veya zikr-i hâl, irade-i mahal ile "ziynet yeri" takdirinde bir mecaz gözetmiştir. Buna delil olarak da, kadının vücudundan ayrı olduğu zaman o zinetlere normal olarak bakmak ve alıp satmak ittifakla caiz ve mübah olduğunu ifade ve kabul etmişlerdir. Bazıları da yine bu delil ile, kadının asıl zineti, vücudunun güzel yaratılışı, zinet yapmaktan gaye de vücudun süslenmesi olduğunu kabul ederek bu zinetten maksadın, yalnız vücut olduğunu kabul etmişler ve kadınların birçoğu yapmacık zinetten uzak bulunmakla zaten zinetli oldukları halde yaratılış zinetinin zaten hepsinde bulunması ve her kadın bedeninin özünde bir zinet olması, hükmün genelliği hakkını yerine getirme noktasından bu tahsisin bir destekleyicisi olduğunu söylemişler ve buna göre şu mânâyı vermişlerdir: Kadınlar yaratılıştan zinetleri demek olan vücudlarının hiçbir tarafını açmasınlar.Doğrusu, doğal olan güzelliklere, zinet denilmekten çok "cemal" denilmesi daha yaygın ve zinet tabiri yapma şeylerle süslenen takılarda meşhur ise de<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kadınlardan, oğullardan, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşten...aşırı sevgi ile bağlanılan bu gibi şeyler insanlar için bezenip süslendi." </span>(Âl-i İmrân, 3/14) âyetinin delaletiyle, zinet kavramının yaratılıştan olana da sonradan yapmaya da şâmil olduğunda şüpheye yer yoktur. Zinet ve güzelliğin hakkı da meydana çıkarılmasını kendi sahiplerine tahsis edip başkalarından gizlenmektir.<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Hüsn olsa da vâcibü't-tecellî - Gizler onu Hak nikâb içinde</span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ağyârına gösterir mi hurşîd Didârını hîç o tâb içinde"</span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Güzelliğin ortaya çıkması gerekse de, gizler onu</span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hak bir örtü içinde Başkasına gösterir mi güneş, yüzünü hiç o parlaklık içinde" </span>Ancak görünen kısımları müstesna, O zinetlerden dışa gelen örtülse bile görünmesi doğal olanı, bu hükümden müstesna ve başka bir hükme tabidir ki, bunlar örtünün dış tarafıyla el ve yüz zinetleridir. Çünkü örtünün kendisi de kadının bir zinetidir. Tabiîdir ki, bunun dışı görünecektir. El ve yüzün de, namazda görünmesi adettir. Ebu Davud'un Müsned'inde rivayet edildiği üzere, Peygamber (s.a.v) Hz. Esma'ya<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <br />
<br />
"Ya Esma, kadın bülûğa erince ondan görülebilecek olan ancak şudur."</span> buyurmuş ve kendi mübarek yüzüne ve avuç içlerine işaret etmişlerdir. İş yaparken, gerekli eşyayı tutarken ve hatta örteceğini örterken bile elin açılması gerekli olduğu gibi ,zarurî olan bakma ve nefes alma sebebiyle yüzün diğerleri gibi örtülmesinde zorluk vardır. Bir de şahitlikte, mahkemede, bir de nikahta yüzün açılmasına ihtiyaç vardır. Bundan dolayı zaruretler kendi miktarınca takdir olunmak üzere bunların açılmasında sakınca yoktur. Fakat bunlardan geriye kalanlarının açılması, görülmesi, bakılması haramdır ve nâmahremden örtülmesi gerektir.Buyruluyor ki ve başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar, başlarını, saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını, göğüslerini açık tutmayıp bu şekilde sımsıkı örtünsünler ve o halde bu emri yerine getirebilecek baş örtüsü kullansınlar.Tefsircilerin nakline göre cahiliye kadınları da hiç baş örtüsü kullanmaz değillerdi. Fakat yalnız enselerine bağlar veya arkalarına bırakırlar, yakaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açığa çıkardı, zinetleri görünürdü. Demek ki, son zamanlarda asrîlik sayılan açık saçıklık böyle eski bir cahiliye âdeti idi. İslâm böyle açıklığı yasaklayıp baş örtülerinin yakalar üzerine örtülmesini emir ile tesettürü farz kılmıştır.Görülüyor ki, bu emirde tesettürün yalnız vacib oluşu değil, özel bir şekli de gösterilmiştir ki, kadın edeb ve temizliğinin en güzel ifadesi budur. Görülüyor ki bu emir ev içinde veya dışında diye kayıtlanmamıştır. Bu bakımdan mutlaktır. Ancak görünen istisna edildiği gibi, gizlenen zinetlere bakmanın helal olanları da istisna ile bu tesettürün, yani örtünmenin vacib oluşunun, nâmahreme karşı olduğunu anlatmak için, bu vücubun kuvvetini ve önemini göstermek üzere bir daha tekid ile buyurulmuştur ki, öyle örtsünler ve zinetlerini açmasınlar, açık bırakmasınlar ancak kocalarına veya kendi atalarına, yani babalarına, dedelerine ki amca ile dayı da nikah düşmeyeceğinden bunlara dahildir veya kocalarının atalarına veya kendi oğullarına veya kocalarının oğullarına veya kendi erkek kardeşlerine veya erkek kardeşlerinin oğullarına veya kız kardeşlerinin oğullarına veya kendi kadınlarına; müminlerin kadınları, yani Müslüman kadınlar veya hizmet veya sohbetlerinde özel yeri bulunan kadınlardır.Demek ki, özelliğini bilip tanımadıkları yabancı kadınlara da açılmaları caiz olmayacaktır. Önceki müfessirlerin çoğunluğu demişlerdir ki; müminlerin kendi kadınları demek, kendi dinlerinde olan Müslüman kadınlar demektir. Bundan dolayı Müslüman kadınları Müslüman olmayan kadınlara açılmamalıdırlar. Fakat bazıları da bunu istihsane hamlederek müminlerin kadınları, hizmet veya sohbetlerinde bulunan gerek Müslüman, gerek Müslüman olmayan kadın cinsi demek olduğunu söylemiştir ki, Fahreddin Râzî buna <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"mezhep budur"</span> demiştir. Önceki daha ihtiyatlı, bu ise daha uygundur. Veya ellerinin altında malik oldukları cariyelerine veya erkeklerden ırbe sahibi olmayan hizmetçilere, yani kadına ihtiyaç duymaz olmuş, şehveti kalmamış salihlerden ihtiyarlar veya bunaklar veya kadın işini bilmez, yalnız yemeklerinin fazlasından yemek için şunun bunun arkasına takılır miskinler güruhu veyahut erkekliği yok, yaratılıştan iktidarsız uşaklar; bunda hadım edilmiş ve mecbûbün, yani erkeklik uzvu kesilmiş olanların da dahil olacağını zannedenler olmuş ise de, Keşşâf Tefsiri'nde ve Ebu Hayyan'da zikredildiği üzere İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretlerine göre bunları istihdam etmek, tutmak, alıp satmak helal olmaz. Bunları tutmak selefin hiçbirinden rivayet edilmiş değildir. Çünkü bunda hadım etme gibi bir kötülüğe düşmeye teşvik vardır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Halbuki hadım etmek haramdır.</span>Veya henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Buraya kadar zikredilen on iki istisnaya da bir dereceye kadar zinetlerini açabilirler.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİRİNCİSİ: </span>Kocalar için vücutlarının tamamına bakmak helaldir. Çünkü zinetten kasıt onlardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİSİ:</span> Zikredilen mahremlerine bilinen zinet yerlerinden yüz, el ve ayaklarla, iş ve hizmet anında açılan başını, saçını, kulaklarını, boynunu, kollarını ve inciklerini açabilir. Onların da bunlara bakmaları helaldir. çünkü yakınlıklarından dolayı birarada bulunmaları gerekir. Ve fitne düşünülemez. Fakat karnını ve sırtını göstermek caiz değil, arsızlıktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÜÇÜNCÜSÜ:</span> Erkeğin erkeğe karşı olduğu gibi kadının kadına karşı avreti de göbekten dize kadardır. Geri kalan kısmına bakması caizdir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÖRDÜNCÜSÜ:</span> Erkeklerden kadına ihtiyacı kalmamış, cinsi güçten düşmüş hizmetkârların, etkilenmemek ve fitne düşünülmemek itibariyle bakmaları, mahrem olanların bakmasına benzer. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BEŞİNCİSİ:</span> Çocuklar mükellef değildir. Ancak anlayış ve idraklerine göre edeb ve terbiye öğretilmesi gerekir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALTINCISI:</span> Bu örtünme emri, esir cariyeler hakkında değil, hür olan Müslüman hanımlar hakkındadır. İşte böyle hür kadınların, bu istisna edilmiş kimselerden başkasına zinetlerini göstermemeleri, kendi iffet ve korunmaları ve güzel geçimleri noktasından gayet önemli olduğu gibi, yabancı erkekleri etkilememek, günaha sokmamak, edeb ve iffet telkin etmek noktasından da çok önemli olduğundan, özellikle bu noktayı da düşündürmek ve tesettür emrinin kuvvet ve şumülünü bir daha hatırlatmak üzere, yürüyüş tavırlarının bile düzeltilmesi için buyuruluyor ki:<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <br />
<br />
"Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar",</span> yani baştan ayağa örtündükten sonra yürürken de edeb ve vakar ile yürüsünler. Örtüp gizledikleri sunî veya doğal ziynetler bilinsin diye, bacak oynatıp ayak çalmasınlar, çapkın yürüyüşle dikkat nazarları çekmesinler; çünkü erkekleri tahrik eder, şüphe uyandırır.Fakat unutulmaması gerekir ki, kadının bu konuda başarısı daha önce erkeklerin iffeti ve görevlerine dikkati ve toplumda olanların gayreti ve özeni ile mütenasip, bunlar da Allah'ın yardımı ile ayakta durabilir. Onun için bu noktada Resulullah (s.a.v)'den bütün Müslümanlara hitap ve erkekleri zikredip kadınları da içine alacak bir şekilde buyuruluyor ki:<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Ve ey müminler! Hep birden Allah'a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz." </span>Demek ki bozuk bir toplulukta kurtuluş ümid olunmaz, toplumun bozukluğu da kadınlardan önce erkeklerin kusur ve hatalarındandır. Bundan dolayı başta erkekler olmak üzere erkek dişi bütün müminler imana yaramayan ve cahiliyyet izleri olan kusur ve hatalarından tövbe ile Allah'a dönüp Allah'ın yardımına sığınıp emirlerine özen ve dikkat göstermelidirler ki, topluca kurtuluşa erebilsinler...<br />
(<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili)<br />
<br />
 <br />
<br />
 ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KUR'AN'A SAYGIYI BİZE NASIL ANLATTILAR?]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-kur-an-a-saygiyi-bize-nasil-anlattilar-506.html</link>
			<pubDate>Tue, 26 Nov 2013 06:05:58 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=14">ahmetsahin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-kur-an-a-saygiyi-bize-nasil-anlattilar-506.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KUR'AN'A SAYGIYI BİZE NASIL ANLATTILAR?</span><br />
<br />
"Fakihler ve alimler, kendi anlayışlarına göre Kur`an`a daha büyük ve yüksek bir kutsallık vermek için onu okumak ve ona elle dokunmak için en ağır şartları ileri sürdüler. Böylece Kur`an`ı rafa kaldırdılar. Millet de Kur`an`a dokunmamak için güzel süslü kılıflar, keseler yaptı, bir muska gibi onu duvarlara astı, el erişmez dolaplarda sakladı. Bu suretle Kur`an okunamaz, tutulamaz, dokunulamaz hale getirildi. Kur`an`ı okumak için abdest almayı şart koştular. Kıbleye dönüp diz çökerek rahlede okunmasını en büyük saygı ve ibadet saydılar.<br />
<br />
En büyük ibadetin Kur`an`ın manasını anlamak olduğunu söylemek yerine, onun anlaşılamayacağını ilan ettiler. Bu suretle Kur`an, Müslümanların kafasına muammalı, anlaşılmaz, erişilmez kutsal bir kitap olarak nakşedildi. Onu anlamadan sözlerini söylemek, papağan gibi tekrarlamak, teyp gibi okumak en iyi Müslümanlık sayıldı. Bunun sonucunda, onu sadece ölülere okumak üzere mezar kitabı yaptılar. Sipariş hatimlerden başlayıp hazır hatimlere kadar işi azıttılar. İşte Kur`an`a böyle muamele ettiler. Kur`an da onları dünya milletlerine rezil rezil etti."<br />
<br />
artık seçenek ve düşünmek sizin elinizde</span><br />
<img src="http://i.imgur.com/1UBxaD4.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1UBxaD4.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Prof. Dr. Hüseyin Atay (Kur`an`a Göre Araştırmalar 1, s. 42-43)[/size][/font]<br />
<br />
 <br />
<br />
 ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KUR'AN'A SAYGIYI BİZE NASIL ANLATTILAR?</span><br />
<br />
"Fakihler ve alimler, kendi anlayışlarına göre Kur`an`a daha büyük ve yüksek bir kutsallık vermek için onu okumak ve ona elle dokunmak için en ağır şartları ileri sürdüler. Böylece Kur`an`ı rafa kaldırdılar. Millet de Kur`an`a dokunmamak için güzel süslü kılıflar, keseler yaptı, bir muska gibi onu duvarlara astı, el erişmez dolaplarda sakladı. Bu suretle Kur`an okunamaz, tutulamaz, dokunulamaz hale getirildi. Kur`an`ı okumak için abdest almayı şart koştular. Kıbleye dönüp diz çökerek rahlede okunmasını en büyük saygı ve ibadet saydılar.<br />
<br />
En büyük ibadetin Kur`an`ın manasını anlamak olduğunu söylemek yerine, onun anlaşılamayacağını ilan ettiler. Bu suretle Kur`an, Müslümanların kafasına muammalı, anlaşılmaz, erişilmez kutsal bir kitap olarak nakşedildi. Onu anlamadan sözlerini söylemek, papağan gibi tekrarlamak, teyp gibi okumak en iyi Müslümanlık sayıldı. Bunun sonucunda, onu sadece ölülere okumak üzere mezar kitabı yaptılar. Sipariş hatimlerden başlayıp hazır hatimlere kadar işi azıttılar. İşte Kur`an`a böyle muamele ettiler. Kur`an da onları dünya milletlerine rezil rezil etti."<br />
<br />
artık seçenek ve düşünmek sizin elinizde</span><br />
<img src="http://i.imgur.com/1UBxaD4.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1UBxaD4.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Prof. Dr. Hüseyin Atay (Kur`an`a Göre Araştırmalar 1, s. 42-43)[/size][/font]<br />
<br />
 <br />
<br />
 ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[NAMAZI ÖZÜRSÜZ TERK EDENLER]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-namazi-ozursuz-terk-edenler-425.html</link>
			<pubDate>Mon, 08 Jul 2013 21:53:38 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=11">gakko</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-namazi-ozursuz-terk-edenler-425.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><br />
</span><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><br />
 <img src="http://i.imgur.com/GqKK7Dq.jpg?1" loading="lazy"  alt="[Resim: GqKK7Dq.jpg?1]" class="mycode_img" /> <span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><br />
</span>1-Sabah namazı: Ölümün acısını hissettirmez.<br />
2-Öğle namazı: Mahşerin sıkıntısından kurtarır.<br />
3-İkindi namazı: Kabrin karanlığında aydınlığa kavuşturur.<br />
4-Akşam namazı: Sırattan hızla geçmesini sağlar.<br />
5-Yatsı namazı: Cehennem azabından korur, muhafaza eder.<br />
NAMAZI ÖZÜRSÜZ TERK EDENLER 15 CEZA İLE KARŞILAŞIRLAR:<br />
ALTISI DÜNYADA, ÜÇÜ ÖLÜRKEN, ÜÇÜ KABİRDE, ÜÇÜ İKİNCİ HAYATTA.<br />
<br />
DÜNYADAKİ CEZALAR:<br />
1-Ömrü bereketsiz olur.<br />
2-Yüzündeki parlaklık yok olur.<br />
3-İşlediği güzel işlerin kabulü zorlaşır.<br />
4-Duası hemen kabul olmaz.<br />
5-Melekler onu sevmez.<br />
6-Namaz kılanların duasından bile nasibini alamaz.<br />
<br />
ÖLÜRKEN ÇEKECEĞİ SIKINTI:<br />
1-Mahrumiyet bölgesine tayin olunan kimse gibi perişan ve zelil olur.<br />
2-Aç ölür.<br />
3-Deryaya gark etseler bile müthiş susuzluk çeker.<br />
<br />
KABİRDEKİ CEZALAR:<br />
1-Kabri cehennem çukurlarından bir çukur olur.<br />
2-Azap meleklerinden yakasını kurtaramaz.<br />
3-Her namaz için beş defa azap görür.<br />
<br />
MAHŞERDE ÇEKECEĞİ SIKINTI:<br />
1-Hesabı şiddetli görülür.<br />
2-Allah’ın şefkat ve merhametinden uzak olur.<br />
3-Cehenneme sürüklenerek götürülür.<br />
<br />
Peygamberimiz buyuruyor ki: <br />
“Sıhhati yerinde olup da namaz kılmayan cehennemliklerden yazılır.”<br />
HADİS-İ ŞERİF<br />
<br />
Cenabı Hakk cümlemizi namazda daim, doğrulukta kaim, zamanında sâim, ve hepimize merhametiyle muamele eylesin.<br />
Amin..</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><br />
</span><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><br />
 <img src="http://i.imgur.com/GqKK7Dq.jpg?1" loading="lazy"  alt="[Resim: GqKK7Dq.jpg?1]" class="mycode_img" /> <span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><br />
</span>1-Sabah namazı: Ölümün acısını hissettirmez.<br />
2-Öğle namazı: Mahşerin sıkıntısından kurtarır.<br />
3-İkindi namazı: Kabrin karanlığında aydınlığa kavuşturur.<br />
4-Akşam namazı: Sırattan hızla geçmesini sağlar.<br />
5-Yatsı namazı: Cehennem azabından korur, muhafaza eder.<br />
NAMAZI ÖZÜRSÜZ TERK EDENLER 15 CEZA İLE KARŞILAŞIRLAR:<br />
ALTISI DÜNYADA, ÜÇÜ ÖLÜRKEN, ÜÇÜ KABİRDE, ÜÇÜ İKİNCİ HAYATTA.<br />
<br />
DÜNYADAKİ CEZALAR:<br />
1-Ömrü bereketsiz olur.<br />
2-Yüzündeki parlaklık yok olur.<br />
3-İşlediği güzel işlerin kabulü zorlaşır.<br />
4-Duası hemen kabul olmaz.<br />
5-Melekler onu sevmez.<br />
6-Namaz kılanların duasından bile nasibini alamaz.<br />
<br />
ÖLÜRKEN ÇEKECEĞİ SIKINTI:<br />
1-Mahrumiyet bölgesine tayin olunan kimse gibi perişan ve zelil olur.<br />
2-Aç ölür.<br />
3-Deryaya gark etseler bile müthiş susuzluk çeker.<br />
<br />
KABİRDEKİ CEZALAR:<br />
1-Kabri cehennem çukurlarından bir çukur olur.<br />
2-Azap meleklerinden yakasını kurtaramaz.<br />
3-Her namaz için beş defa azap görür.<br />
<br />
MAHŞERDE ÇEKECEĞİ SIKINTI:<br />
1-Hesabı şiddetli görülür.<br />
2-Allah’ın şefkat ve merhametinden uzak olur.<br />
3-Cehenneme sürüklenerek götürülür.<br />
<br />
Peygamberimiz buyuruyor ki: <br />
“Sıhhati yerinde olup da namaz kılmayan cehennemliklerden yazılır.”<br />
HADİS-İ ŞERİF<br />
<br />
Cenabı Hakk cümlemizi namazda daim, doğrulukta kaim, zamanında sâim, ve hepimize merhametiyle muamele eylesin.<br />
Amin..</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hanımı, Hz. Ömer’e kızıyor]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-hanimi-hz-omer%E2%80%99e-kiziyor-365.html</link>
			<pubDate>Thu, 21 Feb 2013 22:57:14 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=14">ahmetsahin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-hanimi-hz-omer%E2%80%99e-kiziyor-365.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanımı, Hz. Ömer’e kızıyor</span><br />
<br />
</span> <img src="http://i.imgur.com/j1pV1Dv.jpg?1" loading="lazy"  alt="[Resim: j1pV1Dv.jpg?1]" class="mycode_img" /> <span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Hz. Ömer halifedir, devlet başkanıdır. Adamın birisi, bazı davranışlarından dolayı rahatsız olduğu hanımını şikayet etmek üzere gelir, halifenin huzuruna çıkmak ister. Kapının önüne oturur ve Hz. Ömer’in çıkmasını bekler. Derken içeriden bir gürültü kopar. Hazret-i Ömer’in hanımı, koca halifeye bağırıp çağırmaktadır, fakat Hz. Ömer ağzını açıp da hanımına tek kelime bile söylememektedir. <br />
<br />
Bu hali gören kapıdaki adam boynunu bükerek, "Bütün hiddetine ve izzetine rağmen, üstelik de Mü’minlerin Emîri iken Ömer’in hali böyle olursa, benim halim nice olur?" diyerek kalkıp gitmeye yeltenirken Hz. Ömer dışarı çıkar. Adamın arkasından, "Hayrola, derdin neydi" diye seslenir. Karşısında birden bire Hz. Ömer’i gören adam der ki: <br />
<br />
"Ey Mü’minlerin Emîri! Hanımımın kötü huylarını ve bana karşı haddini aşıp ileri gittiğini size şikâyet etmek üzere gelmiştim. Fakat hanımınızın size karşı olmadık sözler söylediğini duyunca vazgeçip geri döndüm ve kendi kendime dedim ki: ‘Mü’minlerin Emîri hanımıyla böyle olunca, benim derdime nasıl deva bulacak?"<br />
<br />
Eşine katlanmaya bak!<br />
<br />
Bu sözleri dinleyen Hz. Ömer, adama şunları söyler: "Kardeşim, eşimin benim üzerimdeki hakları sebebiyle ona tahammül etmeye çalışıyorum. Zira o benim hem aşçım hem fırıncım hem çamaşırcım hem de çocuklarımın süt annesidir. Halbuki o bütün bunları yapmak zorunda değildir. Üstelik gönlümün harama meyletmesine engel olan da odur. Bu sebeple onun yaptıklarına katlanıyorum." Adamcağız, "Ya Mü’minlerin Emîri!" der, "Benim eşim de aynen öyle." Bunun üzerine Hz. Ömer şu güzel dersi verir ve gönderir: "Haydi kardeşim, eşine katlanmaya bak! Hayat dediğin göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor."<br />
Alıntı</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanımı, Hz. Ömer’e kızıyor</span><br />
<br />
</span> <img src="http://i.imgur.com/j1pV1Dv.jpg?1" loading="lazy"  alt="[Resim: j1pV1Dv.jpg?1]" class="mycode_img" /> <span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Hz. Ömer halifedir, devlet başkanıdır. Adamın birisi, bazı davranışlarından dolayı rahatsız olduğu hanımını şikayet etmek üzere gelir, halifenin huzuruna çıkmak ister. Kapının önüne oturur ve Hz. Ömer’in çıkmasını bekler. Derken içeriden bir gürültü kopar. Hazret-i Ömer’in hanımı, koca halifeye bağırıp çağırmaktadır, fakat Hz. Ömer ağzını açıp da hanımına tek kelime bile söylememektedir. <br />
<br />
Bu hali gören kapıdaki adam boynunu bükerek, "Bütün hiddetine ve izzetine rağmen, üstelik de Mü’minlerin Emîri iken Ömer’in hali böyle olursa, benim halim nice olur?" diyerek kalkıp gitmeye yeltenirken Hz. Ömer dışarı çıkar. Adamın arkasından, "Hayrola, derdin neydi" diye seslenir. Karşısında birden bire Hz. Ömer’i gören adam der ki: <br />
<br />
"Ey Mü’minlerin Emîri! Hanımımın kötü huylarını ve bana karşı haddini aşıp ileri gittiğini size şikâyet etmek üzere gelmiştim. Fakat hanımınızın size karşı olmadık sözler söylediğini duyunca vazgeçip geri döndüm ve kendi kendime dedim ki: ‘Mü’minlerin Emîri hanımıyla böyle olunca, benim derdime nasıl deva bulacak?"<br />
<br />
Eşine katlanmaya bak!<br />
<br />
Bu sözleri dinleyen Hz. Ömer, adama şunları söyler: "Kardeşim, eşimin benim üzerimdeki hakları sebebiyle ona tahammül etmeye çalışıyorum. Zira o benim hem aşçım hem fırıncım hem çamaşırcım hem de çocuklarımın süt annesidir. Halbuki o bütün bunları yapmak zorunda değildir. Üstelik gönlümün harama meyletmesine engel olan da odur. Bu sebeple onun yaptıklarına katlanıyorum." Adamcağız, "Ya Mü’minlerin Emîri!" der, "Benim eşim de aynen öyle." Bunun üzerine Hz. Ömer şu güzel dersi verir ve gönderir: "Haydi kardeşim, eşine katlanmaya bak! Hayat dediğin göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor."<br />
Alıntı</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Helal Et ile Helal İntern - Et]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-helal-et-ile-helal-intern-et-363.html</link>
			<pubDate>Wed, 20 Feb 2013 21:27:20 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=14">ahmetsahin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-helal-et-ile-helal-intern-et-363.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">1980'lerden beri suları yokuş yukarı akıtmak için bir hayli çaba sarf ettik. Lakin zamanı ve mekânı mümin bir şuurla okumaktan ziyade, mevcut düzenin "islamcasını" üretmeyi tercih ettik. <br />
<br />
Arayış felsefi bir arayış değil oportünist bir arayıştı. <br />
<br />
Çünkü hep acelemiz vardı. Kervan yolda düzelecekti. Ne ki yolun ne tarafa olduğunu bile düşünecek kadar duracak vaktimiz yoktu.<br />
<br />
Ekonomi mi değerleri üretir yoksa değerler mi ekonomiyi sorusuna, 70'li yıllar boyunca cevap arar gibi olduk. Sonra vazgeçtik. Her şeyin "islamcasını" üreterek soruyu ve sorunu kökünden halledeceğimizi zannettik.<br />
<br />
Mevcut üretim ve tüketim çarklarına; ürettiğimiz, sunduğumuz ürünün başına "helal" , "tesettür" "İslami" yazarak dâhil olduk. Önce ticarethanelerimizin ismini, "İslamlaştırdık. Ref ref hırdavat, selamet kırtasiye, takva nalburiye. Sonra holdinglerin. (Bir sonraki safha yabancı markalar uydurmak olacaktı. Lakin bu başka bir yazının konusu.) <br />
<br />
Müesseselerin ismini "İslamlaştır"ırken kendimizin ne kadar kapitalist olduğunu fark etmedik bile.<br />
<br />
Böylece üretime değil ama tüketime bir hayli katkı sunduk.<br />
<br />
Dünya nüfusunun beşte birini oluşturan Müslümanlar olarak üretim konusunda dişe dokunur rakamlara sahip olmasak da, özellikle genç nüfusa sahip tüketiciler olarak dikkat çekici bir talep kitlesi olmayı BAŞARDIK.<br />
<br />
Helal Gıda Konseyi 2009'da Kasım ayında Lahey'de toplandı.<br />
<br />
Milyonlarca Müslüman'ın yaşadığı Avrupa'- da 2009 Kasım ayında ilk defa Helal Gıda Fuarı Malezya'nın dışında bir ülkede düzenlenmiş oldu.<br />
<br />
Lahey kentinde düzenlenen fuarın pekçok çarpıcı fotoğrafı çıktı ortaya. Biz bu yazı için küresel markanın pazardan pay kapma heyecanından bahsedelim. <br />
<br />
Helal gıda ürünlerinin başta Almanya, İngiltere ve Fransa'da hızla yayılmakta olduğunu gören firmalar ürünlerine helal gıda yelpazesini de katmayı uygun gördüler. Bunların başında daha ziyade çikolata ve kahvesiyle tanıdığımız bir firma geliyor. Adını yazmıyorum. Meraklısı internetten bulabilir. Bu yazı için firmanın adı mesela Akle firması olsun.<br />
<br />
Akle firması yetkilisi bundan böyle helal gıda üreteceklerini söyledi.<br />
<br />
Bu açıklamanın ardından şüphenin tohumlarını kelimelerin arasına ekmekte fayda var. Hatırlarsınız...(Biliyorum hatırlamazsınız. Hatta kayıtlara bile almadınız ! ) İtalya'da adı geçen firmanın ürettiği bebek mamaları, içinde bulunan maddeler yüzünden yasaklanmıştı. Benzer yasaklamayı Türkiye için de beklemiş, lakin pek bir sese aşina olamamıştı kulaklarımız.(Ben mi duymadım?)<br />
<br />
Bu firma helal gıda pazarına girerek hem sağlıksız bebek maması üretimi yüzünden kaybettiği imajını toparlama imkanı bulacak, hem de pazarın artan payından ziyadesiyle istifade etme imkanını.<br />
<br />
Helal gıda ile ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanlığı geçtiğimiz Sonbahar'da çok kapsamlı bir toplantı düzenledi. Yiyeceklerin helalliği meselesinin sadece etin cinsi ve kesimi ile sınırlı olmadığı konusunda özellikle Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr.Mehmet Görmez'in çok kapsamlı bir konuşması oldu.<br />
<br />
Gıda üretimi ve tüketimi konusunda Türkiye'de meseleyi sağlık üzerinden tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Diyanet İşleri'nin yaptığı sempozyumda helal kavramının kullanmasını son derece yerinde görüyorum. Ancak günlük hayattaki kullanımlarımızda helal kelimesi yerine yiyecek söz konusu olduğunda sağlık, diğer tüketim ürünleri söz konusu olduğunda ise ürüne göre bir isimlendirme yapmanın gerektiğini düşünüyorum. <br />
<br />
Bunu niye şimdi söylüyorum?<br />
<br />
Pazartesi günü Çırağan Sarayı'nda Salam World dünya zirvesi gerçekleştirildi. Dünya Müslümanlarını bir araya getirecek olan bir sosyal paylaşım ağının adı Salam World. Merkezi Moskova, Kahire, İstanbul. Bu tip çalışmalara itirazım yok. Sosyal medya bir araçtır neticede. Araçlara aşırı İslami anlamlar yüklediğimiz zaman yüklediğimiz kavramlar zarar görüyor.<br />
<br />
Helal internet gibi kavramı dolaşıma sokmamamız gerektiğini düşünüyorum.<br />
<br />
İnternetin helali olmaz. Bıçağın helalinden bahsedebiliyor muyuz? <br />
<br />
Bıçağı kullanacak kişinin ameli ve niyetidir o aracın yaptığı eylemi helal ya da haram kılan.<br />
<br />
Müslümanların; ilkeli, içeriği muntazam bir sosyal paylaşım sitesi olsun. Amenna. Lakin sosyal paylaşım sitesine girmenin, dâhil olmanın Müslüman'ın asli vazifesi gibi sunulmasına itirazım var.</span><br />
 <img src="http://i.imgur.com/wGrBNZY.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: wGrBNZY.jpg]" class="mycode_img" /> <span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><br />
</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Fatma K. Barbarosoğlu</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">1980'lerden beri suları yokuş yukarı akıtmak için bir hayli çaba sarf ettik. Lakin zamanı ve mekânı mümin bir şuurla okumaktan ziyade, mevcut düzenin "islamcasını" üretmeyi tercih ettik. <br />
<br />
Arayış felsefi bir arayış değil oportünist bir arayıştı. <br />
<br />
Çünkü hep acelemiz vardı. Kervan yolda düzelecekti. Ne ki yolun ne tarafa olduğunu bile düşünecek kadar duracak vaktimiz yoktu.<br />
<br />
Ekonomi mi değerleri üretir yoksa değerler mi ekonomiyi sorusuna, 70'li yıllar boyunca cevap arar gibi olduk. Sonra vazgeçtik. Her şeyin "islamcasını" üreterek soruyu ve sorunu kökünden halledeceğimizi zannettik.<br />
<br />
Mevcut üretim ve tüketim çarklarına; ürettiğimiz, sunduğumuz ürünün başına "helal" , "tesettür" "İslami" yazarak dâhil olduk. Önce ticarethanelerimizin ismini, "İslamlaştırdık. Ref ref hırdavat, selamet kırtasiye, takva nalburiye. Sonra holdinglerin. (Bir sonraki safha yabancı markalar uydurmak olacaktı. Lakin bu başka bir yazının konusu.) <br />
<br />
Müesseselerin ismini "İslamlaştır"ırken kendimizin ne kadar kapitalist olduğunu fark etmedik bile.<br />
<br />
Böylece üretime değil ama tüketime bir hayli katkı sunduk.<br />
<br />
Dünya nüfusunun beşte birini oluşturan Müslümanlar olarak üretim konusunda dişe dokunur rakamlara sahip olmasak da, özellikle genç nüfusa sahip tüketiciler olarak dikkat çekici bir talep kitlesi olmayı BAŞARDIK.<br />
<br />
Helal Gıda Konseyi 2009'da Kasım ayında Lahey'de toplandı.<br />
<br />
Milyonlarca Müslüman'ın yaşadığı Avrupa'- da 2009 Kasım ayında ilk defa Helal Gıda Fuarı Malezya'nın dışında bir ülkede düzenlenmiş oldu.<br />
<br />
Lahey kentinde düzenlenen fuarın pekçok çarpıcı fotoğrafı çıktı ortaya. Biz bu yazı için küresel markanın pazardan pay kapma heyecanından bahsedelim. <br />
<br />
Helal gıda ürünlerinin başta Almanya, İngiltere ve Fransa'da hızla yayılmakta olduğunu gören firmalar ürünlerine helal gıda yelpazesini de katmayı uygun gördüler. Bunların başında daha ziyade çikolata ve kahvesiyle tanıdığımız bir firma geliyor. Adını yazmıyorum. Meraklısı internetten bulabilir. Bu yazı için firmanın adı mesela Akle firması olsun.<br />
<br />
Akle firması yetkilisi bundan böyle helal gıda üreteceklerini söyledi.<br />
<br />
Bu açıklamanın ardından şüphenin tohumlarını kelimelerin arasına ekmekte fayda var. Hatırlarsınız...(Biliyorum hatırlamazsınız. Hatta kayıtlara bile almadınız ! ) İtalya'da adı geçen firmanın ürettiği bebek mamaları, içinde bulunan maddeler yüzünden yasaklanmıştı. Benzer yasaklamayı Türkiye için de beklemiş, lakin pek bir sese aşina olamamıştı kulaklarımız.(Ben mi duymadım?)<br />
<br />
Bu firma helal gıda pazarına girerek hem sağlıksız bebek maması üretimi yüzünden kaybettiği imajını toparlama imkanı bulacak, hem de pazarın artan payından ziyadesiyle istifade etme imkanını.<br />
<br />
Helal gıda ile ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanlığı geçtiğimiz Sonbahar'da çok kapsamlı bir toplantı düzenledi. Yiyeceklerin helalliği meselesinin sadece etin cinsi ve kesimi ile sınırlı olmadığı konusunda özellikle Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr.Mehmet Görmez'in çok kapsamlı bir konuşması oldu.<br />
<br />
Gıda üretimi ve tüketimi konusunda Türkiye'de meseleyi sağlık üzerinden tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Diyanet İşleri'nin yaptığı sempozyumda helal kavramının kullanmasını son derece yerinde görüyorum. Ancak günlük hayattaki kullanımlarımızda helal kelimesi yerine yiyecek söz konusu olduğunda sağlık, diğer tüketim ürünleri söz konusu olduğunda ise ürüne göre bir isimlendirme yapmanın gerektiğini düşünüyorum. <br />
<br />
Bunu niye şimdi söylüyorum?<br />
<br />
Pazartesi günü Çırağan Sarayı'nda Salam World dünya zirvesi gerçekleştirildi. Dünya Müslümanlarını bir araya getirecek olan bir sosyal paylaşım ağının adı Salam World. Merkezi Moskova, Kahire, İstanbul. Bu tip çalışmalara itirazım yok. Sosyal medya bir araçtır neticede. Araçlara aşırı İslami anlamlar yüklediğimiz zaman yüklediğimiz kavramlar zarar görüyor.<br />
<br />
Helal internet gibi kavramı dolaşıma sokmamamız gerektiğini düşünüyorum.<br />
<br />
İnternetin helali olmaz. Bıçağın helalinden bahsedebiliyor muyuz? <br />
<br />
Bıçağı kullanacak kişinin ameli ve niyetidir o aracın yaptığı eylemi helal ya da haram kılan.<br />
<br />
Müslümanların; ilkeli, içeriği muntazam bir sosyal paylaşım sitesi olsun. Amenna. Lakin sosyal paylaşım sitesine girmenin, dâhil olmanın Müslüman'ın asli vazifesi gibi sunulmasına itirazım var.</span><br />
 <img src="http://i.imgur.com/wGrBNZY.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: wGrBNZY.jpg]" class="mycode_img" /> <span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><br />
</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Fatma K. Barbarosoğlu</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yalan Söylemek ve Yalanla İlgili Hadisler/Ayetler (sorulu cevaplı detaylı anlatım)]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-yalan-soylemek-ve-yalanla-ilgili-hadisler-ayetler-sorulu-cevapli-detayli-anlatim-98.html</link>
			<pubDate>Fri, 24 Aug 2012 20:08:50 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=5">delidumrul</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-yalan-soylemek-ve-yalanla-ilgili-hadisler-ayetler-sorulu-cevapli-detayli-anlatim-98.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yalan Söylemek ve Yalanla İlgili Hadisler/Ayetler (sorulu cevaplı detaylı anlatım) <br />
</span></span><br />
<br />
Yalan sıdkın zıddıdır!<br />
“Yalan sıdkın zıddıdır. Dinimiz yalancılığı kötü huyların başında kabul eder ve şiddetle red eder. Kuran-ı Kerim’de küfür bazen kizble ifade edilir. Mükezzib yani yalancı, kâfir manasındadır.”<br />
“Allah adına yalan söyleyen ve hak kendisine geldiği zaman onu yalanlayan kimseden daha zalim kim vardır? Kâfirler için cehennemde yer mi yok?” (Zümer, 32) ayetinde kizb küfür manasında kullanılmıştır.”<br />
<br />
“Resulüllah (asm) müslümanın hırsızlık zina içki gibi hakkında had cezası gelen en ağır suçları işleyenlerin bile cennete gidebileceğini belirtir, fakat yalanı müslümana bir türlü yakıştıramaz. Resulüllah’ın (asm) ifadelerinde yalanın sayılan bu günahlardan çok daha çirkin, çok daha aldatıcı bir cürüm, en bayağı bir ahlaksızlık olduğunu belirtir.” (Kimya-yı Saadet)<br />
<br />
Yalan, günahların en çirkini, ayıpların en fenası, kalbleri karartan bütün kötülüklerin başıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Yalan, rızkı azaltır.) [Ebuşşeyh, İsfehani]<br />
<br />
(Yalan, nifak kapılarından biridir.) [İbni Adiy]<br />
<br />
(İman sahibi, her hataya düşebilir. Fakat, hainlik yapamaz ve yalan söyleyemez.) [İbni Ebi Şeybe, Bezzar]<br />
<br />
(Doğru olun, doğruluk iyiliğe, iyilik ise, Cennete çeker. Yalandan sakının, yalan fücura, fücur ise Cehenneme götürür.) [Buhari]<br />
<br />
(Sözle çıkarılan fitne, kılıçla çıkarılan fitne gibidir. Yalan söylemek, iftira etmek ile çıkarılan fitne, kılıçla çıkarılan fitneden de kötüdür.) [İbni Mace]<br />
<br />
(Pazarcıların çoğu facirdir! Çok yemin ederek günaha girerler ve yalan söyleyerek alış-veriş yaparlar.) [Hakim]<br />
<br />
(Aldatan Cehennemdedir.) [Taberani]<br />
<br />
Peygamber efendimiz, yalan söyleyenin ağzının bir taraftan kulağına kadar demir çengelle yırtılacağını, diğer tarafa geçildiğinde, önceki yırtılan tarafın iyi olacağını, sonra iyi olan tarafın tekrar yırtılarak bu şekilde kıyamete kadar, kabrinde azabın devam edeceğini bildirmiştir. (Buhari)<br />
<br />
Bir kimse, Peygamber efendimize dedi ki:<br />
- Bırakamadığım üç günaha tutuldum. Bunlar, zina, yalan ve içki.<br />
Peygamber efendimiz de buyurdu ki:<br />
- Yalanı benim için terket!<br />
Adam, peki diyerek gitti. Bir günahı işleyeceği zaman, (Eğer bu günahı yaparsam, Resulullah sorduğunda, evet dersem suçum meydana çıkar. Hayır dersem, yalan söyleyerek verdiğim sözü tutmamış olurum) diye düşündü. Diğer iki günahtan da vazgeçti. (Şir’a)<br />
<br />
Büyükler buyuruyor ki:<br />
Oğlum, yalandan sakın, o serçe eti gibi tatlıdır. Ondan az kimse kurtulur. (Lokman Hakim)<br />
<br />
Allah indinde en büyük hata, yalan konuşmaktır. (Hazret-i Ali)<br />
<br />
Yalancı ile cimri Cehenneme girer. Fakat, hangisi daha derine atılır, bilmem. (Şabi)<br />
<br />
Doğru ile yalan, biri diğerini çıkarıncaya kadar kalbde boğuşur. (Malik bin Dinar)<br />
<br />
İçi dışına, sözü işine uymamak, nifaktandır. Nifakın temeli ise yalandır. (Hasan-ı Basri)<br />
<br />
Eshab-ı kiram indinde yalandan daha kötü bir şey yoktur. Çünkü, onlar, yalanla imanın bir arada bulunamayacağını bilirlerdi. (Hazret-i Âişe)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual:</span> Birisini üzmemek, kalbini kırmamak için mesela, başka şehirde oturan annem sağlığımı sorduğunda, hasta olsam bile “çok iyiyim” diyorum. Hasta olduğumu söylersem üzülüp vesvese yapıyor. İyiyim dersem caiz midir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Caizdir, günah değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual:</span> Biri yiyecek bir şey ikram edip de sorarsa (veya sormadan), hiç beğenmediğimiz halde “çok güzeldi, ellerinize sağlık” demek caiz mi?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Caizdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: </span>Aynı konuşma o kişinin gıyabında geçerse, mesela, ev sahibinden ayrıldıktan sonra birisi “yemek nasıldı, beğendin mi diye” sorarsa, beğenmesek de “evet, güzeldi” demek caiz mi?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Caizdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: </span>Yalan olduğu kesin belli olan, kimseyi inandırmayacak bir konuda şaka olarak söylemek mesela, “nasıl bu kadar hızlı geldin” diyen birisine “uçarak geldim” diye şakacıktan söylemek mesela, “kendime özel bir jet aldım” demek caiz mi?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Caizdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: </span>Fransa’da yüksek tahsil yapıyorum. Özellikle namazımı kılabilmek için bazen okulda yalan söylemek zorunda kalıyorum. Bu yalan caiz mi?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Fransa gibi İslamiyet ile idare edilmeyen yerlerde, kendimize zararı gelecekse idarecilere yalan söylemek caiz olur. Namaz kıldın ve okula geç kaldın, nerede idin denince, doğru söylersek bir zarar gelme durumu varsa yalan söyleyebiliriz, bu dinimizin emridir. Hatta mecbur kalınca küfrü gerektirici söz bile söylenir, önemli olan kendimize zarar gelmemelidir.<br />
<br />
Müşrikler, Hazret-i Ammar’a, babasına ve annesine [Sümeyye Hatuna] işkence edip, sıcak kum içine gömerler ve üzerinde et pişecek kadar sıcak taşları gövdelerine dizerlerdi. Sonra “Lat ve Uzza putu, Muhammed’in dininden iyi de” derlerdi. Demeyince de işkenceyi artırırlardı. Bir keresinde Resul-i Ekrem, (Sabredin ey Yaser ehli! Size vaat edilen yer Cennettir) buyurdu. Yaserlerin müşriklerden gördüğü işkence, dillere destan olmuştur. İşkenceye uğramadığı günleri yoktu. Bir gün Hazret-i Sümeyye’yi iki devenin arkasına bağlamışlar işkence ediyorlardı. Nihayet Ebu Cehlin kamçılarına dayanamayıp şehid oldu. Hazret-i Yaser’i de şiddetli işkence ile öldürdüler. İslam’da ilk şehid olan bunlardır. Hazret-i Ammar, kâfirlerin zorlamaları üzerine dediklerini diliyle söyledi. Resul-i Ekrem efendimize, Ammar kâfir oldu dediler. Buyurdu ki:<br />
(Hayır o kâfir olmaz. Baştan ayağa kadar iman ile doludur.) [İbni Mace]<br />
<br />
(Allahü teâlâ imanı Ammar’ın tepeden tırnağa bütün vücuduna sindirtmiştir. İman onun et ve kanına karışmıştır. O hak neredeyse orada yer alır. Onun vücudundan herhangi bir şey yemesi Cehenneme yakışmaz.) [İbni Asakir]<br />
<br />
(Ammar bin Yaser, iki durumda karşılaştığında mutlaka en doğru olanını tercih eder.) [İbni Mace]<br />
<br />
Hazret-i Ammarı serbest bıraktılar. Resulullah efendimiz, mübarek eliyle gözünün yaşını silip teselli buyurdu. Bu hadise üzerine, Nahl suresinin (Allah’a küfredenlere şiddetli azap vardır. Ancak kalbine iman yerleşmiş olduğu halde [küfre] zorlanıp, sadece diliyle söyleyenler müstesna) mealindeki 106. âyeti nazil oldu. Resulullah efendimiz de Hazret-i Ammar’a (Müşrikler eziyet ederse, yine böyle söyle) buyurdu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual:</span> Tariz ve kinayeli konuşmada mahzur var mıdır?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Tariz ve kinayeli ifade kullanmakta mahzur yoktur. Tariz, delalet yolu ile, bir sözü bir manayı karşısındakine anlatmaktır. Mesela karşıdaki kimse cimri ise, ona (Sen cimrisin) demeyip (cimrilik çirkin bir şeydir) demek böyledir.<br />
<br />
Kinaye, maksadı, kapalı bir şekilde dolaylı olarak anlatmaktır. Mesela, (Falancanın kapısı herkese açıktır) denince bu kimsenin misafirperver olduğu anlaşılır. Peygamber efendimiz ihtiyar bir kadına, (ihtiyar kadın Cennete girmez) buyurunca kadın üzüldü. Bunun üzerine, (Sen o gün ihtiyar olmazsın) buyurdu. Yani Cennetteki bütün kadınların genç olacağını bildirdi.<br />
<br />
İnsanın yalan söylemek zorunda olduğu zaman tariz ve kinaye yollu ifade kullanmasında mahzur yoktur. Mesela bir kimseyi evden arasalar, o kimsenin de acil işi olduğu için gitmek istemese, oğluna, (Ekseriya babam falanca kütüphaneye gider) demesini söylese, günah olmaz. Yahut babası bahçede ise, (Babam evde yok) demesinde mahzur yoktur. Fakat sebepsiz böyle yapması uygun olmaz. Mesela, elindeki güzel bir kalemi görüp, (Bu kalemi sana falanca âlim mi verdi?) diye soranlara, o âlim kalemi vermediği halde, (Allah o âlimden razı olsun) demek uygun olmaz. Çünkü böyle demekle kalemi âlimin verdiğine işaret edilmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: </span>“Yüzünü gören Cennetlik” veya “Yüzünü gören hacı oluyor” deniyor. Böyle söylemekte mahzur var mıdır?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Her ikisini de söylemek caiz olmaz. Çünkü bunları söylemek yalan olur. Bir kimseyi görmekle hacı veya Cennetlik olunmaz. Peygamber aleyhisselamı bile gören kimsenin imanı yok ise Cennetlik olamaz. Şaka olarak veya mecaz olarak da böyle şeyleri söylememelidir!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: </span>Ticaretle uğraşıyorum. Bazen yemin ediyor, yalan söylüyorum. Ne yapmamı tavsiye edersiniz?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Her müslüman, kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi, kâfirlere de yapmamalıdır!<br />
<br />
Satılan malı, aşırı övmemelidir! Çünkü, hem yalan söylemiş, hem aldatmış, hem de zulmetmiş olur. Hatta, doğru olarak da, müşterinin bildiği şeyi söylememelidir! Çünkü, bu da faydasız söz olur. Kıyamette her sözden sual olunacaktır.<br />
<br />
Yemin ile satmaya gelince, yalan yere yemin etmek haramdır. Yani büyük günahtır. Doğru yemin ederse, az bir şey için Allahü teâlânın ismini söylemek saygısızlık olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Alış-veriş yaparken, vallahi böyledir, billahi öyle değildir diye yemin eden kimseye ve “bugün git, yarın gel” diyerek sözünde durmayan sanatkâra yazıklar olsun!) [Deylemi]<br />
<br />
(Malını yemin ederek beğendirmeye çalışan kimseye kıyamette merhamet edilmez.) [İ. Gazali]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual:</span> Yalan yere yemin ederek başkasının hakkını almak günah değil midir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Yalan yere yapılan yemine, yemin-i gamus denir. Günaha, Cehenneme sokucu yemin demektir. Peygamber efendimize, (Yemin-i gamus)un ne olduğu sorulunca, (Yalan yere yemin ederek müslümanın malını almaktır) buyurdu. (Buhari)<br />
<br />
Yalan yere yemin ederek birisinin malını almak, büyük günahlardandır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Bir müslümanın malını, haksız olarak almak için yalan yere yemin eden, Hak teâlânın gazabına uğrar.) [Buhari]<br />
<br />
(Birinin malını almak için yalan yere yemin eden, Allahü teâlânın huzuruna cüzzamlı bir facir olarak çıkar.) [İbni Mace]<br />
[Facir; fitneci, fesatçı, günahkâr kimsedir.]<br />
<br />
(Yalan yere yemin etmek, evleri harap eder.) [Beyheki]<br />
<br />
(Yalan yere yemin eden, Cehenneme gidecektir.) [Hakim]<br />
<br />
(Yalan yere yemin, malın yok olmasına sebep olur.) [Bezzar]<br />
<br />
(Yalan yere yemin ederek, bir müslümanın malını alana, Cennet haram, Cehennem vacip olur.) [Hakim]<br />
<br />
Yalan yere yemin ederek, başkasının malını alan kimse, pişman olursa aldığı malı sahibine, sahibi ölmüşse, vârislerine vermelidir! Vârisleri de yoksa, fakirlere vermelidir! Malını aldığı kimselerle helalleşmeli, onlara dua etmelidir.<br />
<br />
Yalanın caiz olduğu yerler<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual</span>: Yalan hangi hallerde caizdir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Yalan söylemek haramdır, çok büyük günahtır. Ölmemek için leş yemek caiz olduğu gibi, ölümden kurtulmak için yalan söylemek de caizdir. (Hadika)<br />
<br />
Hazret-i Sevbanbuyurdu ki: (Her yalan günahtır. Ancak bir Müslümana faydası dokunan veya bir Müslümanın zararını kaldıran yalan bundan hariçtir.)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yalanın caiz olduğu yerlerden bazıları şunlardır:</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1-</span> Savaşta: Hazret-i Ali otururken düşmanın biri, aniden karşısına kılıçla çıkıp, (Şimdi seni benim elimden kim kurtarabilir?) der. Hazret-i Ali de, parmağı ile adamın arkasını gösterip (Peki dövüşelim; fakat iki kişiyle mi?) der. Düşman, arkamdaki kim diye bakınca, Hazret-i Ali, kılıcını çekip, düşmanını zararsız hâle getirir. Düşman, oturan insana yaptığı kendi hilesini görmeden (Bana hile yaptın?) der. Hazet-i Ali de, (Ama asıl sen beni gafil avlayacaktın ya) der ve şu hadis-i şerifi bildirir:<br />
(Harb hiledir.) [İbni Sünni, İbni Lal]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2-</span> İki Müslümanı barıştırmak için:<br />
Üç günden sonra dargın durmak günahtır. Dargın olan iki Müslümanı barıştırmak için aralarını bulucu yalan söylemek caizdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(İki kişinin arasını bulmak, nafile namaz, oruç ve sadakadan daha faziletlidir.) [Tirmizi]<br />
<br />
(İki kişinin arasını düzeltmek ve hayırlı iş için söylenen söz, yalan sayılmaz.) [Müslim]<br />
<br />
(İki Müslümanı barıştırmak için, birbirlerine iyi söz getirmek yalan sayılmaz.) [İbni Lal]<br />
<br />
Peygamber efendimiz gülümsediği zaman, Hazret-i Ömer sebebini sual edince, buyurdu ki:<br />
(Ümmetimden iki kişi, Allahü teâlânın huzuruna çıktı. Birisi dedi ki:<br />
-Ya Rabbi, bu adamdan hakkımı al!<br />
Allahü teâlâ buyurur:<br />
- Bu adamın hakkını ver!<br />
-Ya Rabbi, bir iyiliğim kalmadı ki nasıl vereyim?<br />
<br />
Allahü teâlâ hak sahibine buyurur:<br />
- Bu adamın iyiliği kalmadı. Ne yapacaksın?<br />
- Günahlarımı alsın!<br />
<br />
Bu arada Peygamber efendimiz ağlayarak (O gün öyle dehşetli bir gündür ki, o gün başkalarının günahlarını yüklenmek şöyle dursun insan kendi günahının yükünü çekemez.)<br />
Allahü teâlâ, hak sahibine buyurur:<br />
- Başını kaldırıp Cennetin şu muhteşem köşklerine bak!<br />
<br />
Hak sahibi baktıktan sonra der ki:<br />
- Evet görüyorum. Bu muhteşem köşkler, hangi şehid, hangi sıddık veya hangi peygamberindir?<br />
- İşte o gördüğün göz kamaştırıcı köşkler, bedellerini ödeyenler içindir.<br />
<br />
-Ya Rabbi bunların bedellerini kim ödeyebilir?<br />
- Sen ödeyebilirsin.<br />
<br />
- Nasıl ödeyebilirim, neyim var ki?<br />
- Hakkını bu kardeşine bağışlamakla bu köşke sahip olursun.<br />
- Bağışladım ya Rabbi.<br />
<br />
Allahü teâlâ buyurur ki:<br />
- Haydi kardeşinin elinden tutup Cennete girin!<br />
Peygamber efendimiz devamla buyurdu ki:<br />
(Allah’tan korkun ve aralarınızı düzeltmeye çalışın! Zira Allahü teâlâ, kıyamet gününde sizin aralarınızı düzeltir.) [Harâiti]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3-</span> İki Müslümanın aralarının açılmasını önlemek için:<br />
Araları bozulmak üzere olan iki Müslümanın aralarının açılmasını önlemek için yalan söylemek caiz olur. İyiliğe vesile olan yalan, fitneye sebep olan doğrudan makbuldür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4-</span> Eşi ile iyi geçinmek için:<br />
Eşler birbirini idare etmek için yalan söyleyebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Eşini idare etmek için yalan söylemek caizdir.) [İbni Lal]<br />
<br />
(Eşler birbirini idare etmek için yalan söylerse günah olmaz.) [Müslim]<br />
<br />
İbni Erkam hazretleri, Hazret-i Ömer’e, (Eşim beni sevmiyor. Sevmediğini de yüzüme karşı söyledi. Böyle bir eş ile yaşamak istemem) dedi. Hazret-i Ömer, kadına (Niçin kocanızın yüzüne karşı öyle söylediniz) buyurdu. (Yalan söylememek için. Yoksa burada yalana izin var mıdır?) dedi. Hazret-i Ömer, (Elbette burada yalan söylemeye izin vardır. Bir kadın, kocasını sevmese de, onu üzmemek için, yalan söylerse günah olmaz) buyurdu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5- </span>Zalimden, bir Müslümanın bulunduğu yeri gizlemek için.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6- </span>Müslümanın malını zalimlerden korumak için.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7-</span> Müslümanı memnun etmek için:<br />
Bir arkadaş beğenip bir kravat alsa veya bir elbise diktirse, bu bizim hoşumuza gitmese de, bu elbise size çok yakışmış demek caiz olan yalana girer. Bir Müslümanı sevindirmek için bir bahane aramalıdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Farzdan sonra Allahü teâlânın en çok sevdiği iş, bir mümini sevindirmektir.) [Taberani]<br />
<br />
Genel olarak kadınlar, süse düşkündür, giyimlerine dikkat ederler. Aldığı bir elbise için, (Bu elbise, sana ne kadar da güzel yakışmış?) demek, yalan olmaz. Çünkü dinimiz, hanımla iyi geçinmek için yalan söylemeyi caiz görmüştür. Hele haklı bir takdiri esirgemek ahmaklıktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8- </span>Müslümanın günahını, sırrını ve aybını gizlemek için:<br />
Müslüman gencin biri, iftiraya uğrar. Sonunda idama mahkum olur. İnfaz saatini beklerken, kendisine iftira edenlere, bu arada hükümdara ağzına gelen sözleri sarf eder, sövüp sayar. Bu acı acı bağırmalar, bir müddet devam eder. Hükümdar, saraydan bu feryatları duyar. Fakat ara uzak olduğu için ne söylediğini anlayamaz.<br />
<br />
İki vezirinin yanına giden hükümdar, bu gencin neler söylediğini sorar. Birinci vezir, “Hükümdarım bu genç, (Allah, affedenleri aziz eder) hadis-i şerifini söylüyor, “Affedenlerin yeri Cennet” diyor. Sizden af talebinde bulunuyordu” der. Bu söz, hükümdarın hoşuna gider. (Bu genci affettim, serbest bırakın) der. İkinci vezir, hemen atılır: “Haşmetli hükümdarımız, bu veziriniz, zat-ı âlinize karşı, yalan söylüyor. Genç, af istemiyor, size sövüp sayıyordu” der. Hükümdar der ki: (Bre vezir, sen yersiz doğru söylemekle, iki kişinin ölümüne sebep olmak istiyorsun. Şu vezirin yalanı ise bir canı kurtarmıştır. Unutma ki, iş bitiren yalan, fitneye sebep olan doğrudan iyidir.)<br />
<br />
Hükümdar, yersiz doğru söyleyen veziri azleder, yerinde yalan söyleyerek bir suçsuzu idamdan kurtaran veziri de kendisine sadrazam yapar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9 – </span>Fakire ikram için:<br />
Biz satıcı olsak, fakir birisi de gelip beğendiği bir malı almak istese, fakat pahalı gelse, biz o malı on milyona almışsak, fakire, biz bu malı beşe aldık, bir milyon kâr ile size altıya satabiliriz desek bu caizdir, günah olmaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10 </span>– Haklı iken, karşısındakine sen haklısın demek:<br />
Eşin biri diğerine sen haklısın derse geçim olur. İkisi de ben haklıyım derse geçim olmaz. İkisi de sen haklısın derse, o zaman o evde ilahi aşk başlar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Allah rızası için affedeni, Allahü teâlâ yükseltir.) [Müslim]<br />
<br />
(Affedin ki affedilesiniz!) [İ. Ahmed]<br />
<br />
(Kaba davranana nazik davranır, zulmedeni affeder, sizi mahrum edene ihsan eder, sizden uzaklaşana yaklaşırsanız yüksek derecelere kavuşursunuz.) [Bezzar]<br />
<br />
Daha bunun gibi şeylerde yalan söylemek caizdir. Mesela içki içen veya başka bir günah işleyen kimseye sen günah mı işliyorsun diye sorduklarında, kötü örnek olmamak için, hayır günah işlemedim diyebilir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Kötü şeyler yapan, bunları gizlemeye çalışsın!) [Hakim]<br />
<br />
Büyükler yalan söylemek gerekince, sözün manasını değiştirerek, doğru söylemeyi tercih etmişlerdir. Mesela Muaz ibni Cebel hazretleri, vazifesinden dönünce, hanımı (Bu kadar çalıştın, zekat topladın, bize ne getirdin?) dedi. O da, (Beni gözeten vardı, bir şey getiremedim) dedi. O, gözetenden Allahü teâlâyı kastetti. Hanımı ise, Hazret-i Ömer’in onu kontrol eden birini gönderdiğini sandı. Hanımı, Hazret-i Ömer’in evine gidip, kızarak, (Muaz, Resulullahın ve Ebu Bekr-i Sıddık’ın yanında emin idi. Siz niçin onun peşine adam takıyorsunuz?) dedi. Hazret-i Ömer, Hazret-i Muaz’dan işin aslını öğrenince, hanımına bir miktar hediye gönderdi.<br />
<br />
Kuyruklu yalan uyduranlar<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: </span>Yalanın caiz olduğu yerler var. Adam, bunu ruhsat bilerek, ne kuyruklu yalanlar savuruyor. Ana babasına ve diğer büyüklere karşı akıl almaz yalanlar uyduruyor. Bazen de yalanı meydana çıkınca şaka yaptım diyor. Yalan dinimizde büyük günah değil midir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Yalan Kur’an-ı kerimde de, hadis-i şeriflerde de büyük günah olarak bildirilmektedir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
(Allah’ın âyetlerine inanmayanlar, ancak yalan uydurur.) [Nahl 105]<br />
<br />
Görüldüğü gibi yalan söylemek imana zıttır. Dört hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Yalan, imana aykırıdır.) [Beyheki]<br />
<br />
(Yalan, münafıklık alametidir.) [Buhari]<br />
<br />
(Şu üç şeyden biri bulunan kimse, namaz kılsa da, oruç tutsa da münafıktır: Yalan söylemek, sözünde durmamak, emanete hıyanetlik.) [Buhari, Ebu Davud]<br />
<br />
(Müminde her huy olabilir. Ama, hain olmaz ve yalan söylemez.) [İbni Ebi Şeybe, Bezzar]<br />
<br />
Yalanın zararları ile ilgili birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Yalan, Cehennem kapılarından bir kapıdır.) [Hatib]<br />
<br />
(Yalandan sakının! Çünkü yalan günaha, günah da Cehenneme sürükler.) [Buhari]<br />
<br />
(Yalan rızkı azaltır.) [İsfehani, Ebuşşeyh]<br />
<br />
(Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona hıyanet ve yalan söylemez.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Danışana, yalan söyleyen ona hıyanet etmiş olur.) [İbni Cerir]<br />
<br />
Güldürmek için, şakadan da olsa yalan söylemek de caiz değildir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(İnsanları güldürmek için yalan söyleyenlere, yazıklar olsun!) [Ebu Davud]<br />
<br />
Hazret-i Abdullah bin Âmir anlatır:<br />
Ben küçükken, Resul-i Ekrem evimize gelmişti. Oynamaya giderken, annem bana, (Abdullah gel, sana bir şey vereceğim) dedi. Resul-i Ekrem, (Ona ne vereceksin?) buyurdu. Annem de (Hurma vereceğim) dedi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
(Eğer bir şey vermeyip aldatmak için söyleseydin, yalan günahı yazılırdı.) [Şir'a]<br />
<br />
Yalan olmaz<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual:</span> Bir şeyi 15 liraya alan kimse, 10 lira ile 5 lira verdiğini düşünerek, 10 lira verdim dese, yalan söylemiş olur mu?<br />
<br />
Hayır, yalan söylemiş olmaz; çünkü 10 lira verdiği yalan değildir. Diğer verdiği 5 lirayı söylememiş oluyor, yalan olmuyor. Yine bunun gibi, 15 hurma yemiş olan birine kaç hurma yedin diye sorsalar, o da 10 tane hurma yedim dese, yalan söylemiş olmaz; sadece yediği 5 taneyi söylememiş olur. (F. Hindiyye)<br />
<br />
Bunun gibi, biz satıcı olsak, bir fakir de gelip beğendiği bir malı almak istese; fakat pahalı gelse, biz o malı 10 liraya aldığımız halde, (Bu mala 5 lira verdik, size 6 liraya satabiliriz) desek caiz olur, günah olmaz.<br />
<br />
Yine bunun gibi sebeplerle, kölenin efendisine, babanın oğluna veya oğlunun babasına yaptığı şahitlikler geçerli olmaz. Mesela baba, bir kimseye 10 sopa vursa, o kimse de babaya 5 sopa vursa, oğluna yemin ettirseler, o da, (Vallahi bu adamın babama 5 sopa vurduğunu gördüm) dese doğru söylemiş olur, yalan olmaz. Söylediği doğru; fakat gizledikleri de vardır. Başka şeyleri gizlemesi, ayrı bir konudur. Babasının vurduğu sopa, büyük ve kalın olabilir. Adamın sopası ince olabilir. Bunlar sorulmazsa, şahit söylemezse yalan olmaz.<br />
<br />
Sualde de böyle bir incelik var. Bir 5 lira, bir de 10 lira vermiştir. Birisini söylemeyip, verdiği 10 lirayı söylemesi yalan değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yalan yere yemin edilmez</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual:</span> Dinimizde, (Zaruretler haramları mubah kılar) kuralı olduğu halde, S. Ebediyye’de, (Zaruret olsa da, yalan yere yemin etmek caiz olmaz. Tariz, yani iki manalı kelime söyleyip yemin edilir) deniyor. Zaruretler haramları niye mubah kılmıyor?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Tariz söyleyerek bu işten kurtulma imkânı varken yalan söylemek caiz olmaz. Tariz yani iki manaya gelen kelime ile söylemek caiz olur. Mesela, bir kimsenin babasını eşkıyalar götürmeye gelseler, babası bahçede veya komşuda ise, (Vallahi babam evde yok, o, ekseriya falanca kütüphaneye gider) derse, yalan söylememiş olur. Böylece eşkıyalardan kurtulmuş olur. Tariz imkânı da yoksa, zaruret karşısında yalan söylemek o zaman caiz olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güzel yalan, çirkin doğru</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: </span>Helal olan yalanla, haram olan doğru nedir? Güzel yalana ve çirkin doğruya bir örnek verir misiniz?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Yalan söylemek haramdır, ama savaşta düşmana karşı helâl, hatta yerine göre farz olur. Müminleri zarardan kurtarmak için, dini korumak, İslamiyet’in bir emrini yerine getirmek için olursa sevabdır. Fitneye sebep olan doğru ise günahtır. (Fitne çıkaran doğru söz, günahtır) ve (Fitneye mani olan yalan, fitneye sebep olan doğrudan iyidir) denmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yalanla İlgili Diğer Hadisler;</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Ali</span><br />
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Benim hakkımda yalan söylemeyin Zira benim üzerime yalan uyduran cehenneme girer”<br />
Kaynak: Buhari, İlm 38; Müslim, Mukaddime 1, (1); Tirmizi, İlm 8, (2662)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: İbnu’z-Zübeyr</span><br />
Tanım: Babama dedim ki: “Ben niye senin Resulullah’tan hadis rivayetini işitmiyorum Halbuki falan ve falandan çokça işitiyorum?” Bana şu cevabı verdi: “Evet ben, Müslüman olduğum günden beri Aleyhissalatu vesselam’ı hiç terketmedih ep beraber olduk Ancak O’nun şöyle söylediğini de işittim: “Kim bile bile bana yalan nisbet ederse ateşteki yerini hazırlasın”<br />
Kaynak: Buhari, İlm 38; Ebu Davud, İlm 4, (3651)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Muğire İbnu Şu’be</span><br />
Tanım: Resulullah (aleyhissalatu sa) buyurdular ki: “Benim üzerime söylenen yalan, bir başkası üzerine söylenen yalan gibi değildir Öyleyse kim bile bile bana yalan nisbet ederse cehennemdeki yerini hazırlasın!”<br />
Kaynak: Buhari, Cenaiz 34; Müslim, Mukaddime 4, (4); Tirmizi, İlm 9, (2664)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Safvan İbnu Süleym</span><br />
Tanım: Ey Allah’ın Resulü! dedik, “mü’min korkak olur mu?” “Evet!” buyurdular”Pekiyi cimri olur mu?” dedik, yine: “Evet!” buyurdular Biz yine: “Pekiyi yalancı olur mu?” diye sorduk Bu sefer: “Hayır! buyurdular<br />
Kaynak: Muvatta, Kelam 19, (2, 990)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: İbnu Mes’ud</span><br />
Tanım: Kul yalan söylemeye ve yalan söyleme niyetini taşımaya devam edince bir an gelir ki, kalbinde önce siyah bir nokta belirir Sonra bu nokta büyür ve kalbinin tamamı simsiyah olur Sonunda Allah nezdinde “yalancılar” arasına kaydedilir<br />
Kaynak: Muvatta, Kelam 18, 2,(990)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Behz İbnu Hakim an ebbihi an ceddihi</span><br />
Tanım: Resulullah bururdular ki: “Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söylerler! Yazık ona, yazık ona”<br />
Kaynak: Ebu Davud, Edeb 88, (4990); Tirmizi, Zühd 10, (2316)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Esma</span><br />
Tanım: Bir kadın gelerek: “Ey Allah’ın Resulü! Benim bir kumam var Ona karşı (yalan söyleyerek) kocamın vermediği şeyle karnımı doyurmuş göstersem bana bir mahzur getirir mi?” diye sordu Aleyhissalatu vesselam: “Verilmeyenle karnını doyurmuş gösterip övünen, tıpkı, iki alan elbisesini giyen gibidir” cevabını verdi<br />
Kaynak: Buhari, Nikah 106; Müslim, Libas 127, (2130); Ebu Davud, Edeb 91, (4997)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Abdullah İbnu Amir</span><br />
Tanım: Bir gün, Resulullah (sav), evimizde otururken, annem beni çağırdı ve: “Hele bir gel sana ne vereceğim!” dedi Aleyhissalatu vesselam anneme: “Çocuğa ne vermek istemişim?” diye sordu “Ona bir hurma vermek istemiştim” deyince, Aleyhissalatu vesselam: “Dikkat et! Eğer ona bir şey vermeyecek olursan üzerine bir yalan yazılacak!” buyurdular<br />
Kaynak: Ebu Davud, Edeb 88, (4991)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Esma Bintu Yezid</span><br />
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Ey insanlar! Pervanenin ateşe atılması gibi sizi yalanın peşine düşmeye sevkeden şey nedir? Halbuki, üç yer hariç yalanın her çeşidi ademoğluna haramdır: Bu üç yere gelince: 1) Erkeğin, rızasını sağlamak için hanımına yalanı, 2) Harpte söylenecek yalan Çünkü harp bir hileden ibarettir 3) İki Müslümanın arasında sulhu sağlamak kasdiyla söylenen yalan”<br />
Kaynak: Tirmizi, Birr 26, (1940)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Ümmü Külsüm Bintu Ukbe</span><br />
Tanım: Resulullah (sav)’ı işittim, diyordu ki: “İki kişinin arasını düzelten, hayır söyleyip, hayır tebliğ eden kimse yalancı değildir”<br />
Kaynak: Buhari, Sulh 2; Müslim, Birr 101, (2605); Ebu Davud, Edeb 58, (4921); Tirmizi, Birr 26, (1939)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Safvan İbnu Süleym ez-Zühn</span><br />
Tanım: Bir adam: “Ey Allah’ın Resulü! Ben karıma yalan söyleyeyim mi?” demişti Aleyhissalatu vesselam : “Yalanda hayır yoktur” buyurdular Adam: “Vaadde bulunmama, lehinde söylememe ne dersiniz?” diye tekrar sordu: Aleyhissalatu vesselam da: “Öyleyse sana bir vebal yok!” buyurdular<br />
Kaynak: Muvatta, Kelam 18, (2, 990)<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yalanla İlgili Ayetler;</span><br />
<br />
- Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından bir bölümünü yemeniz için onları hakimlere aktarmayın (2/188)<br />
<br />
- Gerçeği sürekli ters yüz eden, günaha düşkün olan herkesin vay haline (45/7)<br />
<br />
- İşte böyle; kim Allah’ın haram kıldıklarını (gözetip hükümlerini) yüceltirse Rabbinin katında kendisi için hayırlıdır Size (haklarında yasaklar) okunanlar dışındaki hayvanlar helal kılındı Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan kaçının yalan söz söylemekten de kaçının (22/30)<br />
<br />
- Ki onlar yalan şahidlikte bulunmayanlar boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir (25/72)<br />
<br />
- Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran aşağılık (68/10)<br />
<br />
- İş hükme bağlanıp-bitince şeytan der ki: “Doğrusu Allah size gerçek olan va’di va’detti ben de size vaadde bulundum fakat size yalan söyledim Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu yalnızca sizi çağırdım siz de bana icabet ettiniz Öyleyse beni kınamayın siz kendinizi kınayın Ben sizi kurtacak değilim siz de beni kurtacak değilsiniz Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım Gerçek şu ki zalimlere acı bir azab vardır” (14/22)<br />
<br />
- Onlardan öyleleri vardır ki dillerini kitaba doğru eğip bükerler siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye Oysa o kitaptan değildir “Bu Allah katındandır” derler Oysa o Allah katından değildir Kendileri de bildikleri halde Allah’a karşı (böyle) yalan söylerler (3/78)<br />
<br />
- Kim de cimrilik eder kendini müstağni görürse (92/8)<br />
<br />
- Ve en güzel olanı yalan sayarsa (92/9)<br />
<br />
- Biz de ona en zorlu olanı (azaba uğramasını) kolaylaştıracağız (92/10)<br />
<br />
- Ey iman edenler ! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olunuz! (Tevbe: 9/119)</span></span><br />
<br />
<img src="http://galeri.uludagsozluk.com/44/yalan_29188.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: yalan_29188.jpg]" class="mycode_img" /> <br />
alıntıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yalan Söylemek ve Yalanla İlgili Hadisler/Ayetler (sorulu cevaplı detaylı anlatım) <br />
</span></span><br />
<br />
Yalan sıdkın zıddıdır!<br />
“Yalan sıdkın zıddıdır. Dinimiz yalancılığı kötü huyların başında kabul eder ve şiddetle red eder. Kuran-ı Kerim’de küfür bazen kizble ifade edilir. Mükezzib yani yalancı, kâfir manasındadır.”<br />
“Allah adına yalan söyleyen ve hak kendisine geldiği zaman onu yalanlayan kimseden daha zalim kim vardır? Kâfirler için cehennemde yer mi yok?” (Zümer, 32) ayetinde kizb küfür manasında kullanılmıştır.”<br />
<br />
“Resulüllah (asm) müslümanın hırsızlık zina içki gibi hakkında had cezası gelen en ağır suçları işleyenlerin bile cennete gidebileceğini belirtir, fakat yalanı müslümana bir türlü yakıştıramaz. Resulüllah’ın (asm) ifadelerinde yalanın sayılan bu günahlardan çok daha çirkin, çok daha aldatıcı bir cürüm, en bayağı bir ahlaksızlık olduğunu belirtir.” (Kimya-yı Saadet)<br />
<br />
Yalan, günahların en çirkini, ayıpların en fenası, kalbleri karartan bütün kötülüklerin başıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Yalan, rızkı azaltır.) [Ebuşşeyh, İsfehani]<br />
<br />
(Yalan, nifak kapılarından biridir.) [İbni Adiy]<br />
<br />
(İman sahibi, her hataya düşebilir. Fakat, hainlik yapamaz ve yalan söyleyemez.) [İbni Ebi Şeybe, Bezzar]<br />
<br />
(Doğru olun, doğruluk iyiliğe, iyilik ise, Cennete çeker. Yalandan sakının, yalan fücura, fücur ise Cehenneme götürür.) [Buhari]<br />
<br />
(Sözle çıkarılan fitne, kılıçla çıkarılan fitne gibidir. Yalan söylemek, iftira etmek ile çıkarılan fitne, kılıçla çıkarılan fitneden de kötüdür.) [İbni Mace]<br />
<br />
(Pazarcıların çoğu facirdir! Çok yemin ederek günaha girerler ve yalan söyleyerek alış-veriş yaparlar.) [Hakim]<br />
<br />
(Aldatan Cehennemdedir.) [Taberani]<br />
<br />
Peygamber efendimiz, yalan söyleyenin ağzının bir taraftan kulağına kadar demir çengelle yırtılacağını, diğer tarafa geçildiğinde, önceki yırtılan tarafın iyi olacağını, sonra iyi olan tarafın tekrar yırtılarak bu şekilde kıyamete kadar, kabrinde azabın devam edeceğini bildirmiştir. (Buhari)<br />
<br />
Bir kimse, Peygamber efendimize dedi ki:<br />
- Bırakamadığım üç günaha tutuldum. Bunlar, zina, yalan ve içki.<br />
Peygamber efendimiz de buyurdu ki:<br />
- Yalanı benim için terket!<br />
Adam, peki diyerek gitti. Bir günahı işleyeceği zaman, (Eğer bu günahı yaparsam, Resulullah sorduğunda, evet dersem suçum meydana çıkar. Hayır dersem, yalan söyleyerek verdiğim sözü tutmamış olurum) diye düşündü. Diğer iki günahtan da vazgeçti. (Şir’a)<br />
<br />
Büyükler buyuruyor ki:<br />
Oğlum, yalandan sakın, o serçe eti gibi tatlıdır. Ondan az kimse kurtulur. (Lokman Hakim)<br />
<br />
Allah indinde en büyük hata, yalan konuşmaktır. (Hazret-i Ali)<br />
<br />
Yalancı ile cimri Cehenneme girer. Fakat, hangisi daha derine atılır, bilmem. (Şabi)<br />
<br />
Doğru ile yalan, biri diğerini çıkarıncaya kadar kalbde boğuşur. (Malik bin Dinar)<br />
<br />
İçi dışına, sözü işine uymamak, nifaktandır. Nifakın temeli ise yalandır. (Hasan-ı Basri)<br />
<br />
Eshab-ı kiram indinde yalandan daha kötü bir şey yoktur. Çünkü, onlar, yalanla imanın bir arada bulunamayacağını bilirlerdi. (Hazret-i Âişe)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual:</span> Birisini üzmemek, kalbini kırmamak için mesela, başka şehirde oturan annem sağlığımı sorduğunda, hasta olsam bile “çok iyiyim” diyorum. Hasta olduğumu söylersem üzülüp vesvese yapıyor. İyiyim dersem caiz midir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Caizdir, günah değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual:</span> Biri yiyecek bir şey ikram edip de sorarsa (veya sormadan), hiç beğenmediğimiz halde “çok güzeldi, ellerinize sağlık” demek caiz mi?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Caizdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: </span>Aynı konuşma o kişinin gıyabında geçerse, mesela, ev sahibinden ayrıldıktan sonra birisi “yemek nasıldı, beğendin mi diye” sorarsa, beğenmesek de “evet, güzeldi” demek caiz mi?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Caizdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: </span>Yalan olduğu kesin belli olan, kimseyi inandırmayacak bir konuda şaka olarak söylemek mesela, “nasıl bu kadar hızlı geldin” diyen birisine “uçarak geldim” diye şakacıktan söylemek mesela, “kendime özel bir jet aldım” demek caiz mi?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Caizdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: </span>Fransa’da yüksek tahsil yapıyorum. Özellikle namazımı kılabilmek için bazen okulda yalan söylemek zorunda kalıyorum. Bu yalan caiz mi?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Fransa gibi İslamiyet ile idare edilmeyen yerlerde, kendimize zararı gelecekse idarecilere yalan söylemek caiz olur. Namaz kıldın ve okula geç kaldın, nerede idin denince, doğru söylersek bir zarar gelme durumu varsa yalan söyleyebiliriz, bu dinimizin emridir. Hatta mecbur kalınca küfrü gerektirici söz bile söylenir, önemli olan kendimize zarar gelmemelidir.<br />
<br />
Müşrikler, Hazret-i Ammar’a, babasına ve annesine [Sümeyye Hatuna] işkence edip, sıcak kum içine gömerler ve üzerinde et pişecek kadar sıcak taşları gövdelerine dizerlerdi. Sonra “Lat ve Uzza putu, Muhammed’in dininden iyi de” derlerdi. Demeyince de işkenceyi artırırlardı. Bir keresinde Resul-i Ekrem, (Sabredin ey Yaser ehli! Size vaat edilen yer Cennettir) buyurdu. Yaserlerin müşriklerden gördüğü işkence, dillere destan olmuştur. İşkenceye uğramadığı günleri yoktu. Bir gün Hazret-i Sümeyye’yi iki devenin arkasına bağlamışlar işkence ediyorlardı. Nihayet Ebu Cehlin kamçılarına dayanamayıp şehid oldu. Hazret-i Yaser’i de şiddetli işkence ile öldürdüler. İslam’da ilk şehid olan bunlardır. Hazret-i Ammar, kâfirlerin zorlamaları üzerine dediklerini diliyle söyledi. Resul-i Ekrem efendimize, Ammar kâfir oldu dediler. Buyurdu ki:<br />
(Hayır o kâfir olmaz. Baştan ayağa kadar iman ile doludur.) [İbni Mace]<br />
<br />
(Allahü teâlâ imanı Ammar’ın tepeden tırnağa bütün vücuduna sindirtmiştir. İman onun et ve kanına karışmıştır. O hak neredeyse orada yer alır. Onun vücudundan herhangi bir şey yemesi Cehenneme yakışmaz.) [İbni Asakir]<br />
<br />
(Ammar bin Yaser, iki durumda karşılaştığında mutlaka en doğru olanını tercih eder.) [İbni Mace]<br />
<br />
Hazret-i Ammarı serbest bıraktılar. Resulullah efendimiz, mübarek eliyle gözünün yaşını silip teselli buyurdu. Bu hadise üzerine, Nahl suresinin (Allah’a küfredenlere şiddetli azap vardır. Ancak kalbine iman yerleşmiş olduğu halde [küfre] zorlanıp, sadece diliyle söyleyenler müstesna) mealindeki 106. âyeti nazil oldu. Resulullah efendimiz de Hazret-i Ammar’a (Müşrikler eziyet ederse, yine böyle söyle) buyurdu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual:</span> Tariz ve kinayeli konuşmada mahzur var mıdır?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Tariz ve kinayeli ifade kullanmakta mahzur yoktur. Tariz, delalet yolu ile, bir sözü bir manayı karşısındakine anlatmaktır. Mesela karşıdaki kimse cimri ise, ona (Sen cimrisin) demeyip (cimrilik çirkin bir şeydir) demek böyledir.<br />
<br />
Kinaye, maksadı, kapalı bir şekilde dolaylı olarak anlatmaktır. Mesela, (Falancanın kapısı herkese açıktır) denince bu kimsenin misafirperver olduğu anlaşılır. Peygamber efendimiz ihtiyar bir kadına, (ihtiyar kadın Cennete girmez) buyurunca kadın üzüldü. Bunun üzerine, (Sen o gün ihtiyar olmazsın) buyurdu. Yani Cennetteki bütün kadınların genç olacağını bildirdi.<br />
<br />
İnsanın yalan söylemek zorunda olduğu zaman tariz ve kinaye yollu ifade kullanmasında mahzur yoktur. Mesela bir kimseyi evden arasalar, o kimsenin de acil işi olduğu için gitmek istemese, oğluna, (Ekseriya babam falanca kütüphaneye gider) demesini söylese, günah olmaz. Yahut babası bahçede ise, (Babam evde yok) demesinde mahzur yoktur. Fakat sebepsiz böyle yapması uygun olmaz. Mesela, elindeki güzel bir kalemi görüp, (Bu kalemi sana falanca âlim mi verdi?) diye soranlara, o âlim kalemi vermediği halde, (Allah o âlimden razı olsun) demek uygun olmaz. Çünkü böyle demekle kalemi âlimin verdiğine işaret edilmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: </span>“Yüzünü gören Cennetlik” veya “Yüzünü gören hacı oluyor” deniyor. Böyle söylemekte mahzur var mıdır?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Her ikisini de söylemek caiz olmaz. Çünkü bunları söylemek yalan olur. Bir kimseyi görmekle hacı veya Cennetlik olunmaz. Peygamber aleyhisselamı bile gören kimsenin imanı yok ise Cennetlik olamaz. Şaka olarak veya mecaz olarak da böyle şeyleri söylememelidir!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: </span>Ticaretle uğraşıyorum. Bazen yemin ediyor, yalan söylüyorum. Ne yapmamı tavsiye edersiniz?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Her müslüman, kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi, kâfirlere de yapmamalıdır!<br />
<br />
Satılan malı, aşırı övmemelidir! Çünkü, hem yalan söylemiş, hem aldatmış, hem de zulmetmiş olur. Hatta, doğru olarak da, müşterinin bildiği şeyi söylememelidir! Çünkü, bu da faydasız söz olur. Kıyamette her sözden sual olunacaktır.<br />
<br />
Yemin ile satmaya gelince, yalan yere yemin etmek haramdır. Yani büyük günahtır. Doğru yemin ederse, az bir şey için Allahü teâlânın ismini söylemek saygısızlık olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Alış-veriş yaparken, vallahi böyledir, billahi öyle değildir diye yemin eden kimseye ve “bugün git, yarın gel” diyerek sözünde durmayan sanatkâra yazıklar olsun!) [Deylemi]<br />
<br />
(Malını yemin ederek beğendirmeye çalışan kimseye kıyamette merhamet edilmez.) [İ. Gazali]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual:</span> Yalan yere yemin ederek başkasının hakkını almak günah değil midir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Yalan yere yapılan yemine, yemin-i gamus denir. Günaha, Cehenneme sokucu yemin demektir. Peygamber efendimize, (Yemin-i gamus)un ne olduğu sorulunca, (Yalan yere yemin ederek müslümanın malını almaktır) buyurdu. (Buhari)<br />
<br />
Yalan yere yemin ederek birisinin malını almak, büyük günahlardandır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Bir müslümanın malını, haksız olarak almak için yalan yere yemin eden, Hak teâlânın gazabına uğrar.) [Buhari]<br />
<br />
(Birinin malını almak için yalan yere yemin eden, Allahü teâlânın huzuruna cüzzamlı bir facir olarak çıkar.) [İbni Mace]<br />
[Facir; fitneci, fesatçı, günahkâr kimsedir.]<br />
<br />
(Yalan yere yemin etmek, evleri harap eder.) [Beyheki]<br />
<br />
(Yalan yere yemin eden, Cehenneme gidecektir.) [Hakim]<br />
<br />
(Yalan yere yemin, malın yok olmasına sebep olur.) [Bezzar]<br />
<br />
(Yalan yere yemin ederek, bir müslümanın malını alana, Cennet haram, Cehennem vacip olur.) [Hakim]<br />
<br />
Yalan yere yemin ederek, başkasının malını alan kimse, pişman olursa aldığı malı sahibine, sahibi ölmüşse, vârislerine vermelidir! Vârisleri de yoksa, fakirlere vermelidir! Malını aldığı kimselerle helalleşmeli, onlara dua etmelidir.<br />
<br />
Yalanın caiz olduğu yerler<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual</span>: Yalan hangi hallerde caizdir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Yalan söylemek haramdır, çok büyük günahtır. Ölmemek için leş yemek caiz olduğu gibi, ölümden kurtulmak için yalan söylemek de caizdir. (Hadika)<br />
<br />
Hazret-i Sevbanbuyurdu ki: (Her yalan günahtır. Ancak bir Müslümana faydası dokunan veya bir Müslümanın zararını kaldıran yalan bundan hariçtir.)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yalanın caiz olduğu yerlerden bazıları şunlardır:</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1-</span> Savaşta: Hazret-i Ali otururken düşmanın biri, aniden karşısına kılıçla çıkıp, (Şimdi seni benim elimden kim kurtarabilir?) der. Hazret-i Ali de, parmağı ile adamın arkasını gösterip (Peki dövüşelim; fakat iki kişiyle mi?) der. Düşman, arkamdaki kim diye bakınca, Hazret-i Ali, kılıcını çekip, düşmanını zararsız hâle getirir. Düşman, oturan insana yaptığı kendi hilesini görmeden (Bana hile yaptın?) der. Hazet-i Ali de, (Ama asıl sen beni gafil avlayacaktın ya) der ve şu hadis-i şerifi bildirir:<br />
(Harb hiledir.) [İbni Sünni, İbni Lal]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2-</span> İki Müslümanı barıştırmak için:<br />
Üç günden sonra dargın durmak günahtır. Dargın olan iki Müslümanı barıştırmak için aralarını bulucu yalan söylemek caizdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(İki kişinin arasını bulmak, nafile namaz, oruç ve sadakadan daha faziletlidir.) [Tirmizi]<br />
<br />
(İki kişinin arasını düzeltmek ve hayırlı iş için söylenen söz, yalan sayılmaz.) [Müslim]<br />
<br />
(İki Müslümanı barıştırmak için, birbirlerine iyi söz getirmek yalan sayılmaz.) [İbni Lal]<br />
<br />
Peygamber efendimiz gülümsediği zaman, Hazret-i Ömer sebebini sual edince, buyurdu ki:<br />
(Ümmetimden iki kişi, Allahü teâlânın huzuruna çıktı. Birisi dedi ki:<br />
-Ya Rabbi, bu adamdan hakkımı al!<br />
Allahü teâlâ buyurur:<br />
- Bu adamın hakkını ver!<br />
-Ya Rabbi, bir iyiliğim kalmadı ki nasıl vereyim?<br />
<br />
Allahü teâlâ hak sahibine buyurur:<br />
- Bu adamın iyiliği kalmadı. Ne yapacaksın?<br />
- Günahlarımı alsın!<br />
<br />
Bu arada Peygamber efendimiz ağlayarak (O gün öyle dehşetli bir gündür ki, o gün başkalarının günahlarını yüklenmek şöyle dursun insan kendi günahının yükünü çekemez.)<br />
Allahü teâlâ, hak sahibine buyurur:<br />
- Başını kaldırıp Cennetin şu muhteşem köşklerine bak!<br />
<br />
Hak sahibi baktıktan sonra der ki:<br />
- Evet görüyorum. Bu muhteşem köşkler, hangi şehid, hangi sıddık veya hangi peygamberindir?<br />
- İşte o gördüğün göz kamaştırıcı köşkler, bedellerini ödeyenler içindir.<br />
<br />
-Ya Rabbi bunların bedellerini kim ödeyebilir?<br />
- Sen ödeyebilirsin.<br />
<br />
- Nasıl ödeyebilirim, neyim var ki?<br />
- Hakkını bu kardeşine bağışlamakla bu köşke sahip olursun.<br />
- Bağışladım ya Rabbi.<br />
<br />
Allahü teâlâ buyurur ki:<br />
- Haydi kardeşinin elinden tutup Cennete girin!<br />
Peygamber efendimiz devamla buyurdu ki:<br />
(Allah’tan korkun ve aralarınızı düzeltmeye çalışın! Zira Allahü teâlâ, kıyamet gününde sizin aralarınızı düzeltir.) [Harâiti]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3-</span> İki Müslümanın aralarının açılmasını önlemek için:<br />
Araları bozulmak üzere olan iki Müslümanın aralarının açılmasını önlemek için yalan söylemek caiz olur. İyiliğe vesile olan yalan, fitneye sebep olan doğrudan makbuldür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4-</span> Eşi ile iyi geçinmek için:<br />
Eşler birbirini idare etmek için yalan söyleyebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Eşini idare etmek için yalan söylemek caizdir.) [İbni Lal]<br />
<br />
(Eşler birbirini idare etmek için yalan söylerse günah olmaz.) [Müslim]<br />
<br />
İbni Erkam hazretleri, Hazret-i Ömer’e, (Eşim beni sevmiyor. Sevmediğini de yüzüme karşı söyledi. Böyle bir eş ile yaşamak istemem) dedi. Hazret-i Ömer, kadına (Niçin kocanızın yüzüne karşı öyle söylediniz) buyurdu. (Yalan söylememek için. Yoksa burada yalana izin var mıdır?) dedi. Hazret-i Ömer, (Elbette burada yalan söylemeye izin vardır. Bir kadın, kocasını sevmese de, onu üzmemek için, yalan söylerse günah olmaz) buyurdu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5- </span>Zalimden, bir Müslümanın bulunduğu yeri gizlemek için.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6- </span>Müslümanın malını zalimlerden korumak için.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7-</span> Müslümanı memnun etmek için:<br />
Bir arkadaş beğenip bir kravat alsa veya bir elbise diktirse, bu bizim hoşumuza gitmese de, bu elbise size çok yakışmış demek caiz olan yalana girer. Bir Müslümanı sevindirmek için bir bahane aramalıdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Farzdan sonra Allahü teâlânın en çok sevdiği iş, bir mümini sevindirmektir.) [Taberani]<br />
<br />
Genel olarak kadınlar, süse düşkündür, giyimlerine dikkat ederler. Aldığı bir elbise için, (Bu elbise, sana ne kadar da güzel yakışmış?) demek, yalan olmaz. Çünkü dinimiz, hanımla iyi geçinmek için yalan söylemeyi caiz görmüştür. Hele haklı bir takdiri esirgemek ahmaklıktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8- </span>Müslümanın günahını, sırrını ve aybını gizlemek için:<br />
Müslüman gencin biri, iftiraya uğrar. Sonunda idama mahkum olur. İnfaz saatini beklerken, kendisine iftira edenlere, bu arada hükümdara ağzına gelen sözleri sarf eder, sövüp sayar. Bu acı acı bağırmalar, bir müddet devam eder. Hükümdar, saraydan bu feryatları duyar. Fakat ara uzak olduğu için ne söylediğini anlayamaz.<br />
<br />
İki vezirinin yanına giden hükümdar, bu gencin neler söylediğini sorar. Birinci vezir, “Hükümdarım bu genç, (Allah, affedenleri aziz eder) hadis-i şerifini söylüyor, “Affedenlerin yeri Cennet” diyor. Sizden af talebinde bulunuyordu” der. Bu söz, hükümdarın hoşuna gider. (Bu genci affettim, serbest bırakın) der. İkinci vezir, hemen atılır: “Haşmetli hükümdarımız, bu veziriniz, zat-ı âlinize karşı, yalan söylüyor. Genç, af istemiyor, size sövüp sayıyordu” der. Hükümdar der ki: (Bre vezir, sen yersiz doğru söylemekle, iki kişinin ölümüne sebep olmak istiyorsun. Şu vezirin yalanı ise bir canı kurtarmıştır. Unutma ki, iş bitiren yalan, fitneye sebep olan doğrudan iyidir.)<br />
<br />
Hükümdar, yersiz doğru söyleyen veziri azleder, yerinde yalan söyleyerek bir suçsuzu idamdan kurtaran veziri de kendisine sadrazam yapar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9 – </span>Fakire ikram için:<br />
Biz satıcı olsak, fakir birisi de gelip beğendiği bir malı almak istese, fakat pahalı gelse, biz o malı on milyona almışsak, fakire, biz bu malı beşe aldık, bir milyon kâr ile size altıya satabiliriz desek bu caizdir, günah olmaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10 </span>– Haklı iken, karşısındakine sen haklısın demek:<br />
Eşin biri diğerine sen haklısın derse geçim olur. İkisi de ben haklıyım derse geçim olmaz. İkisi de sen haklısın derse, o zaman o evde ilahi aşk başlar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Allah rızası için affedeni, Allahü teâlâ yükseltir.) [Müslim]<br />
<br />
(Affedin ki affedilesiniz!) [İ. Ahmed]<br />
<br />
(Kaba davranana nazik davranır, zulmedeni affeder, sizi mahrum edene ihsan eder, sizden uzaklaşana yaklaşırsanız yüksek derecelere kavuşursunuz.) [Bezzar]<br />
<br />
Daha bunun gibi şeylerde yalan söylemek caizdir. Mesela içki içen veya başka bir günah işleyen kimseye sen günah mı işliyorsun diye sorduklarında, kötü örnek olmamak için, hayır günah işlemedim diyebilir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Kötü şeyler yapan, bunları gizlemeye çalışsın!) [Hakim]<br />
<br />
Büyükler yalan söylemek gerekince, sözün manasını değiştirerek, doğru söylemeyi tercih etmişlerdir. Mesela Muaz ibni Cebel hazretleri, vazifesinden dönünce, hanımı (Bu kadar çalıştın, zekat topladın, bize ne getirdin?) dedi. O da, (Beni gözeten vardı, bir şey getiremedim) dedi. O, gözetenden Allahü teâlâyı kastetti. Hanımı ise, Hazret-i Ömer’in onu kontrol eden birini gönderdiğini sandı. Hanımı, Hazret-i Ömer’in evine gidip, kızarak, (Muaz, Resulullahın ve Ebu Bekr-i Sıddık’ın yanında emin idi. Siz niçin onun peşine adam takıyorsunuz?) dedi. Hazret-i Ömer, Hazret-i Muaz’dan işin aslını öğrenince, hanımına bir miktar hediye gönderdi.<br />
<br />
Kuyruklu yalan uyduranlar<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: </span>Yalanın caiz olduğu yerler var. Adam, bunu ruhsat bilerek, ne kuyruklu yalanlar savuruyor. Ana babasına ve diğer büyüklere karşı akıl almaz yalanlar uyduruyor. Bazen de yalanı meydana çıkınca şaka yaptım diyor. Yalan dinimizde büyük günah değil midir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Yalan Kur’an-ı kerimde de, hadis-i şeriflerde de büyük günah olarak bildirilmektedir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
(Allah’ın âyetlerine inanmayanlar, ancak yalan uydurur.) [Nahl 105]<br />
<br />
Görüldüğü gibi yalan söylemek imana zıttır. Dört hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Yalan, imana aykırıdır.) [Beyheki]<br />
<br />
(Yalan, münafıklık alametidir.) [Buhari]<br />
<br />
(Şu üç şeyden biri bulunan kimse, namaz kılsa da, oruç tutsa da münafıktır: Yalan söylemek, sözünde durmamak, emanete hıyanetlik.) [Buhari, Ebu Davud]<br />
<br />
(Müminde her huy olabilir. Ama, hain olmaz ve yalan söylemez.) [İbni Ebi Şeybe, Bezzar]<br />
<br />
Yalanın zararları ile ilgili birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Yalan, Cehennem kapılarından bir kapıdır.) [Hatib]<br />
<br />
(Yalandan sakının! Çünkü yalan günaha, günah da Cehenneme sürükler.) [Buhari]<br />
<br />
(Yalan rızkı azaltır.) [İsfehani, Ebuşşeyh]<br />
<br />
(Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona hıyanet ve yalan söylemez.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Danışana, yalan söyleyen ona hıyanet etmiş olur.) [İbni Cerir]<br />
<br />
Güldürmek için, şakadan da olsa yalan söylemek de caiz değildir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(İnsanları güldürmek için yalan söyleyenlere, yazıklar olsun!) [Ebu Davud]<br />
<br />
Hazret-i Abdullah bin Âmir anlatır:<br />
Ben küçükken, Resul-i Ekrem evimize gelmişti. Oynamaya giderken, annem bana, (Abdullah gel, sana bir şey vereceğim) dedi. Resul-i Ekrem, (Ona ne vereceksin?) buyurdu. Annem de (Hurma vereceğim) dedi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
(Eğer bir şey vermeyip aldatmak için söyleseydin, yalan günahı yazılırdı.) [Şir'a]<br />
<br />
Yalan olmaz<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual:</span> Bir şeyi 15 liraya alan kimse, 10 lira ile 5 lira verdiğini düşünerek, 10 lira verdim dese, yalan söylemiş olur mu?<br />
<br />
Hayır, yalan söylemiş olmaz; çünkü 10 lira verdiği yalan değildir. Diğer verdiği 5 lirayı söylememiş oluyor, yalan olmuyor. Yine bunun gibi, 15 hurma yemiş olan birine kaç hurma yedin diye sorsalar, o da 10 tane hurma yedim dese, yalan söylemiş olmaz; sadece yediği 5 taneyi söylememiş olur. (F. Hindiyye)<br />
<br />
Bunun gibi, biz satıcı olsak, bir fakir de gelip beğendiği bir malı almak istese; fakat pahalı gelse, biz o malı 10 liraya aldığımız halde, (Bu mala 5 lira verdik, size 6 liraya satabiliriz) desek caiz olur, günah olmaz.<br />
<br />
Yine bunun gibi sebeplerle, kölenin efendisine, babanın oğluna veya oğlunun babasına yaptığı şahitlikler geçerli olmaz. Mesela baba, bir kimseye 10 sopa vursa, o kimse de babaya 5 sopa vursa, oğluna yemin ettirseler, o da, (Vallahi bu adamın babama 5 sopa vurduğunu gördüm) dese doğru söylemiş olur, yalan olmaz. Söylediği doğru; fakat gizledikleri de vardır. Başka şeyleri gizlemesi, ayrı bir konudur. Babasının vurduğu sopa, büyük ve kalın olabilir. Adamın sopası ince olabilir. Bunlar sorulmazsa, şahit söylemezse yalan olmaz.<br />
<br />
Sualde de böyle bir incelik var. Bir 5 lira, bir de 10 lira vermiştir. Birisini söylemeyip, verdiği 10 lirayı söylemesi yalan değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yalan yere yemin edilmez</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual:</span> Dinimizde, (Zaruretler haramları mubah kılar) kuralı olduğu halde, S. Ebediyye’de, (Zaruret olsa da, yalan yere yemin etmek caiz olmaz. Tariz, yani iki manalı kelime söyleyip yemin edilir) deniyor. Zaruretler haramları niye mubah kılmıyor?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Tariz söyleyerek bu işten kurtulma imkânı varken yalan söylemek caiz olmaz. Tariz yani iki manaya gelen kelime ile söylemek caiz olur. Mesela, bir kimsenin babasını eşkıyalar götürmeye gelseler, babası bahçede veya komşuda ise, (Vallahi babam evde yok, o, ekseriya falanca kütüphaneye gider) derse, yalan söylememiş olur. Böylece eşkıyalardan kurtulmuş olur. Tariz imkânı da yoksa, zaruret karşısında yalan söylemek o zaman caiz olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güzel yalan, çirkin doğru</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: </span>Helal olan yalanla, haram olan doğru nedir? Güzel yalana ve çirkin doğruya bir örnek verir misiniz?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
Yalan söylemek haramdır, ama savaşta düşmana karşı helâl, hatta yerine göre farz olur. Müminleri zarardan kurtarmak için, dini korumak, İslamiyet’in bir emrini yerine getirmek için olursa sevabdır. Fitneye sebep olan doğru ise günahtır. (Fitne çıkaran doğru söz, günahtır) ve (Fitneye mani olan yalan, fitneye sebep olan doğrudan iyidir) denmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yalanla İlgili Diğer Hadisler;</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Ali</span><br />
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Benim hakkımda yalan söylemeyin Zira benim üzerime yalan uyduran cehenneme girer”<br />
Kaynak: Buhari, İlm 38; Müslim, Mukaddime 1, (1); Tirmizi, İlm 8, (2662)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: İbnu’z-Zübeyr</span><br />
Tanım: Babama dedim ki: “Ben niye senin Resulullah’tan hadis rivayetini işitmiyorum Halbuki falan ve falandan çokça işitiyorum?” Bana şu cevabı verdi: “Evet ben, Müslüman olduğum günden beri Aleyhissalatu vesselam’ı hiç terketmedih ep beraber olduk Ancak O’nun şöyle söylediğini de işittim: “Kim bile bile bana yalan nisbet ederse ateşteki yerini hazırlasın”<br />
Kaynak: Buhari, İlm 38; Ebu Davud, İlm 4, (3651)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Muğire İbnu Şu’be</span><br />
Tanım: Resulullah (aleyhissalatu sa) buyurdular ki: “Benim üzerime söylenen yalan, bir başkası üzerine söylenen yalan gibi değildir Öyleyse kim bile bile bana yalan nisbet ederse cehennemdeki yerini hazırlasın!”<br />
Kaynak: Buhari, Cenaiz 34; Müslim, Mukaddime 4, (4); Tirmizi, İlm 9, (2664)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Safvan İbnu Süleym</span><br />
Tanım: Ey Allah’ın Resulü! dedik, “mü’min korkak olur mu?” “Evet!” buyurdular”Pekiyi cimri olur mu?” dedik, yine: “Evet!” buyurdular Biz yine: “Pekiyi yalancı olur mu?” diye sorduk Bu sefer: “Hayır! buyurdular<br />
Kaynak: Muvatta, Kelam 19, (2, 990)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: İbnu Mes’ud</span><br />
Tanım: Kul yalan söylemeye ve yalan söyleme niyetini taşımaya devam edince bir an gelir ki, kalbinde önce siyah bir nokta belirir Sonra bu nokta büyür ve kalbinin tamamı simsiyah olur Sonunda Allah nezdinde “yalancılar” arasına kaydedilir<br />
Kaynak: Muvatta, Kelam 18, 2,(990)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Behz İbnu Hakim an ebbihi an ceddihi</span><br />
Tanım: Resulullah bururdular ki: “Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söylerler! Yazık ona, yazık ona”<br />
Kaynak: Ebu Davud, Edeb 88, (4990); Tirmizi, Zühd 10, (2316)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Esma</span><br />
Tanım: Bir kadın gelerek: “Ey Allah’ın Resulü! Benim bir kumam var Ona karşı (yalan söyleyerek) kocamın vermediği şeyle karnımı doyurmuş göstersem bana bir mahzur getirir mi?” diye sordu Aleyhissalatu vesselam: “Verilmeyenle karnını doyurmuş gösterip övünen, tıpkı, iki alan elbisesini giyen gibidir” cevabını verdi<br />
Kaynak: Buhari, Nikah 106; Müslim, Libas 127, (2130); Ebu Davud, Edeb 91, (4997)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Abdullah İbnu Amir</span><br />
Tanım: Bir gün, Resulullah (sav), evimizde otururken, annem beni çağırdı ve: “Hele bir gel sana ne vereceğim!” dedi Aleyhissalatu vesselam anneme: “Çocuğa ne vermek istemişim?” diye sordu “Ona bir hurma vermek istemiştim” deyince, Aleyhissalatu vesselam: “Dikkat et! Eğer ona bir şey vermeyecek olursan üzerine bir yalan yazılacak!” buyurdular<br />
Kaynak: Ebu Davud, Edeb 88, (4991)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Esma Bintu Yezid</span><br />
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Ey insanlar! Pervanenin ateşe atılması gibi sizi yalanın peşine düşmeye sevkeden şey nedir? Halbuki, üç yer hariç yalanın her çeşidi ademoğluna haramdır: Bu üç yere gelince: 1) Erkeğin, rızasını sağlamak için hanımına yalanı, 2) Harpte söylenecek yalan Çünkü harp bir hileden ibarettir 3) İki Müslümanın arasında sulhu sağlamak kasdiyla söylenen yalan”<br />
Kaynak: Tirmizi, Birr 26, (1940)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Ümmü Külsüm Bintu Ukbe</span><br />
Tanım: Resulullah (sav)’ı işittim, diyordu ki: “İki kişinin arasını düzelten, hayır söyleyip, hayır tebliğ eden kimse yalancı değildir”<br />
Kaynak: Buhari, Sulh 2; Müslim, Birr 101, (2605); Ebu Davud, Edeb 58, (4921); Tirmizi, Birr 26, (1939)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ravi: Safvan İbnu Süleym ez-Zühn</span><br />
Tanım: Bir adam: “Ey Allah’ın Resulü! Ben karıma yalan söyleyeyim mi?” demişti Aleyhissalatu vesselam : “Yalanda hayır yoktur” buyurdular Adam: “Vaadde bulunmama, lehinde söylememe ne dersiniz?” diye tekrar sordu: Aleyhissalatu vesselam da: “Öyleyse sana bir vebal yok!” buyurdular<br />
Kaynak: Muvatta, Kelam 18, (2, 990)<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yalanla İlgili Ayetler;</span><br />
<br />
- Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından bir bölümünü yemeniz için onları hakimlere aktarmayın (2/188)<br />
<br />
- Gerçeği sürekli ters yüz eden, günaha düşkün olan herkesin vay haline (45/7)<br />
<br />
- İşte böyle; kim Allah’ın haram kıldıklarını (gözetip hükümlerini) yüceltirse Rabbinin katında kendisi için hayırlıdır Size (haklarında yasaklar) okunanlar dışındaki hayvanlar helal kılındı Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan kaçının yalan söz söylemekten de kaçının (22/30)<br />
<br />
- Ki onlar yalan şahidlikte bulunmayanlar boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir (25/72)<br />
<br />
- Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran aşağılık (68/10)<br />
<br />
- İş hükme bağlanıp-bitince şeytan der ki: “Doğrusu Allah size gerçek olan va’di va’detti ben de size vaadde bulundum fakat size yalan söyledim Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu yalnızca sizi çağırdım siz de bana icabet ettiniz Öyleyse beni kınamayın siz kendinizi kınayın Ben sizi kurtacak değilim siz de beni kurtacak değilsiniz Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım Gerçek şu ki zalimlere acı bir azab vardır” (14/22)<br />
<br />
- Onlardan öyleleri vardır ki dillerini kitaba doğru eğip bükerler siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye Oysa o kitaptan değildir “Bu Allah katındandır” derler Oysa o Allah katından değildir Kendileri de bildikleri halde Allah’a karşı (böyle) yalan söylerler (3/78)<br />
<br />
- Kim de cimrilik eder kendini müstağni görürse (92/8)<br />
<br />
- Ve en güzel olanı yalan sayarsa (92/9)<br />
<br />
- Biz de ona en zorlu olanı (azaba uğramasını) kolaylaştıracağız (92/10)<br />
<br />
- Ey iman edenler ! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olunuz! (Tevbe: 9/119)</span></span><br />
<br />
<img src="http://galeri.uludagsozluk.com/44/yalan_29188.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: yalan_29188.jpg]" class="mycode_img" /> <br />
alıntıdır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[..MUTLULUĞUN FORMÜLÜ 40 AYETTE..]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-mutlulugun-formulu-40-ayette-97.html</link>
			<pubDate>Fri, 24 Aug 2012 20:01:03 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=5">delidumrul</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-mutlulugun-formulu-40-ayette-97.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: 10pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">..MUTLULUĞUN FORMÜLÜ 40 AYETTE..</span><br />
<br />
</span></span> <img src="http://img18.imageshack.us/img18/1250/mutluluunforml40ayette.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: mutluluunforml40ayette.jpg]" class="mycode_img" /> <span style="font-size: 10pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">1- İsra 37: Kibirli olma, alçakgönüllü davran.<br />
<br />
2- Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.<br />
<br />
3- Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.<br />
<br />
4- Bakara 156: Onlar baslarina bir musibet geldigi zaman: "Biz Allah'a aidiz ve sonunda O'na dönecegiz." derler. <br />
<br />
5- Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.<br />
<br />
6- Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.<br />
<br />
7- Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.<br />
<br />
8- Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.<br />
<br />
9- Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.<br />
<br />
10- Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.<br />
<br />
11- Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle.<br />
<br />
12- İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.<br />
<br />
13- Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.<br />
<br />
14- Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.<br />
<br />
15- Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.<br />
<br />
16- Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.<br />
<br />
17- Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.<br />
<br />
18- Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.<br />
<br />
19- Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.<br />
<br />
20- Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.<br />
<br />
21- Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.<br />
<br />
22- Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.<br />
<br />
23- Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.<br />
<br />
24- Saff 2: Yalandan uzak dur.<br />
<br />
25- Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme.<br />
<br />
26- Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.<br />
<br />
27- Al-I İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.<br />
<br />
28- En'am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme.<br />
<br />
29- En'am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.<br />
<br />
30- Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.<br />
<br />
31- Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.<br />
<br />
32- İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.<br />
<br />
33- İsra 23: Anne ve babana 'üff' bile deme.<br />
<br />
34- Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.<br />
<br />
35- Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını Kabul et.<br />
<br />
36- Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.<br />
<br />
37- Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.<br />
<br />
38- Necm 3: İnanma duygunu diri tut.<br />
<br />
39- Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme<br />
<br />
40- Fatiha-1: Alemleri ve seni yaradan Rabbine daima teşekkür ve hamd duygularıyla dolu ol .</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 10pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">..MUTLULUĞUN FORMÜLÜ 40 AYETTE..</span><br />
<br />
</span></span> <img src="http://img18.imageshack.us/img18/1250/mutluluunforml40ayette.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: mutluluunforml40ayette.jpg]" class="mycode_img" /> <span style="font-size: 10pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">1- İsra 37: Kibirli olma, alçakgönüllü davran.<br />
<br />
2- Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.<br />
<br />
3- Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.<br />
<br />
4- Bakara 156: Onlar baslarina bir musibet geldigi zaman: "Biz Allah'a aidiz ve sonunda O'na dönecegiz." derler. <br />
<br />
5- Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.<br />
<br />
6- Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.<br />
<br />
7- Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.<br />
<br />
8- Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.<br />
<br />
9- Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.<br />
<br />
10- Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.<br />
<br />
11- Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle.<br />
<br />
12- İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.<br />
<br />
13- Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.<br />
<br />
14- Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.<br />
<br />
15- Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.<br />
<br />
16- Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.<br />
<br />
17- Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.<br />
<br />
18- Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.<br />
<br />
19- Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.<br />
<br />
20- Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.<br />
<br />
21- Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.<br />
<br />
22- Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.<br />
<br />
23- Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.<br />
<br />
24- Saff 2: Yalandan uzak dur.<br />
<br />
25- Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme.<br />
<br />
26- Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.<br />
<br />
27- Al-I İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.<br />
<br />
28- En'am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme.<br />
<br />
29- En'am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.<br />
<br />
30- Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.<br />
<br />
31- Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.<br />
<br />
32- İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.<br />
<br />
33- İsra 23: Anne ve babana 'üff' bile deme.<br />
<br />
34- Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.<br />
<br />
35- Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını Kabul et.<br />
<br />
36- Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.<br />
<br />
37- Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.<br />
<br />
38- Necm 3: İnanma duygunu diri tut.<br />
<br />
39- Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme<br />
<br />
40- Fatiha-1: Alemleri ve seni yaradan Rabbine daima teşekkür ve hamd duygularıyla dolu ol .</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>