<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[siberbilgi - KISA AMA İBRETLİK HİKAYELER ]]></title>
		<link>https://www.siberbilgi.net/</link>
		<description><![CDATA[siberbilgi - https://www.siberbilgi.net]]></description>
		<pubDate>Tue, 05 May 2026 13:49:15 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Arjantin'de Enflasyon]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-arjantin-de-enflasyon-841.html</link>
			<pubDate>Fri, 20 Sep 2024 16:18:29 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=5">delidumrul</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-arjantin-de-enflasyon-841.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #4d5156;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Rivayet Edilirki Arjantin'de enflasyonu bahane eden bir yumurta satıcısı, yumurta kolisinin fiyatına %100 zam yapmıştı. </span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #4d5156;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial, sans-serif;" class="mycode_font">-"Artık daha fazla para kazanmanın zamanı geldi." diyordu. O sabah hüzünlü bir yüz ifadesiyle iş yerini açsa da aslında çok mutluydu. Zengin olamamasının nedenini hep dürüst olmasına bağlamıştı ama artık o güzel günler çok yakındaydı. Fakat yine de yaptığı zamdan dolayı üzgünmüş gibi yapmalıydı. Çok geçmeden her hafta bir koli yumurta alan müşterisi yine iş yerine gelmişti. Yaşlı kadın fiyatı görünce gözlerine inanamadı. Sebebini sorunca: -"Toptancılar zam yaptı efendim. Malum enflasyon da var, biz de haliyle fiyatları arttırdık." dedi. Yaşlı kadın bu duruma çok kızmıştı ve usulca koliyi tezgaha bıraktı. -"O zaman kalsın, ben yumurta yemeden de yaşarım. Yeter ki Arjantin bu zamdan etkilenmesin." dedi. Satıcı onun bu hareketi karşısında büyük bir kahkaha atmak istese de üzgünmüş gibi davranmaya devam etti. Lakin kadının bu cümlesi nasıl olduysa ülkede yayıldı ve kimse o hafta yumurta almadı. Ertesi gün yumurta toptancıları hem zam yapmaya devam etti hem de fiyatlar biraz daha artsın diyerek ürünlerin çoğunu soğuk hava depolarında stokladılar. Takip eden günlerde durum değişmemişti, fiyatlar artıyor ama tüm Arjantin halkı sanki aralarında anlaşmışlar gibi yumurta almamakta ısrar ediyordu. İkinci hafta toptancılar homurdanmaya başlasa da "Nasıl olsa bu zamlara alışacaklar ve mecburen yumurtaları gelip alacaklar!" dedi. Üçüncü hafta ülkede yumurta parakendicileri iş yapamadığı için yavaş yavaş kepenk kapatmaya başladı ve bunu toptancılar takip etti. Derken ülkede iflas etmeyen toptancı neredeyse kalmamıştı. Çiftlik sahipleri paralarını alamadıkları için onlar da hızla konkordato ilan etmeye başladı. Artık hepsi pişman olmuş ve aralarında bu durumu nasıl düzelteceklerini konuşmaya başlamışlardı. En iyisi bir televizyon kanalına çıkıp Arjantin halkından özür dilemek dediler ama sonuç değişmemişti. Ülkede ne grev ne de isyan vardı ama halk öylesine kenetlenmişti ki kimse bu özrü kabul etmedi ve yumurta almamaya devam etti. Beşinci Hafta toptancılar şu kararı aldı: "Hatamızı farkettik ve özrümüzü kabul etmeniz için de yumurtaları zamdan önceki fiyatın da yarısına indirme kararı aldık. Bizleri affetmelisiniz çünkü tavuklar ölmek üzere!" Bu bir gerçek hayat hikayesidir. Bu günlerde şekerin ve yağın fiyatı ne zaman yükselse aklıma hep Arjantin halkı geliyor. Acaba orada tavuklar hala yaşıyor mu?</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #4d5156;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Rivayet Edilirki Arjantin'de enflasyonu bahane eden bir yumurta satıcısı, yumurta kolisinin fiyatına %100 zam yapmıştı. </span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #4d5156;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial, sans-serif;" class="mycode_font">-"Artık daha fazla para kazanmanın zamanı geldi." diyordu. O sabah hüzünlü bir yüz ifadesiyle iş yerini açsa da aslında çok mutluydu. Zengin olamamasının nedenini hep dürüst olmasına bağlamıştı ama artık o güzel günler çok yakındaydı. Fakat yine de yaptığı zamdan dolayı üzgünmüş gibi yapmalıydı. Çok geçmeden her hafta bir koli yumurta alan müşterisi yine iş yerine gelmişti. Yaşlı kadın fiyatı görünce gözlerine inanamadı. Sebebini sorunca: -"Toptancılar zam yaptı efendim. Malum enflasyon da var, biz de haliyle fiyatları arttırdık." dedi. Yaşlı kadın bu duruma çok kızmıştı ve usulca koliyi tezgaha bıraktı. -"O zaman kalsın, ben yumurta yemeden de yaşarım. Yeter ki Arjantin bu zamdan etkilenmesin." dedi. Satıcı onun bu hareketi karşısında büyük bir kahkaha atmak istese de üzgünmüş gibi davranmaya devam etti. Lakin kadının bu cümlesi nasıl olduysa ülkede yayıldı ve kimse o hafta yumurta almadı. Ertesi gün yumurta toptancıları hem zam yapmaya devam etti hem de fiyatlar biraz daha artsın diyerek ürünlerin çoğunu soğuk hava depolarında stokladılar. Takip eden günlerde durum değişmemişti, fiyatlar artıyor ama tüm Arjantin halkı sanki aralarında anlaşmışlar gibi yumurta almamakta ısrar ediyordu. İkinci hafta toptancılar homurdanmaya başlasa da "Nasıl olsa bu zamlara alışacaklar ve mecburen yumurtaları gelip alacaklar!" dedi. Üçüncü hafta ülkede yumurta parakendicileri iş yapamadığı için yavaş yavaş kepenk kapatmaya başladı ve bunu toptancılar takip etti. Derken ülkede iflas etmeyen toptancı neredeyse kalmamıştı. Çiftlik sahipleri paralarını alamadıkları için onlar da hızla konkordato ilan etmeye başladı. Artık hepsi pişman olmuş ve aralarında bu durumu nasıl düzelteceklerini konuşmaya başlamışlardı. En iyisi bir televizyon kanalına çıkıp Arjantin halkından özür dilemek dediler ama sonuç değişmemişti. Ülkede ne grev ne de isyan vardı ama halk öylesine kenetlenmişti ki kimse bu özrü kabul etmedi ve yumurta almamaya devam etti. Beşinci Hafta toptancılar şu kararı aldı: "Hatamızı farkettik ve özrümüzü kabul etmeniz için de yumurtaları zamdan önceki fiyatın da yarısına indirme kararı aldık. Bizleri affetmelisiniz çünkü tavuklar ölmek üzere!" Bu bir gerçek hayat hikayesidir. Bu günlerde şekerin ve yağın fiyatı ne zaman yükselse aklıma hep Arjantin halkı geliyor. Acaba orada tavuklar hala yaşıyor mu?</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KAĞIT BARDAK..]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-kagit-bardak-836.html</link>
			<pubDate>Wed, 02 Jan 2019 15:33:10 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=1">mevthawk</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-kagit-bardak-836.html</guid>
			<description><![CDATA[Eski bir bakandan bir konferansta konuşma yapması istenmişti.<br />
<br />
Elinde kağıt kahve bardağı ile kürsüye çıktı ve konuşmasına başladı. <br />
Ama kafasının başka yerde olduğu sanki anlaşılıyordu.<br />
<br />
Daha bir iki cümle söylemiş iken durdu, kahve bardağından bir yudum aldı ve sonra bir süre bardağı kaldırıp baktı.<br />
<br />
Derin bir nefes aldı ve ;<br />
<br />
“Biliyor musunuz ne düşünüyorum? " diye sordu,<br />
<br />
"Bu konferansta geçen yıl da, hem de aynı kürsüde konuşmuştum.<br />
<br />
Tek bir fark vardı ; o zaman hala bakanlık görevim sürüyordu. <br />
<br />
Buraya gelirken bana business class bileti alınmıştı, hava alanında beni bir limuzin ve eskort araba bekliyordu.<br />
<br />
Beni önce bir otele götürmüşlerdi. <br />
Otel müdürü beni otelin kapısında karşılamış ve kral dairesine çıkarmıştı.<br />
<br />
Ertesi sabah lobide benim odadan inişimi bekleyen bir heyet vardı. <br />
<br />
Beni yine aynı limuzinle bu salona getirmişlerdi.<br />
<br />
Özel bir kapıdan içeri almışlardı. <br />
Çok şık bir bekleme odasında konferansı beklerken porselen bir kapta kahve ikram etmişlerdi.<br />
<br />
Sonra da beni salona aldılar ve en ön sırada ayrılan yerime geçmiştim."<br />
<br />
Eski bakan derin bir nefes aldı, <br />
seyircilere gülerek bir süre baktı ve devam etti <br />
<br />
"Fakat bu yıl karşınızda bir bakan olarak bulunmuyorum." <br />
bir an durdu ve sonra<br />
<br />
" Dün buraya kendi ödediğim uçak bileti ile uçtum.Beni hava alanında kimse karşılamadı. <br />
Otele taksi ile geldim. <br />
Kendi odama kendim çıktım.<br />
Bu sabah buraya otelden yine taksi ile geldim.<br />
Kapıdan girerken güvenlikten geçtim, hüviyetimi alıp listede olduğuma emin olmadan salona almadılar bile.<br />
Sonra da bulabildiğim yerde oturdum.<br />
Canım kahve istedi ve görevliye sordum ; <br />
bana dışarıda kahve makinesi olduğunu söyledi.<br />
Ben de çıktım ve şu gördüğünüz kağıt bardağa kahveyi kendim doldurdum." <br />
<br />
Seyirci gülmeye başlamıştı.<br />
"Sanıyorum geçen yıl <br />
porselen bardak bana sunulmamıştı. <br />
Makamıma sunulmuştu.<br />
<br />
Benim asıl bardağım işte bu." <br />
<br />
Konuşmanın bu noktasında gülüp alkışlayan seyircilere kahve bardağını kaldırıp gösterdi. <br />
<br />
Alkışlar bitince de şunları söyledi ;<br />
<br />
"Size verebileceğim en iyi ders bu işte. <br />
Bütün o övgüler, <br />
hizmetler, <br />
avantajlar rütbeniz, <br />
rolünüz, <br />
makamınız içindir. <br />
<br />
Size ait değildir.<br />
<br />
Ve bir gün makamınızı görevinizi bitirdiğinizde <br />
porselen bardağınızı halefinize verirler.<br />
<br />
Çünkü aslında layık olduğunuz hep kağıt bardaktır...<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/r5MRWM.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: r5MRWM.jpg]" class="mycode_img" /></div>
[Bu metin <br />
Simon Sinek'in<br />
"Leaders eat last" <br />
(Liderler en son yer) kitabından alıntıdır]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Eski bir bakandan bir konferansta konuşma yapması istenmişti.<br />
<br />
Elinde kağıt kahve bardağı ile kürsüye çıktı ve konuşmasına başladı. <br />
Ama kafasının başka yerde olduğu sanki anlaşılıyordu.<br />
<br />
Daha bir iki cümle söylemiş iken durdu, kahve bardağından bir yudum aldı ve sonra bir süre bardağı kaldırıp baktı.<br />
<br />
Derin bir nefes aldı ve ;<br />
<br />
“Biliyor musunuz ne düşünüyorum? " diye sordu,<br />
<br />
"Bu konferansta geçen yıl da, hem de aynı kürsüde konuşmuştum.<br />
<br />
Tek bir fark vardı ; o zaman hala bakanlık görevim sürüyordu. <br />
<br />
Buraya gelirken bana business class bileti alınmıştı, hava alanında beni bir limuzin ve eskort araba bekliyordu.<br />
<br />
Beni önce bir otele götürmüşlerdi. <br />
Otel müdürü beni otelin kapısında karşılamış ve kral dairesine çıkarmıştı.<br />
<br />
Ertesi sabah lobide benim odadan inişimi bekleyen bir heyet vardı. <br />
<br />
Beni yine aynı limuzinle bu salona getirmişlerdi.<br />
<br />
Özel bir kapıdan içeri almışlardı. <br />
Çok şık bir bekleme odasında konferansı beklerken porselen bir kapta kahve ikram etmişlerdi.<br />
<br />
Sonra da beni salona aldılar ve en ön sırada ayrılan yerime geçmiştim."<br />
<br />
Eski bakan derin bir nefes aldı, <br />
seyircilere gülerek bir süre baktı ve devam etti <br />
<br />
"Fakat bu yıl karşınızda bir bakan olarak bulunmuyorum." <br />
bir an durdu ve sonra<br />
<br />
" Dün buraya kendi ödediğim uçak bileti ile uçtum.Beni hava alanında kimse karşılamadı. <br />
Otele taksi ile geldim. <br />
Kendi odama kendim çıktım.<br />
Bu sabah buraya otelden yine taksi ile geldim.<br />
Kapıdan girerken güvenlikten geçtim, hüviyetimi alıp listede olduğuma emin olmadan salona almadılar bile.<br />
Sonra da bulabildiğim yerde oturdum.<br />
Canım kahve istedi ve görevliye sordum ; <br />
bana dışarıda kahve makinesi olduğunu söyledi.<br />
Ben de çıktım ve şu gördüğünüz kağıt bardağa kahveyi kendim doldurdum." <br />
<br />
Seyirci gülmeye başlamıştı.<br />
"Sanıyorum geçen yıl <br />
porselen bardak bana sunulmamıştı. <br />
Makamıma sunulmuştu.<br />
<br />
Benim asıl bardağım işte bu." <br />
<br />
Konuşmanın bu noktasında gülüp alkışlayan seyircilere kahve bardağını kaldırıp gösterdi. <br />
<br />
Alkışlar bitince de şunları söyledi ;<br />
<br />
"Size verebileceğim en iyi ders bu işte. <br />
Bütün o övgüler, <br />
hizmetler, <br />
avantajlar rütbeniz, <br />
rolünüz, <br />
makamınız içindir. <br />
<br />
Size ait değildir.<br />
<br />
Ve bir gün makamınızı görevinizi bitirdiğinizde <br />
porselen bardağınızı halefinize verirler.<br />
<br />
Çünkü aslında layık olduğunuz hep kağıt bardaktır...<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/r5MRWM.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: r5MRWM.jpg]" class="mycode_img" /></div>
[Bu metin <br />
Simon Sinek'in<br />
"Leaders eat last" <br />
(Liderler en son yer) kitabından alıntıdır]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Müslüman ol demeden, İnsanların Müslüman olmasını sağlamak]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-musluman-ol-demeden-insanlarin-musluman-olmasini-saglamak-832.html</link>
			<pubDate>Mon, 26 Mar 2018 08:31:49 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=416">merve</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-musluman-ol-demeden-insanlarin-musluman-olmasini-saglamak-832.html</guid>
			<description><![CDATA[1984 olimpiyatları ve Judo final müsabakası.<br />
Minderde Mısırlı Judocu Muhammed Ali Rasvan ve rakibi Japon Yaşuhiro Yamashita.<br />
Müsâbakalar sırasında Yamashita'nın sağ kasları yırtılmıştır ve finâl karşılaşmasına sakat olarak çıkar.<br />
Olayı hatırlamayanlar, bilmeyenler, bulup videosunu izlerlerse görürler.<br />
Yamashita sol ayağıyla yürüyor, sağ ayağını resmen sürüklüyor peşinden...<br />
Maç sırasında Muhammed Ali'nin antrenörü kenardan sürekli halde bağırır. " Sağ bacağına oyna!" <br />
Sağ bacağına vur !"<br />
<br />
Hakikaten maçı izleyen herkes de görüyor ki, Muhammed’in rakibinin <br />
sağ ayağına bir defa vurması yetecekti. Fakat yapmadı.<br />
Yenildi ve gümüş madalya ile yetinmek zorunda kaldı.<br />
<br />
Maçtan sonra etrafını saran bütün gazetecilerin sorusu aynıydı.<br />
<br />
-"Niçin?.. , Niçin yapmadın?..."<br />
Cevaben:<br />
“Benim Din'im insana, yaralıya, hele de yaralı yerinden vurmayı yasaklıyor. Eğer o durumdayken bir de ben oradan yüklenip oraya vursaydım, sakat da kalabilirdi. Madalya için bunu o’na yapamazdım” der.<br />
<br />
Muhammed’in bu tavrı ayakta alkışlandı ve Uluslararası Fairplay Komitesi "1984 Fairplay Ödülüne" lâyık görüldü. Daha sonra gittiği Japonya’da da onu bir kral gibi karşıladılar.<br />
Şimdi DİKKAT ! <br />
. <br />
●O sene binlerce kişinin o'nun bu tavrından etkilenip, İslam'ı inceleyip Müslüman olduğu kayıtlara geçti!..<br />
<br />
Muhammed, kimseye "Müslüman olun" dememiş, Müslüman olmaları için de bir çaba sarfetmemiş; sadece MÜSLÜMAN gibi davranmış ve bu da yetmişti.<br />
<br />
"Müslüman kime denir?" sorusuna Hz.Peygamber'in (S.A.S.) cevabı gayet kısa ve özdür:<br />
-Güzel âhlâk sahibi olana denir.<br />
<br />
Hemen ardından gelen "peki güzel âhlâklı olmak ne demektir?" sorusuna ise cevabı:<br />
<br />
●"İşlediği her amelinden, kimseye bir zararı olmayan, olsa olsa yarar sağlayan insandır."<br />
<br />
Yani diyebiliriz ki; Müslüman "Hayırlı" kimsedir.<br />
<br />
“İslam'ı öyle sağ canlı ve diri yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin."<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/oO5p47.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: oO5p47.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1984 olimpiyatları ve Judo final müsabakası.<br />
Minderde Mısırlı Judocu Muhammed Ali Rasvan ve rakibi Japon Yaşuhiro Yamashita.<br />
Müsâbakalar sırasında Yamashita'nın sağ kasları yırtılmıştır ve finâl karşılaşmasına sakat olarak çıkar.<br />
Olayı hatırlamayanlar, bilmeyenler, bulup videosunu izlerlerse görürler.<br />
Yamashita sol ayağıyla yürüyor, sağ ayağını resmen sürüklüyor peşinden...<br />
Maç sırasında Muhammed Ali'nin antrenörü kenardan sürekli halde bağırır. " Sağ bacağına oyna!" <br />
Sağ bacağına vur !"<br />
<br />
Hakikaten maçı izleyen herkes de görüyor ki, Muhammed’in rakibinin <br />
sağ ayağına bir defa vurması yetecekti. Fakat yapmadı.<br />
Yenildi ve gümüş madalya ile yetinmek zorunda kaldı.<br />
<br />
Maçtan sonra etrafını saran bütün gazetecilerin sorusu aynıydı.<br />
<br />
-"Niçin?.. , Niçin yapmadın?..."<br />
Cevaben:<br />
“Benim Din'im insana, yaralıya, hele de yaralı yerinden vurmayı yasaklıyor. Eğer o durumdayken bir de ben oradan yüklenip oraya vursaydım, sakat da kalabilirdi. Madalya için bunu o’na yapamazdım” der.<br />
<br />
Muhammed’in bu tavrı ayakta alkışlandı ve Uluslararası Fairplay Komitesi "1984 Fairplay Ödülüne" lâyık görüldü. Daha sonra gittiği Japonya’da da onu bir kral gibi karşıladılar.<br />
Şimdi DİKKAT ! <br />
. <br />
●O sene binlerce kişinin o'nun bu tavrından etkilenip, İslam'ı inceleyip Müslüman olduğu kayıtlara geçti!..<br />
<br />
Muhammed, kimseye "Müslüman olun" dememiş, Müslüman olmaları için de bir çaba sarfetmemiş; sadece MÜSLÜMAN gibi davranmış ve bu da yetmişti.<br />
<br />
"Müslüman kime denir?" sorusuna Hz.Peygamber'in (S.A.S.) cevabı gayet kısa ve özdür:<br />
-Güzel âhlâk sahibi olana denir.<br />
<br />
Hemen ardından gelen "peki güzel âhlâklı olmak ne demektir?" sorusuna ise cevabı:<br />
<br />
●"İşlediği her amelinden, kimseye bir zararı olmayan, olsa olsa yarar sağlayan insandır."<br />
<br />
Yani diyebiliriz ki; Müslüman "Hayırlı" kimsedir.<br />
<br />
“İslam'ı öyle sağ canlı ve diri yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin."<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/oO5p47.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: oO5p47.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Eksik Yapılan Dua...]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-eksik-yapilan-dua-827.html</link>
			<pubDate>Thu, 15 Mar 2018 09:53:01 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=8">intikamcı</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-eksik-yapilan-dua-827.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Şehrin dar sokaklarının birinden bir hamal çıktı. Kısa boyuyla yüklerin altında ezilip gitmişti. Zorlanarak mendilini çıkardı. Kırışmış alnını silerken soluklandı. </span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Mendilini cebine yerleştirirken çıkacağı yokuşa baktı. İlk adımın ardından var gücüyle tırmanmaya başladı yokuşu. Bir an önce eşyaları sahibine ulaştırmayı düşünüyordu. </span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Yükleri teslim et</span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">tikten sonra bir ağacın gölgesine çekilip öğle yemeğini yiyecekti. Yokuşun yarısına kadar gelmişti ki güçten düştü, dizleri titrer gibi oldu. <br />
Bu sefer elinin tersiyle sildi alnına biriken terleri. Yorgunluğu da artınca iyice ezilip gitti. Bu ara yanından geçen zengin birini görünce dayanamayıp:<br />
“Hey Allah’ım bu nasıl iş? Kimilerine oturdukları yerden para veriyorsun; şu kulunaysa bir lokma ekmeği ne güçlüklerle veriyorsun, dedi ve iki adım daha atabildi.<br />
Sıcağın da etkisiyle duvar kenarına çöküverdi. Yükten kurtulan hamal kuş gibi hafiflemişti. Gölgeye oturup giden zengin adamın ardından bir süre baktı. Bu ara daha kolay para kazanabileceği başka işleri düşündü.<br />
“Allah’ım ne olur bana da oturduğum yerden karnımı doyuracak ekmeği kazanmayı nasip et.” diye dua etti.<br />
Duvar kenarında bir müddet dinlendikten sonra tekrar yola çıkacaktı ki bir gürültü koptu. Yan sokaktan bir grup insan kavga ederek çıktı. Tekme tokat birbirleriyle kavga ederlerken hamal bu duruma dayanamadı.<br />
Bir anda ayağa kalkıp onları ayırmaya girişti. Bu pek de kolay olmadı. Hamal, kendini kavganın içinde buluverdi. Önce yüzüne bir yumruk indi ardından beline bir sopa. Hamal kan revan içinde kalmıştı. <br />
Yüzü gözü şişmiş, bir ayağı da aksıyordu. Olaya asayiş ekipleri el koymakta gecikmediler. Polisler kavga edenlerle birlikte hamalı da karakola götürüp kapadılar. <br />
Hamal, ne kadar ben suçsuzum dese de kimse inanmadı. Ona,<br />
“Mahkemeye çıkıncaya kadar burada kalacaksın.” dediler.<br />
Hamal çaresiz boyun eğdi bu karara. Suçsuz olduğu açığa çıkıncaya kadar karakolda hapis kalacaktı. Bir köşeye çekilip beklemeye başladı. Görevliler hamalın ayağına ekmek ve yemek getirdiler.<br />
Hamal getirilen yemeğe bakıp kaldı. O kadar aç olmasına rağmen ayağına gelen bu yemeği yemek istemiyordu. Birden gülmeye başladı. Yanındaki adam bu duruma şaşırıp kaldı.<br />
- Neden gülüyorsun?<br />
- Sorma, dedi hamal. Yaptığım bir dua yüzünden<br />
buraya düştüm. Yanlış dua yapmışım.<br />
Adam bu sözlerden bir şey anlamamıştı. Hamal devam<br />
etti.<br />
- Allahü teâlâya oturduğum yerden bir ekmek ver, diye dua etmiştim. Ama hayırlısından ver dememiştim. İşte ona gülüyorum. Şimdi yemek ayağıma geliyor ama huzurlu bir şekilde, iştahla yiyemiyorum. <br />
Rabbimden zahmetli de olsa hayırlısını vermesini dilemeliydim.</span></span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><img src="https://i.hizliresim.com/VrGNLR.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: VrGNLR.jpg]" class="mycode_img" /></span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Şehrin dar sokaklarının birinden bir hamal çıktı. Kısa boyuyla yüklerin altında ezilip gitmişti. Zorlanarak mendilini çıkardı. Kırışmış alnını silerken soluklandı. </span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Mendilini cebine yerleştirirken çıkacağı yokuşa baktı. İlk adımın ardından var gücüyle tırmanmaya başladı yokuşu. Bir an önce eşyaları sahibine ulaştırmayı düşünüyordu. </span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Yükleri teslim et</span></span><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">tikten sonra bir ağacın gölgesine çekilip öğle yemeğini yiyecekti. Yokuşun yarısına kadar gelmişti ki güçten düştü, dizleri titrer gibi oldu. <br />
Bu sefer elinin tersiyle sildi alnına biriken terleri. Yorgunluğu da artınca iyice ezilip gitti. Bu ara yanından geçen zengin birini görünce dayanamayıp:<br />
“Hey Allah’ım bu nasıl iş? Kimilerine oturdukları yerden para veriyorsun; şu kulunaysa bir lokma ekmeği ne güçlüklerle veriyorsun, dedi ve iki adım daha atabildi.<br />
Sıcağın da etkisiyle duvar kenarına çöküverdi. Yükten kurtulan hamal kuş gibi hafiflemişti. Gölgeye oturup giden zengin adamın ardından bir süre baktı. Bu ara daha kolay para kazanabileceği başka işleri düşündü.<br />
“Allah’ım ne olur bana da oturduğum yerden karnımı doyuracak ekmeği kazanmayı nasip et.” diye dua etti.<br />
Duvar kenarında bir müddet dinlendikten sonra tekrar yola çıkacaktı ki bir gürültü koptu. Yan sokaktan bir grup insan kavga ederek çıktı. Tekme tokat birbirleriyle kavga ederlerken hamal bu duruma dayanamadı.<br />
Bir anda ayağa kalkıp onları ayırmaya girişti. Bu pek de kolay olmadı. Hamal, kendini kavganın içinde buluverdi. Önce yüzüne bir yumruk indi ardından beline bir sopa. Hamal kan revan içinde kalmıştı. <br />
Yüzü gözü şişmiş, bir ayağı da aksıyordu. Olaya asayiş ekipleri el koymakta gecikmediler. Polisler kavga edenlerle birlikte hamalı da karakola götürüp kapadılar. <br />
Hamal, ne kadar ben suçsuzum dese de kimse inanmadı. Ona,<br />
“Mahkemeye çıkıncaya kadar burada kalacaksın.” dediler.<br />
Hamal çaresiz boyun eğdi bu karara. Suçsuz olduğu açığa çıkıncaya kadar karakolda hapis kalacaktı. Bir köşeye çekilip beklemeye başladı. Görevliler hamalın ayağına ekmek ve yemek getirdiler.<br />
Hamal getirilen yemeğe bakıp kaldı. O kadar aç olmasına rağmen ayağına gelen bu yemeği yemek istemiyordu. Birden gülmeye başladı. Yanındaki adam bu duruma şaşırıp kaldı.<br />
- Neden gülüyorsun?<br />
- Sorma, dedi hamal. Yaptığım bir dua yüzünden<br />
buraya düştüm. Yanlış dua yapmışım.<br />
Adam bu sözlerden bir şey anlamamıştı. Hamal devam<br />
etti.<br />
- Allahü teâlâya oturduğum yerden bir ekmek ver, diye dua etmiştim. Ama hayırlısından ver dememiştim. İşte ona gülüyorum. Şimdi yemek ayağıma geliyor ama huzurlu bir şekilde, iştahla yiyemiyorum. <br />
Rabbimden zahmetli de olsa hayırlısını vermesini dilemeliydim.</span></span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><img src="https://i.hizliresim.com/VrGNLR.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: VrGNLR.jpg]" class="mycode_img" /></span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çöldeki Gerçek Dostluk...]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-coldeki-gercek-dostluk-816.html</link>
			<pubDate>Tue, 15 Nov 2016 22:09:07 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=5">delidumrul</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-coldeki-gercek-dostluk-816.html</guid>
			<description><![CDATA[Hikaye Arabistan çöllerinde geçmekteymiş. İki iyi arkadaş çölde yürüyorlarmış. Yolda, bilinmeyen bir sebepten dolayı aralarında tartışmaya başlamışlar.<br />
<br />
Gittikçe büyüyen tartışma esnasında bu iki kişiden birisi diğerini tokatlamış. Bir anlık bir şaşkınlık sonrasında adam yere oturmuş ve kumların üzerine; <br />
<br />
"Bugün en iyi arkadaşım bana tokat attı" yazmış. <br />
Yürümeye devam etmişler ve birkaç saat sonra bir vahaya varmışlar. Vahadaki gölette yüzmeye giren iki arkadaştan tokatlanmış olanı birden suyun içindeçırpınmaya başlamış. Arkadaşı bunu görüp onu kurtarmış ve kıyıya çıkarmış. Adam kendine gelir gelmez belindeki hançeri çıkarıp büyük bir taşın üstüne;<br />
<br />
"Bugün en iyi arkadaşım hayatımı kurtardı" yazmış.<br />
<br />
Arkadaşı merak ile sormuş: "Seni kırdığımda ve tokatladığımda kuma yazdın, şimdi neden taşa yazıyorsun?"<br />
Diğeri ona gülümseyerek cevap vermiş:<br />
<br />
"En iyi dostlarımız bizi kıracak birşey yaptıklarında bunu kuma yazmalıyız, unutmanın ve affetmenin rüzgarı yazdıklarımızı silsin diye. Diğer taraftan da yaşanan güzellikleri taşların kalbine yontmalıyız, rüzgarların hiçbiri onları silemesin diye..."<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Belki bu hikayeyi okuduktan sonra ( varsa ) kırgın olduğunuz bir dostunuzu affedip eski günlere dönmek için bir adım atmanız Dileğiyle...</span></span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="http://i.imgur.com/rgEK49a.jpg?1" loading="lazy"  alt="[Resim: rgEK49a.jpg?1]" class="mycode_img" /></span></span></div>
alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hikaye Arabistan çöllerinde geçmekteymiş. İki iyi arkadaş çölde yürüyorlarmış. Yolda, bilinmeyen bir sebepten dolayı aralarında tartışmaya başlamışlar.<br />
<br />
Gittikçe büyüyen tartışma esnasında bu iki kişiden birisi diğerini tokatlamış. Bir anlık bir şaşkınlık sonrasında adam yere oturmuş ve kumların üzerine; <br />
<br />
"Bugün en iyi arkadaşım bana tokat attı" yazmış. <br />
Yürümeye devam etmişler ve birkaç saat sonra bir vahaya varmışlar. Vahadaki gölette yüzmeye giren iki arkadaştan tokatlanmış olanı birden suyun içindeçırpınmaya başlamış. Arkadaşı bunu görüp onu kurtarmış ve kıyıya çıkarmış. Adam kendine gelir gelmez belindeki hançeri çıkarıp büyük bir taşın üstüne;<br />
<br />
"Bugün en iyi arkadaşım hayatımı kurtardı" yazmış.<br />
<br />
Arkadaşı merak ile sormuş: "Seni kırdığımda ve tokatladığımda kuma yazdın, şimdi neden taşa yazıyorsun?"<br />
Diğeri ona gülümseyerek cevap vermiş:<br />
<br />
"En iyi dostlarımız bizi kıracak birşey yaptıklarında bunu kuma yazmalıyız, unutmanın ve affetmenin rüzgarı yazdıklarımızı silsin diye. Diğer taraftan da yaşanan güzellikleri taşların kalbine yontmalıyız, rüzgarların hiçbiri onları silemesin diye..."<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Belki bu hikayeyi okuduktan sonra ( varsa ) kırgın olduğunuz bir dostunuzu affedip eski günlere dönmek için bir adım atmanız Dileğiyle...</span></span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="http://i.imgur.com/rgEK49a.jpg?1" loading="lazy"  alt="[Resim: rgEK49a.jpg?1]" class="mycode_img" /></span></span></div>
alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ANTİKACI]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-antikaci-814.html</link>
			<pubDate>Fri, 28 Oct 2016 18:06:42 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=416">merve</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-antikaci-814.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Genç adam, antika merakı sebebiyle Anadolu'nun en ücra köşelerini dolaşıyor ve gözüne kestirdiği malları yok pahasına satın alarak yolunu buluyordu. Kış kıyamet demeden sürdürdüğü seyahatler sırasında başına gelmeyen kalmamış gibiydi. Fakat, bu seferki hepsinden farklı görünüyordu. Yolları kapatan kar yüzünden arabasını terk etmiş ve yoğun tipi altında donmak üzereyken, bir ihtiyar tarafından bulunup onun kulübesine davet edilmişti. Yaşlı adam, antikacının yürümesine yardım ederken:</span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">- Günlerdir hasta olduğumdan, odun kesmek için ilk defa dışarıya çıktım, dedi. Meğer seni bulmak için iyileşmişim.Diz boyuna varan karla boğuşup kulübeye geldiklerinde, antikacının beyaz göre göre donuklaşan gözleri faltaşı gibi açıldı. Odanın orta yerindeki kuzinenin etrafını saran üç-dört iskemle, onun şimdiye kadar gördüğü en güzel antikalar olmalıydı. Saatlerdir kar içinde kalan vücudu bir anda ısınmış, buzları bir türlü çözülmeyen patlıcan moru suratını ateşler kaplamıştı. Yaşlı adam, misafirini yatırmak için acele ediyordu. Ona birkaç lokma ikram edip sedirdeki yatağını hazırlarken:<br />
- Bugün soba yakamadım evladım, dedi. Ama bu yorganlar seni ısıtacaktır.<br />
Ev sahibi, yıllar önce vefat eden eşiyle paylaştıkları odaya geçerken, antikacı da tiftikten örülen battaniyelerin arasına gömüldü. Ancak bütün yorgunluğuna rağmen bir türlü uyuyamıyordu. Ertesi gün gitmeden önce ne yapıp yapıp o iskemleleri almalı, bunun için de iyi bir senaryo uydurmalıydı. Mesela, hayatını kurtarmasına karşılık ihtiyara birkaç koltuk satın alabilir ve eskimiş olduğu bahanesiyle dışarıya çıkarttığı iskemleleri, çaktırmadan minibüsün arkasına atabilirdi. Hatta onları kaptığı gibi kaçmak bile mümkündü. Yürümeye dahi mecali olmayan ihtiyar, sanki onun peşinden koşacak mıydı?<br />
Genç adam, kafasındaki fikirleri olgunlaştırmaya çalışırken dalıp dalıp gidiyor ve rüzgarın sesiyle uyandığı zamanlar, kaldığı yerden devam ediyordu. Bu arada yaşlı adamın sabah namazına kalktığını farketmiş, hatta hayal meyal olsa bile odun parçaladığını duymuştu. Gözlerini açtığında, onun kuzine üzerinde yemek pişirdiğini gördü ve etrafına bakınırken, birden iskemleleri hatırladı. Hafifçe doğrulup çevresine baktı: Aman Allahım..! Antikalardan hiçbiri ortada yoktu.<br />
İhtiyar kurt, herhalde planını hissetmiş ve belki de uykudaki konuşmasını duyarak onları emin bir yere kaldırmıştı. Sakin görünmeye çalışarak:<br />
- İliğim kemiğim ısınmış, dedi. Çorbanız da güzel koktu doğrusu. Ama akşamki iskemleleri göremiyorum.<br />
Yaşlı adam, odanın köşesine yığdığı iskemle parçalarından birini daha sobaya atarken:<br />
- İskemle dediğin, dünya malı be evladım, dedi. Biz misafirimizi üşütür müyüz?﻿</span></span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><img src="http://i.imgur.com/UL0q2Rw.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: UL0q2Rw.jpg]" class="mycode_img" /></span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Genç adam, antika merakı sebebiyle Anadolu'nun en ücra köşelerini dolaşıyor ve gözüne kestirdiği malları yok pahasına satın alarak yolunu buluyordu. Kış kıyamet demeden sürdürdüğü seyahatler sırasında başına gelmeyen kalmamış gibiydi. Fakat, bu seferki hepsinden farklı görünüyordu. Yolları kapatan kar yüzünden arabasını terk etmiş ve yoğun tipi altında donmak üzereyken, bir ihtiyar tarafından bulunup onun kulübesine davet edilmişti. Yaşlı adam, antikacının yürümesine yardım ederken:</span></span><br />
<span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">- Günlerdir hasta olduğumdan, odun kesmek için ilk defa dışarıya çıktım, dedi. Meğer seni bulmak için iyileşmişim.Diz boyuna varan karla boğuşup kulübeye geldiklerinde, antikacının beyaz göre göre donuklaşan gözleri faltaşı gibi açıldı. Odanın orta yerindeki kuzinenin etrafını saran üç-dört iskemle, onun şimdiye kadar gördüğü en güzel antikalar olmalıydı. Saatlerdir kar içinde kalan vücudu bir anda ısınmış, buzları bir türlü çözülmeyen patlıcan moru suratını ateşler kaplamıştı. Yaşlı adam, misafirini yatırmak için acele ediyordu. Ona birkaç lokma ikram edip sedirdeki yatağını hazırlarken:<br />
- Bugün soba yakamadım evladım, dedi. Ama bu yorganlar seni ısıtacaktır.<br />
Ev sahibi, yıllar önce vefat eden eşiyle paylaştıkları odaya geçerken, antikacı da tiftikten örülen battaniyelerin arasına gömüldü. Ancak bütün yorgunluğuna rağmen bir türlü uyuyamıyordu. Ertesi gün gitmeden önce ne yapıp yapıp o iskemleleri almalı, bunun için de iyi bir senaryo uydurmalıydı. Mesela, hayatını kurtarmasına karşılık ihtiyara birkaç koltuk satın alabilir ve eskimiş olduğu bahanesiyle dışarıya çıkarttığı iskemleleri, çaktırmadan minibüsün arkasına atabilirdi. Hatta onları kaptığı gibi kaçmak bile mümkündü. Yürümeye dahi mecali olmayan ihtiyar, sanki onun peşinden koşacak mıydı?<br />
Genç adam, kafasındaki fikirleri olgunlaştırmaya çalışırken dalıp dalıp gidiyor ve rüzgarın sesiyle uyandığı zamanlar, kaldığı yerden devam ediyordu. Bu arada yaşlı adamın sabah namazına kalktığını farketmiş, hatta hayal meyal olsa bile odun parçaladığını duymuştu. Gözlerini açtığında, onun kuzine üzerinde yemek pişirdiğini gördü ve etrafına bakınırken, birden iskemleleri hatırladı. Hafifçe doğrulup çevresine baktı: Aman Allahım..! Antikalardan hiçbiri ortada yoktu.<br />
İhtiyar kurt, herhalde planını hissetmiş ve belki de uykudaki konuşmasını duyarak onları emin bir yere kaldırmıştı. Sakin görünmeye çalışarak:<br />
- İliğim kemiğim ısınmış, dedi. Çorbanız da güzel koktu doğrusu. Ama akşamki iskemleleri göremiyorum.<br />
Yaşlı adam, odanın köşesine yığdığı iskemle parçalarından birini daha sobaya atarken:<br />
- İskemle dediğin, dünya malı be evladım, dedi. Biz misafirimizi üşütür müyüz?﻿</span></span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="color: #1d2129;" class="mycode_color"><span style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><img src="http://i.imgur.com/UL0q2Rw.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: UL0q2Rw.jpg]" class="mycode_img" /></span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mutluluk Spreyi'nin Hikayesi]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-mutluluk-spreyi-nin-hikayesi-802.html</link>
			<pubDate>Sun, 05 Jun 2016 11:03:25 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=14">ahmetsahin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-mutluluk-spreyi-nin-hikayesi-802.html</guid>
			<description><![CDATA[Bir zamanlar çok mutsuz bir adam varmış. Yaşadığı evin kirasını hiç geciktirmeden ödediği halde, her ayın birinde ev sahibi tarafından taciz ediliyor, öte yandan üst katta oturan yaşlı teyzenin devamlı yüksek sesle televizyon izlemesinden dolayı evinde şöyle bir kafa dinleyemiyor, bunun yanı sıra her gün, birlikte çalışması çok zor bir patronun kötü ağız kokusunu çekiyor, kendine bir araba almak istiyor ama parasını denkleştiremiyor, evlenmek istiyor ama gönlüne göre bir eş bulamıyor ve diyet yapması gerektiğini bildiği halde boğazını tutamıyor ve her aynaya baktığında, karşısında beğenmediği bir adam, görüyor. Sorsanız, “Ben, mutsuz olmayayım da kim, mutsuz olsun?” der. Fakat bir gece, öyle bir rüya görür ki, hayatı, değişir. Rüyasında, bir melek çıkmıştır karşısına ve “Dile benden ne dilersen” demiştir ona. Adamcağız da, düşünmüş ve her bir problemini tek, tek anlatmaya başlamış ve bunlara, sırayla bir çözüm bulmasını istemiştir. Fakat melek, “Olmaz” demiştir. Çünkü sadece tek şey dileme hakkı vardır. Adam da, bunun üzerine “O zaman bana bir mutluluk spreyi ver.” demiştir. Rüya işte! Bilinçaltı dersiniz ama işin ilginç kısmı, adam, ertesi sabah uyandığında, başucunda, o meleğin verdiği mutluluk spreyini görmüş. Acaba rüya değil miydi gördüğüm diye düşünmeye ve hatta kendinden bile şüphe etmeye başlamış. Derken, spreyi eline almış ve havaya sıkmış. Sıkmasıyla, havaya, minicik kalp şeklinde simler, dağılmaya başlamış ve uçuşarak, düşmeye başlamış. Simler, adamın üzerine düştükçe, adama bir huzur gelmiş. Uzun zamandır hiç hissetmediği kadar mutlu hissetmiş kendini. Sanki kocaman bir pozitif enerji topunun içine girmiş gibi… Hatta neredeyse unuttuğu gülümseme, suratına yeniden gelmiş. Fakat çok uzun sürmemiş bu durum. <br />
<br />
Ertesi sabah uyandığında, yine eski “mutsuz adam” olarak uyanmış. Tekrar spreyi sıkmış ve o günü de, mutlu geçirmiş. Derken günleri, böyle geçmeye başlamış ve günün birinde mutluluk spreyi, bitmiş. Adam, çok üzülmüş. O melek, yine gelsin istemiş. Hakikaten de o gece, yine aynı meleği görmüş rüyasında. Yine aynı spreyden istemiş. Fakat bu defa melek, onun bu isteğini yerine getirmemiş. Demiş ki “Görüyorsun ki sprey, geçici bir mutluluk oldu senin için. Oysaki sen, kalıcı bir mutluluk istiyorsun. Dolayısıyla senin ilacın, bu sprey değil.” Adam, düşünmüş, hak vermiş meleğe. “Ne peki?” demiş. Melek ise, ona bir kâğıt vermiş. O sırada alarmıyla uyanan adam, başucunda, rüyasında meleğin vermiş olduğu o kâğıdı görünce, hemen açıp, bakmış. İçinde aynen şu maddeler yazıyormuş:<br />
Kalıcı mutluluk için:<br />
<br />
1. Önce kendini mutlu etmelisin. Seni mutlu eden eylemleri, bir kâğıda yazıp, en çok sevdiğinden en aza kadar bir sıralama yapmalısın. Bu, bisiklete binmek olabilir, yazmak olabilir, film izlemek olabilir, sevdiğin bir dostunla sohbet etmek olabilir ama her ne olursa olsun, en üstte yazdığına haftada birkaç gün, hemen onun altına yazdığına haftada bir gün, onun da altına yazdığına iki haftada bir gün, en alta yazdığına da ayda bir, vakit ayırmaya çalışmalısın.<br />
<br />
2. Sonra en yakınındakileri, mutlu etmeye çabalamalısın. Çünkü onlara verdiğin mutluluk, bir ayna misali, sana aynen geri dönecektir. Bu, minik bir sürpriz olabilir, ona özel aktiviteler olabilir, hatta belki bir telefon bile olabilir. Bu, tamamen karşındaki kişiye, onunla olan ilişkine, o kişinin önem verdiklerine ve senin yaratıcılığınıza göre değişkendir.<br />
<br />
3. En yakınındakilerden sonra, akıl danıştığın, sana önemli bilgiler veren, kendini çıkmaz sokaklarda bulduğun anlarda sana ışık gösteren, seninle faydalı bilgiler paylaşan, ihtiyacın olduğunda yardım eli uzatan kişiler gelir. Yapman gereken, yalnızca içten bir teşekkür etmektir. Böylelikle hem bu kişiyi ya da kişileri, mutlu etmiş olursun, hem de hangi günlerden bu günlere geldiğini görüp, kendini mutlu etmiş olursun.<br />
<br />
4. Kalıcı mutluluk için yapman gerekenlerden bir tanesi ise, şükretmektir. Tüm sahip olduklarının bir bilançosunu çıkarıp, bunların her biri için şükretmelisin. Sağlıksa sağlığın için, sevdiklerinse sevdiklerin için, ailense ailen için, evinse evin için, arabansa araban için, yavrularınsa yavruların için, işinse işin için, komşularınsa komşuların için veya sana gönderilmiş yardım melekleriyse, onlar için… Bu, sana nelere sahip olduğun konusunda minik bir hatırlatma olacak ve seni, mutlu edecektir.<br />
Mutluluk spreyine ihtiyaç duymadan, içinizdeki mutluluğun, her bir hücrenize yayılıp, sizi her daim gülümsetebilmeyi başarması dileğiyle…<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/jn1ogG.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: jn1ogG.jpg]" class="mycode_img" /></div>
Yazan: Ceylan Koryürek]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir zamanlar çok mutsuz bir adam varmış. Yaşadığı evin kirasını hiç geciktirmeden ödediği halde, her ayın birinde ev sahibi tarafından taciz ediliyor, öte yandan üst katta oturan yaşlı teyzenin devamlı yüksek sesle televizyon izlemesinden dolayı evinde şöyle bir kafa dinleyemiyor, bunun yanı sıra her gün, birlikte çalışması çok zor bir patronun kötü ağız kokusunu çekiyor, kendine bir araba almak istiyor ama parasını denkleştiremiyor, evlenmek istiyor ama gönlüne göre bir eş bulamıyor ve diyet yapması gerektiğini bildiği halde boğazını tutamıyor ve her aynaya baktığında, karşısında beğenmediği bir adam, görüyor. Sorsanız, “Ben, mutsuz olmayayım da kim, mutsuz olsun?” der. Fakat bir gece, öyle bir rüya görür ki, hayatı, değişir. Rüyasında, bir melek çıkmıştır karşısına ve “Dile benden ne dilersen” demiştir ona. Adamcağız da, düşünmüş ve her bir problemini tek, tek anlatmaya başlamış ve bunlara, sırayla bir çözüm bulmasını istemiştir. Fakat melek, “Olmaz” demiştir. Çünkü sadece tek şey dileme hakkı vardır. Adam da, bunun üzerine “O zaman bana bir mutluluk spreyi ver.” demiştir. Rüya işte! Bilinçaltı dersiniz ama işin ilginç kısmı, adam, ertesi sabah uyandığında, başucunda, o meleğin verdiği mutluluk spreyini görmüş. Acaba rüya değil miydi gördüğüm diye düşünmeye ve hatta kendinden bile şüphe etmeye başlamış. Derken, spreyi eline almış ve havaya sıkmış. Sıkmasıyla, havaya, minicik kalp şeklinde simler, dağılmaya başlamış ve uçuşarak, düşmeye başlamış. Simler, adamın üzerine düştükçe, adama bir huzur gelmiş. Uzun zamandır hiç hissetmediği kadar mutlu hissetmiş kendini. Sanki kocaman bir pozitif enerji topunun içine girmiş gibi… Hatta neredeyse unuttuğu gülümseme, suratına yeniden gelmiş. Fakat çok uzun sürmemiş bu durum. <br />
<br />
Ertesi sabah uyandığında, yine eski “mutsuz adam” olarak uyanmış. Tekrar spreyi sıkmış ve o günü de, mutlu geçirmiş. Derken günleri, böyle geçmeye başlamış ve günün birinde mutluluk spreyi, bitmiş. Adam, çok üzülmüş. O melek, yine gelsin istemiş. Hakikaten de o gece, yine aynı meleği görmüş rüyasında. Yine aynı spreyden istemiş. Fakat bu defa melek, onun bu isteğini yerine getirmemiş. Demiş ki “Görüyorsun ki sprey, geçici bir mutluluk oldu senin için. Oysaki sen, kalıcı bir mutluluk istiyorsun. Dolayısıyla senin ilacın, bu sprey değil.” Adam, düşünmüş, hak vermiş meleğe. “Ne peki?” demiş. Melek ise, ona bir kâğıt vermiş. O sırada alarmıyla uyanan adam, başucunda, rüyasında meleğin vermiş olduğu o kâğıdı görünce, hemen açıp, bakmış. İçinde aynen şu maddeler yazıyormuş:<br />
Kalıcı mutluluk için:<br />
<br />
1. Önce kendini mutlu etmelisin. Seni mutlu eden eylemleri, bir kâğıda yazıp, en çok sevdiğinden en aza kadar bir sıralama yapmalısın. Bu, bisiklete binmek olabilir, yazmak olabilir, film izlemek olabilir, sevdiğin bir dostunla sohbet etmek olabilir ama her ne olursa olsun, en üstte yazdığına haftada birkaç gün, hemen onun altına yazdığına haftada bir gün, onun da altına yazdığına iki haftada bir gün, en alta yazdığına da ayda bir, vakit ayırmaya çalışmalısın.<br />
<br />
2. Sonra en yakınındakileri, mutlu etmeye çabalamalısın. Çünkü onlara verdiğin mutluluk, bir ayna misali, sana aynen geri dönecektir. Bu, minik bir sürpriz olabilir, ona özel aktiviteler olabilir, hatta belki bir telefon bile olabilir. Bu, tamamen karşındaki kişiye, onunla olan ilişkine, o kişinin önem verdiklerine ve senin yaratıcılığınıza göre değişkendir.<br />
<br />
3. En yakınındakilerden sonra, akıl danıştığın, sana önemli bilgiler veren, kendini çıkmaz sokaklarda bulduğun anlarda sana ışık gösteren, seninle faydalı bilgiler paylaşan, ihtiyacın olduğunda yardım eli uzatan kişiler gelir. Yapman gereken, yalnızca içten bir teşekkür etmektir. Böylelikle hem bu kişiyi ya da kişileri, mutlu etmiş olursun, hem de hangi günlerden bu günlere geldiğini görüp, kendini mutlu etmiş olursun.<br />
<br />
4. Kalıcı mutluluk için yapman gerekenlerden bir tanesi ise, şükretmektir. Tüm sahip olduklarının bir bilançosunu çıkarıp, bunların her biri için şükretmelisin. Sağlıksa sağlığın için, sevdiklerinse sevdiklerin için, ailense ailen için, evinse evin için, arabansa araban için, yavrularınsa yavruların için, işinse işin için, komşularınsa komşuların için veya sana gönderilmiş yardım melekleriyse, onlar için… Bu, sana nelere sahip olduğun konusunda minik bir hatırlatma olacak ve seni, mutlu edecektir.<br />
Mutluluk spreyine ihtiyaç duymadan, içinizdeki mutluluğun, her bir hücrenize yayılıp, sizi her daim gülümsetebilmeyi başarması dileğiyle…<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/jn1ogG.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: jn1ogG.jpg]" class="mycode_img" /></div>
Yazan: Ceylan Koryürek]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KENDİNİ VAZGEÇİLMEZ ZANNETMEK]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-kendini-vazgecilmez-zannetmek-795.html</link>
			<pubDate>Sat, 28 Nov 2015 19:38:02 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=14">ahmetsahin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-kendini-vazgecilmez-zannetmek-795.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://lh3.googleusercontent.com/Qb7Ego1WAyiDdqHSpTG3s5HFY9Lt4SNP7fQVC53H4yGDKhQQ-2tMw_8C1h8c9yNFMHknWSD1_kzZ6Kg-Z-O-N9FcAH-pQrLCoBzAti8SKpBSG-_UUwidSQ2h39Ragv30cLXoPiBpQy2MH7JwtRQu4POkiskh78pIUAXfNjhTdOhK64C3bs7pesYm1vDoM9UMZlHZZFPblQdGE18WudoFcimxn6dG025uV0XqXiHNdzE3ZoivEa3iPFHPHCXAiEHMismgRZ3vm-UJJspXco631xpaWH1z1fZj8-8MeWMMMiZIgmi5t-tnH4KJ1g4R2xNp1ImeD2UPTFi3nbvQ5Bz0lPDf9wcdXUkb-kr0EAIaDpR1fwtoGuPDzIsmnvkqWoPkQ9fb3DjiFhvffIgUomN1-lSwtCmSYBMM6RlsumKnFf2RS7gZ0c6WFk80YVRYyNcXAhERJnHRlVFQX2t1wcQkrZcAwOwXuhRH48UCDIASLTBQ1D0xGTyW1Chcu0J4BvTprA6U_zk21rN6Lx2NzCmQYd-8annAHN39mBMAwsT14w=w275-h183-no" loading="lazy"  alt="[Resim: Qb7Ego1WAyiDdqHSpTG3s5HFY9Lt4SNP7fQVC53H...75-h183-no]" class="mycode_img" />Günün birinde bir doktora, gerginlik ve tedirginlikten şikayetçi olan bir hasta gelir. Yapması gereken çok işinin bulunduğunu; fakat kendisinin rahatsız, işlerin ise beklemeye tahammülü olmadığını söyler.<br />
<br />
Doktor ona sorar:<br />
Bu işleri başka biri yapamaz mı? Yahut bir başkası size yardımcı olamaz mı?<br />
Onları yalnız ben yapabilirim. Bütün işler bana bakar.<br />
Sana bir reçete vereceğim. Bu reçeteyi aynen tatbik edersen kurtulursun.<br />
Diyerek, bir reçete yazıp verir. Adam reçeteyi eline alıp baktığında, hayretler içinde kalır.<br />
Reçetede; her gün en az 2 saat işi bırakıp yürüyüş yapacaksın ve haftanın yarım gününü bir mezarlıkta geçireceksin diye yazıyor.<br />
<br />
Hasta doktora sorar:<br />
Yürüyüşü anladık ama; neden mezarlık?<br />
<br />
Oraya gidip mezarlara bakmanı istiyorum. Orası kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur. Sen de onlar gibi mezarlığa gömülünce, kendinden başkasının yapmasına imkân olmadığını zannettiğin işlerin, başkaları tarafından da yapılmaya devam ettiğini göreceksin....<br />
<br />
Not: Kendilerini vazgeçilmez gören; hâlbuki orada, problem çözmek yerine problem olduğunun farkına varamayan insanlar için de, bu doktorun reçetesi geçerli değil mi?..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://lh3.googleusercontent.com/Qb7Ego1WAyiDdqHSpTG3s5HFY9Lt4SNP7fQVC53H4yGDKhQQ-2tMw_8C1h8c9yNFMHknWSD1_kzZ6Kg-Z-O-N9FcAH-pQrLCoBzAti8SKpBSG-_UUwidSQ2h39Ragv30cLXoPiBpQy2MH7JwtRQu4POkiskh78pIUAXfNjhTdOhK64C3bs7pesYm1vDoM9UMZlHZZFPblQdGE18WudoFcimxn6dG025uV0XqXiHNdzE3ZoivEa3iPFHPHCXAiEHMismgRZ3vm-UJJspXco631xpaWH1z1fZj8-8MeWMMMiZIgmi5t-tnH4KJ1g4R2xNp1ImeD2UPTFi3nbvQ5Bz0lPDf9wcdXUkb-kr0EAIaDpR1fwtoGuPDzIsmnvkqWoPkQ9fb3DjiFhvffIgUomN1-lSwtCmSYBMM6RlsumKnFf2RS7gZ0c6WFk80YVRYyNcXAhERJnHRlVFQX2t1wcQkrZcAwOwXuhRH48UCDIASLTBQ1D0xGTyW1Chcu0J4BvTprA6U_zk21rN6Lx2NzCmQYd-8annAHN39mBMAwsT14w=w275-h183-no" loading="lazy"  alt="[Resim: Qb7Ego1WAyiDdqHSpTG3s5HFY9Lt4SNP7fQVC53H...75-h183-no]" class="mycode_img" />Günün birinde bir doktora, gerginlik ve tedirginlikten şikayetçi olan bir hasta gelir. Yapması gereken çok işinin bulunduğunu; fakat kendisinin rahatsız, işlerin ise beklemeye tahammülü olmadığını söyler.<br />
<br />
Doktor ona sorar:<br />
Bu işleri başka biri yapamaz mı? Yahut bir başkası size yardımcı olamaz mı?<br />
Onları yalnız ben yapabilirim. Bütün işler bana bakar.<br />
Sana bir reçete vereceğim. Bu reçeteyi aynen tatbik edersen kurtulursun.<br />
Diyerek, bir reçete yazıp verir. Adam reçeteyi eline alıp baktığında, hayretler içinde kalır.<br />
Reçetede; her gün en az 2 saat işi bırakıp yürüyüş yapacaksın ve haftanın yarım gününü bir mezarlıkta geçireceksin diye yazıyor.<br />
<br />
Hasta doktora sorar:<br />
Yürüyüşü anladık ama; neden mezarlık?<br />
<br />
Oraya gidip mezarlara bakmanı istiyorum. Orası kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur. Sen de onlar gibi mezarlığa gömülünce, kendinden başkasının yapmasına imkân olmadığını zannettiğin işlerin, başkaları tarafından da yapılmaya devam ettiğini göreceksin....<br />
<br />
Not: Kendilerini vazgeçilmez gören; hâlbuki orada, problem çözmek yerine problem olduğunun farkına varamayan insanlar için de, bu doktorun reçetesi geçerli değil mi?..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[HAK ETMEDİĞİNİZ PARAYI İSTERSİNİZ!..]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-hak-etmediginiz-parayi-istersiniz-781.html</link>
			<pubDate>Thu, 12 Nov 2015 06:07:36 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=5">delidumrul</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-hak-etmediginiz-parayi-istersiniz-781.html</guid>
			<description><![CDATA[Hazret-i Ömer halîfe iken, çocuğuna bayramlık elbisesi alacaktır. Ancak parası yoktur. Beytül-mâl (Hazine) emîninden gelecek ayın maaşına mahsuben borç ister!..<br />
<br />
İslâmiyete uyan Müslümanlara sâlih ve âdil denir. Büyük günâh işlemeyen, küçük günaha devam etmeyen ve iyilikleri, kötülüklerinden çok olan Müslümâna âdil denir. Açıkça bir büyük günâh işleyen veya küçük günâh işlemekte ısrar eden, âdil olmaz. İnsanın ilk önce kendine, hareketlerine, âzâsına adâlet etmesi lâzımdır.<br />
<br />
İkinci olarak, çoluk çocuğuna, komşularına, arkadaşlarına adâlet yapması ve adliyecilerin, hükûmet adamlarının da, millete adâlet yapması lâzımdır.<br />
Hazret-i Ömer halîfe iken, bir bayram günü, bütün Eshâb-ı kirâm, evlatlarına, kendi hâllerine uygun olarak, bayramlık yeni elbiseler alırlar. O bayramda hazret-i Ömer'in çocuğunun elbisesi ise yeni değil eskidir. Diğer çocuklar, elbiseleri yeni olduğu için, hazret-i Ömer'in çocuğu ile alay ederler. Kendisi ile alay edildiğini anlayınca, ağlaya ağlaya babasının huzuruna gelir. Hazret-i Ömer, oğlunu ağlar şekilde görünce, sebebini sorar. O da çocuklar ile arasında geçen hâdiseyi babasına anlatır. Hazret-i Ömer, oğlunu böyle mahzun, üzüntülü ve kederli görünce, ona acıyıp, şefkat ve merhametinden, Beytül-mâl (Hazine) emînini huzûruna çağırır ve;<br />
Bayram gelmekte olup, herkes çocuklarına yeni elbise almış. Bizim oğlumuzun elbisesi eski olduğu için, diğer çocuklar alay etmişler. Ağlayarak bana geldi. Ben de hâlini görünce, şefkat ve merhametimden dolayı, sizi dâvet ettim, çağırdım, Beytül-mâldan bana tâyin olunan gelecek aya âit olmak üzere birkaç akça veresin ki, buna bir elbise alayım, der. Beytül-mâl emîni der ki:<br />
-Yâ Emîr-el-mü'minîn, gelecek aya kadar yaşayacağınızı araştırdınız mı ki, hak etmeden önce, benden hak etmediğiniz bir parayı istersiniz!.. <br />
Bunun üzerine hazret-i Ömer;<br />
Bunu Allahü teâlâdan gayri kim bilebilir, buyurur. Beytül-mâl emîni;<br />
-Yâ halîfe! Siz bilemedikten sonra, bu parayı almak size lâyık değil; bize de vermek uygun değildir, cevabını verir...<br />
Hazret-i Ömer söylediğine pişman olur, istiğfâr eder. O emîni beğenip, hayır duâ eyler. Allahü teâlâ lutfundan hazret-i Ömer'in oğluna da bir yol ile teselli verip, her biri gönülleri hoş olarak giderler...<br />
Netice olarak, bir insanda adâlet huyunun bulunabilmesi için, önce kendi hareketlerinde, âzâsında adâlet bulunmalıdır. Her kuvvetini, her âzâsını, ne için yaratıldı ise, o yolda kullanmalıdır. Çoluk çocuğu varsa, onlara karşı da, akla ve dîne uygun hareket etmeli, dînin gösterdiği güzel ahlâktan sapmamalıdır. Böyle olan kimse, bu dünyada, Allahü teâlânın halîfesi olur, Kıyâmette de âdiller için vâdedilen nimetlere kavuşur...<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/kJQ7m9.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kJQ7m9.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hazret-i Ömer halîfe iken, çocuğuna bayramlık elbisesi alacaktır. Ancak parası yoktur. Beytül-mâl (Hazine) emîninden gelecek ayın maaşına mahsuben borç ister!..<br />
<br />
İslâmiyete uyan Müslümanlara sâlih ve âdil denir. Büyük günâh işlemeyen, küçük günaha devam etmeyen ve iyilikleri, kötülüklerinden çok olan Müslümâna âdil denir. Açıkça bir büyük günâh işleyen veya küçük günâh işlemekte ısrar eden, âdil olmaz. İnsanın ilk önce kendine, hareketlerine, âzâsına adâlet etmesi lâzımdır.<br />
<br />
İkinci olarak, çoluk çocuğuna, komşularına, arkadaşlarına adâlet yapması ve adliyecilerin, hükûmet adamlarının da, millete adâlet yapması lâzımdır.<br />
Hazret-i Ömer halîfe iken, bir bayram günü, bütün Eshâb-ı kirâm, evlatlarına, kendi hâllerine uygun olarak, bayramlık yeni elbiseler alırlar. O bayramda hazret-i Ömer'in çocuğunun elbisesi ise yeni değil eskidir. Diğer çocuklar, elbiseleri yeni olduğu için, hazret-i Ömer'in çocuğu ile alay ederler. Kendisi ile alay edildiğini anlayınca, ağlaya ağlaya babasının huzuruna gelir. Hazret-i Ömer, oğlunu ağlar şekilde görünce, sebebini sorar. O da çocuklar ile arasında geçen hâdiseyi babasına anlatır. Hazret-i Ömer, oğlunu böyle mahzun, üzüntülü ve kederli görünce, ona acıyıp, şefkat ve merhametinden, Beytül-mâl (Hazine) emînini huzûruna çağırır ve;<br />
Bayram gelmekte olup, herkes çocuklarına yeni elbise almış. Bizim oğlumuzun elbisesi eski olduğu için, diğer çocuklar alay etmişler. Ağlayarak bana geldi. Ben de hâlini görünce, şefkat ve merhametimden dolayı, sizi dâvet ettim, çağırdım, Beytül-mâldan bana tâyin olunan gelecek aya âit olmak üzere birkaç akça veresin ki, buna bir elbise alayım, der. Beytül-mâl emîni der ki:<br />
-Yâ Emîr-el-mü'minîn, gelecek aya kadar yaşayacağınızı araştırdınız mı ki, hak etmeden önce, benden hak etmediğiniz bir parayı istersiniz!.. <br />
Bunun üzerine hazret-i Ömer;<br />
Bunu Allahü teâlâdan gayri kim bilebilir, buyurur. Beytül-mâl emîni;<br />
-Yâ halîfe! Siz bilemedikten sonra, bu parayı almak size lâyık değil; bize de vermek uygun değildir, cevabını verir...<br />
Hazret-i Ömer söylediğine pişman olur, istiğfâr eder. O emîni beğenip, hayır duâ eyler. Allahü teâlâ lutfundan hazret-i Ömer'in oğluna da bir yol ile teselli verip, her biri gönülleri hoş olarak giderler...<br />
Netice olarak, bir insanda adâlet huyunun bulunabilmesi için, önce kendi hareketlerinde, âzâsında adâlet bulunmalıdır. Her kuvvetini, her âzâsını, ne için yaratıldı ise, o yolda kullanmalıdır. Çoluk çocuğu varsa, onlara karşı da, akla ve dîne uygun hareket etmeli, dînin gösterdiği güzel ahlâktan sapmamalıdır. Böyle olan kimse, bu dünyada, Allahü teâlânın halîfesi olur, Kıyâmette de âdiller için vâdedilen nimetlere kavuşur...<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/kJQ7m9.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kJQ7m9.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[NE VERİRSEN ELİNLE O GELİR SENİNLE]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-ne-verirsen-elinle-o-gelir-seninle-776.html</link>
			<pubDate>Tue, 10 Nov 2015 20:42:40 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=14">ahmetsahin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-ne-verirsen-elinle-o-gelir-seninle-776.html</guid>
			<description><![CDATA[Garibanın biri, çevresinde cimriliği, eli sıkılığı ile tanınan birinden kalabalık bir yerde bir kase yoğurt parası istedi “Çok canım istiyor” dedi.<br />
Bu garibana yarı ermiş biri gözüyle bakılıyordu.. Cimri adam garibanı tersledi. Yine istedi. Cimri yine yanından uzaklaştırdı.<br />
<br />
Orada bulunanlardan birkaç kişi bu yoksula para vermeye, yardım etmeye kalkıştıysa da gariban adam hiç birinden kabul etmedi. Eli sıkı adama gidip bir defa daha sırnaştı, Adam da “Al şunu da defol!” der gibi, önüne birkaç lira atıverdi.<br />
<br />
Bu olaydan kısa bir zaman sonra cimri adam, bir gece rüyasında kendisini cennette gördü. Her yanda, dünyada görmediği güzelliklerden oluşan bir manzara gözlerini kamaştırıyordu.<br />
<br />
Bu arada acıktığını hissetti. Kendisine hemen bir tabak yoğurt ikram edildi. Adam bir tabak yoğurtla doymadı “Burada yoğurttan başka birşey yok mu, bari bir-iki dilim de ekmek verseydiniz” dedi. Kendisi ne şöyle söylendi:<br />
“Sen birkaç gün önce buraya yalnızca yoğurt göndermiştin. O önüne çıktı. Eğer başka şeyler de gönderseydin onlar da seni karşılar, sana ikram edilirdi”<br />
<br />
Bu ibretlik rüyadan sonra adam cimrilikten, pintilikten tümüyle sıyrıldı. Eli açık, yediren, içiren, gerektiği zaman kesenin ağızını kolayca açan biri oldu ...<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/52v1A5.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 52v1A5.jpg]" class="mycode_img" /></div>
Sadaka vermekte zorlanmanın sebebi cimrilikten ileri gelir. Cimrilik ise, iman zayıflığından ve cahillikten kaynaklanır. Hayra verdiği paranın boşa gittiğini zanneder. Ona kat kat mükâfat verileceğini düşünemez.<br />
Şeytan, hayra mâni olmak için vesvese verir.<br />
Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Şeytan, fakirleşirsiniz diye korkutup, size cimriliği, çirkin şeyleri emreder, sadaka verdirmek istemez. Allah ise, kendi lütfundan size mağfiret ve bol nimet vadediyor. Allah'ın ihsanı geniştir, her şeyi hakkıyla bilendir.) [Bekara 268]<br />
<br />
Bir hadis-i şerif: (Yemin ediyorum, sadaka vermekle mal eksilmez!) [İ. Ahmed]<br />
<br />
Sadaka verenin malının bereketi artar. Az malı çok iş görür.<br />
Bir hadis-i şerif:<br />
(Gizli açık çok sadaka verin ki rızkınız bollaşsın, yardıma mazhar olasınız ve duanız kabul edilsin.) [İbni Mace]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Garibanın biri, çevresinde cimriliği, eli sıkılığı ile tanınan birinden kalabalık bir yerde bir kase yoğurt parası istedi “Çok canım istiyor” dedi.<br />
Bu garibana yarı ermiş biri gözüyle bakılıyordu.. Cimri adam garibanı tersledi. Yine istedi. Cimri yine yanından uzaklaştırdı.<br />
<br />
Orada bulunanlardan birkaç kişi bu yoksula para vermeye, yardım etmeye kalkıştıysa da gariban adam hiç birinden kabul etmedi. Eli sıkı adama gidip bir defa daha sırnaştı, Adam da “Al şunu da defol!” der gibi, önüne birkaç lira atıverdi.<br />
<br />
Bu olaydan kısa bir zaman sonra cimri adam, bir gece rüyasında kendisini cennette gördü. Her yanda, dünyada görmediği güzelliklerden oluşan bir manzara gözlerini kamaştırıyordu.<br />
<br />
Bu arada acıktığını hissetti. Kendisine hemen bir tabak yoğurt ikram edildi. Adam bir tabak yoğurtla doymadı “Burada yoğurttan başka birşey yok mu, bari bir-iki dilim de ekmek verseydiniz” dedi. Kendisi ne şöyle söylendi:<br />
“Sen birkaç gün önce buraya yalnızca yoğurt göndermiştin. O önüne çıktı. Eğer başka şeyler de gönderseydin onlar da seni karşılar, sana ikram edilirdi”<br />
<br />
Bu ibretlik rüyadan sonra adam cimrilikten, pintilikten tümüyle sıyrıldı. Eli açık, yediren, içiren, gerektiği zaman kesenin ağızını kolayca açan biri oldu ...<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/52v1A5.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 52v1A5.jpg]" class="mycode_img" /></div>
Sadaka vermekte zorlanmanın sebebi cimrilikten ileri gelir. Cimrilik ise, iman zayıflığından ve cahillikten kaynaklanır. Hayra verdiği paranın boşa gittiğini zanneder. Ona kat kat mükâfat verileceğini düşünemez.<br />
Şeytan, hayra mâni olmak için vesvese verir.<br />
Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Şeytan, fakirleşirsiniz diye korkutup, size cimriliği, çirkin şeyleri emreder, sadaka verdirmek istemez. Allah ise, kendi lütfundan size mağfiret ve bol nimet vadediyor. Allah'ın ihsanı geniştir, her şeyi hakkıyla bilendir.) [Bekara 268]<br />
<br />
Bir hadis-i şerif: (Yemin ediyorum, sadaka vermekle mal eksilmez!) [İ. Ahmed]<br />
<br />
Sadaka verenin malının bereketi artar. Az malı çok iş görür.<br />
Bir hadis-i şerif:<br />
(Gizli açık çok sadaka verin ki rızkınız bollaşsın, yardıma mazhar olasınız ve duanız kabul edilsin.) [İbni Mace]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Herkes Faydalansın]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-herkes-faydalansin-772.html</link>
			<pubDate>Fri, 23 Oct 2015 18:37:42 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=14">ahmetsahin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-herkes-faydalansin-772.html</guid>
			<description><![CDATA[Panama'da Embera yerlilerinin yaşadığı Llana bonita köyündeyim. Köyde 18 hane var. İki gece kalmak için buraya gelmiştim ama daha fazla kalmak isteyince durumu, evinde kaldığım aileye anlattım. Köyün lideriyle konuşman gerekiyor dediler. Liderin evine gittim. 40 Yaşında ama görsen en fazla 20 dersin. Esmer tenli, kısa boylu, yeni terlemiş bıyakları, hafif çekik gözleri ve belindeki yarım metrelik palasıyla beni bekler gibi kırık dökük tahta bir masada oturuyor. Filmlerde bu tip liderler hep ürkütücü gösterildiği için biraz çekinerek gittim. Konuşunca baktım ki normal senin benim gibi biri. Dedim böyle böyle, burada biraz daha kalmak istiyorum nasıl yaparız? <br />
<br />
-Kalabilirsin, benim için sorun yok ama askeriyeye haber vermemiz lazım. <br />
+Nasıl haber vereceğiz? Burada telefon sinyali yok. <br />
-Dağın tepesine çıkarsak bazen sinyal oluyor. Oradan senin eski rehberi ararız. O da askeriyeye haber verir. <br />
+Ok. Nasıl çıkacağız? Ne kadar sürer?<br />
-Yürüme 1,5 saat, at/katırla 1 saat<br />
+Ok atla gitmek daha iyi. Evinde kaldığım ailenin atı var. <br />
-Yok o olmaz, başka atla gideriz. <br />
<br />
Niye o olmaz diye çok üstüne düşmedim. Ok, sorun değil, kaç lira diye sordum. Ne verirsen dedi. <br />
<br />
Onun gidip bulduğu yan komşunun atıyla dağın tepesine doğru çıkmaya başladık. O yürüyor, ben at üstündeyim. Yolun bazı yerleri abartısız dizlere kadar çamur. Patikada 45 derece yukarıya çıkarken benim gibi acemi birisinin at üstünde durması çok kolay değil. El değmemiş, aşırı yeşil ve değişik ağaçlarıyla biraz da ürkütücü bir orman. Neyse tepeye çıktık. Uğraş uğraş sinyal yok. Eğer yarım saat daha gidersek ileride kesin sinyal var dedi. Bu kadar da zorlamaya gerek yok diyerek, geri dönelim dedim. <br />
<br />
Köye döndük ve ertesi gün mecburen mouge köyüne, oradan da en yakın birliğe geçeceğim. Sabah oldu. Mouge köyüne gitmek, yürüyerek 4-5 saat sürüyor. Dedim dünkü at iyiydi, alıştım hem de yürümeyeyim şimdi. Çünkü yol yine çok berbat. Liderin yanına gittim dedim ben yine o atla gideyim. <br />
<br />
-Yok olmaz<br />
+Neden?<br />
-Başka bir evden at bakalım. <br />
+Amigo. Evinde kaldığım aile çok iyi ve atları da var. Dün onla gideyim dedim, izin vermedin başka at buldun. Ok, şimdi yine onla gideyim diyorum yok olmaz, başka at bulalım diyorsun. Niye? Niye yani istediğim atla gidemiyorum?<br />
-Amigo. Buraya son bir yıl içinde sadece bir kez, 3 kişilik bir turist grubu geldi. Onlar da bir gece kalıp geri döndüler. Şimdi sen geldin ve bu evde kalıyorsun. İyi kötü uyumak ve yemek için onlara para veriyorsun. (Gecelik 3 usd, öğün başı da 2-3 usd veriyorum). At ihtiyacın olduğunda yine aileden alırsan senin buraya gelmenden bir tek o aile faydalanır. Şimdi komşu aileler de senden faydalanmış olacak. Böylesi daha iyidir. <br />
<br />
Cevap veremedim.<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/a0dpGR.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: a0dpGR.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Panama'da Embera yerlilerinin yaşadığı Llana bonita köyündeyim. Köyde 18 hane var. İki gece kalmak için buraya gelmiştim ama daha fazla kalmak isteyince durumu, evinde kaldığım aileye anlattım. Köyün lideriyle konuşman gerekiyor dediler. Liderin evine gittim. 40 Yaşında ama görsen en fazla 20 dersin. Esmer tenli, kısa boylu, yeni terlemiş bıyakları, hafif çekik gözleri ve belindeki yarım metrelik palasıyla beni bekler gibi kırık dökük tahta bir masada oturuyor. Filmlerde bu tip liderler hep ürkütücü gösterildiği için biraz çekinerek gittim. Konuşunca baktım ki normal senin benim gibi biri. Dedim böyle böyle, burada biraz daha kalmak istiyorum nasıl yaparız? <br />
<br />
-Kalabilirsin, benim için sorun yok ama askeriyeye haber vermemiz lazım. <br />
+Nasıl haber vereceğiz? Burada telefon sinyali yok. <br />
-Dağın tepesine çıkarsak bazen sinyal oluyor. Oradan senin eski rehberi ararız. O da askeriyeye haber verir. <br />
+Ok. Nasıl çıkacağız? Ne kadar sürer?<br />
-Yürüme 1,5 saat, at/katırla 1 saat<br />
+Ok atla gitmek daha iyi. Evinde kaldığım ailenin atı var. <br />
-Yok o olmaz, başka atla gideriz. <br />
<br />
Niye o olmaz diye çok üstüne düşmedim. Ok, sorun değil, kaç lira diye sordum. Ne verirsen dedi. <br />
<br />
Onun gidip bulduğu yan komşunun atıyla dağın tepesine doğru çıkmaya başladık. O yürüyor, ben at üstündeyim. Yolun bazı yerleri abartısız dizlere kadar çamur. Patikada 45 derece yukarıya çıkarken benim gibi acemi birisinin at üstünde durması çok kolay değil. El değmemiş, aşırı yeşil ve değişik ağaçlarıyla biraz da ürkütücü bir orman. Neyse tepeye çıktık. Uğraş uğraş sinyal yok. Eğer yarım saat daha gidersek ileride kesin sinyal var dedi. Bu kadar da zorlamaya gerek yok diyerek, geri dönelim dedim. <br />
<br />
Köye döndük ve ertesi gün mecburen mouge köyüne, oradan da en yakın birliğe geçeceğim. Sabah oldu. Mouge köyüne gitmek, yürüyerek 4-5 saat sürüyor. Dedim dünkü at iyiydi, alıştım hem de yürümeyeyim şimdi. Çünkü yol yine çok berbat. Liderin yanına gittim dedim ben yine o atla gideyim. <br />
<br />
-Yok olmaz<br />
+Neden?<br />
-Başka bir evden at bakalım. <br />
+Amigo. Evinde kaldığım aile çok iyi ve atları da var. Dün onla gideyim dedim, izin vermedin başka at buldun. Ok, şimdi yine onla gideyim diyorum yok olmaz, başka at bulalım diyorsun. Niye? Niye yani istediğim atla gidemiyorum?<br />
-Amigo. Buraya son bir yıl içinde sadece bir kez, 3 kişilik bir turist grubu geldi. Onlar da bir gece kalıp geri döndüler. Şimdi sen geldin ve bu evde kalıyorsun. İyi kötü uyumak ve yemek için onlara para veriyorsun. (Gecelik 3 usd, öğün başı da 2-3 usd veriyorum). At ihtiyacın olduğunda yine aileden alırsan senin buraya gelmenden bir tek o aile faydalanır. Şimdi komşu aileler de senden faydalanmış olacak. Böylesi daha iyidir. <br />
<br />
Cevap veremedim.<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/a0dpGR.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: a0dpGR.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ŞEFTALİ ÇEKİRDEĞİNE İNAN KENDİ GÜCÜNÜ GÖR !]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-seftali-cekirdegine-inan-kendi-gucunu-gor-771.html</link>
			<pubDate>Sun, 18 Oct 2015 19:36:05 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=14">ahmetsahin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-seftali-cekirdegine-inan-kendi-gucunu-gor-771.html</guid>
			<description><![CDATA[Küçük çocuk,şeftali çekirdeğini dişiyle kırmak için zorlanıyordu.Babası ona dedi ki:´´Oğlum!…Şeftali çekirdeğini dişinle kıramazsın!´´Çocuk,şeftali dişiyle yeniden zorladı.Şeftali çekirdeğinin traktör lastiklerini anımsatan pütürlü sert kabuğu dişlerinin yüzeyini eriterek çıtırdattı…elini acıyan dişine götürdü çocuk.Dişi sallanıyordu.´´Oğlum´´dedi babası yeniden.´´Şeftalinin çekirdeği serttir,yazık edersin dişlerine.<br />
<br />
´´Çocuk inat ediyordu.İlle kıracaktı bu sert çekirdeği.Yere koydu ve ayakkabasının topuğuyla üzerine bastırdı.Kırılmıyordu çekirdek.´´Sen inatçıysan,ben senden daha inatçıyım´´dedi çocuk.Bu kez bir taş aldı eline;taşla kırmayı denedi.Her vuruşta bir yana fırlıyordu çekirdek.´´Şeftali çekirdeği çok serttir oğlum´´dedi babası.´´O küçük taşla kıramazsın!´´Çocuk öfkeyle çekirdeği tekmeledi.Çekirdek,tulumbanın yanındaki toprağa düştü.Çocuk öfkeyle bastı üzerine,iyice toprağa gömdü.Aradan günler geçti.Çocuk şeftali çeirdeğini unutmuştu.Gecekondu mahallesinin çocuklarıyla oynuyordu.Babası çağırdı onu.´´Bu ne oğlum?´´dedi.Çocuk babasının parmağıyla gösterdiği yana baktı.Küçük,iki yeşil yapraklı bir ot gördü.´´Ot´´dedi.´<br />
<br />
´Ot değil´´dedi baba.´´Dişlerinle ve taşla kıramadığın şeftali çekirdeğinden çıkan şeftali ağacının fidanı.´´Çocuk,inatçı sert çekirdeği anımsadı.Dişiyle kıramadığı,taşla kıramadığı,tekmeyle kıramadığı çekirdek fidana dönüşmüştü işte.Bu fidan büyüyecek ve ağaç olacaktı;çiçek açacaktı…şeftali verecekti.Şaşırdı…<br />
<br />
Babası ona dedi ki:´´Oğlum…ne zaman,hangi koşullarda olursan ol,dara düştüğünde şeftali çekirdeğini anımsa.Dişinle kıramadın o çekirdeği,taşla kıramadın.Ama uygun toprağa düşen çekirdek,günü gelince o sert kabuğu parçalar,toprağı deler ve yeşerir.<br />
<br />
Nedir o çekirdeğe bu gücü veren,güzel oğlum?Çekirdek,kabuğunu parçalayan gücünü kendi içindeki çelişmelerden alır oğlum.Her şey kendi içinde zıtlarını taşır.Her şey kendi içinde,kendini değiştirecek,başkaldıracak özü taşır.´´Çocuk dikkatle babasını dinliyordu.Baba gülerek dedi ki:´´Şeftali çekirdeğine inanKendi gücüne güven!…´´<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/p983do.png" loading="lazy"  alt="[Resim: p983do.png]" class="mycode_img" /></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Küçük çocuk,şeftali çekirdeğini dişiyle kırmak için zorlanıyordu.Babası ona dedi ki:´´Oğlum!…Şeftali çekirdeğini dişinle kıramazsın!´´Çocuk,şeftali dişiyle yeniden zorladı.Şeftali çekirdeğinin traktör lastiklerini anımsatan pütürlü sert kabuğu dişlerinin yüzeyini eriterek çıtırdattı…elini acıyan dişine götürdü çocuk.Dişi sallanıyordu.´´Oğlum´´dedi babası yeniden.´´Şeftalinin çekirdeği serttir,yazık edersin dişlerine.<br />
<br />
´´Çocuk inat ediyordu.İlle kıracaktı bu sert çekirdeği.Yere koydu ve ayakkabasının topuğuyla üzerine bastırdı.Kırılmıyordu çekirdek.´´Sen inatçıysan,ben senden daha inatçıyım´´dedi çocuk.Bu kez bir taş aldı eline;taşla kırmayı denedi.Her vuruşta bir yana fırlıyordu çekirdek.´´Şeftali çekirdeği çok serttir oğlum´´dedi babası.´´O küçük taşla kıramazsın!´´Çocuk öfkeyle çekirdeği tekmeledi.Çekirdek,tulumbanın yanındaki toprağa düştü.Çocuk öfkeyle bastı üzerine,iyice toprağa gömdü.Aradan günler geçti.Çocuk şeftali çeirdeğini unutmuştu.Gecekondu mahallesinin çocuklarıyla oynuyordu.Babası çağırdı onu.´´Bu ne oğlum?´´dedi.Çocuk babasının parmağıyla gösterdiği yana baktı.Küçük,iki yeşil yapraklı bir ot gördü.´´Ot´´dedi.´<br />
<br />
´Ot değil´´dedi baba.´´Dişlerinle ve taşla kıramadığın şeftali çekirdeğinden çıkan şeftali ağacının fidanı.´´Çocuk,inatçı sert çekirdeği anımsadı.Dişiyle kıramadığı,taşla kıramadığı,tekmeyle kıramadığı çekirdek fidana dönüşmüştü işte.Bu fidan büyüyecek ve ağaç olacaktı;çiçek açacaktı…şeftali verecekti.Şaşırdı…<br />
<br />
Babası ona dedi ki:´´Oğlum…ne zaman,hangi koşullarda olursan ol,dara düştüğünde şeftali çekirdeğini anımsa.Dişinle kıramadın o çekirdeği,taşla kıramadın.Ama uygun toprağa düşen çekirdek,günü gelince o sert kabuğu parçalar,toprağı deler ve yeşerir.<br />
<br />
Nedir o çekirdeğe bu gücü veren,güzel oğlum?Çekirdek,kabuğunu parçalayan gücünü kendi içindeki çelişmelerden alır oğlum.Her şey kendi içinde zıtlarını taşır.Her şey kendi içinde,kendini değiştirecek,başkaldıracak özü taşır.´´Çocuk dikkatle babasını dinliyordu.Baba gülerek dedi ki:´´Şeftali çekirdeğine inanKendi gücüne güven!…´´<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/p983do.png" loading="lazy"  alt="[Resim: p983do.png]" class="mycode_img" /></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İyilik ve Vefa]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-iyilik-ve-vefa-770.html</link>
			<pubDate>Fri, 16 Oct 2015 18:55:32 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=5">delidumrul</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-iyilik-ve-vefa-770.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/yRRENN.gif" loading="lazy"  alt="[Resim: yRRENN.gif]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Bir kurdu avcılar fena halde sıkıştırmıştır.<br />
<br />
Kurt ormanda oraya buraya kaçmakta, ancak peşindeki avcıları bir türlü ekememektedir.<br />
<br />
Canını kurtarmak için deli gibi koşarken bir köylüye rastlar.<br />
<br />
Köylü elinde yabasıyla tarlasına gitmektedir.<br />
<br />
Kurt, adamın önüne çöker ve yalvarmaya başlar.<br />
<br />
"Ey insan ne olur yardım et bana, peşimdeki avcılardan kaçacak nefesim kalmadı, eğer sen yardım etmezsen biraz sonra yakalayıp öldürecekler".<br />
<br />
Köylü bir an düşündükten sonra yanındaki boş çuvalı açar,kurda içine girmesini söyler.<br />
<br />
Çuvalın ağzını bağlar, sırtına vurur ve yürümeye devam eder.<br />
<br />
Birkaç dakika sonra da avcılara rastlar.<br />
<br />
Avcılar köylüye bu civarda bir kurt görüp görmediğini sorarlar,köylü "görmedim" der ve avcılar uzaklaşır.<br />
<br />
Avcıların iyice uzaklaştığından emin olduktan sonra köylü sırtındaki torbayı indirir, ağzını açar, kurdu dışarı salar.<br />
<br />
"Çok teşekkür ederim" der kurt, "Bana büyük bir iyilik yaptın""Önemli değil" der köylü ve tarlasına gitmek üzere yürümeye başlar.<br />
<br />
"Bir dakika" diye seslenir kurt: "Çok uzun zamandır bu avcılardan kaçıyorum,çok bitkin düştüm, açım, kuvvetimi toplamam için bir şeyler yemem lazım ve burada senden başka yiyecek bir şey yok."<br />
<br />
Köylü şaşırır."Olur mu, ben senin hayatını kurtardım."<br />
<br />
"Yapılan iyiliklerden, verilen hizmetlerden daha çabuk unutulan bir şey yoktur" der kurt.<br />
<br />
<br />
<br />
"Ben de kendi çıkarım için senin iyiliğini unutmak ve seni yemek zorundayım."<br />
<br />
Bir süre tartıştıktan sonra, ormanda karşılarına çıkacak olan ilk üç kişiye bu konuyu sormaya ve ona göre davranmaya karar verirler.<br />
<br />
Karşılarına önce yaşlı bir kısrak çıkar.<br />
<br />
"Ne vefası " der kısrak,"Ben sahibime yıllarca hizmet ettim, arabasını çektim, taylar doğurdum, gezdirdim.Ve yaşlanıp bir işe yaramadığımda beni böylece kapıya koydu..."<br />
<br />
Bir sıfır öne geçen kurt sevinirken bir köpeğe rastlarlar.<br />
<br />
"Ben hizmetin değerini bilen bir efendi görmedim" der köpek, "Yıllardır sadakatle hizmet ederim sahibime koyunlarını korurum, yabancılara saldırırım, ama o beni her gün tekmeler, sopayla vurur..."<br />
<br />
Kurt köylüye döner,"İşte gördün" der.<br />
<br />
Köylü de son bir çabayla "Ama üç diye konuşmuştuk, birine daha soralım, sonra beni ye"diye cevap verir.<br />
<br />
Bu kez karşılarına bir tilki çıkar.<br />
<br />
Başlarından geçenleri, tartışmalarını anlatırlar.<br />
<br />
Tilki hep nefret ettiği kurda bir oyun oynayacağı için keyiflenir.<br />
<br />
"Her şeyi anladım da" der tilki"Bu küçücük torbaya sen nasıl sığdın?"<br />
<br />
Kurt bir şeyler söyler, tilki inanmamış gibi yapar:<br />
<br />
"Gözümle görmeden inanmam..."<br />
<br />
İşin sonuna geldiğini düşünen kurt torbaya girer girmez,tilki köylüye işaret eder ve köylü torbanın ağzını sıkıca bağlar.<br />
<br />
Köylü eline bir taş alır ve"Beni yemeye kalktın ha nankör yaratık" diyerek torbanın içindeki kurdu bir süre pataklar.<br />
<br />
Sonra tilkiye döner"Sana minnettarım beni bu kurttan kurtardın" der.Tilki de "Benim için bir zevkti" diye cevap verir.<br />
<br />
O an köylünün gözü tilkinin parlak kürküne takılır, bu kürkü satarsa alacağı parayı düşünür ve hiç beklemeden elindeki taşı kafasına vurup tilkiyi öldürür.<br />
<br />
Sonra da torbanın içindeki kurdu ayağıyla dürter:<br />
<br />
"Haklıymışsın kurt, yapılan iyilikten daha çabuk unutulan birşey yokmuş..."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/yRRENN.gif" loading="lazy"  alt="[Resim: yRRENN.gif]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Bir kurdu avcılar fena halde sıkıştırmıştır.<br />
<br />
Kurt ormanda oraya buraya kaçmakta, ancak peşindeki avcıları bir türlü ekememektedir.<br />
<br />
Canını kurtarmak için deli gibi koşarken bir köylüye rastlar.<br />
<br />
Köylü elinde yabasıyla tarlasına gitmektedir.<br />
<br />
Kurt, adamın önüne çöker ve yalvarmaya başlar.<br />
<br />
"Ey insan ne olur yardım et bana, peşimdeki avcılardan kaçacak nefesim kalmadı, eğer sen yardım etmezsen biraz sonra yakalayıp öldürecekler".<br />
<br />
Köylü bir an düşündükten sonra yanındaki boş çuvalı açar,kurda içine girmesini söyler.<br />
<br />
Çuvalın ağzını bağlar, sırtına vurur ve yürümeye devam eder.<br />
<br />
Birkaç dakika sonra da avcılara rastlar.<br />
<br />
Avcılar köylüye bu civarda bir kurt görüp görmediğini sorarlar,köylü "görmedim" der ve avcılar uzaklaşır.<br />
<br />
Avcıların iyice uzaklaştığından emin olduktan sonra köylü sırtındaki torbayı indirir, ağzını açar, kurdu dışarı salar.<br />
<br />
"Çok teşekkür ederim" der kurt, "Bana büyük bir iyilik yaptın""Önemli değil" der köylü ve tarlasına gitmek üzere yürümeye başlar.<br />
<br />
"Bir dakika" diye seslenir kurt: "Çok uzun zamandır bu avcılardan kaçıyorum,çok bitkin düştüm, açım, kuvvetimi toplamam için bir şeyler yemem lazım ve burada senden başka yiyecek bir şey yok."<br />
<br />
Köylü şaşırır."Olur mu, ben senin hayatını kurtardım."<br />
<br />
"Yapılan iyiliklerden, verilen hizmetlerden daha çabuk unutulan bir şey yoktur" der kurt.<br />
<br />
<br />
<br />
"Ben de kendi çıkarım için senin iyiliğini unutmak ve seni yemek zorundayım."<br />
<br />
Bir süre tartıştıktan sonra, ormanda karşılarına çıkacak olan ilk üç kişiye bu konuyu sormaya ve ona göre davranmaya karar verirler.<br />
<br />
Karşılarına önce yaşlı bir kısrak çıkar.<br />
<br />
"Ne vefası " der kısrak,"Ben sahibime yıllarca hizmet ettim, arabasını çektim, taylar doğurdum, gezdirdim.Ve yaşlanıp bir işe yaramadığımda beni böylece kapıya koydu..."<br />
<br />
Bir sıfır öne geçen kurt sevinirken bir köpeğe rastlarlar.<br />
<br />
"Ben hizmetin değerini bilen bir efendi görmedim" der köpek, "Yıllardır sadakatle hizmet ederim sahibime koyunlarını korurum, yabancılara saldırırım, ama o beni her gün tekmeler, sopayla vurur..."<br />
<br />
Kurt köylüye döner,"İşte gördün" der.<br />
<br />
Köylü de son bir çabayla "Ama üç diye konuşmuştuk, birine daha soralım, sonra beni ye"diye cevap verir.<br />
<br />
Bu kez karşılarına bir tilki çıkar.<br />
<br />
Başlarından geçenleri, tartışmalarını anlatırlar.<br />
<br />
Tilki hep nefret ettiği kurda bir oyun oynayacağı için keyiflenir.<br />
<br />
"Her şeyi anladım da" der tilki"Bu küçücük torbaya sen nasıl sığdın?"<br />
<br />
Kurt bir şeyler söyler, tilki inanmamış gibi yapar:<br />
<br />
"Gözümle görmeden inanmam..."<br />
<br />
İşin sonuna geldiğini düşünen kurt torbaya girer girmez,tilki köylüye işaret eder ve köylü torbanın ağzını sıkıca bağlar.<br />
<br />
Köylü eline bir taş alır ve"Beni yemeye kalktın ha nankör yaratık" diyerek torbanın içindeki kurdu bir süre pataklar.<br />
<br />
Sonra tilkiye döner"Sana minnettarım beni bu kurttan kurtardın" der.Tilki de "Benim için bir zevkti" diye cevap verir.<br />
<br />
O an köylünün gözü tilkinin parlak kürküne takılır, bu kürkü satarsa alacağı parayı düşünür ve hiç beklemeden elindeki taşı kafasına vurup tilkiyi öldürür.<br />
<br />
Sonra da torbanın içindeki kurdu ayağıyla dürter:<br />
<br />
"Haklıymışsın kurt, yapılan iyilikten daha çabuk unutulan birşey yokmuş..."]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yoksul Çiftçi]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-yoksul-ciftci-769.html</link>
			<pubDate>Fri, 16 Oct 2015 18:38:20 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=5">delidumrul</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-yoksul-ciftci-769.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://i.hizliresim.com/NWWp4X.jpg" loading="lazy"  width="300" height="400" alt="[Resim: NWWp4X.jpg]" class="mycode_img" />Iskoçya’da yoksul mu yoksul bir çift yasardi. Fleming’di adı. Günlerden bir gün tarlada çalisirken bir çiglik duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir de bakti ki beline kadar Batakliga batmis bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor. Çocukcagiz bir yandan da avazı çiktigi kadar bağıriyordu. Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acili bir ölümden kurtardı. <br />
<br />
Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan sik giyimli bir aristokrat indi. Çiftçinin kurtardigiçocugun babasi olarak tanitti kendini.“Oglumu kurtar diniz, size bunun karsiligini vermek istiyorum” dedi. Yoksul ve onurlu Fleming ;“Kabul edemem!” diyerek ödülü geri çevirdi. Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü. “Bu senin oglun mu?” diye sordu aristokrat. Çiftçi gururla “Evet!” dedi. Aristokrat devam etti; “Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir egitim almasini saglayayim. Eger karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacagin bir kişi olur.” Bu konuşmalar sonunda Fleming’in oglu aristokratin desteginde egitim gördü. Aradan yillar geçti. Çiftçi Fleming’in oglu Londra’daki St. Mary’s Hospital Tip Fakültesi’nden mezun oldu ve tüm dünyaya adini penisilini bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra ristokratin oglu zatürreeye yakalandi. Onu ne mi kurtardi? Penisilin! Aristokratin adi : Lord Randolp Churchill’ di… Oglunun adi ise : Sir Winston Churchill. Kurtaran doktor : Çiftçinin oglu Sir Alexander Fleming.<br />
<br />
Paraya gereksiniminiz yokmus gibi çalisin.<br />
<br />
Hiç aci çekmemis gibi sevin. Hiçbir sey beklemeden verin.<br />
<br />
Karsiligini mutlaka birgun alirsiniz…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://i.hizliresim.com/NWWp4X.jpg" loading="lazy"  width="300" height="400" alt="[Resim: NWWp4X.jpg]" class="mycode_img" />Iskoçya’da yoksul mu yoksul bir çift yasardi. Fleming’di adı. Günlerden bir gün tarlada çalisirken bir çiglik duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir de bakti ki beline kadar Batakliga batmis bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor. Çocukcagiz bir yandan da avazı çiktigi kadar bağıriyordu. Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acili bir ölümden kurtardı. <br />
<br />
Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan sik giyimli bir aristokrat indi. Çiftçinin kurtardigiçocugun babasi olarak tanitti kendini.“Oglumu kurtar diniz, size bunun karsiligini vermek istiyorum” dedi. Yoksul ve onurlu Fleming ;“Kabul edemem!” diyerek ödülü geri çevirdi. Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü. “Bu senin oglun mu?” diye sordu aristokrat. Çiftçi gururla “Evet!” dedi. Aristokrat devam etti; “Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir egitim almasini saglayayim. Eger karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacagin bir kişi olur.” Bu konuşmalar sonunda Fleming’in oglu aristokratin desteginde egitim gördü. Aradan yillar geçti. Çiftçi Fleming’in oglu Londra’daki St. Mary’s Hospital Tip Fakültesi’nden mezun oldu ve tüm dünyaya adini penisilini bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra ristokratin oglu zatürreeye yakalandi. Onu ne mi kurtardi? Penisilin! Aristokratin adi : Lord Randolp Churchill’ di… Oglunun adi ise : Sir Winston Churchill. Kurtaran doktor : Çiftçinin oglu Sir Alexander Fleming.<br />
<br />
Paraya gereksiniminiz yokmus gibi çalisin.<br />
<br />
Hiç aci çekmemis gibi sevin. Hiçbir sey beklemeden verin.<br />
<br />
Karsiligini mutlaka birgun alirsiniz…]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Karıncaların Fille Savaşı]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-karincalarin-fille-savasi-768.html</link>
			<pubDate>Fri, 16 Oct 2015 18:08:47 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=5">delidumrul</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-karincalarin-fille-savasi-768.html</guid>
			<description><![CDATA[Ormandaki karıncalar müthiş bir düzen ve saadet içinde yaşayıp duruyorlarmış:ta ki kötü fil ormana musallat oluncaya kadar. Filin en büyük zevki karınca ezmekmiş. Günün belli saatlerinde ormana geliyor ezebildiği kadar karınca eziyor,keyif yapıyor,sonrada gidiyormuş. Karıncalar bu mezalim karşısında gerçekten,çok hiddetlenmişler. Bir gün karıncaların şefi karınca liderlerinin ulu ağacın altında toplanmasını istemiş,gerçekten sabah yüzlerce koloni lideri,şefin yanında toplanmışlar.<br />
<br />
Uzunca bir sessizlikten sonra,şef konuşmuş “Arkadaşlar,başımıza gelen felaketi biliyorsunuz. Ne öneriyorsunuz?” diye sormuş. Kimi liderler “Ormanı terk edelim “,kimisi “Saklanalım” kimisi de “rüşvet verelim” derken şef “Arkadaşlar ormanımıza file bırakmayacağız,savaşacağız,herkes,tüm karıncalar silahlanıp,iki gün sonra sabah burada toplanacağız” diye konuşunca,tüm liderler “savaş!savaş!savaş” nidalarıyla toplantıdan ayrılmışlar.<br />
<br />
Büyük gün gelip çattığında ormanın her yerinden irili ufaklı,siyah beyaz tüm karıncalar sürüler halinde toplanmaya başlamışlar. Her taraftan karıncalar akın ediyormuş,milyonlarca karınca,ellerinde iğneler,sopalar taşlar ve herkes şefin tırmandığı kayanın altına toplanmış. Şef onlara hedefi anlatmış,tüm karıncalar “Zafer!Zafer” çığlıkları atarken birden uzaktan uzak’tan bir filin ayak sesleri duyulmuş gümp gümp gümp’ karıncalar saklanıp beklemeye başlamışlar. Fil bırak karınca ezmeyi karınca göremediği diye için sinirle meydana girmiş. Bir anda şefin “hücum!” komutunu duyan karıncalar file saldırmışlar. Filin üzeri bir anda milyonlarca karınca ile dolmuş. Isırıyorlar,vuruyorlar,iğne batırıyorlarmış. Fil şaşkınlığını atınca yere bir sağ ayağını vurmuş,bir sol ayağını vurmuş üstünde hiç karınca kalmamış. Karıncalar bir daha saldırmışlar file. Fil bir sol ayağını vurmuş yere,bütün karıncalar yerde. Sadece tek bir zayıf çelimsiz karınca son anda filin boğazına tutunmuş,düştü,düşecek sallanmaya başlamış. Tüm karıncalar filin etrafında toplanmışlar ve bağırmaya başlamışlar<br />
<br />
“BOĞ ONU BOĞ! diye<br />
<br />
Bu hikayeden çıkaracağımız en önemli ders; eğer başarıya ulaşmak için sağlam planlanlar yapmazsanız, başarıyı umut etmekten öteye gidemezsiniz.<br />
<img src="http://i.hizliresim.com/3PPvO2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 3PPvO2.jpg]" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ormandaki karıncalar müthiş bir düzen ve saadet içinde yaşayıp duruyorlarmış:ta ki kötü fil ormana musallat oluncaya kadar. Filin en büyük zevki karınca ezmekmiş. Günün belli saatlerinde ormana geliyor ezebildiği kadar karınca eziyor,keyif yapıyor,sonrada gidiyormuş. Karıncalar bu mezalim karşısında gerçekten,çok hiddetlenmişler. Bir gün karıncaların şefi karınca liderlerinin ulu ağacın altında toplanmasını istemiş,gerçekten sabah yüzlerce koloni lideri,şefin yanında toplanmışlar.<br />
<br />
Uzunca bir sessizlikten sonra,şef konuşmuş “Arkadaşlar,başımıza gelen felaketi biliyorsunuz. Ne öneriyorsunuz?” diye sormuş. Kimi liderler “Ormanı terk edelim “,kimisi “Saklanalım” kimisi de “rüşvet verelim” derken şef “Arkadaşlar ormanımıza file bırakmayacağız,savaşacağız,herkes,tüm karıncalar silahlanıp,iki gün sonra sabah burada toplanacağız” diye konuşunca,tüm liderler “savaş!savaş!savaş” nidalarıyla toplantıdan ayrılmışlar.<br />
<br />
Büyük gün gelip çattığında ormanın her yerinden irili ufaklı,siyah beyaz tüm karıncalar sürüler halinde toplanmaya başlamışlar. Her taraftan karıncalar akın ediyormuş,milyonlarca karınca,ellerinde iğneler,sopalar taşlar ve herkes şefin tırmandığı kayanın altına toplanmış. Şef onlara hedefi anlatmış,tüm karıncalar “Zafer!Zafer” çığlıkları atarken birden uzaktan uzak’tan bir filin ayak sesleri duyulmuş gümp gümp gümp’ karıncalar saklanıp beklemeye başlamışlar. Fil bırak karınca ezmeyi karınca göremediği diye için sinirle meydana girmiş. Bir anda şefin “hücum!” komutunu duyan karıncalar file saldırmışlar. Filin üzeri bir anda milyonlarca karınca ile dolmuş. Isırıyorlar,vuruyorlar,iğne batırıyorlarmış. Fil şaşkınlığını atınca yere bir sağ ayağını vurmuş,bir sol ayağını vurmuş üstünde hiç karınca kalmamış. Karıncalar bir daha saldırmışlar file. Fil bir sol ayağını vurmuş yere,bütün karıncalar yerde. Sadece tek bir zayıf çelimsiz karınca son anda filin boğazına tutunmuş,düştü,düşecek sallanmaya başlamış. Tüm karıncalar filin etrafında toplanmışlar ve bağırmaya başlamışlar<br />
<br />
“BOĞ ONU BOĞ! diye<br />
<br />
Bu hikayeden çıkaracağımız en önemli ders; eğer başarıya ulaşmak için sağlam planlanlar yapmazsanız, başarıyı umut etmekten öteye gidemezsiniz.<br />
<img src="http://i.hizliresim.com/3PPvO2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 3PPvO2.jpg]" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>