<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[siberbilgi - TESBİTLER]]></title>
		<link>https://www.siberbilgi.net/</link>
		<description><![CDATA[siberbilgi - https://www.siberbilgi.net]]></description>
		<pubDate>Tue, 05 May 2026 13:49:07 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[TÜRK ATASÖZLERİ VE ZITLIKLARI]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-turk-atasozleri-ve-zitliklari-820.html</link>
			<pubDate>Tue, 29 Nov 2016 09:26:20 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=1">mevthawk</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-turk-atasozleri-ve-zitliklari-820.html</guid>
			<description><![CDATA[BU İŞTE BİR TERSLİK VAR.<br />
<br />
* 'damlaya damlaya göl olur' / 'taşıma suyla değirmen dönmez'<br />
*'iyi insan lafın üstüne gelir' / 'iti an çomağı hazırla'<br />
*'fazla mal göz çıkarmaz' / 'azıcık aşım ağrısız başım'<br />
* 'söz gümüşse,sükut altındır' / 'sükut ikrardan gelir'<br />
* 'harama uçkur çözülmez' / 'güzele bakmak sevaptır'<br />
* 'iki gönül bir olunca samanlık seyran olur' / 'iki çıplak bir hamama yakışır'<br />
*'bülbülün çektiği dili belası' / 'bilmemek ayıp değil sormamak ayıp'<br />
*'eşeğe altın semer vursan da eşek yine eşektir' / 'ye kürküm ye'<br />
* 'eğri otur doğru söyle' / 'doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar'<br />
* 'düşenin dostu olmaz' / 'dost kara günde belli olur'<br />
* 'ava giden avlanır' / 'atın ölümü arpadan olsun'<br />
*'erken kalkan yol alır ' / 'acele işe şeytan karışır'<br />
*'birlikten kuvvet doğar' / 'körler sağırlar, birbirlerini ağırlar'<br />
*'tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır' / 'lafla peynir gemisi yürümez'<br />
*'gün ola harman ola' / 'perşembenin gelişi çarşambadan bellidir"<br />
*'ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol' / 'hocanın dediğini yap, yaptığını yapma"<br />
*'iyilik yap denize at' / 'merhametten maraz doğar"<br />
*'zararın neresinden dönülse kardır' / 'gelen gideni aratır"<br />
* 'yüzü güzel olanın huyu da güzel olur' / 'yüzü güzel olanı değil huyu güzel olanı sev"<br />
*'akıl akıldan üstündür' / 'aklın yolu birdir"<br />
*'el elden üstündür' / 'alet işler el övünür"<br />
*'acı patlıcanın kırağı çalmaz' / 'yaşın yanında kuru da yanar"<br />
*'zorla güzellik olmaz' / 'zora dağlar dayanmaz"<br />
* 'öfke baldan tatlıdır' / 'öfke ile kalkan zararla oturur"<br />
*'işleyen demir ışıldar' / 'insan yedisinde neyse yetmişinde de odur"<br />
*'fazla mal göz çıkarmaz' / 'azı karar çoğu zarar"<br />
*'insan kıymetini insan bilir' / 'insanoğlu çiğ süt emmiş"<br />
*'anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al' / 'beş parmağın beşi birbirine Benzemez"<br />
*'olmaz olmaz deme, olmaz olmaz' / 'iş olacağına varır"<br />
*'eski dost düşman olmaz' / 'güvenme dostuna saman doldurur postuna"<br />
*'harama el uzatilmaz' / 'üzümü ye bağını sorma"<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/6rZb0k.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 6rZb0k.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[BU İŞTE BİR TERSLİK VAR.<br />
<br />
* 'damlaya damlaya göl olur' / 'taşıma suyla değirmen dönmez'<br />
*'iyi insan lafın üstüne gelir' / 'iti an çomağı hazırla'<br />
*'fazla mal göz çıkarmaz' / 'azıcık aşım ağrısız başım'<br />
* 'söz gümüşse,sükut altındır' / 'sükut ikrardan gelir'<br />
* 'harama uçkur çözülmez' / 'güzele bakmak sevaptır'<br />
* 'iki gönül bir olunca samanlık seyran olur' / 'iki çıplak bir hamama yakışır'<br />
*'bülbülün çektiği dili belası' / 'bilmemek ayıp değil sormamak ayıp'<br />
*'eşeğe altın semer vursan da eşek yine eşektir' / 'ye kürküm ye'<br />
* 'eğri otur doğru söyle' / 'doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar'<br />
* 'düşenin dostu olmaz' / 'dost kara günde belli olur'<br />
* 'ava giden avlanır' / 'atın ölümü arpadan olsun'<br />
*'erken kalkan yol alır ' / 'acele işe şeytan karışır'<br />
*'birlikten kuvvet doğar' / 'körler sağırlar, birbirlerini ağırlar'<br />
*'tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır' / 'lafla peynir gemisi yürümez'<br />
*'gün ola harman ola' / 'perşembenin gelişi çarşambadan bellidir"<br />
*'ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol' / 'hocanın dediğini yap, yaptığını yapma"<br />
*'iyilik yap denize at' / 'merhametten maraz doğar"<br />
*'zararın neresinden dönülse kardır' / 'gelen gideni aratır"<br />
* 'yüzü güzel olanın huyu da güzel olur' / 'yüzü güzel olanı değil huyu güzel olanı sev"<br />
*'akıl akıldan üstündür' / 'aklın yolu birdir"<br />
*'el elden üstündür' / 'alet işler el övünür"<br />
*'acı patlıcanın kırağı çalmaz' / 'yaşın yanında kuru da yanar"<br />
*'zorla güzellik olmaz' / 'zora dağlar dayanmaz"<br />
* 'öfke baldan tatlıdır' / 'öfke ile kalkan zararla oturur"<br />
*'işleyen demir ışıldar' / 'insan yedisinde neyse yetmişinde de odur"<br />
*'fazla mal göz çıkarmaz' / 'azı karar çoğu zarar"<br />
*'insan kıymetini insan bilir' / 'insanoğlu çiğ süt emmiş"<br />
*'anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al' / 'beş parmağın beşi birbirine Benzemez"<br />
*'olmaz olmaz deme, olmaz olmaz' / 'iş olacağına varır"<br />
*'eski dost düşman olmaz' / 'güvenme dostuna saman doldurur postuna"<br />
*'harama el uzatilmaz' / 'üzümü ye bağını sorma"<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/6rZb0k.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 6rZb0k.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ALGI OPERASYONU (Türkiye'de Pizza Nasıl Rağbet Gördü)]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-algi-operasyonu-turkiye-de-pizza-nasil-ragbet-gordu-819.html</link>
			<pubDate>Tue, 29 Nov 2016 07:37:17 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=1">mevthawk</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-algi-operasyonu-turkiye-de-pizza-nasil-ragbet-gordu-819.html</guid>
			<description><![CDATA[➡1989 yılı...<br />
Türkiye ilk defa pizza dükkanlarıyla tanışır. Türkiye’ye birkaç dükkan açarak pazarın nabzını yoklayan ünlü marka aldığı sonuçla şoka girer. Bekledikleri gibi olmaz. Boğazına düşkün olduğu için pizzayı seveceğini düşündükleri Türk tüketicisi, pizzayı sevmez. <br />
Dükkanlar kapatılır. Geri dönülür.<br />
<br />
➡1991 yılı.Murakami-Wolf-Swenson Productions’ın ürettiği bir çizgi film dünyada büyük ilgi görür. Yapımcı şirket Türkiye’deki bir özel kanala bu çizgi filmi teklif eder. <br />
Kanal şaşkındır, fiyat gerçekten olması gerekenin %10’udur. Adeta kapandaki peynir gibi duran bu teklifi kaçırmaz özel kanal. Yayınlanmaya başlar.<br />
Çizgi film Türkiye’de de çok tutulur. Oyuncakları, rozetleri, kartpostalları, defterleri ve kitap kapları ile müthiş bir pazarlama da beraberinde gelir.<br />
<br />
➡1994 yılına gelindiğinde çizgifilm dizisi milyonlarca çocuğu ve genci etkisi altına almıştır. Bu çocuklar tuhaf bir biçimde annelerinden pizza pişirmesini istemeye başlar. Türk anneleri pizzayı nasıl yapacağını bilmez. Talep gitgide artar. Derken pizza zinciri dükkanlarını yeniden aktif hale getirir, yeni dükkanlar açar. Çocuğu yemek yemeyen anneler mecburen pizza sipariş eder. Liseli, üniversiteli gençler arasında bir itibar nesnesi haline gelir. Türk mutfağının demode lahmacunu, pidesi terk edilmiş, gençler gruplar halinde pizza dükkanlarına gider hale gelir.<br />
<br />
✴Tesadüfen (!) pizza talebini patlatan bu çizgifilmi çoktan tahmin ettiniz değil mi?<br />
Bravo! O çizgi film “Ninja Kaplumbağalar”! <br />
O pizza zincirini de tahmin ediyorsunuzdur, onu da buraya yazmayayım.<br />
Şimdi o çocuklar büyüdü, çizgifilmi ilk izleyenler 30’larına geldi. İlk jenerasyon genç evli, yeni nesil aile oldu. Onlardan sonraki jenerasyon şimdilerde üniversite öğrencisi, ya yurtta ya da öğrenci evinde kalıyor. İlk jenerasyondaki evliler evde yemek pişirmek yerine sık sık şöyle diyor: “Pizza mı söylesek?”<br />
Bir sonraki jenerasyon da yurt odasına ya da öğrenci evine neredeyse her akşam pizza sipariş ediyor.⤵<br />
<br />
İşte algılarımız böyle yönetiliyor.<br />
20-30 yıllık stratejiler çiziliyor, uygulanıyor.<br />
Bizim eğlenceli diye olarak izlediğimiz masum çizgifilmler, diziler, sinema filmleri birtakım fikirlerin beyinlerimize çok daha hızlı zerk edilmesini sağlayan katalizörlerden ibaret.<br />
Ve emin olun, bu bilinçaltı pazarlamacıları, bu algı sihirbazları bize sadece pizza yedirmiyor…!<br />
Bu sadece bir örnekti.<br />
<br />
Her Amerikan filminde Apple bilgisayarların görünmesi bugünkü Apple çılgınlığının temeliydi. Her filmde sabah işe giderken elinde Starbucks kahve ile koşturuyor olması bugün bir kahveye 15 lira ödüyor olmamızın müsebbibi.<br />
<br />
Afrika’da ayağında ayakkabı olmadığı için petşişe bağlayan Afrikalı gençlerin elinde içine su doldurulmuş Coca-Cola kutularıyla gezmeleri ve bununla sınıf atladıklarını düşünmeleri de yıllardır Coca-Cola’nın yaptığı “MUTLULUK” reklamlarının sonucu. Gerçekte mutlu olmayanlar içtikleri içecekten mutluluk akıtmaya çalışıyor işte, başka bir şey değil.<br />
<br />
Biz hatırlamayız ama babalarımızın hayranı olduğu Western (Vahşi batı) filmlerindeki karizmatik kovboyu. O kovboyun ağzındaki Marlboro sigarayı babalarımız bugün hala bırakabilmiş değil. Etkiye bakar mısınız?<br />
İşte bu yüzden unutmayalım; ⤵⤵⤵<br />
◀Bize sunulan görüntülerin, reklamların, film ve dizilerin %99’u bir amaca hizmet ediyor. İnanmadan, etkilenmeden, kendimizi kaptırmadan önce iki kere düşünelim.▶<br />
<br />
“Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter” diyordu Malcolm X.<br />
Uyanık olmayana pizzayı da yedirirler, kolayı da içirirler üzerine de bir sigara yaktırırlar.<br />
Afiyet olsun!<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/m4Ggn1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: m4Ggn1.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[➡1989 yılı...<br />
Türkiye ilk defa pizza dükkanlarıyla tanışır. Türkiye’ye birkaç dükkan açarak pazarın nabzını yoklayan ünlü marka aldığı sonuçla şoka girer. Bekledikleri gibi olmaz. Boğazına düşkün olduğu için pizzayı seveceğini düşündükleri Türk tüketicisi, pizzayı sevmez. <br />
Dükkanlar kapatılır. Geri dönülür.<br />
<br />
➡1991 yılı.Murakami-Wolf-Swenson Productions’ın ürettiği bir çizgi film dünyada büyük ilgi görür. Yapımcı şirket Türkiye’deki bir özel kanala bu çizgi filmi teklif eder. <br />
Kanal şaşkındır, fiyat gerçekten olması gerekenin %10’udur. Adeta kapandaki peynir gibi duran bu teklifi kaçırmaz özel kanal. Yayınlanmaya başlar.<br />
Çizgi film Türkiye’de de çok tutulur. Oyuncakları, rozetleri, kartpostalları, defterleri ve kitap kapları ile müthiş bir pazarlama da beraberinde gelir.<br />
<br />
➡1994 yılına gelindiğinde çizgifilm dizisi milyonlarca çocuğu ve genci etkisi altına almıştır. Bu çocuklar tuhaf bir biçimde annelerinden pizza pişirmesini istemeye başlar. Türk anneleri pizzayı nasıl yapacağını bilmez. Talep gitgide artar. Derken pizza zinciri dükkanlarını yeniden aktif hale getirir, yeni dükkanlar açar. Çocuğu yemek yemeyen anneler mecburen pizza sipariş eder. Liseli, üniversiteli gençler arasında bir itibar nesnesi haline gelir. Türk mutfağının demode lahmacunu, pidesi terk edilmiş, gençler gruplar halinde pizza dükkanlarına gider hale gelir.<br />
<br />
✴Tesadüfen (!) pizza talebini patlatan bu çizgifilmi çoktan tahmin ettiniz değil mi?<br />
Bravo! O çizgi film “Ninja Kaplumbağalar”! <br />
O pizza zincirini de tahmin ediyorsunuzdur, onu da buraya yazmayayım.<br />
Şimdi o çocuklar büyüdü, çizgifilmi ilk izleyenler 30’larına geldi. İlk jenerasyon genç evli, yeni nesil aile oldu. Onlardan sonraki jenerasyon şimdilerde üniversite öğrencisi, ya yurtta ya da öğrenci evinde kalıyor. İlk jenerasyondaki evliler evde yemek pişirmek yerine sık sık şöyle diyor: “Pizza mı söylesek?”<br />
Bir sonraki jenerasyon da yurt odasına ya da öğrenci evine neredeyse her akşam pizza sipariş ediyor.⤵<br />
<br />
İşte algılarımız böyle yönetiliyor.<br />
20-30 yıllık stratejiler çiziliyor, uygulanıyor.<br />
Bizim eğlenceli diye olarak izlediğimiz masum çizgifilmler, diziler, sinema filmleri birtakım fikirlerin beyinlerimize çok daha hızlı zerk edilmesini sağlayan katalizörlerden ibaret.<br />
Ve emin olun, bu bilinçaltı pazarlamacıları, bu algı sihirbazları bize sadece pizza yedirmiyor…!<br />
Bu sadece bir örnekti.<br />
<br />
Her Amerikan filminde Apple bilgisayarların görünmesi bugünkü Apple çılgınlığının temeliydi. Her filmde sabah işe giderken elinde Starbucks kahve ile koşturuyor olması bugün bir kahveye 15 lira ödüyor olmamızın müsebbibi.<br />
<br />
Afrika’da ayağında ayakkabı olmadığı için petşişe bağlayan Afrikalı gençlerin elinde içine su doldurulmuş Coca-Cola kutularıyla gezmeleri ve bununla sınıf atladıklarını düşünmeleri de yıllardır Coca-Cola’nın yaptığı “MUTLULUK” reklamlarının sonucu. Gerçekte mutlu olmayanlar içtikleri içecekten mutluluk akıtmaya çalışıyor işte, başka bir şey değil.<br />
<br />
Biz hatırlamayız ama babalarımızın hayranı olduğu Western (Vahşi batı) filmlerindeki karizmatik kovboyu. O kovboyun ağzındaki Marlboro sigarayı babalarımız bugün hala bırakabilmiş değil. Etkiye bakar mısınız?<br />
İşte bu yüzden unutmayalım; ⤵⤵⤵<br />
◀Bize sunulan görüntülerin, reklamların, film ve dizilerin %99’u bir amaca hizmet ediyor. İnanmadan, etkilenmeden, kendimizi kaptırmadan önce iki kere düşünelim.▶<br />
<br />
“Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter” diyordu Malcolm X.<br />
Uyanık olmayana pizzayı da yedirirler, kolayı da içirirler üzerine de bir sigara yaktırırlar.<br />
Afiyet olsun!<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/m4Ggn1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: m4Ggn1.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SADECE KIZ BABASI OLANLARIN ANLAYABİLECEĞİ 19 ŞEY]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-sadece-kiz-babasi-olanlarin-anlayabilecegi-19-sey-745.html</link>
			<pubDate>Thu, 19 Mar 2015 09:37:07 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=416">merve</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-sadece-kiz-babasi-olanlarin-anlayabilecegi-19-sey-745.html</guid>
			<description><![CDATA[Dünya üzerinde kendisinin en yakışıklı, en güçlü olduğunu düşünen, onun gibi birisini bulmak için çabalayan, kendisini pencerelerde bekleyen ve kapıdan girdiğinde koşarak boynuna atılan birinin olduğunu bilmek... Baba olmak başlı başına apayrı bir hissiyatken bir de bunu kız evlat ile taçlandırmak. İşte kız babası olanların bildiği veya ileride bilecekleri 19 şey:<br />
1. Haddinden fazla kıskanç olmak<br />
2. İki aşk arasında kalmak<br />
3. Naz çekmeye alışmak<br />
4. Gerçekten baba olduğunun farkına varmak<br />
5. Kendisini koşulsuz sevecek birinin varlığını bilmek<br />
6. Bir türlü büyüyemeyen bir evlada sahip olmak<br />
7. ”Kız babası olmak kolay mı lafı”nın birçok şeyi açıklaması<br />
8. Evladının bir ömür boyu kendinden izler taşıyacağını bilmek<br />
9. Kocaman parmaklarla küçücük fincanların kulpundan tutmak<br />
10. Pembe ve tonlarını sevmek<br />
11. Saç taramayı, toplamayı öğrenmek<br />
12. Barbie, Bratz, Winx, Çilek Kız, vb. şeylerin çok şey ifade etmesi<br />
13. Kızını evlendirirken tarifsiz bir acı yaşamak<br />
14. Dünya üzerinde en az bir kişi için dünyanın en yakışıklı erkeği olmak<br />
15. 20 yıl sonrası için bugünden planlar kurmak<br />
16. Birinin kralı olmak<br />
17. Katı kurallara sahip olmak<br />
18. Hangi devirde, unvanı ne olursa olsun benzer şeyleri düşünmek yaşamak<br />
19. Ve onun mutluluğu için her şeyi yapabilmek…<br />
<img src="http://i.imgur.com/XGUH8ry.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: XGUH8ry.jpg]" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dünya üzerinde kendisinin en yakışıklı, en güçlü olduğunu düşünen, onun gibi birisini bulmak için çabalayan, kendisini pencerelerde bekleyen ve kapıdan girdiğinde koşarak boynuna atılan birinin olduğunu bilmek... Baba olmak başlı başına apayrı bir hissiyatken bir de bunu kız evlat ile taçlandırmak. İşte kız babası olanların bildiği veya ileride bilecekleri 19 şey:<br />
1. Haddinden fazla kıskanç olmak<br />
2. İki aşk arasında kalmak<br />
3. Naz çekmeye alışmak<br />
4. Gerçekten baba olduğunun farkına varmak<br />
5. Kendisini koşulsuz sevecek birinin varlığını bilmek<br />
6. Bir türlü büyüyemeyen bir evlada sahip olmak<br />
7. ”Kız babası olmak kolay mı lafı”nın birçok şeyi açıklaması<br />
8. Evladının bir ömür boyu kendinden izler taşıyacağını bilmek<br />
9. Kocaman parmaklarla küçücük fincanların kulpundan tutmak<br />
10. Pembe ve tonlarını sevmek<br />
11. Saç taramayı, toplamayı öğrenmek<br />
12. Barbie, Bratz, Winx, Çilek Kız, vb. şeylerin çok şey ifade etmesi<br />
13. Kızını evlendirirken tarifsiz bir acı yaşamak<br />
14. Dünya üzerinde en az bir kişi için dünyanın en yakışıklı erkeği olmak<br />
15. 20 yıl sonrası için bugünden planlar kurmak<br />
16. Birinin kralı olmak<br />
17. Katı kurallara sahip olmak<br />
18. Hangi devirde, unvanı ne olursa olsun benzer şeyleri düşünmek yaşamak<br />
19. Ve onun mutluluğu için her şeyi yapabilmek…<br />
<img src="http://i.imgur.com/XGUH8ry.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: XGUH8ry.jpg]" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[BEN KİMİM ? (Mutlaka Okumalısınız)]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-ben-kimim-mutlaka-okumalisiniz-743.html</link>
			<pubDate>Sun, 15 Mar 2015 15:15:20 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=5">delidumrul</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-ben-kimim-mutlaka-okumalisiniz-743.html</guid>
			<description><![CDATA["<br />
Ben küçük kızlarınızı Barbie Bebeklerle büyüttüm, bugün sizden estetik operasyon için para istiyorlar diye neden şaşırıyorsunuz!<br />
Ben çıkarlarım uğruna kocaman bir moda endüstrisi yarattım! İstediğimi de elde ettim, 17 yaşındaki kızların çoğu dış görünüşlerinden rahatsız. Saçma salak moda programlarına çıkıp kendilerini aşağılatıyorlar..<br />
Ortalama bir insanın günde 5.5 saat TV izlediği, kitap okumadığı, tiyatro ve sinemaya çok az gittiği bir toplumda alaşağı edilmek gibi bir kaygım yok!<br />
Benim yüzümden ortalık miras kavgaları yüzünden kanlı bıçaklı olmuş akrabalarla dolu.<br />
Her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz bir koşu bandının üstünde fazla yağlarınızı eritmek için ter döküyorsunuz!<br />
Benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1.4 milyar aç insan var!<br />
Benim sayemde Starbucks için kahve üreten bir çiftçinin oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması gerek!<br />
Benim sayemde Uzak Doğu'da 6-12 yaş arası kızlar 200&#36; gibi komik bir paralarla seks kölesi olarak satılıyorlar.<br />
Benim sayemde "serbest piyasa ekonomisi" dünyanın en büyük yalanı.<br />
Türkiyelilerin % 24'ü benim sayemde eğer milyarder olmaları için bütün ailelerini reddetmeleri gerekecekse, bunu yapabileceklerini söylüyor.<br />
Kadınlara sesleniyorum! Lütfen birer obje haline geldiğinizi aklınıza getirmeden Victoria's Secret'a koşun.<br />
Victoria's Secret ülkelerine Türkiye de eklendi, avuç içi kadar çamaşıra 170 TL verince çok mutlu olacağınızı garanti ediyorum!<br />
Ben 15 yaşındaki bir çocuğun iPhone alabilmek için böbreğini sattığını duyunca zevkten dört köşe oldum!<br />
Benim sayemde sadece el kaldırıp indirerek çalıştığını iddia eden 500 asalak milletvekili var bu ülkede. Hepsi kazançlarının yarısı ile fakirlere yardımcı olsa memlekette fakir kalmaz.<br />
Benim sayemde Tayland'da Disney fabrikası için çalışan bir çocuğun Disneyland'e girecek parayı çıkarması için 55 gün çalışması gerek.<br />
Afrika kıtası dünyanın altın rezervlerinin % 90'ını elinde bulundurmasına rağmen, dünyada sadece 4 tane Afrikalı milyarder var.<br />
Benim sayemde Afrika kıtasından her sene 8.5 milyar &#36; değerinde pırlanta çıkıyor, kıtanın açlık sorununu çözmeye yetecek miktar...<br />
Siz pırlantalara bayılırsınız, Hindistan'da 1 milyon kişi günde 1.2 dolar kazanarak o pırlantaları üretiyorlar.<br />
Dünyayı sarışın kadınların güzel olduğuna inandırdım, bu yüzden Asya kıtasında 300 milyon kadın düzenli olarak beyazlatıcı sabun kullanıyor.<br />
Benim sayemde sizin hayatlarına özendiğiniz dizi yıldızlarının % 64'ü esrar bağımlısı.<br />
Benim sayemde yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz aynı tişörtü haftada iki kez giymeye utanıyorsunuz.<br />
Siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, artık farkına varın, taptığınız tek tanrı benim!<br />
Siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, Müslümanlar 5 yıldızlı Kabe manzaralı otellerinde, "ibadet" ederlerken?<br />
Siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, bütün dünya Hristiyan bayramı Noel'i sırf alışveriş yapıp eğlenmek için "kutlarken"?<br />
Türkiye'de 2 milyon evsiz insanın olduğundan kimsenin haberi yok çünkü TV'de gördüğünüz zenginlerin hepsi havuzlu villalarda yaşıyorlar.<br />
Ben yine başardım! Bütün kadınları dolapları tıka basa dolu olduğu halde giyecek hiçbir şeyleri olmadığına inandırdım.<br />
Dünya nüfusunun % 50'si dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 1'ine sahip.<br />
Dünya nüfusunun % 1'i dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 50'sine sahip.<br />
Bankacılar benim evlatlarım.<br />
Türkiyelilerin % 85'i eğer ekonomik durumlarını iyileştirebilecekse faşist bir hükumeti seçebileceklerini söylüyor. İşte BENİM GÜCÜM...<br />
Haydi beni tahmin edin.. BEN KİMİM ?<br />
<img src="http://i.imgur.com/HhjZ8Fh.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: HhjZ8Fh.jpg]" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA["<br />
Ben küçük kızlarınızı Barbie Bebeklerle büyüttüm, bugün sizden estetik operasyon için para istiyorlar diye neden şaşırıyorsunuz!<br />
Ben çıkarlarım uğruna kocaman bir moda endüstrisi yarattım! İstediğimi de elde ettim, 17 yaşındaki kızların çoğu dış görünüşlerinden rahatsız. Saçma salak moda programlarına çıkıp kendilerini aşağılatıyorlar..<br />
Ortalama bir insanın günde 5.5 saat TV izlediği, kitap okumadığı, tiyatro ve sinemaya çok az gittiği bir toplumda alaşağı edilmek gibi bir kaygım yok!<br />
Benim yüzümden ortalık miras kavgaları yüzünden kanlı bıçaklı olmuş akrabalarla dolu.<br />
Her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz bir koşu bandının üstünde fazla yağlarınızı eritmek için ter döküyorsunuz!<br />
Benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1.4 milyar aç insan var!<br />
Benim sayemde Starbucks için kahve üreten bir çiftçinin oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması gerek!<br />
Benim sayemde Uzak Doğu'da 6-12 yaş arası kızlar 200&#36; gibi komik bir paralarla seks kölesi olarak satılıyorlar.<br />
Benim sayemde "serbest piyasa ekonomisi" dünyanın en büyük yalanı.<br />
Türkiyelilerin % 24'ü benim sayemde eğer milyarder olmaları için bütün ailelerini reddetmeleri gerekecekse, bunu yapabileceklerini söylüyor.<br />
Kadınlara sesleniyorum! Lütfen birer obje haline geldiğinizi aklınıza getirmeden Victoria's Secret'a koşun.<br />
Victoria's Secret ülkelerine Türkiye de eklendi, avuç içi kadar çamaşıra 170 TL verince çok mutlu olacağınızı garanti ediyorum!<br />
Ben 15 yaşındaki bir çocuğun iPhone alabilmek için böbreğini sattığını duyunca zevkten dört köşe oldum!<br />
Benim sayemde sadece el kaldırıp indirerek çalıştığını iddia eden 500 asalak milletvekili var bu ülkede. Hepsi kazançlarının yarısı ile fakirlere yardımcı olsa memlekette fakir kalmaz.<br />
Benim sayemde Tayland'da Disney fabrikası için çalışan bir çocuğun Disneyland'e girecek parayı çıkarması için 55 gün çalışması gerek.<br />
Afrika kıtası dünyanın altın rezervlerinin % 90'ını elinde bulundurmasına rağmen, dünyada sadece 4 tane Afrikalı milyarder var.<br />
Benim sayemde Afrika kıtasından her sene 8.5 milyar &#36; değerinde pırlanta çıkıyor, kıtanın açlık sorununu çözmeye yetecek miktar...<br />
Siz pırlantalara bayılırsınız, Hindistan'da 1 milyon kişi günde 1.2 dolar kazanarak o pırlantaları üretiyorlar.<br />
Dünyayı sarışın kadınların güzel olduğuna inandırdım, bu yüzden Asya kıtasında 300 milyon kadın düzenli olarak beyazlatıcı sabun kullanıyor.<br />
Benim sayemde sizin hayatlarına özendiğiniz dizi yıldızlarının % 64'ü esrar bağımlısı.<br />
Benim sayemde yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz aynı tişörtü haftada iki kez giymeye utanıyorsunuz.<br />
Siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, artık farkına varın, taptığınız tek tanrı benim!<br />
Siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, Müslümanlar 5 yıldızlı Kabe manzaralı otellerinde, "ibadet" ederlerken?<br />
Siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, bütün dünya Hristiyan bayramı Noel'i sırf alışveriş yapıp eğlenmek için "kutlarken"?<br />
Türkiye'de 2 milyon evsiz insanın olduğundan kimsenin haberi yok çünkü TV'de gördüğünüz zenginlerin hepsi havuzlu villalarda yaşıyorlar.<br />
Ben yine başardım! Bütün kadınları dolapları tıka basa dolu olduğu halde giyecek hiçbir şeyleri olmadığına inandırdım.<br />
Dünya nüfusunun % 50'si dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 1'ine sahip.<br />
Dünya nüfusunun % 1'i dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 50'sine sahip.<br />
Bankacılar benim evlatlarım.<br />
Türkiyelilerin % 85'i eğer ekonomik durumlarını iyileştirebilecekse faşist bir hükumeti seçebileceklerini söylüyor. İşte BENİM GÜCÜM...<br />
Haydi beni tahmin edin.. BEN KİMİM ?<br />
<img src="http://i.imgur.com/HhjZ8Fh.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: HhjZ8Fh.jpg]" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Modern İnsan Yaşıyor mu ?]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-modern-insan-yasiyor-mu-742.html</link>
			<pubDate>Sat, 14 Mar 2015 20:47:36 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=5">delidumrul</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-modern-insan-yasiyor-mu-742.html</guid>
			<description><![CDATA[Modern insan yaşıyor mu?<br />
Bir film düşünün...Başrolünde bir otomobil var.<br />
Bir aile arabası.<br />
Garajdan çıkıyor, çocuğu okula, anne babayı işe götürüyor; geri dönüyor, bazen uzun uzun yıkanıyor.<br />
Bir de telefon tabii.<br />
Kamera sık sık bu cihazı gösteriyor.<br />
İçinizden "Ne saçma!" diye mi geçirdiniz? Niye? Dönüp kendi hayatımıza baksak...<br />
Yalan mı? Başrolde telefonlarımız yok mu? <br />
Ve saat... <br />
Saatin alarmı çalıyor.Uyanma vakti. Yataktan çıkılıyor. Diş fırçalama vakti. Diş fırçası perdede dişini fırçalayan insandan daha çok yer kaplıyor.<br />
Şöyle bir düşünün... <br />
Abartma mı bu?<br />
Hele televizyonlarımızın evdeki yeri ve değerinin evde yaşayan bizleri nasıl ezdiği gerçeğini de buna eklerseniz...<br />
Veya hayatı yaşamaktansa, TV'den izlemenin heyecanını mesela...<br />
Yönetmenin haksızlık ettiğini söyleyebilir misiniz?<br />
Hayır!<br />
Ama çok boğucu ve alabildiğine soğuk bir film derseniz, bakın işte bu doğru!<br />
Zaten 1989 yapımı bu filmin yönetmeni Michael Haneke de şöyle diyor: "İnsanlar perdede gerçekle karşılaşmaktan hoşlanmazlar.<br />
Tüketilmeye müsait hikayeler isterler."<br />
***<br />
<br />
Sadede geleyim...<br />
Birkaç hafta önce, "Pazar notları"mdan birinde şöyle diyordum...<br />
"Bir gün gelip sahip olduklarımızın hepsini çöpe atsak, sahiplenme duygusuyla sevdiğimiz ne varsa kendi hallerine bıraksak... Boş, bomboş kalırız. Çünkü hep sahip olduklarımızla var olduk ama hiç 'ol'madık."<br />
Bunun üzerine sevgili dostum Bülent Korman bir mesaj attı: "Haneke'nin Yedinci Kıta adlı filmini izledin mi?" <br />
Hemen izledim. Girişte sözünü ettiğim film o işte! <br />
Der Siebente Kontinent (Yedinci Kıta) usta yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi.<br />
Kariyer sahibi anne baba ve çocuktan oluşan modern çekirdek ailenin nesnelere ve rutine hapsolmuş hayatı anlatılıyor.<br />
Öyle bir aile ki...<br />
Duyguları var gibi de, aslında yok!..<br />
İlgileri var gibi de, hemen dağılıyor...<br />
İşler tıkırında gidiyor ama aslında anlamsız...<br />
Sonunda nesnelerin tahakkümünden kurtulmaya karar verip her şeyi kırıp dökmeye başladıkları sahneler öylesine sarsıcı ki...<br />
Dikkatinizi çekerim; bankadan çekilen kredi paralarının klozete atıldığı sahnede Cannes film festivali izleyicisi salonu terk etmiş.<br />
Evdeki makinelerin parçalanmasına, "hayat belirtisi" gösteren tek nesne olan akvaryumun kırılmasına falan tahammül eden Cannes seyircisi paraların boşa gitmesine dayanamamış. <br />
***<br />
<br />
Merak etmeyin, filmin trajik sonunu aktarmayacağım. Gerekmiyor.<br />
Hep sahip olmuş ama hiç "ol"amamış modern insanı böyle bir durumda nasıl bir son bekler ki?<br />
Nihayetinde metafiziği kovmuş, fiziğe tapmış bir dünyanın orta yerinde debelenip duruyoruz.<br />
Haneke'nin şu sözünü de kaydedip ayrılıyorum: "Her şeyin iyiye gittiğini düşünmek istiyorsunuz ama bu doğru değil!"<br />
<img src="http://i.imgur.com/OHwXjV4.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: OHwXjV4.jpg]" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Modern insan yaşıyor mu?<br />
Bir film düşünün...Başrolünde bir otomobil var.<br />
Bir aile arabası.<br />
Garajdan çıkıyor, çocuğu okula, anne babayı işe götürüyor; geri dönüyor, bazen uzun uzun yıkanıyor.<br />
Bir de telefon tabii.<br />
Kamera sık sık bu cihazı gösteriyor.<br />
İçinizden "Ne saçma!" diye mi geçirdiniz? Niye? Dönüp kendi hayatımıza baksak...<br />
Yalan mı? Başrolde telefonlarımız yok mu? <br />
Ve saat... <br />
Saatin alarmı çalıyor.Uyanma vakti. Yataktan çıkılıyor. Diş fırçalama vakti. Diş fırçası perdede dişini fırçalayan insandan daha çok yer kaplıyor.<br />
Şöyle bir düşünün... <br />
Abartma mı bu?<br />
Hele televizyonlarımızın evdeki yeri ve değerinin evde yaşayan bizleri nasıl ezdiği gerçeğini de buna eklerseniz...<br />
Veya hayatı yaşamaktansa, TV'den izlemenin heyecanını mesela...<br />
Yönetmenin haksızlık ettiğini söyleyebilir misiniz?<br />
Hayır!<br />
Ama çok boğucu ve alabildiğine soğuk bir film derseniz, bakın işte bu doğru!<br />
Zaten 1989 yapımı bu filmin yönetmeni Michael Haneke de şöyle diyor: "İnsanlar perdede gerçekle karşılaşmaktan hoşlanmazlar.<br />
Tüketilmeye müsait hikayeler isterler."<br />
***<br />
<br />
Sadede geleyim...<br />
Birkaç hafta önce, "Pazar notları"mdan birinde şöyle diyordum...<br />
"Bir gün gelip sahip olduklarımızın hepsini çöpe atsak, sahiplenme duygusuyla sevdiğimiz ne varsa kendi hallerine bıraksak... Boş, bomboş kalırız. Çünkü hep sahip olduklarımızla var olduk ama hiç 'ol'madık."<br />
Bunun üzerine sevgili dostum Bülent Korman bir mesaj attı: "Haneke'nin Yedinci Kıta adlı filmini izledin mi?" <br />
Hemen izledim. Girişte sözünü ettiğim film o işte! <br />
Der Siebente Kontinent (Yedinci Kıta) usta yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi.<br />
Kariyer sahibi anne baba ve çocuktan oluşan modern çekirdek ailenin nesnelere ve rutine hapsolmuş hayatı anlatılıyor.<br />
Öyle bir aile ki...<br />
Duyguları var gibi de, aslında yok!..<br />
İlgileri var gibi de, hemen dağılıyor...<br />
İşler tıkırında gidiyor ama aslında anlamsız...<br />
Sonunda nesnelerin tahakkümünden kurtulmaya karar verip her şeyi kırıp dökmeye başladıkları sahneler öylesine sarsıcı ki...<br />
Dikkatinizi çekerim; bankadan çekilen kredi paralarının klozete atıldığı sahnede Cannes film festivali izleyicisi salonu terk etmiş.<br />
Evdeki makinelerin parçalanmasına, "hayat belirtisi" gösteren tek nesne olan akvaryumun kırılmasına falan tahammül eden Cannes seyircisi paraların boşa gitmesine dayanamamış. <br />
***<br />
<br />
Merak etmeyin, filmin trajik sonunu aktarmayacağım. Gerekmiyor.<br />
Hep sahip olmuş ama hiç "ol"amamış modern insanı böyle bir durumda nasıl bir son bekler ki?<br />
Nihayetinde metafiziği kovmuş, fiziğe tapmış bir dünyanın orta yerinde debelenip duruyoruz.<br />
Haneke'nin şu sözünü de kaydedip ayrılıyorum: "Her şeyin iyiye gittiğini düşünmek istiyorsunuz ama bu doğru değil!"<br />
<img src="http://i.imgur.com/OHwXjV4.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: OHwXjV4.jpg]" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kur’an İnsan Beynini Nasıl Şekillendiriyor?]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-kur%E2%80%99an-insan-beynini-nasil-sekillendiriyor-685.html</link>
			<pubDate>Tue, 20 Jan 2015 21:00:41 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=416">merve</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-kur%E2%80%99an-insan-beynini-nasil-sekillendiriyor-685.html</guid>
			<description><![CDATA[ Bu yazıda çağını aşan müslüman bilim adamlarının ortaya çıkmasında Kur’an’ın nasıl bir role sahip olduğunu bilimsel bir dil ile okuyacaksınız.<br />
<br />
Katıldığım bilim tarihi derslerinden birinde müslüman olmayan bir profesör şöyle demişti:<br />
“Eğer politik problemleri ve birbirleriyle sürekli kavgaları olmasaydı Müslümanlar 1400’lerde aya çıkmış olurlardı.“<br />
Müslümanların bilim alanında yaptığı keşifler ve ilerlemeler oldukça hızlı ve etkileyicidir ve hala o momentum tekrarlanamamıştır. Acaba o hızda ilerlemelerine izin verilseydi müslümanlar bugün neler yapıyor olurdu? İçimdeki ses hemen “Müslümanların eğitim sistemlerini düşün!” dedi! Dolayısı ile ben de içimdeki Nörolojistin dediği gibi böyle bir medeniyetin beyinlerini şekillendiren faktörlerin neler olduğunu incelemek istedim.<br />
<br />
Çok ilginç bir şekilde bütün müslüman alimler Müslümanların Kur’an’ı eğitim sistemlerinin temeline oturttuklarında ne kadar başarılı olduklarını ve ondan vazgeçip seküler(laik) bir sisteme yöneldiklerinde de ne kadar gerilediğini anlatacaktır. Daha da garip olanı ise bu alimler gerilemenin temellerini manevi değerlere bağlarken şunu hemen söylemeliyiz ki gerçekte beyinde ne olduğunu incelememizi sağlayan elle tutulur ve bilimsel olarak incelenebilir malzemeler de mevcut. Hemen belirtelim ki Kur’an’ın beyni nasıl etkilediğinin burada anlatılanlardan çok daha fazla örneği var fakat kısa kesmek istedik.<br />
<br />
Beyne ve onun Kur’an tarafından nasıl değiştirildiğine geçmeden önce, müslümanların eskiden nasıl eğitim aldıklarına bir göz atmamız gerek. Bu bilgileri nereden aldığımı merak edenler için kaynaklarım, ünlü müslüman bilimadamlarının ( İbn Rüşd, İbn Sina vs.) biyografilerinin anlatıldığı yazılardır. İlaveten eğitimim süresince kendi öğretmenlerim de aynılarını söylemişlerdir. Haydi başlayalım.<br />
<br />
1) Yetenekli bir öğrenciye öğretilen ilk şey o öğrencinin Kur’an’ı tamamen ezberlemesi gerektiğiydi. Arapça dilini ele alırsak, herşeyin dışında Kur’an’ın okunuşu oldukça açık bir bilim dalidir. Bölgesel konuşma tarzları veya telaffuzdaki farklılıkların kişisel seçimlerine Kur’an okunurken izin verilmez.<br />
<br />
2) Kur’an öğrenirken öğrenilen bir konu da Arapçada Tecvid denilen ve Türkçeye belagat olarak çevirebileceğimiz bir dersin olduğudur. Yapılması gereken ilk şey, burada öğrencinin Kur’an ayetlerini hecelerken veya okurken tamamen hocasının öğrettiği gibi okuması gerektiğidir.<br />
<br />
3) Tecvid öğrenilirken dil, gırtlak ve ağız içerisinde tam olarak gerekli yerlere konularak çıkarılması gereken sesler çıkarılır. Bu bir kere olduğunda öğrenci bir ayeti Türkiye’de “Eski Yazı” olarak bilinen “Osmanlı hattı” ile tahta üzerine yazar ve Arapçanın normal heceleme kurallarından farklı kurallar varsa anlatılır.<br />
<br />
4) Şimdi elinde Eski Yazı olan bu öğrenci bir yere gider ve ayeti ezberler. Başlangıç düzeyindeki bir öğrenci için bu süre, bir kaç defa ayetin okunduğu gibi tekrarlanması ve eski yazıda nasıl hecelendiğinin öğrenilmesiyle devam eder.<br />
<br />
5) Bu girişden sonra öğrenci bir sonraki öğreneceği ve ezberleyeceği ayeti almadan önce elindeki ayeti bir çok kez tekrar eder. Son olarak hocasının karşısında ayeti okuyarak doğru olup olmadığını kontrol ettirir ve eğer hocası onay verirse öğrenci bir sonraki ezberleyeceği ayeti alır.<br />
<br />
6) İşte tam bu aşamada üçüncü gün, ilk öğrenilen ayetin son bir defa tekrar edilmesiyle başlar. Daha sonra bir sonraki ayet bir kaç defa tekrar edilir ve üçüncü öğrenilecek ayet alınır. Dördüncü gün ise ilginç ve dikkate değer bir değişiklik olarak ilk alınan ayet tekrar edilmez çünkü o artık tamamen ezberlenmiştir. Ancak bunun yerine alınmış olan ikinci ayet bir kez tekrar edilir, sonra üçüncüsü bir kaç kez tekrar edilir ve dördüncü ayet alınır.Yani birinci ayet yerine ikinci ayet ve ikinci yerine üçüncü geçmiştir.<br />
<br />
7) Hafta sona erdiğinde öğrenci o hafta boyunca öğrendiği herşey için (baştan başlayarak) tekrardan sorguya çekilir. İşte burada Kur’an’ın etkisi görülmeye başlanacaktır. Çünkü zaman geçtikçe ezberleme kapasitesi artar ve öğrenci tek bir seferde, bir ayet yerine bir kaç ayet veya bütün bir sayfayı ezberleyebilecek seviyeye gelir.<br />
<br />
8) Bu arada eski yazı ile yazma ve heceleme işlemi devam etmektedir. Sonunda her şey bittiğinde Kur’anın 6200 den fazla olan tüm ayetleri kelime kelime eski yazı ile yazılışları ve tam hecelemeleri ve ağızdan çıkışları da dahil bilinir bir şekilde ezberlenmiş olur.<br />
<br />
9) Bir sonraki aşama öğrencinin artık ayetleri haftalık değil aylık bazda ezberlemeye başlamasıdır. Bu genellikle günde bir cüz okuyarak ve ay sonunda tüm 30 parça tekrarlanarak yapılır. Böylece 30 günün sonunda tüm 30 cüz (1 cüz= 20 sayfa) bitmiş olacaktır.<br />
<br />
10) Bu arada şundan da bahsetmemiz gerekiyor ki Kur’an’ın 10 farklı okuma şekli var. Bu genellikle ayırıcı işaretlerin yerleştirilmesi (durma yerleri, uzatmalar vb.) ve buna göre kelimelerin söyleniş şeklinin değiştirilmesine dayanır. Bu da öğrenci için şu demektir ki öğrenci hem Kur’an’ı ezberlemeli, hem Eski Yazı ile yazmayı öğrenmeli, hem heceleri bilmeli ve bütün bunlara ilaveten 10 farklı okunuştaki farklılıkları her biri diğerinden bariz olarak anlaşılacak şekilde okuyabilmelidir. Bu gerçekten zordur, çünkü bazı okunuşlardaki farklılıklar çok zor anlaşılır.<br />
<br />
11) Kuranın nasıl seslendirildiğiyle ilgili bir kaç önemli özellik vardır. Kur’an’daki ayetler kafiyelidir ve genellikle ritm değiştirirler. Bu da dinleyiciye ayrı bir zevk verir. Ayrıca biri Kur’an okudukça tekdüze bir sesle konuşuyormuş gibi değil sanki şarkı söylüyormuşcasına melodi ile okur. Aslında Tecvid kaideleri, okuyucuyu şarkı söyler bir tonda Kur’an okumaya iter aksi halde her bir ayet istenilen şekilde anlaşılamaz.<br />
<br />
12) Bu konudaki son aşama Arap dili ve eski yazı ile yazma konusundaki kaligrafik çalışmadır.Kur’an okumanın farklı türleri çalışılırken öğrenci bilinmedik bir heceleme varsa onu da yazmalı fakat buna ilaveten kelimelerden noktalama ve uzatma vb. işaretlerini çıkarmalıdır.<br />
<br />
13) Bu ince çalışma aslında öğrencinin noktalama veya uzatma işaretleri olmaksızın okuma tarzının okunma anındaki farklılıklarla ilişkisini farketmesini sağlar.<br />
<br />
14) Buna ilaveten Arap dili, bu noktalama işaretlerinin ve uzatmaların uygun bir şekilde ağızdan çıkışının belirtilmesini gerektirir aksi halde mesela özne ve yüklem anlam olarak ayırt edilemez hale gelecektir. Dolayısı ile tüm bu çalışmalar eşliğinde Kur’an’ın nasıl okunduğu sürekli izlenmek zorundadır böylece ayetin manası değişmemelidir.<br />
<br />
Şimdi buraya kadar geldikten sonra tüm bunların öğrencinin beynini nasıl etkilediğini anlamak inanılmaz güzel ve etkileyicidir. Temelde beynin kendisi sinapsları çalıştırılarak şekillendirilebilir ve ayrıca hangi bölgelerinin daha aktif olduğu göz önünde bulundurulduğunda o bölgenin boyutu arttırılabilir. Geleneksel usûl ile Kur’an öğrenen birisinin beyninin hangi aşamalardan geçtiğini ve bu süreçte nasıl bir gelişim gösterdiğini anlamak bu yöntemle yetişen müslüman bilim adamlarının nasıl bu kadar başarılı olabildiklerini açıklayabilir. Kur’an öğrenirken dikkatlice dinlenen ayetler, ve onların telaffuz edildiği gibi detayları anlamaya çalışan öğrenci aslında beynin Temporal Lob dediğimiz bölgesini uyarmaktadır. Temporal Lob Hipokampus’un da bulunduğu yerdir. Burasının asıl önemi hafızanın pekiştirildiği yer olmasındandır. İnanılmaz bir şekilde aynı bölge müzikal seslerin de işlenmesi için aktive edilen bölgedir ve tabii ki bu durumda müzikal ses Kur’an okumak olacaktır. Bunun yanında öğrenci tahta parçalar üzerine eliyle yazı yazdığında da aktif haldedir. Kısacası beynin bu bölgesideki aktivite düzeyleri ve kapasitesi ile yeni bir şeyler öğrenen öğrencinin yeteneklerinin gelişimi birbirleri ile koordineli bir şekilde gelişir. Yani bu bölge ne kadar aktif olursa ve bu aktivasyon mesela Kur’an öğrenme ve okuma ile gelişirse, öğrencinin hafızası ve yeni bilgi öğrenme kabiliyeti daha da artar.<br />
<br />
brain_lobes<br />
<br />
Buna ilaveten Parietal Loblar da Kur’an öğrenme esnasında aktif bir şekilde rol oynar. Sol Parietal Lob okuma,yazma ve konuşma fonksiyonları ile ilgiliyken matematik ve mantık ile ilgili kabiliyetlerin de işlendiği bölgedir. Buna ilaveten sağ Parietal Lob konuşma tonunu yani harflerin ve kelimelerin doğru şekilde söylenip söylenmediğini kontrol eder. Aynı zamanda visuospatial (gözlem boyutsal) ilişkileri ve yüzdeki ifadeleri anlamada faydalıdır. Beynin ön tarafı yazma esnasında oldukça aktif olan dokunsal farkındalık ve tanımlama duyusunu kontrol eder.Arka taraf dikkat gerektiren işlemlerde çok önemli bir rol oynar. Her iki lob da yeteneklerin öğrenilmesi süresince aktifleşirler. Dolayısı ile tam olarak aktifleşmiş Parietal Loblar, daha gelişmiş mantık ve matematiksel problemleri çözme becerisi, genel konuşmada belirgin bir doğruluk ve sözcükleri vurgulama becerisi, yüzlerdeki duygusal ifadeleri daha iyi anlayabilme, ileri derecede dikkatli olma ve görsel boyutlardaki durumları daha kapsamlı bir şekilde anlayabilme becerisini geliştirir. Görsel boyutlardaki beceri müslümanların neden Astronomide bu kadar iyi olduklarının bariz bir örneğidir.<br />
<br />
Kur’an okumanın güçlü bir şekilde aktifleştirdiği diğer beyin bölgeleri Ön Loblar ve Primer Motor Kortex’dir. Ön Lobların aktif olması hafızanın çalışması, hafızanın geri çağırılması (hatırlama), konuşma üretiminde ileri kompleksite ve aynı zamanda yazılı kelimelerin anlaşılmasıda belirgin ilerleme, planlama, sosyal davranışlar gibi yüksek düzeyli (karmaşık) fonksiyonların yerine getirilmesinde aktiftir.<br />
<br />
Belirtilenlere bir örnek vermek gerekirse, bir öğrenci eski yazıyı okudukça beyni, okunan kelimenin uygun telaffuzu ile ilgili karar vermelidir. Ayrıca bunu noktalama işaretleri olmadan yapmalıdır ki bu da şu manaya gelir; öğrenci kelimeyi diğer yanlış kelimelerden ve olası yanlış anlamlardan ayırd etmelidir. Tabii bu da var olan geçerli 10 farklı okuma yöntemini ne kadar iyi anladığına dayanan kabiliyeti ile ilgilidir.<br />
<br />
Tüm bu şeylerde en muhteşem olan nokta, öğrencinin yaptığı Kur’an egzersizleri sonucu anlatılan tüm bu işlemleri bilinçsiz bir şekilde yapabiliyor oluşudur. Bu da beynin yavaşlatma ile ilgili bölgesini eğitir ki bu da sosyal etkileşim için çok önemlidir. ADHD (Attention Deficit Hyperactivity Order- Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu) probleminde çocukların beyinlerinin bu bölgesinin az geliştiği gözlenmiştir.<br />
<br />
Kişileri ve yerleri içeren Kur’an içerikleri ile ilgili çalışma yapmak beynin görsel resimleme üreten bölgesi de olan Occipital Lobları aktive eder. Bu beyin bölgesi görsel algılamada da çok önemlidir. Düşünsel resimler üreterek aktifleşen bu bölge indirekt olarak görsel algılama kapasitesini de geliştirir çünkü aktifleşen alan aynı bölgededir. Kur’an tarihsel içeriği ile, kıssalarıyla ve mantıksal argümanlarıyla farklı mekanları içerir ve böylece Kur’an daha etkin ve bağlayıcı bir hale gelir çünkü bu beyin bölgeleri sürekli tekrarlama seansları boyunca düzenli bir şekilde aktifleştirilirler.<br />
<br />
Tüm bunları bir araya getirirsek Kur’an eğitimi alarak ve yukarıdaki yöntemle Kur’an ezberleyerek büyüyen Müslümanların insan bilimlerine bu kadar kısa bir zaman diliminde yaptıkları katkı büyük bir şaşkınlık olmaktan çıkar. Öğrenci Kur’an üzerinde uzmanlaştığında ve bu eğitimi bitirdiğinde diğer bilimler ile olan ilişkisi başlar. Ancak farklı bir biçimde. Artık hangi bilim öğrenilecekse beyin bunun için daha önceden sürülmüş bir tarla gibi hazır bir vaziyette tohumlarını beklemektedir. Kur’an bunu sağlar ve tabiri caizse taşların ve çakılların olduğu sert bir toprak yerine her türlü tohumu alıp bünyesinde büyütebilecek bir toprak hazırlanmıştır.<br />
<br />
Beynin şekillendirilebilir doğası dikkate alındığında bir bölgedeki gelişmiş bağlantılar ve sinapslar hemen yanıbaşında var olan diğer kısımları da etkileyecektir.Kur’an ile belirtilen şekilde çalışmış olan öğrenci görsel algılamasını, dil yeteneğini, çalışan halihazırdaki hafızasını, hafıza oluşumunu, ses işleme kapasitesini, dikkatini, yeteneğinin nasıl geliştirileceğini, zihnini yavaşlatabilmeyi ve plan yapabilme kabiliyetini inanılmaz bir şekilde geliştirmiş olacaktır.<br />
<br />
Şimdi böyle bir öğrenciye temelinde sorunlu ve zor bir görev verildiğini düşünün. Bu duruma bir örnek İmam Gazali, Yunan Felsefesini öğrenmiş ve bu konuda uzman düzeyine ulaşmıştır ve daha da önemlisi bunu 2 yılda ve boş zamanlarında yaptığını söyler.<br />
<br />
Sonuç olarak, eğer Müslümanların bilimsel çalışmalarda nasıl üstel bir hızla ilerlediğini ve insan bilimlerine nasil katkı sagladıgını düşünürsek bunun nedeni gayet açıktır. Çünkü Müslümanların eğitim sistemlerinin temelinde Kur’an-ı Kerim vardı.<br />
muslimvillage.com sitesinden alınarak Mekteb-i Suffa ekibi tarafından Suffagah.com için çevrilmiştir.<br />
<img src="http://i.imgur.com/MGH07PY.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: MGH07PY.jpg]" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Bu yazıda çağını aşan müslüman bilim adamlarının ortaya çıkmasında Kur’an’ın nasıl bir role sahip olduğunu bilimsel bir dil ile okuyacaksınız.<br />
<br />
Katıldığım bilim tarihi derslerinden birinde müslüman olmayan bir profesör şöyle demişti:<br />
“Eğer politik problemleri ve birbirleriyle sürekli kavgaları olmasaydı Müslümanlar 1400’lerde aya çıkmış olurlardı.“<br />
Müslümanların bilim alanında yaptığı keşifler ve ilerlemeler oldukça hızlı ve etkileyicidir ve hala o momentum tekrarlanamamıştır. Acaba o hızda ilerlemelerine izin verilseydi müslümanlar bugün neler yapıyor olurdu? İçimdeki ses hemen “Müslümanların eğitim sistemlerini düşün!” dedi! Dolayısı ile ben de içimdeki Nörolojistin dediği gibi böyle bir medeniyetin beyinlerini şekillendiren faktörlerin neler olduğunu incelemek istedim.<br />
<br />
Çok ilginç bir şekilde bütün müslüman alimler Müslümanların Kur’an’ı eğitim sistemlerinin temeline oturttuklarında ne kadar başarılı olduklarını ve ondan vazgeçip seküler(laik) bir sisteme yöneldiklerinde de ne kadar gerilediğini anlatacaktır. Daha da garip olanı ise bu alimler gerilemenin temellerini manevi değerlere bağlarken şunu hemen söylemeliyiz ki gerçekte beyinde ne olduğunu incelememizi sağlayan elle tutulur ve bilimsel olarak incelenebilir malzemeler de mevcut. Hemen belirtelim ki Kur’an’ın beyni nasıl etkilediğinin burada anlatılanlardan çok daha fazla örneği var fakat kısa kesmek istedik.<br />
<br />
Beyne ve onun Kur’an tarafından nasıl değiştirildiğine geçmeden önce, müslümanların eskiden nasıl eğitim aldıklarına bir göz atmamız gerek. Bu bilgileri nereden aldığımı merak edenler için kaynaklarım, ünlü müslüman bilimadamlarının ( İbn Rüşd, İbn Sina vs.) biyografilerinin anlatıldığı yazılardır. İlaveten eğitimim süresince kendi öğretmenlerim de aynılarını söylemişlerdir. Haydi başlayalım.<br />
<br />
1) Yetenekli bir öğrenciye öğretilen ilk şey o öğrencinin Kur’an’ı tamamen ezberlemesi gerektiğiydi. Arapça dilini ele alırsak, herşeyin dışında Kur’an’ın okunuşu oldukça açık bir bilim dalidir. Bölgesel konuşma tarzları veya telaffuzdaki farklılıkların kişisel seçimlerine Kur’an okunurken izin verilmez.<br />
<br />
2) Kur’an öğrenirken öğrenilen bir konu da Arapçada Tecvid denilen ve Türkçeye belagat olarak çevirebileceğimiz bir dersin olduğudur. Yapılması gereken ilk şey, burada öğrencinin Kur’an ayetlerini hecelerken veya okurken tamamen hocasının öğrettiği gibi okuması gerektiğidir.<br />
<br />
3) Tecvid öğrenilirken dil, gırtlak ve ağız içerisinde tam olarak gerekli yerlere konularak çıkarılması gereken sesler çıkarılır. Bu bir kere olduğunda öğrenci bir ayeti Türkiye’de “Eski Yazı” olarak bilinen “Osmanlı hattı” ile tahta üzerine yazar ve Arapçanın normal heceleme kurallarından farklı kurallar varsa anlatılır.<br />
<br />
4) Şimdi elinde Eski Yazı olan bu öğrenci bir yere gider ve ayeti ezberler. Başlangıç düzeyindeki bir öğrenci için bu süre, bir kaç defa ayetin okunduğu gibi tekrarlanması ve eski yazıda nasıl hecelendiğinin öğrenilmesiyle devam eder.<br />
<br />
5) Bu girişden sonra öğrenci bir sonraki öğreneceği ve ezberleyeceği ayeti almadan önce elindeki ayeti bir çok kez tekrar eder. Son olarak hocasının karşısında ayeti okuyarak doğru olup olmadığını kontrol ettirir ve eğer hocası onay verirse öğrenci bir sonraki ezberleyeceği ayeti alır.<br />
<br />
6) İşte tam bu aşamada üçüncü gün, ilk öğrenilen ayetin son bir defa tekrar edilmesiyle başlar. Daha sonra bir sonraki ayet bir kaç defa tekrar edilir ve üçüncü öğrenilecek ayet alınır. Dördüncü gün ise ilginç ve dikkate değer bir değişiklik olarak ilk alınan ayet tekrar edilmez çünkü o artık tamamen ezberlenmiştir. Ancak bunun yerine alınmış olan ikinci ayet bir kez tekrar edilir, sonra üçüncüsü bir kaç kez tekrar edilir ve dördüncü ayet alınır.Yani birinci ayet yerine ikinci ayet ve ikinci yerine üçüncü geçmiştir.<br />
<br />
7) Hafta sona erdiğinde öğrenci o hafta boyunca öğrendiği herşey için (baştan başlayarak) tekrardan sorguya çekilir. İşte burada Kur’an’ın etkisi görülmeye başlanacaktır. Çünkü zaman geçtikçe ezberleme kapasitesi artar ve öğrenci tek bir seferde, bir ayet yerine bir kaç ayet veya bütün bir sayfayı ezberleyebilecek seviyeye gelir.<br />
<br />
8) Bu arada eski yazı ile yazma ve heceleme işlemi devam etmektedir. Sonunda her şey bittiğinde Kur’anın 6200 den fazla olan tüm ayetleri kelime kelime eski yazı ile yazılışları ve tam hecelemeleri ve ağızdan çıkışları da dahil bilinir bir şekilde ezberlenmiş olur.<br />
<br />
9) Bir sonraki aşama öğrencinin artık ayetleri haftalık değil aylık bazda ezberlemeye başlamasıdır. Bu genellikle günde bir cüz okuyarak ve ay sonunda tüm 30 parça tekrarlanarak yapılır. Böylece 30 günün sonunda tüm 30 cüz (1 cüz= 20 sayfa) bitmiş olacaktır.<br />
<br />
10) Bu arada şundan da bahsetmemiz gerekiyor ki Kur’an’ın 10 farklı okuma şekli var. Bu genellikle ayırıcı işaretlerin yerleştirilmesi (durma yerleri, uzatmalar vb.) ve buna göre kelimelerin söyleniş şeklinin değiştirilmesine dayanır. Bu da öğrenci için şu demektir ki öğrenci hem Kur’an’ı ezberlemeli, hem Eski Yazı ile yazmayı öğrenmeli, hem heceleri bilmeli ve bütün bunlara ilaveten 10 farklı okunuştaki farklılıkları her biri diğerinden bariz olarak anlaşılacak şekilde okuyabilmelidir. Bu gerçekten zordur, çünkü bazı okunuşlardaki farklılıklar çok zor anlaşılır.<br />
<br />
11) Kuranın nasıl seslendirildiğiyle ilgili bir kaç önemli özellik vardır. Kur’an’daki ayetler kafiyelidir ve genellikle ritm değiştirirler. Bu da dinleyiciye ayrı bir zevk verir. Ayrıca biri Kur’an okudukça tekdüze bir sesle konuşuyormuş gibi değil sanki şarkı söylüyormuşcasına melodi ile okur. Aslında Tecvid kaideleri, okuyucuyu şarkı söyler bir tonda Kur’an okumaya iter aksi halde her bir ayet istenilen şekilde anlaşılamaz.<br />
<br />
12) Bu konudaki son aşama Arap dili ve eski yazı ile yazma konusundaki kaligrafik çalışmadır.Kur’an okumanın farklı türleri çalışılırken öğrenci bilinmedik bir heceleme varsa onu da yazmalı fakat buna ilaveten kelimelerden noktalama ve uzatma vb. işaretlerini çıkarmalıdır.<br />
<br />
13) Bu ince çalışma aslında öğrencinin noktalama veya uzatma işaretleri olmaksızın okuma tarzının okunma anındaki farklılıklarla ilişkisini farketmesini sağlar.<br />
<br />
14) Buna ilaveten Arap dili, bu noktalama işaretlerinin ve uzatmaların uygun bir şekilde ağızdan çıkışının belirtilmesini gerektirir aksi halde mesela özne ve yüklem anlam olarak ayırt edilemez hale gelecektir. Dolayısı ile tüm bu çalışmalar eşliğinde Kur’an’ın nasıl okunduğu sürekli izlenmek zorundadır böylece ayetin manası değişmemelidir.<br />
<br />
Şimdi buraya kadar geldikten sonra tüm bunların öğrencinin beynini nasıl etkilediğini anlamak inanılmaz güzel ve etkileyicidir. Temelde beynin kendisi sinapsları çalıştırılarak şekillendirilebilir ve ayrıca hangi bölgelerinin daha aktif olduğu göz önünde bulundurulduğunda o bölgenin boyutu arttırılabilir. Geleneksel usûl ile Kur’an öğrenen birisinin beyninin hangi aşamalardan geçtiğini ve bu süreçte nasıl bir gelişim gösterdiğini anlamak bu yöntemle yetişen müslüman bilim adamlarının nasıl bu kadar başarılı olabildiklerini açıklayabilir. Kur’an öğrenirken dikkatlice dinlenen ayetler, ve onların telaffuz edildiği gibi detayları anlamaya çalışan öğrenci aslında beynin Temporal Lob dediğimiz bölgesini uyarmaktadır. Temporal Lob Hipokampus’un da bulunduğu yerdir. Burasının asıl önemi hafızanın pekiştirildiği yer olmasındandır. İnanılmaz bir şekilde aynı bölge müzikal seslerin de işlenmesi için aktive edilen bölgedir ve tabii ki bu durumda müzikal ses Kur’an okumak olacaktır. Bunun yanında öğrenci tahta parçalar üzerine eliyle yazı yazdığında da aktif haldedir. Kısacası beynin bu bölgesideki aktivite düzeyleri ve kapasitesi ile yeni bir şeyler öğrenen öğrencinin yeteneklerinin gelişimi birbirleri ile koordineli bir şekilde gelişir. Yani bu bölge ne kadar aktif olursa ve bu aktivasyon mesela Kur’an öğrenme ve okuma ile gelişirse, öğrencinin hafızası ve yeni bilgi öğrenme kabiliyeti daha da artar.<br />
<br />
brain_lobes<br />
<br />
Buna ilaveten Parietal Loblar da Kur’an öğrenme esnasında aktif bir şekilde rol oynar. Sol Parietal Lob okuma,yazma ve konuşma fonksiyonları ile ilgiliyken matematik ve mantık ile ilgili kabiliyetlerin de işlendiği bölgedir. Buna ilaveten sağ Parietal Lob konuşma tonunu yani harflerin ve kelimelerin doğru şekilde söylenip söylenmediğini kontrol eder. Aynı zamanda visuospatial (gözlem boyutsal) ilişkileri ve yüzdeki ifadeleri anlamada faydalıdır. Beynin ön tarafı yazma esnasında oldukça aktif olan dokunsal farkındalık ve tanımlama duyusunu kontrol eder.Arka taraf dikkat gerektiren işlemlerde çok önemli bir rol oynar. Her iki lob da yeteneklerin öğrenilmesi süresince aktifleşirler. Dolayısı ile tam olarak aktifleşmiş Parietal Loblar, daha gelişmiş mantık ve matematiksel problemleri çözme becerisi, genel konuşmada belirgin bir doğruluk ve sözcükleri vurgulama becerisi, yüzlerdeki duygusal ifadeleri daha iyi anlayabilme, ileri derecede dikkatli olma ve görsel boyutlardaki durumları daha kapsamlı bir şekilde anlayabilme becerisini geliştirir. Görsel boyutlardaki beceri müslümanların neden Astronomide bu kadar iyi olduklarının bariz bir örneğidir.<br />
<br />
Kur’an okumanın güçlü bir şekilde aktifleştirdiği diğer beyin bölgeleri Ön Loblar ve Primer Motor Kortex’dir. Ön Lobların aktif olması hafızanın çalışması, hafızanın geri çağırılması (hatırlama), konuşma üretiminde ileri kompleksite ve aynı zamanda yazılı kelimelerin anlaşılmasıda belirgin ilerleme, planlama, sosyal davranışlar gibi yüksek düzeyli (karmaşık) fonksiyonların yerine getirilmesinde aktiftir.<br />
<br />
Belirtilenlere bir örnek vermek gerekirse, bir öğrenci eski yazıyı okudukça beyni, okunan kelimenin uygun telaffuzu ile ilgili karar vermelidir. Ayrıca bunu noktalama işaretleri olmadan yapmalıdır ki bu da şu manaya gelir; öğrenci kelimeyi diğer yanlış kelimelerden ve olası yanlış anlamlardan ayırd etmelidir. Tabii bu da var olan geçerli 10 farklı okuma yöntemini ne kadar iyi anladığına dayanan kabiliyeti ile ilgilidir.<br />
<br />
Tüm bu şeylerde en muhteşem olan nokta, öğrencinin yaptığı Kur’an egzersizleri sonucu anlatılan tüm bu işlemleri bilinçsiz bir şekilde yapabiliyor oluşudur. Bu da beynin yavaşlatma ile ilgili bölgesini eğitir ki bu da sosyal etkileşim için çok önemlidir. ADHD (Attention Deficit Hyperactivity Order- Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu) probleminde çocukların beyinlerinin bu bölgesinin az geliştiği gözlenmiştir.<br />
<br />
Kişileri ve yerleri içeren Kur’an içerikleri ile ilgili çalışma yapmak beynin görsel resimleme üreten bölgesi de olan Occipital Lobları aktive eder. Bu beyin bölgesi görsel algılamada da çok önemlidir. Düşünsel resimler üreterek aktifleşen bu bölge indirekt olarak görsel algılama kapasitesini de geliştirir çünkü aktifleşen alan aynı bölgededir. Kur’an tarihsel içeriği ile, kıssalarıyla ve mantıksal argümanlarıyla farklı mekanları içerir ve böylece Kur’an daha etkin ve bağlayıcı bir hale gelir çünkü bu beyin bölgeleri sürekli tekrarlama seansları boyunca düzenli bir şekilde aktifleştirilirler.<br />
<br />
Tüm bunları bir araya getirirsek Kur’an eğitimi alarak ve yukarıdaki yöntemle Kur’an ezberleyerek büyüyen Müslümanların insan bilimlerine bu kadar kısa bir zaman diliminde yaptıkları katkı büyük bir şaşkınlık olmaktan çıkar. Öğrenci Kur’an üzerinde uzmanlaştığında ve bu eğitimi bitirdiğinde diğer bilimler ile olan ilişkisi başlar. Ancak farklı bir biçimde. Artık hangi bilim öğrenilecekse beyin bunun için daha önceden sürülmüş bir tarla gibi hazır bir vaziyette tohumlarını beklemektedir. Kur’an bunu sağlar ve tabiri caizse taşların ve çakılların olduğu sert bir toprak yerine her türlü tohumu alıp bünyesinde büyütebilecek bir toprak hazırlanmıştır.<br />
<br />
Beynin şekillendirilebilir doğası dikkate alındığında bir bölgedeki gelişmiş bağlantılar ve sinapslar hemen yanıbaşında var olan diğer kısımları da etkileyecektir.Kur’an ile belirtilen şekilde çalışmış olan öğrenci görsel algılamasını, dil yeteneğini, çalışan halihazırdaki hafızasını, hafıza oluşumunu, ses işleme kapasitesini, dikkatini, yeteneğinin nasıl geliştirileceğini, zihnini yavaşlatabilmeyi ve plan yapabilme kabiliyetini inanılmaz bir şekilde geliştirmiş olacaktır.<br />
<br />
Şimdi böyle bir öğrenciye temelinde sorunlu ve zor bir görev verildiğini düşünün. Bu duruma bir örnek İmam Gazali, Yunan Felsefesini öğrenmiş ve bu konuda uzman düzeyine ulaşmıştır ve daha da önemlisi bunu 2 yılda ve boş zamanlarında yaptığını söyler.<br />
<br />
Sonuç olarak, eğer Müslümanların bilimsel çalışmalarda nasıl üstel bir hızla ilerlediğini ve insan bilimlerine nasil katkı sagladıgını düşünürsek bunun nedeni gayet açıktır. Çünkü Müslümanların eğitim sistemlerinin temelinde Kur’an-ı Kerim vardı.<br />
muslimvillage.com sitesinden alınarak Mekteb-i Suffa ekibi tarafından Suffagah.com için çevrilmiştir.<br />
<img src="http://i.imgur.com/MGH07PY.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: MGH07PY.jpg]" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Eskiden]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-eskiden-673.html</link>
			<pubDate>Tue, 30 Dec 2014 10:29:30 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=11">gakko</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-eskiden-673.html</guid>
			<description><![CDATA[ ESKİDEN...<br />
içten samimi kardeşlik vardı<br />
Çember çevrilir,<br />
Su çeşmeden içilir,<br />
Ağaçlara tırmanılırdı.<br />
salıncaklarda sallanırdık<br />
kışın kırık tahtayla karın üzerinde kayak<br />
Bebekler bezden,<br />
Silahlar tahtadan,<br />
okulumuzunkara tozlu tahtası vardı<br />
Resimler kömür karasından yapılırdı.<br />
Kızlara ninelerinin, erkeklere dedelerinin<br />
İsimleri konulurdu<br />
peynir yoğurt serin dere kenarında soğutulurdu<br />
Komşuda pişen<br />
Bize…<br />
Bizde pişen komşuya düşerdi.<br />
Geceler ayaz,<br />
Sokaklar karanlık,<br />
Yıldızlar parlak olurdu.<br />
ama herkes güven içindeydi<br />
Turşu, salça, mantı<br />
Evde yapılır,<br />
Karpuz kuyuda soğutulurdu.<br />
Erik ağacının çiçeği,<br />
Pencere camımıza yaslanır,<br />
Güz yaprakları bahçemize düşerdi.<br />
Kardan adam yapılır,<br />
Evlerde soba yakılır,<br />
Kış gecelerinde komşular toplanırdı<br />
masal anlatılırdı.<br />
Merdiven çıkılır,<br />
Aidat ödenmez,<br />
Yönetici seçilmezdi.<br />
Evler badanalı,<br />
Sokaklar lambasız,<br />
Mahalleler bekçili olurdu.<br />
Ajans radyodan dinlenir,<br />
bir gazete sayfası bulan<br />
Defterlere kenar süsü yapardı<br />
Hayat,<br />
Arkası yarın gibiydi,<br />
Kesintisizdi.<br />
Her gün yaşanacak bir şey vardı.<br />
Herkes kendi düşünü kurar,<br />
Kendi hayatını oynardı.<br />
kıt imkanlara rağmen insanlar huzurluydu<br />
Şimdi,<br />
Herkes<br />
Yoğun,<br />
Yorgun<br />
varlık içinde yokluk<br />
Ve<br />
Tek başına ve mutsuz ...<br />
<img src="http://i.imgur.com/ErkjUC2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ErkjUC2.jpg]" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ ESKİDEN...<br />
içten samimi kardeşlik vardı<br />
Çember çevrilir,<br />
Su çeşmeden içilir,<br />
Ağaçlara tırmanılırdı.<br />
salıncaklarda sallanırdık<br />
kışın kırık tahtayla karın üzerinde kayak<br />
Bebekler bezden,<br />
Silahlar tahtadan,<br />
okulumuzunkara tozlu tahtası vardı<br />
Resimler kömür karasından yapılırdı.<br />
Kızlara ninelerinin, erkeklere dedelerinin<br />
İsimleri konulurdu<br />
peynir yoğurt serin dere kenarında soğutulurdu<br />
Komşuda pişen<br />
Bize…<br />
Bizde pişen komşuya düşerdi.<br />
Geceler ayaz,<br />
Sokaklar karanlık,<br />
Yıldızlar parlak olurdu.<br />
ama herkes güven içindeydi<br />
Turşu, salça, mantı<br />
Evde yapılır,<br />
Karpuz kuyuda soğutulurdu.<br />
Erik ağacının çiçeği,<br />
Pencere camımıza yaslanır,<br />
Güz yaprakları bahçemize düşerdi.<br />
Kardan adam yapılır,<br />
Evlerde soba yakılır,<br />
Kış gecelerinde komşular toplanırdı<br />
masal anlatılırdı.<br />
Merdiven çıkılır,<br />
Aidat ödenmez,<br />
Yönetici seçilmezdi.<br />
Evler badanalı,<br />
Sokaklar lambasız,<br />
Mahalleler bekçili olurdu.<br />
Ajans radyodan dinlenir,<br />
bir gazete sayfası bulan<br />
Defterlere kenar süsü yapardı<br />
Hayat,<br />
Arkası yarın gibiydi,<br />
Kesintisizdi.<br />
Her gün yaşanacak bir şey vardı.<br />
Herkes kendi düşünü kurar,<br />
Kendi hayatını oynardı.<br />
kıt imkanlara rağmen insanlar huzurluydu<br />
Şimdi,<br />
Herkes<br />
Yoğun,<br />
Yorgun<br />
varlık içinde yokluk<br />
Ve<br />
Tek başına ve mutsuz ...<br />
<img src="http://i.imgur.com/ErkjUC2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ErkjUC2.jpg]" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Uyuma Pozisyonlarına Göre Kişilik Analizleri]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-uyuma-pozisyonlarina-gore-kisilik-analizleri-671.html</link>
			<pubDate>Mon, 29 Dec 2014 23:28:29 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=11">gakko</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-uyuma-pozisyonlarina-gore-kisilik-analizleri-671.html</guid>
			<description><![CDATA[Uyuma Pozisyonlarına Göre Kişilik Analizleri<br />
1- Şüpheci bir insandır ve hayata karşı mantık çerçevesinden bakarlar.<br />
<br />
2- İyi bir dinleyicidir ve ihtiyaç anlarında hemen yardıma koşarlar.<br />
<br />
3- Rahat ve sosyal insanlardır fakat sosyal çevrelerinde pek zeki kişiler olarak anılmazlar.<br />
<br />
4- Sessiz ve sakin kişilerdir. Gürültülü sosyal etkinliklerden pek hoşlanmazlar.<br />
<br />
5- Atılgan ve girişimci kişilerdir fakat eleştiri kaldıramazlar.<br />
<br />
6- Dik ve güçlü görünüyor olabilirler ama gayet utangaç ve duygusal insanlardır.<br />
<img src="http://i.imgur.com/Muqv5yl.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Muqv5yl.jpg]" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Uyuma Pozisyonlarına Göre Kişilik Analizleri<br />
1- Şüpheci bir insandır ve hayata karşı mantık çerçevesinden bakarlar.<br />
<br />
2- İyi bir dinleyicidir ve ihtiyaç anlarında hemen yardıma koşarlar.<br />
<br />
3- Rahat ve sosyal insanlardır fakat sosyal çevrelerinde pek zeki kişiler olarak anılmazlar.<br />
<br />
4- Sessiz ve sakin kişilerdir. Gürültülü sosyal etkinliklerden pek hoşlanmazlar.<br />
<br />
5- Atılgan ve girişimci kişilerdir fakat eleştiri kaldıramazlar.<br />
<br />
6- Dik ve güçlü görünüyor olabilirler ama gayet utangaç ve duygusal insanlardır.<br />
<img src="http://i.imgur.com/Muqv5yl.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Muqv5yl.jpg]" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türkiye'de Erkek Olmak Zordur]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-turkiye-de-erkek-olmak-zordur-655.html</link>
			<pubDate>Sat, 27 Dec 2014 20:30:34 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=11">gakko</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-turkiye-de-erkek-olmak-zordur-655.html</guid>
			<description><![CDATA[zordur. <br />
türkiye'de erkek olmak,<br />
kilolu olsa ayı,<br />
zayıf olsa ''ayh kız o ne öyle kürdan gibi dar omuzlu''<br />
kısa kollu gömlek giyerse kro,<br />
beyaz gömlek giyerse şaban,<br />
samimi davranırsa ''ay kesin bana asılacak''<br />
mesafe koyarsa ilgisiz, soğuk,<br />
sakallarını kesmese ''o ne yha öyle terörist gibi''<br />
sakallarını kesse ''erkeğin makyajı sakaldır yhaa''<br />
ders çalışsa inek, süt<br />
çalışmasa(okul başarısı iyi olmasa) serseri, sap, hayırsız,<br />
birini sevse ''evin olacak, araban olacak, en az 3000 tl maaşın olacak'' <br />
sevmese ''acaba gay mi?''<br />
yakışıklıysa kesin benim ağzım bozuktir,<br />
çirkinse def olup gitsindir,aha erkek olmakta böyledir bu ülkede, bu ülkede yaşamanın cezasını sadece kadınlar çekmiyor, erkekler de çekiyor, topyekün zihin olarak hastalıklıyız kadınlı erkekli, mesele cinsiyetin çok daha ötesinde, sadece kadınların ezildiğini sananlara selam ederim.<br />
<img src="http://i.imgur.com/RomvxV1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: RomvxV1.jpg]" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[zordur. <br />
türkiye'de erkek olmak,<br />
kilolu olsa ayı,<br />
zayıf olsa ''ayh kız o ne öyle kürdan gibi dar omuzlu''<br />
kısa kollu gömlek giyerse kro,<br />
beyaz gömlek giyerse şaban,<br />
samimi davranırsa ''ay kesin bana asılacak''<br />
mesafe koyarsa ilgisiz, soğuk,<br />
sakallarını kesmese ''o ne yha öyle terörist gibi''<br />
sakallarını kesse ''erkeğin makyajı sakaldır yhaa''<br />
ders çalışsa inek, süt<br />
çalışmasa(okul başarısı iyi olmasa) serseri, sap, hayırsız,<br />
birini sevse ''evin olacak, araban olacak, en az 3000 tl maaşın olacak'' <br />
sevmese ''acaba gay mi?''<br />
yakışıklıysa kesin benim ağzım bozuktir,<br />
çirkinse def olup gitsindir,aha erkek olmakta böyledir bu ülkede, bu ülkede yaşamanın cezasını sadece kadınlar çekmiyor, erkekler de çekiyor, topyekün zihin olarak hastalıklıyız kadınlı erkekli, mesele cinsiyetin çok daha ötesinde, sadece kadınların ezildiğini sananlara selam ederim.<br />
<img src="http://i.imgur.com/RomvxV1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: RomvxV1.jpg]" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ne Kadar Sevdiğini / Sevildiğini Nasıl Anlarsın]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-ne-kadar-sevdigini-sevildigini-nasil-anlarsin-651.html</link>
			<pubDate>Sat, 27 Dec 2014 18:43:27 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=11">gakko</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-ne-kadar-sevdigini-sevildigini-nasil-anlarsin-651.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #141823;" class="mycode_color">Geçenlerde yağan kar nedeniyle birçok kaza</span><br />
<span style="color: #141823;" class="mycode_color">yaşandı. Bunlardan birisi zincirleme bir</span><br />
<span style="color: #141823;" class="mycode_color">kazaya karışan ve çok şükür kendisine bir şey</span><br />
<span style="color: #141823;" class="mycode_color">olmayan bir kadının başına geldi. Korkuya<br />
kapılan kadın ilk iş olarak eşini aradı ve<br />
eşinin ilk cevabı “Arabada bir şey var mı?” oldu…<br />
<br />
Bir başka kadının doktor randevusu vardı.<br />
Tek başına gitmeye çekindiği bir<br />
randevuydu. Fakat yakın bir akrabası<br />
olmadığından tek başına gitmesi<br />
gerekiyordu ve eşine söyledi ama<br />
gelemeyeceği için ısrar etmedi. Sadece randevu saatini söyledi ve dua istedi... Muayene sonucu korktuğu gibi olmadı,<br />
sonuç iyiydi. Eve geldi ve eşinin randevunun<br />
nasıl geçtiğiyle ilgili bir şeyler sormasını<br />
bekledi… Aradan on beş gün geçti. Hala<br />
bekliyor...<br />
<br />
Bir adam arabasından inerken kaydı ve<br />
düştü, ayak bileği incindi. (Sonradan kırık<br />
olduğu anlaşıldı.) Kapıda kendisini<br />
karşılayan eşi arkadaşıyla konuşuyordu.<br />
Adam canının yandığını, ayağının kırılmış<br />
olabileceğini söyledi. Ama kadın “Aaa, öyle mi?” diyerek arkadaşıyla konuşmaya devam<br />
etti, adam donakaldı... Hala donmuş<br />
durumda, duygusu yok...<br />
<br />
Bir başka adam babasının hasta olduğunu<br />
öğrendiği için akşam babasına uğramak<br />
istediğini söyleyince, eşi “Ama dışarıda<br />
yemek rezervasyonumuz vardı.” cevabını<br />
alınca üzüntüsünü içine attı...<br />
<br />
Ve daha birçok örnek... Her gün<br />
yaşadığımız, yaşattığımız... Kendimiz için önemli olan bir şeyi karşımız<br />
için aynı önemde görmediğimiz onca olayın<br />
içinde kalpler kırılıyor. İlişkiler can çekişiyor. Bazı önemli olaylar vardır, bunların<br />
ıskalanması telafisi zor aralıklar koyar<br />
insanların arasına. Sonra herkes unutmuş<br />
gibi yapar. Bazen çaresizlikten, bazen de<br />
durum acı verse de ilişkiyi bitirmek için<br />
yeterince büyük görülmediğinden...<br />
<br />
Fakat hesap bir gün kabardığında, çok küçük bir<br />
rüzgar gelir ve çok güçlü zannedilen ilişkiler<br />
dağılıp gider. Yıpranma yıllar sürer, yıkılması ise bir andır.<br />
Bazen hiç ummadığınız bir şey gelir ve sizin<br />
çok sağlam sandığınız her şeyi alır götürür. Küçük ihmaller, hiçbir zaman küçük<br />
değillerdir. Altlarında daha derin<br />
düşünceleri örterler. Bunların başında da<br />
“Sana değer vermiyorum!” düşüncesi vardır<br />
veya “Senin acın beni ilgilendirmiyor!”<br />
düşüncesi...<br />
<br />
İşte ruh birlikte eğlenebildiği ama birlikte acısını paylaşamadığı ruha karşı<br />
soğur. İnsan, karşısındaki insanın kendisini ne<br />
kadar sevdiğini verdiği hediyelerle ölçmez<br />
çoğu kere. Böyle durumlarda sınanır sevgi.<br />
Ve insan sınanana kadar ne kadar sevildiğini<br />
bilemez. Ne kadar sevdiğini de. Sevgi sınar<br />
çoğu kere ve bazıları kaybeder çok azı da kazanır...<br />
<br />
Bu günlerde kaybedenler çoğunlukta<br />
görünüyor. Sanıyorum ki bir nedeni de<br />
yanımızdakinin acısına duyarsızlaşmamız...<br />
Hep eğlenceli bir şeylerin peşinden<br />
koşmamız... Ve sadece kendimiz için yaşama<br />
çabamız... Oysaki yanımızdaki olmadan yaşayamayacağımızı unutuyoruz.<br />
<img src="http://i.imgur.com/V0WNv54.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: V0WNv54.jpg]" class="mycode_img" /></span><br />
 ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #141823;" class="mycode_color">Geçenlerde yağan kar nedeniyle birçok kaza</span><br />
<span style="color: #141823;" class="mycode_color">yaşandı. Bunlardan birisi zincirleme bir</span><br />
<span style="color: #141823;" class="mycode_color">kazaya karışan ve çok şükür kendisine bir şey</span><br />
<span style="color: #141823;" class="mycode_color">olmayan bir kadının başına geldi. Korkuya<br />
kapılan kadın ilk iş olarak eşini aradı ve<br />
eşinin ilk cevabı “Arabada bir şey var mı?” oldu…<br />
<br />
Bir başka kadının doktor randevusu vardı.<br />
Tek başına gitmeye çekindiği bir<br />
randevuydu. Fakat yakın bir akrabası<br />
olmadığından tek başına gitmesi<br />
gerekiyordu ve eşine söyledi ama<br />
gelemeyeceği için ısrar etmedi. Sadece randevu saatini söyledi ve dua istedi... Muayene sonucu korktuğu gibi olmadı,<br />
sonuç iyiydi. Eve geldi ve eşinin randevunun<br />
nasıl geçtiğiyle ilgili bir şeyler sormasını<br />
bekledi… Aradan on beş gün geçti. Hala<br />
bekliyor...<br />
<br />
Bir adam arabasından inerken kaydı ve<br />
düştü, ayak bileği incindi. (Sonradan kırık<br />
olduğu anlaşıldı.) Kapıda kendisini<br />
karşılayan eşi arkadaşıyla konuşuyordu.<br />
Adam canının yandığını, ayağının kırılmış<br />
olabileceğini söyledi. Ama kadın “Aaa, öyle mi?” diyerek arkadaşıyla konuşmaya devam<br />
etti, adam donakaldı... Hala donmuş<br />
durumda, duygusu yok...<br />
<br />
Bir başka adam babasının hasta olduğunu<br />
öğrendiği için akşam babasına uğramak<br />
istediğini söyleyince, eşi “Ama dışarıda<br />
yemek rezervasyonumuz vardı.” cevabını<br />
alınca üzüntüsünü içine attı...<br />
<br />
Ve daha birçok örnek... Her gün<br />
yaşadığımız, yaşattığımız... Kendimiz için önemli olan bir şeyi karşımız<br />
için aynı önemde görmediğimiz onca olayın<br />
içinde kalpler kırılıyor. İlişkiler can çekişiyor. Bazı önemli olaylar vardır, bunların<br />
ıskalanması telafisi zor aralıklar koyar<br />
insanların arasına. Sonra herkes unutmuş<br />
gibi yapar. Bazen çaresizlikten, bazen de<br />
durum acı verse de ilişkiyi bitirmek için<br />
yeterince büyük görülmediğinden...<br />
<br />
Fakat hesap bir gün kabardığında, çok küçük bir<br />
rüzgar gelir ve çok güçlü zannedilen ilişkiler<br />
dağılıp gider. Yıpranma yıllar sürer, yıkılması ise bir andır.<br />
Bazen hiç ummadığınız bir şey gelir ve sizin<br />
çok sağlam sandığınız her şeyi alır götürür. Küçük ihmaller, hiçbir zaman küçük<br />
değillerdir. Altlarında daha derin<br />
düşünceleri örterler. Bunların başında da<br />
“Sana değer vermiyorum!” düşüncesi vardır<br />
veya “Senin acın beni ilgilendirmiyor!”<br />
düşüncesi...<br />
<br />
İşte ruh birlikte eğlenebildiği ama birlikte acısını paylaşamadığı ruha karşı<br />
soğur. İnsan, karşısındaki insanın kendisini ne<br />
kadar sevdiğini verdiği hediyelerle ölçmez<br />
çoğu kere. Böyle durumlarda sınanır sevgi.<br />
Ve insan sınanana kadar ne kadar sevildiğini<br />
bilemez. Ne kadar sevdiğini de. Sevgi sınar<br />
çoğu kere ve bazıları kaybeder çok azı da kazanır...<br />
<br />
Bu günlerde kaybedenler çoğunlukta<br />
görünüyor. Sanıyorum ki bir nedeni de<br />
yanımızdakinin acısına duyarsızlaşmamız...<br />
Hep eğlenceli bir şeylerin peşinden<br />
koşmamız... Ve sadece kendimiz için yaşama<br />
çabamız... Oysaki yanımızdaki olmadan yaşayamayacağımızı unutuyoruz.<br />
<img src="http://i.imgur.com/V0WNv54.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: V0WNv54.jpg]" class="mycode_img" /></span><br />
 ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir tavuk, bir yolda karşıdan karşıya geçer.]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-bir-tavuk-bir-yolda-karsidan-karsiya-gecer-646.html</link>
			<pubDate>Thu, 25 Dec 2014 23:31:20 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=416">merve</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-bir-tavuk-bir-yolda-karsidan-karsiya-gecer-646.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="color: #141823;" class="mycode_color">DURUM : Bir tavuk, bir yolda karşıdan karşıya geçer.</span><br />
<span style="color: #141823;" class="mycode_color">SORU : Tavuk karşıdan karşıya niçin geçer?</span><br />
<span style="color: #141823;" class="mycode_color">YANITLAR:</span><br />
<span style="color: #141823;" class="mycode_color">RENE DESCARTES:</span><br />
<span style="color: #141823;" class="mycode_color">Yolun öbür tarafina geçmek için.</span><br />
<span style="color: #141823;" class="mycode_color">EFLATUN:<br />
İyiliği için, Gerçek, öteki taraftadır.<br />
ARISTOTELES<br />
Karşıdan karşıya geçmek tavuğun doğasıdır.<br />
KARL MARX<br />
Tarihsel olarak kaçınılmazdı.<br />
HIPOKRATES<br />
Pankreasının aşırı salgısı yüzünden.<br />
MARTIN LUTHER KING JR.<br />
Tüm tavukların nedenini açıklamak zorunda kalmadan özgürce karşıdan karşıya geçtikleri bir dünya düşlüyorum.<br />
RICHARD M. NIXON<br />
Tavuk karşıdan karşıya geçmedi. Tekrar ediyorum, <br />
tavuk asla yolun karşısına geçmedi.<br />
SIGMUND FREUD<br />
Tavuğun karşıdan karşıya geçmesiyle ilgilenmeniz, <br />
sizde güçlü bir cinsel güvensizlik duygusunu ele vermektedir.<br />
BUDA<br />
Bu soruyu sormak, sizin kendi tavuk doğanızı inkar etmektir.<br />
GALILEI<br />
Oysa tavuk karşıdan karşıya geçiyor...<br />
CHARLES DE GAULLE<br />
Tavuk belki yolun karşısına geçti, ama otoyolun karşısına henüz geçmedi.<br />
EINSTEIN<br />
Tavuğun yolun karşısına geçmesi ya da yolun tavuğun ayakları altında yer değiştirmesi, tümüyle sizin gösterdiginiz referansa bağlıdır.<br />
BILL CLINTON<br />
Anayasa üzerine yemin ederim ki bu tavukla aramda hiç bir sey geçmemiştir.<br />
GEORGE W. BUSH<br />
Tavuğun bu yolda BM kararlarına rağmen cezalandırılmadan karşıdan karşıya geçmesi, demokrasiye, özgürlüge ve adalete kafa tutmaktır. Bu durum, yolu bizim çoktan bombalamış olmamız gerektiğini göstermektedir<br />
<img src="http://i.imgur.com/kX1m2jw.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kX1m2jw.jpg]" class="mycode_img" /></span></span><br />
 ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="color: #141823;" class="mycode_color">DURUM : Bir tavuk, bir yolda karşıdan karşıya geçer.</span><br />
<span style="color: #141823;" class="mycode_color">SORU : Tavuk karşıdan karşıya niçin geçer?</span><br />
<span style="color: #141823;" class="mycode_color">YANITLAR:</span><br />
<span style="color: #141823;" class="mycode_color">RENE DESCARTES:</span><br />
<span style="color: #141823;" class="mycode_color">Yolun öbür tarafina geçmek için.</span><br />
<span style="color: #141823;" class="mycode_color">EFLATUN:<br />
İyiliği için, Gerçek, öteki taraftadır.<br />
ARISTOTELES<br />
Karşıdan karşıya geçmek tavuğun doğasıdır.<br />
KARL MARX<br />
Tarihsel olarak kaçınılmazdı.<br />
HIPOKRATES<br />
Pankreasının aşırı salgısı yüzünden.<br />
MARTIN LUTHER KING JR.<br />
Tüm tavukların nedenini açıklamak zorunda kalmadan özgürce karşıdan karşıya geçtikleri bir dünya düşlüyorum.<br />
RICHARD M. NIXON<br />
Tavuk karşıdan karşıya geçmedi. Tekrar ediyorum, <br />
tavuk asla yolun karşısına geçmedi.<br />
SIGMUND FREUD<br />
Tavuğun karşıdan karşıya geçmesiyle ilgilenmeniz, <br />
sizde güçlü bir cinsel güvensizlik duygusunu ele vermektedir.<br />
BUDA<br />
Bu soruyu sormak, sizin kendi tavuk doğanızı inkar etmektir.<br />
GALILEI<br />
Oysa tavuk karşıdan karşıya geçiyor...<br />
CHARLES DE GAULLE<br />
Tavuk belki yolun karşısına geçti, ama otoyolun karşısına henüz geçmedi.<br />
EINSTEIN<br />
Tavuğun yolun karşısına geçmesi ya da yolun tavuğun ayakları altında yer değiştirmesi, tümüyle sizin gösterdiginiz referansa bağlıdır.<br />
BILL CLINTON<br />
Anayasa üzerine yemin ederim ki bu tavukla aramda hiç bir sey geçmemiştir.<br />
GEORGE W. BUSH<br />
Tavuğun bu yolda BM kararlarına rağmen cezalandırılmadan karşıdan karşıya geçmesi, demokrasiye, özgürlüge ve adalete kafa tutmaktır. Bu durum, yolu bizim çoktan bombalamış olmamız gerektiğini göstermektedir<br />
<img src="http://i.imgur.com/kX1m2jw.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kX1m2jw.jpg]" class="mycode_img" /></span></span><br />
 ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[EVLİ KALABİLMEK İÇİN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-evli-kalabilmek-icin-dikkat-edilmesi-gerekenler-595.html</link>
			<pubDate>Fri, 21 Mar 2014 09:13:14 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=5">delidumrul</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-evli-kalabilmek-icin-dikkat-edilmesi-gerekenler-595.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EVLİ KALABİLMEK İÇİN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER</span><br />
<br />
1- Aile içinde şakalaşmayı ihmal etmeyin <br />
2- Eşiniz için bakımlı olun.<br />
3- Ailenizin yanında eşinizi sevindiriniz. Övün, saygıyla anın.<br />
4- Evliliğinize hiç kimseyi karıştırmayın. Etraftakilerin sözleriyle hareket etmeyin. Problemi evde çözün.<br />
5- Aşırı kıskançlık duygusuyla bakmayın.<br />
6- Sadece kendinizi haklı görmeyin. Bazen eşinizin de haklı olabileceğini düşünün. Ona fırsat verin. Sorun. Danışın.<br />
7- Eşinizin akrabalarına saygı gösterin.<br />
8- Eşinizin kusurunu örtün. Ortalıkta konuşmayın. Münasebetsizliği bile olsa kapatın. Eleştirmeyin ortalıkta.<br />
9- Bazen eşinize beklemediği sürprizler yapın.<br />
10- Sırlarını saklayın. Özeli hiç konuşmayın. Aile mahremiyeti, en önemli mahremiyettir. Kimseyi ortak etmeyin. Ortak olmak isteyen boşboğazlara müsaade etmeyin.<br />
11- Eşinize bazen isabet ettiğinizi söyleyin.<br />
12- Kibar ve nazik olun.<br />
13- Eve girerken gülümseyin. Dışarıdakini dışarıda bırakın eve sıkıntı taşımayın.<br />
14- Sinirlenince sükûneti koruyun.<br />
15- Evde, çocuk bakımında eşinize yardımcı olun.<br />
16- Onu sevdiğinizi söyleyin. Eşinize bazen bugün daha güzelsin deyin. Bunu demekle kıyamet kopmaz.<br />
17- Ona güvenin.<br />
18- Helal rızık yedirin.<br />
19- Tatile eşinizle gidin. Lokantada yemek yerken bile ailenizle yiyiniz.<br />
20- Ev işinde yardımcı olun.<br />
<br />
Bunları deneyin. Çünkü yıldan yıla, hazımsızlığımız, umutsuzluğumuz ve boşanmalarımız çoğalıyor. Basit bir sebepten dolayı boşanmak, kâinatı yıkmak gibidir.<br />
<img src="http://i.imgur.com/dVZhbe2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: dVZhbe2.jpg]" class="mycode_img" /></span></span><br />
 ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EVLİ KALABİLMEK İÇİN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER</span><br />
<br />
1- Aile içinde şakalaşmayı ihmal etmeyin <br />
2- Eşiniz için bakımlı olun.<br />
3- Ailenizin yanında eşinizi sevindiriniz. Övün, saygıyla anın.<br />
4- Evliliğinize hiç kimseyi karıştırmayın. Etraftakilerin sözleriyle hareket etmeyin. Problemi evde çözün.<br />
5- Aşırı kıskançlık duygusuyla bakmayın.<br />
6- Sadece kendinizi haklı görmeyin. Bazen eşinizin de haklı olabileceğini düşünün. Ona fırsat verin. Sorun. Danışın.<br />
7- Eşinizin akrabalarına saygı gösterin.<br />
8- Eşinizin kusurunu örtün. Ortalıkta konuşmayın. Münasebetsizliği bile olsa kapatın. Eleştirmeyin ortalıkta.<br />
9- Bazen eşinize beklemediği sürprizler yapın.<br />
10- Sırlarını saklayın. Özeli hiç konuşmayın. Aile mahremiyeti, en önemli mahremiyettir. Kimseyi ortak etmeyin. Ortak olmak isteyen boşboğazlara müsaade etmeyin.<br />
11- Eşinize bazen isabet ettiğinizi söyleyin.<br />
12- Kibar ve nazik olun.<br />
13- Eve girerken gülümseyin. Dışarıdakini dışarıda bırakın eve sıkıntı taşımayın.<br />
14- Sinirlenince sükûneti koruyun.<br />
15- Evde, çocuk bakımında eşinize yardımcı olun.<br />
16- Onu sevdiğinizi söyleyin. Eşinize bazen bugün daha güzelsin deyin. Bunu demekle kıyamet kopmaz.<br />
17- Ona güvenin.<br />
18- Helal rızık yedirin.<br />
19- Tatile eşinizle gidin. Lokantada yemek yerken bile ailenizle yiyiniz.<br />
20- Ev işinde yardımcı olun.<br />
<br />
Bunları deneyin. Çünkü yıldan yıla, hazımsızlığımız, umutsuzluğumuz ve boşanmalarımız çoğalıyor. Basit bir sebepten dolayı boşanmak, kâinatı yıkmak gibidir.<br />
<img src="http://i.imgur.com/dVZhbe2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: dVZhbe2.jpg]" class="mycode_img" /></span></span><br />
 ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KADINLAR ERKEKLERDE NE ARAR]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-kadinlar-erkeklerde-ne-arar-561.html</link>
			<pubDate>Mon, 23 Dec 2013 19:22:32 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=14">ahmetsahin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-kadinlar-erkeklerde-ne-arar-561.html</guid>
			<description><![CDATA[Küçük kız çocukları için hayatının ilk erkek modeli babadır. Erkeğin nasıl davranması gerektiğini babayı izleyerek öğrenir. Bir erkeğin bir kadınla nasıl iletişim kurduğunu, anne ve babasının iletişiminden yola çıkarak biçimler. Evlilik modelini öncelikle kendi ailesinden temel alır.<br />
<br />
<img src="http://i.imgur.com/UHNqE8L.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: UHNqE8L.jpg]" class="mycode_img" />Kız çocuğu büyüdükçe, muhakeme yeteneği artar ve babasını, annesiyle ilişkisini, ailesinin evliliğini yorumlamaya başlar. İleride evleneceği erkekte hangi özellikleri aradığını, babasını temel alarak belirler. Babası gibi çalışkan biriyle evlenecektir, ya da tam tersi babası gibi sorumsuz olmayan, çalışkan biriyle evlenecektir.<br />
<br />
<br />
<br />
Bunlar bazen bilinçli bazen içgüdüsel seçimlerdir. Kadın ya da erkek hepimiz anne ve babamıza benzer yönleri olan insanları seçeriz. Çünkü, ailemize benzeyen insanlar bize tanıdık gelir ve yeni tanışılmış değil de bir ömürdür tanışılıyor hissi uyandırır. Yanında rahat hissetmemizi sağlar.<br />
<br />
<br />
<br />
Kriterlerimizi ne kadar revize edersek edelim, hatta belki de özellikle babamıza benzemeyen bir eş seçelim, çocuklukta attığımız ilk temeller zaman içinde kendini hatırlatır. Diyelim ki, ataerkil bir aileden geliyoruz. Baba, sert ve otoriter. Annemizin giydiğine karışıyor, komşuya gitse kendinden izin alınmasını istiyor. Ama anı zamanda bir baba olarak, bize güven veriyor. O kadar güçlü ve sert ki, kapıya hırsız da gelse, biri yolumuzu da kesse babam bizi koruyabilir. İşte böylelikle korunma, sahiplenilme duygumuz , erkeğin otoriter ve sert olmasıyla özdeşleşiyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Eş seçimine gelince, kendi yaşadığımız çevrede ve dönemde, kıyafetlerimize karışılsın istemiyoruz. Komşuya giderken eşimizden “izin” almak istemiyoruz. Büyüyünce yorumlarımızın değiştiği babamız gibi, “tutucu” bir erkek seçmiyoruz. Hayata daha rahat bakan, bizimle aynı basamakta duran bir eş seçiyor ve demokratik bir evlilik kuruyoruz.<br />
<br />
<br />
<br />
Başta her şey yolunda. Süper. Ama zaman içinde, üzerini örtüğümüz ama hala temelde yatan ilk öğrenmişliklerimiz kımıldamaya başlıyor. Tamam, evlendiğiniz erkeğin duygusallığı başta çok hoş geliyordu ama bir erkek için fazla mı ince ruhlu acaba? “Onu giyme, oraya gitme” diyecek biri olmadığı için, gönül rahatlığıyla evlendiniz ama hiç mi kıskanmıyor,<br />
<br />
<br />
<br />
umursamıyor acaba? Bu sorular yavaş yavaş güveni kemirirken, bakışlar kadının içgüdüsel sahiplenilme ihtiyacına dönüyor. “Beni sahiplenmiyor, bu evlilikte bir şeyler eksik.”<br />
<br />
<br />
<br />
Oysa, kadının bu noktada sahiplenilmemekle ilgili etiketinin altı başka niteliklerle dolu. Evet erkek, karışmıyor, kısıtlamıyor, kadının üzerinde tahakküm kurmaya çalışmıyor. Çünkü kadını üzmek, evliliğin dengesini bozmak istemiyor.<br />
<br />
Ama elbette kadını sahipleniyor. Ama sahiplenmesinin göstergesi otorite kurmak değil, onu sevmek, düşünmek gerektiğinde korumak.<br />
<br />
Fakat kadın, yıllar önce temeli atılan ezberine dönüyor. “ Bana karışmıyor, kıskanmıyor, kısıtlamıyor demek ki beni sahiplenmiyor.” Neden? Çünkü ezberi, “Ancak baban gibi otoriter bir erkek karısını sahipleniyor demektir” diye fısıldıyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Bu ve benzeri temel şartlanmalar sebebiyle, bir çoğumuz eşimizin başta bayıldığımız özelliklerini yıllar sonra neden birden bire yetersiz görmeye başladığımızı anlamıyor, evliliğimizde bir sorun aramaya çalışıyoruz.<br />
<br />
<br />
<br />
Oysa her durumda olduğu gibi, sebep ararken ilk bakmamız gereken yer, kendi içimiz.<br />
<br />
Sevgiler<br />
Yaşam Koçu ve Evlilik Danışmanı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Küçük kız çocukları için hayatının ilk erkek modeli babadır. Erkeğin nasıl davranması gerektiğini babayı izleyerek öğrenir. Bir erkeğin bir kadınla nasıl iletişim kurduğunu, anne ve babasının iletişiminden yola çıkarak biçimler. Evlilik modelini öncelikle kendi ailesinden temel alır.<br />
<br />
<img src="http://i.imgur.com/UHNqE8L.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: UHNqE8L.jpg]" class="mycode_img" />Kız çocuğu büyüdükçe, muhakeme yeteneği artar ve babasını, annesiyle ilişkisini, ailesinin evliliğini yorumlamaya başlar. İleride evleneceği erkekte hangi özellikleri aradığını, babasını temel alarak belirler. Babası gibi çalışkan biriyle evlenecektir, ya da tam tersi babası gibi sorumsuz olmayan, çalışkan biriyle evlenecektir.<br />
<br />
<br />
<br />
Bunlar bazen bilinçli bazen içgüdüsel seçimlerdir. Kadın ya da erkek hepimiz anne ve babamıza benzer yönleri olan insanları seçeriz. Çünkü, ailemize benzeyen insanlar bize tanıdık gelir ve yeni tanışılmış değil de bir ömürdür tanışılıyor hissi uyandırır. Yanında rahat hissetmemizi sağlar.<br />
<br />
<br />
<br />
Kriterlerimizi ne kadar revize edersek edelim, hatta belki de özellikle babamıza benzemeyen bir eş seçelim, çocuklukta attığımız ilk temeller zaman içinde kendini hatırlatır. Diyelim ki, ataerkil bir aileden geliyoruz. Baba, sert ve otoriter. Annemizin giydiğine karışıyor, komşuya gitse kendinden izin alınmasını istiyor. Ama anı zamanda bir baba olarak, bize güven veriyor. O kadar güçlü ve sert ki, kapıya hırsız da gelse, biri yolumuzu da kesse babam bizi koruyabilir. İşte böylelikle korunma, sahiplenilme duygumuz , erkeğin otoriter ve sert olmasıyla özdeşleşiyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Eş seçimine gelince, kendi yaşadığımız çevrede ve dönemde, kıyafetlerimize karışılsın istemiyoruz. Komşuya giderken eşimizden “izin” almak istemiyoruz. Büyüyünce yorumlarımızın değiştiği babamız gibi, “tutucu” bir erkek seçmiyoruz. Hayata daha rahat bakan, bizimle aynı basamakta duran bir eş seçiyor ve demokratik bir evlilik kuruyoruz.<br />
<br />
<br />
<br />
Başta her şey yolunda. Süper. Ama zaman içinde, üzerini örtüğümüz ama hala temelde yatan ilk öğrenmişliklerimiz kımıldamaya başlıyor. Tamam, evlendiğiniz erkeğin duygusallığı başta çok hoş geliyordu ama bir erkek için fazla mı ince ruhlu acaba? “Onu giyme, oraya gitme” diyecek biri olmadığı için, gönül rahatlığıyla evlendiniz ama hiç mi kıskanmıyor,<br />
<br />
<br />
<br />
umursamıyor acaba? Bu sorular yavaş yavaş güveni kemirirken, bakışlar kadının içgüdüsel sahiplenilme ihtiyacına dönüyor. “Beni sahiplenmiyor, bu evlilikte bir şeyler eksik.”<br />
<br />
<br />
<br />
Oysa, kadının bu noktada sahiplenilmemekle ilgili etiketinin altı başka niteliklerle dolu. Evet erkek, karışmıyor, kısıtlamıyor, kadının üzerinde tahakküm kurmaya çalışmıyor. Çünkü kadını üzmek, evliliğin dengesini bozmak istemiyor.<br />
<br />
Ama elbette kadını sahipleniyor. Ama sahiplenmesinin göstergesi otorite kurmak değil, onu sevmek, düşünmek gerektiğinde korumak.<br />
<br />
Fakat kadın, yıllar önce temeli atılan ezberine dönüyor. “ Bana karışmıyor, kıskanmıyor, kısıtlamıyor demek ki beni sahiplenmiyor.” Neden? Çünkü ezberi, “Ancak baban gibi otoriter bir erkek karısını sahipleniyor demektir” diye fısıldıyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Bu ve benzeri temel şartlanmalar sebebiyle, bir çoğumuz eşimizin başta bayıldığımız özelliklerini yıllar sonra neden birden bire yetersiz görmeye başladığımızı anlamıyor, evliliğimizde bir sorun aramaya çalışıyoruz.<br />
<br />
<br />
<br />
Oysa her durumda olduğu gibi, sebep ararken ilk bakmamız gereken yer, kendi içimiz.<br />
<br />
Sevgiler<br />
Yaşam Koçu ve Evlilik Danışmanı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[HİÇBİR ŞEY YAPMAMA SANATI!]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-hicbir-sey-yapmama-sanati-489.html</link>
			<pubDate>Thu, 21 Nov 2013 20:34:25 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=11">gakko</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-hicbir-sey-yapmama-sanati-489.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">HİÇBİR ŞEY YAPMAMA SANATI!<br />
<br />
<br />
Geçen gün gazeteciliğe yeni başlamış bir meslektaşım, bir internet sitesinde yayınlanmak üzere benimle bir röportaj yaptı.<br />
<br />
Onunla konuşurken ortaya çıktı ki benim hayattaki tek hobim tembellikmiş..<br />
<br />
Böyle bir soru sordu: Hobileriniz neler?<br />
<br />
Hemen aklıma gelenleri sıraladım: Kitap okurum, sinemaya giderim, müzik dinlerim..<br />
<br />
Yanıt tatmin edici olmadı elbette.. Elimde bir kadeh şarapla, tembel tembel otururken neler yaptığımı sormuyordu..<br />
<br />
Gerçek hobiler istiyordu.. Model uçak yaparım, çatının kiremitlerini aktarırım, çamurdan heykeller yaparım gibi..<br />
<br />
Ama benim böyle bir hobim yok.. Zaten sabırsız kişiliğim böyle hobilerim olmasına da izin vermez ki.. Model uçak yapmaya başladım diyelim, yarım saat sonra uçağın uçmasını isterim, oturup üç hafta boyunca ince ince onu boyamakla, parçalarını bir araya getirmekle uğraşamam ki..<br />
<br />
Ya da daha kötüsü olur.. O elimdeki şey bitene kadar başka hiçbir işle uğraşamam.. Uyuyamam, yemek yiyemem, insanlarla konuşamam, etrafta neler olup bittiğiyle ilgilenemem vs.. Hobim olacak derken, işini kaybetmiş bir asosyal yaratık olur çıkarım..<br />
<br />
Boş gezen ile kalfası<br />
<br />
Babamın beni böyle hobilere yöneltmek için evdeki her şeyi bozmama ses çıkarmaması hiçbir işe yaramadı anlayacağınız..<br />
<br />
Benim hobim tembellik, bilmediğim bir yönümü, böylece bir röportaj sırasında öğrenmiş oldum.. Oysa kendimi çok çalışkan zannederdim hep!<br />
<br />
Washingtona son gidişimde bir de kitap almışım kendime, bilinçaltının insanı dürtmesi bu olsa gerek..<br />
<br />
Kitabın adı şu: The Art of Doing Nothing.. Hiçbir şey yapmama sanatı! Yazarı Veronique Vienne.. Kitapta Erica Lennartın çektiği fotoğraflar da yer alıyor..<br />
<br />
Hiçbir şey yapmadan geçirilen zamanları bir tür meditasyona dönüştürebilmenin sırları anlatılıyor kitapta..<br />
Boş boş otururken nasıl ıslık çalarsınız, nasıl nefes almalısınız, bir kanepede tembel tembel yatarken neler yapmalısınız, güneşin batışı nasıl seyredilir gibi..<br />
<br />
Beklemek de yetenek ister!<br />
<br />
Benim ilgimi en çok The Art of Waiting başlıklı bölüm çekti.. Bekleme sanatı!<br />
<br />
Söz verdiğim saatte, söz verdiğim yerde olmak gibi, bizim ülkemiz için gereksiz bir çaba içinde olurum hep.. Ve bu yüzden hep beklerim.. Eşimin hazırlanmasını, kızımın telefon konuşmasını bitirmesini, yeğenimin yemeğe gitmeden beş dakika önce girdiği duştan çıkmasını, arkadaşlarımın saatleri olduğunu hatırlamalarını.. Ömrüm beklemekle nihayet bulacak şarkısı sanırım benim gibi insanlar için bestelenmiş..<br />
<br />
Sakın saatine bakma<br />
<br />
Şöyle öneriler var bu bölümde: Beklerken saatinize bakıp durmayın.. (Evet, gerçekten bakmayın, çünkü o zaman bir dakika denen sürenin aslında ne kadar uzun olduğu ortaya çıkıyor). Bunun yerine önerilen şey ıslıkla bir şarkı çalmanız.. Eğer ortam buna uygun değilse ayaklarınızla tempo tutarak içinizden bir şarkı da söyleyebilirmişsiniz..<br />
<br />
Ama en iyisi sandalyenize sırtınızı iyice yapıştırıp, bacaklarınızı uzatmanızmış.. Eğer büyük bir salonda bekliyorsanız mumları, yerdeki karoları, perdedeki çiçekleri vs. saymanız, bulduğunuz sayıların karekökünü almanız ya da dördüncü kuvvetini hesaplamanız da öneriler arasında..<br />
<br />
Ve en önemlisi de şu: İlginizi geleceğe verin.. İçinde olduğunuz zaman, zaten geçip gitmekte olan zamandır!,<br />
<img src="http://i.imgur.com/xIA4IMy.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: xIA4IMy.jpg]" class="mycode_img" /><br />
MEHMET YILMAZ/ MİLLİYET</span><br />
<br />
 ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: comic sans ms;" class="mycode_font">HİÇBİR ŞEY YAPMAMA SANATI!<br />
<br />
<br />
Geçen gün gazeteciliğe yeni başlamış bir meslektaşım, bir internet sitesinde yayınlanmak üzere benimle bir röportaj yaptı.<br />
<br />
Onunla konuşurken ortaya çıktı ki benim hayattaki tek hobim tembellikmiş..<br />
<br />
Böyle bir soru sordu: Hobileriniz neler?<br />
<br />
Hemen aklıma gelenleri sıraladım: Kitap okurum, sinemaya giderim, müzik dinlerim..<br />
<br />
Yanıt tatmin edici olmadı elbette.. Elimde bir kadeh şarapla, tembel tembel otururken neler yaptığımı sormuyordu..<br />
<br />
Gerçek hobiler istiyordu.. Model uçak yaparım, çatının kiremitlerini aktarırım, çamurdan heykeller yaparım gibi..<br />
<br />
Ama benim böyle bir hobim yok.. Zaten sabırsız kişiliğim böyle hobilerim olmasına da izin vermez ki.. Model uçak yapmaya başladım diyelim, yarım saat sonra uçağın uçmasını isterim, oturup üç hafta boyunca ince ince onu boyamakla, parçalarını bir araya getirmekle uğraşamam ki..<br />
<br />
Ya da daha kötüsü olur.. O elimdeki şey bitene kadar başka hiçbir işle uğraşamam.. Uyuyamam, yemek yiyemem, insanlarla konuşamam, etrafta neler olup bittiğiyle ilgilenemem vs.. Hobim olacak derken, işini kaybetmiş bir asosyal yaratık olur çıkarım..<br />
<br />
Boş gezen ile kalfası<br />
<br />
Babamın beni böyle hobilere yöneltmek için evdeki her şeyi bozmama ses çıkarmaması hiçbir işe yaramadı anlayacağınız..<br />
<br />
Benim hobim tembellik, bilmediğim bir yönümü, böylece bir röportaj sırasında öğrenmiş oldum.. Oysa kendimi çok çalışkan zannederdim hep!<br />
<br />
Washingtona son gidişimde bir de kitap almışım kendime, bilinçaltının insanı dürtmesi bu olsa gerek..<br />
<br />
Kitabın adı şu: The Art of Doing Nothing.. Hiçbir şey yapmama sanatı! Yazarı Veronique Vienne.. Kitapta Erica Lennartın çektiği fotoğraflar da yer alıyor..<br />
<br />
Hiçbir şey yapmadan geçirilen zamanları bir tür meditasyona dönüştürebilmenin sırları anlatılıyor kitapta..<br />
Boş boş otururken nasıl ıslık çalarsınız, nasıl nefes almalısınız, bir kanepede tembel tembel yatarken neler yapmalısınız, güneşin batışı nasıl seyredilir gibi..<br />
<br />
Beklemek de yetenek ister!<br />
<br />
Benim ilgimi en çok The Art of Waiting başlıklı bölüm çekti.. Bekleme sanatı!<br />
<br />
Söz verdiğim saatte, söz verdiğim yerde olmak gibi, bizim ülkemiz için gereksiz bir çaba içinde olurum hep.. Ve bu yüzden hep beklerim.. Eşimin hazırlanmasını, kızımın telefon konuşmasını bitirmesini, yeğenimin yemeğe gitmeden beş dakika önce girdiği duştan çıkmasını, arkadaşlarımın saatleri olduğunu hatırlamalarını.. Ömrüm beklemekle nihayet bulacak şarkısı sanırım benim gibi insanlar için bestelenmiş..<br />
<br />
Sakın saatine bakma<br />
<br />
Şöyle öneriler var bu bölümde: Beklerken saatinize bakıp durmayın.. (Evet, gerçekten bakmayın, çünkü o zaman bir dakika denen sürenin aslında ne kadar uzun olduğu ortaya çıkıyor). Bunun yerine önerilen şey ıslıkla bir şarkı çalmanız.. Eğer ortam buna uygun değilse ayaklarınızla tempo tutarak içinizden bir şarkı da söyleyebilirmişsiniz..<br />
<br />
Ama en iyisi sandalyenize sırtınızı iyice yapıştırıp, bacaklarınızı uzatmanızmış.. Eğer büyük bir salonda bekliyorsanız mumları, yerdeki karoları, perdedeki çiçekleri vs. saymanız, bulduğunuz sayıların karekökünü almanız ya da dördüncü kuvvetini hesaplamanız da öneriler arasında..<br />
<br />
Ve en önemlisi de şu: İlginizi geleceğe verin.. İçinde olduğunuz zaman, zaten geçip gitmekte olan zamandır!,<br />
<img src="http://i.imgur.com/xIA4IMy.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: xIA4IMy.jpg]" class="mycode_img" /><br />
MEHMET YILMAZ/ MİLLİYET</span><br />
<br />
 ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Vicdan hakkında yapılan farklı tanımlar...]]></title>
			<link>https://www.siberbilgi.net/konu-vicdan-hakkinda-yapilan-farkli-tanimlar-463.html</link>
			<pubDate>Thu, 03 Oct 2013 17:52:00 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.siberbilgi.net/member.php?action=profile&uid=1">mevthawk</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.siberbilgi.net/konu-vicdan-hakkinda-yapilan-farkli-tanimlar-463.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: tahoma;" class="mycode_font"><span style="color: #333333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Vicdan hakkında yapılan farklı tanımlar...</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">- Vicdan insanın görgü ve bilgileriyle kendini yargılama yetisidir. (Felsefi tanım)</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">- Vicdan kişiye eylemleri hakkında yargılayarak, onaylayarak, hesap sorarak, suçlayarak hükümler veren öznel bir bilinçtir.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">- Vicdan insana hata ve doğruyu bildiren bir iç sestir.</span><span style="color: #333333;" class="mycode_color"><br />
- Vicdan insana iyi ve kötüyü gösteren en iyi yol gösterici, en iyi pusuladır.<br />
- Vicdan neyin doğru neyin yanlış olduğunu bildiren gerçek ve tek ahlak hocasıdır.<br />
- Vicdan hata ve doğrunun sınırını belirleyen, uyumak bilmeyen, kişiyi her an, her yerde izleyen, kişinin niyetlerine göre yargılarda bulunan bir hakimdir.<br />
- Vicdan insanın bütün duygu ve düşüncelerini, bu duygu ve düşüncelerdeki maksat ve niyetleri adım adım izleyen, hiçbirisini kaçırmayan, hatır, gönül, hoşgörü, merhamet, dostluk, iltimas vb. tanımadan yargılayıp sorumluluğu takdir eden her zaman uyanık bir hakimdir.<br />
- Vicdan, ruhun İlahi irade yasaları’nın yüce bir ses tarzında yansıdığı, İlahi İrade Yasaları’nın gereklerini bildiren bir yeteneğidir. (Neo-spiritüalist tanım)<br />
<span style="font-size: x-small;" class="mycode_size"><span style="font-family: tahoma;" class="mycode_font"><img src="http://i.imgur.com/ELkcyZh.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ELkcyZh.jpg]" class="mycode_img" /></span></span><br />
<span style="font-size: x-small;" class="mycode_size"><span style="font-family: tahoma;" class="mycode_font">kaynak..<img src="https://www.siberbilgi.net/images/smilies/biggrin.gif" alt="Big Grin" title="Big Grin" class="smilie smilie_4" />erleme</span></span></span><span style="font-family: tahoma;" class="mycode_font"></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: tahoma;" class="mycode_font"><span style="color: #333333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Vicdan hakkında yapılan farklı tanımlar...</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">- Vicdan insanın görgü ve bilgileriyle kendini yargılama yetisidir. (Felsefi tanım)</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">- Vicdan kişiye eylemleri hakkında yargılayarak, onaylayarak, hesap sorarak, suçlayarak hükümler veren öznel bir bilinçtir.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">- Vicdan insana hata ve doğruyu bildiren bir iç sestir.</span><span style="color: #333333;" class="mycode_color"><br />
- Vicdan insana iyi ve kötüyü gösteren en iyi yol gösterici, en iyi pusuladır.<br />
- Vicdan neyin doğru neyin yanlış olduğunu bildiren gerçek ve tek ahlak hocasıdır.<br />
- Vicdan hata ve doğrunun sınırını belirleyen, uyumak bilmeyen, kişiyi her an, her yerde izleyen, kişinin niyetlerine göre yargılarda bulunan bir hakimdir.<br />
- Vicdan insanın bütün duygu ve düşüncelerini, bu duygu ve düşüncelerdeki maksat ve niyetleri adım adım izleyen, hiçbirisini kaçırmayan, hatır, gönül, hoşgörü, merhamet, dostluk, iltimas vb. tanımadan yargılayıp sorumluluğu takdir eden her zaman uyanık bir hakimdir.<br />
- Vicdan, ruhun İlahi irade yasaları’nın yüce bir ses tarzında yansıdığı, İlahi İrade Yasaları’nın gereklerini bildiren bir yeteneğidir. (Neo-spiritüalist tanım)<br />
<span style="font-size: x-small;" class="mycode_size"><span style="font-family: tahoma;" class="mycode_font"><img src="http://i.imgur.com/ELkcyZh.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ELkcyZh.jpg]" class="mycode_img" /></span></span><br />
<span style="font-size: x-small;" class="mycode_size"><span style="font-family: tahoma;" class="mycode_font">kaynak..<img src="https://www.siberbilgi.net/images/smilies/biggrin.gif" alt="Big Grin" title="Big Grin" class="smilie smilie_4" />erleme</span></span></span><span style="font-family: tahoma;" class="mycode_font"></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>