Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı/E-Posta:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 2,562
» Son Üye: delidumrul23
» Toplam Konular: 685
» Toplam Yorumlar: 689

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 2 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 2 Ziyaretçi

Son Aktiviteler
Seyit Onbaşının (Kocaseyi...
Forum: BİLİNMEYEN TARİHİMİZ
Son Yorum: merve
03-04-2019, Saat:09:59 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 57
Osmanlı ordusunda bir Ven...
Forum: BİLİNMEYEN TARİHİMİZ
Son Yorum: ahmetsahin
02-04-2019, Saat:12:10 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 82
KAĞIT BARDAK..
Forum: KISA İBRETLİK HİKAYELER
Son Yorum: mevthawk
01-02-2019, Saat:06:33 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 144
Başkalarının olumsuz duyg...
Forum: BAŞARI HİKAYELERİ VE ÖNERİLERİ
Son Yorum: ahmetsahin
01-02-2019, Saat:06:21 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 116
Nuri Killigil: Bir Türk S...
Forum: BİLİNMEYEN TARİHİMİZ
Son Yorum: gakko
08-07-2018, Saat:05:16 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 254
Çocuklarımıza Yedirdiğimi...
Forum: SAĞLIK
Son Yorum: delidumrul
03-29-2018, Saat:12:22 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 419
EŞİNİ DOĞRU SEÇ
Forum: KİŞİSEL GELİŞİM-PSİKOLOJİ
Son Yorum: delidumrul
03-26-2018, Saat:06:55 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 449
Müslüman ol demeden, İnsa...
Forum: KISA İBRETLİK HİKAYELER
Son Yorum: merve
03-26-2018, Saat:11:31 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 430
Feodalitenin ortaya çıkış...
Forum: İLGİNÇ TARİHİ BİLGİLER
Son Yorum: merve
03-25-2018, Saat:09:24 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 515
Mustafa Ertuğrul Aker Tar...
Forum: BİLİNMEYEN TARİHİMİZ
Son Yorum: merve
03-24-2018, Saat:08:44 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 408

 
  Müslüman ol demeden, İnsanların Müslüman olmasını sağlamak
Yazar: merve - 03-26-2018, Saat:11:31 AM - Forum: KISA İBRETLİK HİKAYELER - Yorum Yok

1984 olimpiyatları ve Judo final müsabakası.
Minderde Mısırlı Judocu Muhammed Ali Rasvan ve rakibi Japon Yaşuhiro Yamashita.
Müsâbakalar sırasında Yamashita'nın sağ kasları yırtılmıştır ve finâl karşılaşmasına sakat olarak çıkar.
Olayı hatırlamayanlar, bilmeyenler, bulup videosunu izlerlerse görürler.
Yamashita sol ayağıyla yürüyor, sağ ayağını resmen sürüklüyor peşinden...
Maç sırasında Muhammed Ali'nin antrenörü kenardan sürekli halde bağırır. " Sağ bacağına oyna!"
Sağ bacağına vur !"

Hakikaten maçı izleyen herkes de görüyor ki, Muhammed’in rakibinin
sağ ayağına bir defa vurması yetecekti. Fakat yapmadı.
Yenildi ve gümüş madalya ile yetinmek zorunda kaldı.

Maçtan sonra etrafını saran bütün gazetecilerin sorusu aynıydı.

-"Niçin?.. , Niçin yapmadın?..."
Cevaben:
“Benim Din'im insana, yaralıya, hele de yaralı yerinden vurmayı yasaklıyor. Eğer o durumdayken bir de ben oradan yüklenip oraya vursaydım, sakat da kalabilirdi. Madalya için bunu o’na yapamazdım” der.

Muhammed’in bu tavrı ayakta alkışlandı ve Uluslararası Fairplay Komitesi "1984 Fairplay Ödülüne" lâyık görüldü. Daha sonra gittiği Japonya’da da onu bir kral gibi karşıladılar.
Şimdi DİKKAT !
.
●O sene binlerce kişinin o'nun bu tavrından etkilenip, İslam'ı inceleyip Müslüman olduğu kayıtlara geçti!..

Muhammed, kimseye "Müslüman olun" dememiş, Müslüman olmaları için de bir çaba sarfetmemiş; sadece MÜSLÜMAN gibi davranmış ve bu da yetmişti.

"Müslüman kime denir?" sorusuna Hz.Peygamber'in (S.A.S.) cevabı gayet kısa ve özdür:
-Güzel âhlâk sahibi olana denir.

Hemen ardından gelen "peki güzel âhlâklı olmak ne demektir?" sorusuna ise cevabı:

●"İşlediği her amelinden, kimseye bir zararı olmayan, olsa olsa yarar sağlayan insandır."

Yani diyebiliriz ki; Müslüman "Hayırlı" kimsedir.

“İslam'ı öyle sağ canlı ve diri yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin."

oO5p47.jpg

Bu konuyu yazdır

  Feodalitenin ortaya çıkışı ve yıkılışı. (Derebeylik Sistemi)
Yazar: merve - 03-25-2018, Saat:09:24 AM - Forum: İLGİNÇ TARİHİ BİLGİLER - Yorum Yok

Batı roma imparatorluğu yıkıldıktan sonra ortaya büyük bir otorite boşluğu çıktı.Bu anarşi ortamında ekonomi kötüye gidiyor,yiyecek sıkıntısı baş gösteriyordu.Halkın kafası karışmış ,toprağı işleyemez hale gelmişti.böyle bir dönemde bir takım kimseler (yerel tüccarlar ve köle sahipleri) köylülere onları koruyacaklarını söyleyerek himayeleri altına aldılar.köleleri de topraklardan ayrılmamak koşulu ile serbest bıraktılar.Köylüler ahşap ve toprak barınaklarda kendileri ise -o zamana göre-lüks şato ve kalelerde kaldılar.Toprakla uğraşan,sabah akşam demeden çalışan,herhangi bir geliri ve mülkiyet sahibi olmadığı halde var gücüyle çalışan köylü,günün sonunda bir tabak yemek yiyebilirse sahibine şükrediyordu.
Böylece ortaya senyör(koruyan) ve serf (köylü-korunan) vasal ilişkisi çıktı.
(Vasal ilişkisi koruyan-korunan ilişkisidir.Serf ile senyör arasında olabileceği gibi kral ile senyör arasında da olabilmektedir.)
Senyörler kendilerini korumak ve halktan vergi toplamak için adamlara ihtiyaç duydu.Bu adamlara şövalye denilmektedir.(günümüzde İngiltere ve Fransa gibi bazı köklü avrupa ülkelerinde bu unvan kullanılır.Parayla satılabilir,devleti için önemli bir iş yapan birine verilebilir.Ancak eski işlevi kalmamıştır.)Şövalyeler her ne kadar senyörlerin adamları olsa da kendi aralarında yazılı yazısız kanunları vardır.(Silahsız düşmana saldırmamak,kadın,çocuk ve yaşlıları korumak,vatanını savunmak gibi.)
Senyörler barış zamanında topraklarında bulunur.Her bakımdan kendilerini güçlendirir.Rekabet ettikleri diğer senyörleri geçmeye çalışırlardı.Hatta kralı bile diğer senyörlerle ittifak kurup etkileri altına almayı başarmışlardır.(1215 Magna Carta)
Batı Roma imparatorluğunun yıkılışı ve İstanbul un fethi arasındaki döneme (476-1453) Ortaçağ denir.Feodalite bu tarihler arasında altın çağını yaşamıştır.Sonraki dönemlerde de belli belirsiz şekilde devam etmiştir.-Osmanlı daki ayanlık sistemi gibi-
Gelelim feodalitenin yıkılışına;
Ortaçağ da kaleler ve surları yıkacak teknoloji yoktu.Kalenin içine kapananlar ambarları doluysa aylarca belki de senelerce direnebilirdi.Böyle bir durumda kralın eli kolu bağlanır,ülkesi saldırıya açık hale gelir,kuvvetlerini bölmek zorunda kalırdı.Halkın gözünde ve senyörler arasında itibarı zedelenirdi.Ancak İstanbul un fethiyle bu büyük kalelerin ve surların aslında yıkılabileceği o kadarda güçlü yapılar olmadıkları, büyük demir gülleler atan toplarla yerle bir edilebileceği anlaşılmıştır.
Artık kral;sorun çıkaran,düşmanla işbirliği içinde olan,başına buyruk hareket edip krala uymayan derebeylerini yenebilecek güce ulaşmıştır.
Ateşli silahların bulunması ile birlikte feodalite yıkılmış,merkezi krallıklar güçlenmiş,siyasi yapı şekillenmiş,kralların gücü ve otoritesi tekrar tesis edilmiştir.


vjG6Qp.jpg
Alıntıdır.

Bu konuyu yazdır

  Mustafa Ertuğrul Aker Tarihte ilk uçak gemisi batıran subay
Yazar: merve - 03-24-2018, Saat:08:44 AM - Forum: BİLİNMEYEN TARİHİMİZ - Yorum Yok

Tarihte ilk uçak gemisi batıran subay. (daha sonradan uss yorktown, akagi, kaga ve soryu gibi çok ünlü uçak gemileri japon- amerikan savaşlarında batmıştır.) resmi kayıtlara göre 1. dünya savaşında aralarında krüvazör, zırhlı, hücumbot, uçak gemisi vs.nin de bulunduğu irili ufaklı 200 civarı düşman tekne ve gemisi batırmış kişi. çanakkale'deki başarılarının yanı sıra, kurtuluş savaşı'nda yakın arkadaşı demirci mehmet efe ile batı cephesinde işgalcilere ilk bozgunları yaşatan subaydır mustafa ertuğrul...

türk subayı mustafa ertuğrul, osmanlı donanmasının haliç’e kilitlendiği, fransız deniz kuvvetlerinin, yunan adalarında konuşlanarak tüm sahil kasabalarımızı, sivilleri özellikle de un fabrikalarını topa tutuğu dönemde, almanlar tarafından kısa bir eğitim aldı.

topçu bataryasını önce kaş’a kurarak oradan meis adasını mesken tutan fransız gemileri batırmasıyla ünlendi ilkin. eski adı ağva olan bugünkü kemer’de ilginç raslantı, fransız tatil köyü clubmed’in ilerisindeki kayalık tepe üzerinden batırdığı paris 2'yle ilgili mevziler halen tatil köyünün içinde bozulmamış olarak duruyor. ve ne hazindir ki oraları görmeniz bugün fransızlar'ın iznine bağlı... paris 2'yi 4 sabit bataryadan %95 isabet oranıyla açtığı top ateşiyle batırmıştır.vurduğu gemiden kurtulan personele kendi askerlerinin temiz esvaplarını giydiren, yaralarını saran onları antalya’da tedavi ettiren ve onlara insanlık dersi veren mustafa ertuğrul’un attığı bir top paris-2 gemisindeki fransız bayrağına isabet ettiği için gemiden kurtulan fransız kaptandan özür bile dileyen bir anlayışa sahip bir kahramandı...

ünü sadece osmanlı ordusunda değil düşman askerleri arasında da yayılmıştı. mütareke sonrasında aydın cephesinde silahları teslim almaya gelen ingiliz komutan mustafa ertuğrul bey'i tanıyor ve "sizin gibi bir komutanın silahını almak askeri şerefe aykırı sayarım" diyerek silahlarını ve elindeki dört topu bırakıyor. ve kaderin tecellisi kurtuluş savaşı başladığında başlangıçta milli kuvvetlerin elindeki en önemli silah bu dört top olacaktı. mustafa ertuğrul bey o dört top ile işgalcilere kök söktürecekti.

dediğimiz gibi dünya denizcilik ve savaş tarihinde ilk kez bir uçak gemisini topçu ateşiyle batırmıştı. ingilizler'in 110 metrelik efsanevi uçak gemisi ben my chree'yi meis açıklarında sulara gömüyor, ardından fransız savaş gemileri paris ii ve alexandra'yı de kemer'de denizin derinliklerine yolluyordu. kemer açıklarında denize döktüğü yaralı düşman askerlerini denizden toplayıp yaralarını saran, anılarında da "zaferden mütevellit neş'emizi yaralı düşman askerlerinin acısına hürmeten izhar etmedik" diye yazacak kadar centilmen bir askerdi. harbiye yıllarından beri resimle uğraşan sanatçı ruhlu bir subay olduğu biliniyor. (görev yaptığı aydın'da evladı vefat edince yaptığı inanılmaz suluboyaları seyredip, mustafa ertuğrul'un bu resimlere düştüğü notları okuyunca, gözlerim dolu dolu oldu..)

mustafa ertuğrul'la ilgili "ben bir türk zabitiyim" adlı kitabı yazan mustafa aydemir, şöyle söylüyor: "bu kadar başarısına rağmen çok mütevazı bir insan. anlatmak, övünmek gibi bir şeyi yok. çanakkalede uçak düşürmüş. aydında eşkıya güçlerinin milli güçlere kazandırılmasını örgütlemiş. demirci efe ile çok yakın arkadaş. dostlukları sonra da devam ediyor. yaşlılıklarında buluşuyorlar. anılarını sadece batırtığı gemiler üzerine yazmış. diğerlerini anlatmıyor." mustafa ertuğrul'- un anılarını yazmasının da bir öyküsü var. mustafa aydemir bu öyküyü şöyle anlatıyor: "bir gün mustafa kemal, antalya'da onu ziyaret etmiş. 'bunları yaz, bunlar unutulur gider' demiş. bunu emir telaki edip oturup yazmış. ama 'bu benim odamdan asla dışarı çıkmayacak' demiş. inanılmaz anılarını resimleyerek 1934 yılında yazmış. ve muhteşem anıları tek tek fransız-ingiliz askeri kayıtlarından doğrulanmış...

Madalyaları

Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde girdiği savaşlarda toplam 10 madalya ve rozetle taltif edildi.

  1. Osmanlı Liyakat Madalyası - II. Abdülhamit döneminde savaşta başarı gösteren askerlere verilmiştir.
  2. Donanma İane Madalyası - Osmanlı Donanması'na yapılan hizmet ve yardımlar karşılığı verilmiştir.
  3. Çanakkale'de düşürdüğü İngiliz keşif uçağı pilotunun şapkasındaki rozet. Mustafa Ertuğrul'a hatıra olarak verilmiştir.
  4. Avusturya 305 no'lu havan top birliği Çanakkale hatıra rozeti
  5. Alman Demir Haç Madalyası
  6. İstiklal Madalyası
  7. Prusya Liyakat Madalyası
  8. Cedit Girid Madalyası ( II. Abdülhamid döneminde Girit'te savaşan askerlere verilen bu nişan, Mustafa Ertuğrul'un babasına aittir. Oğullar da bu nişanı takabiliyorlardı.)
  9. Galiçya Savaşı metal rozeti
  10. Harp Madalyası. Çanakkale, Galiçya, Kafkasya, Irak ve Mısır'da savaşanlara verilmiştir.

amerikalı'nın rambosuna bilmemnesine, osuruktan teyyare uydurulmuş palavra kahramanlarına gösterdiğimiz ilginin yüzde 1'ini mustafa ertuğrul gibi kendi gerçek kahramanlarımıza umarım gösteririz. ailesiyle (kızı ve torunları hayatta) ve antalya'nın bazı belediye başkanları'yla temasa geçtim. inşallah yakın bir zamanda kent meydanlarının birine mustafa ertuğrul'un heykelini dikeceğiz...
VrO0Ln.jpg

Bu konuyu yazdır

  1788 Osmanlı-Avusturya savaşı En gülünç savaşlardan biri
Yazar: gakko - 03-24-2018, Saat:08:41 AM - Forum: BİLİNMEYEN TARİHİMİZ - Yorum Yok

1788'de Avusturya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında yaşanan çokça savaştan bir tanesidir. Avusturya ana ordusu, günümüzde ki Romanya'da bulunuyordu ve Osmanlı ordusunun nerede olduğundan emin olmak için süvari birliklerini Timiş nehrinin karşısına yollar. Osmanlı ordusundan iz bulamazlar, ama gördükleri çingenelerden içki satın alırlar. 

Daha sonradan, Avusturyalı piyadeler nehri geçer süvari birliğinin içki partisine katılmak isterler, iki birlik arasında çıkan bu tartışmada bir asker ateş eder ve piyadeler ile süvariler arasında çatışma başlar. Çatışma sırasında piyadeler süvari birliklerini korkutmak için Turciii! Turciii! diye haykırır.(Romence: Türkleeer!). Bunu duyan süvari birlikleri Türklerin geldiğini zannedip kaçmaya başlar. Avusturya ordusu İtalyan, Balkan Slavları, Avustralyalı ve çeşitli azınlıklardan oluşmakta ve birbirlerini anlamakta güçlük çeken bir ordudur.


Süvarilerin ana kampa doğru dörtnala geldiğini gören birlik kumandanı, Osmanlı akıncılarının saldırısına uğradığını düşünerek topçulara ateş emri verir. Birlikler gördükleri her askeri Türk zannedip vurmaya başar, bu kargaşa sonucu tüm ordu geri çekilir, imparator II. Joseph attan düşüp sakatlanır.

İki gün sonra olay yerine ulaşan Osmanlı ordusu 10.000 kadar ölü ve yaralıyla karşılaşır ve Karanşebeş şehrini rahatça alır.
Z96ZVZ.jpg

Bu konuyu yazdır

  Zengin Girişimcilerden Hayat Değiştirecek 6 Püf Noktası
Yazar: merve - 03-22-2018, Saat:01:01 AM - Forum: BAŞARI HİKAYELERİ VE ÖNERİLERİ - Yorum Yok

Ünlü ve Zengin girişimcilerden hayata dair 6 püf noktası.
Herkes farklı biçimde çalışır ancak dünyanın başarılı girişimcilerinin ortak noktada buluştukları günlük alışkanlıklar vardır.

Ne kadar zengin olursa olsun Mark Zuckerberg‘in bile bir düzene ihtiyacı vardır. 2014 yılı boyunca her gün kendi el yazısı ile birilerine “teşekkürler” yazma sebeplerinden biri de budur. Facebook’un kurucusu 2010 yılından beri her yıl için kendisine farklı bir hedef koyuyor ve bu hedefleri gerçekleştirmek için çabalıyor. Ayrıca bu hedefler kesinlikle Facebook ile ya da daha fazla para kazanmasını sağlayacak projelerle alakalı değil bu hedefler tamamen kişisel. Mark Zuckerberg, 2010 yılında Mandarin Çincesi öğrenme hedefini kendisi için belirledi be 2011 yılında ise sadece kendi öldürdüğü hayvanların etini yiyeceğine dair kendisine söz verdi.

Birçok insana göre ilginç ya da garip gelen bu alışkanlıklar aslında insana kendisini geliştirmesi ve iradesini güçlendirmesi açısında büyük yararlar sağlıyor. İş dünyasının liderlerinin benimsediği ve kullandığı 6 püf noktası var.

1. Elektronik Uykusuzluk

Facebook COO Sherly Sandberg belki de dünyanın en yoğun iletişime sahip insanıdır. Ancak her gece yatmadan önce telefonunu tamamen kapatıyor. Yapılan bir röportajda, rahat uyuyabilmek için tamamen çevrimdışı olması gerektiğini belirtmiş.

Bu konuda yapılan araştırmalar da Sandberg’i doğrular nitelikte çünkü uyumadan önce kullanılan ve siz uyurken etrafınızda çalışan elektronik cihaz, uykunuzu düşündüğünüzden çok daha fazla, olumsuz yönde etkiliyor.

2. Mizahsız Yaşanmaz

Zappos adlı firmanın CEO’su Tony Hsieh, günün belirli bir dilimini mizah yaparak ya da okuyarak geçirdiğini belirtiyor. Bunun çalışma ortamını, motivasyonu ve hatta çalışanları bile olumlu yönde etkilediğini söylüyor. Mizahla ilgilenmenin insanın veririmliğini arttırdığı biliniyor.

3. Zaman Ayırmak

Richard Branson, gün içinde insanların ara vermelerinin doğal olduğunu ancak bu araların verimli kullanılmadığını belirtiyor. Özellikle stresli ortamlarda çalışan insanların dinlenme konusunda kendilerini tanımalarının gerektiğini neler yapmanın, neler içmenin ya da yemenin insanları daha verimli hale getirdiğinin keşfedilmesi gerektiğini, herkesin dinlenme alışkanlıklarının farklı olması gerektiğini belirtiyor.

4. Sevebileceğiniz Bir Ortam

İnsanların işlerini genelde bilinen ofis ortamlarında değilde, sevebilecekleri bir ortamda yapmasının verimliliği ve mutluluğu artırdığı moda tasarımcısı Marc Ecko tarafından anlatılıyor. Ecko kendinden örnek vererek Star Wars adlı filmin hatıralarının koleksiyonunu yaptığını ve kendisine çalışmak için daha mutlu bir ortam hazırladığını söylüyor.

5. Meditasyon Yapmak

Bir çok insan meditasyon yapmayı kendisine alışkanlık edinmek istemiyor. Çünkü yine bir çok insana göre bu tam bir vakit kaybı. Ancak iş adamı Def Jam meditasyon yapmanın insanı dinginleştirdiğini, stresten uzaklaştırdığını ve insanın özgüvenini arttırdığını belirtiyor. Başarı ve mutluluğu aynı anda sürdürmenin çok zor olduğu bir ortamda meditasyon yapmadan kendini bulamayacağını söylüyor.

6. Okumak

Mark Zuckerbeg 2015 yılı için hedefinin her hafta farklı bir kitap okumak olduğunu belirtti. İlginçtir ki bütün başarılı girişimciler mutlaka sürekli olarak kitap okuyor. Ayrıca okudukları kitaplar her zaman işleriyle ilgili ya da kişisel gelişimle alakalı olmayabiliyor. Kitaplarda anlatılan ne olursa olsun insanlar farklı şeyler görebilir ve farklı anlamlar çıkarabilir ve iş yaşamıyla ilgisi olmayan bir kitaptan dahi büyük bir ip ucu öğrenilebilinir.

418Z90.jpg

Bu konuyu yazdır

  SULTAN ABDÜLHAMİD HAN’IN ÇANAKKALE ÖNGÖRÜSÜ...
Yazar: merve - 03-18-2018, Saat:10:20 PM - Forum: BİLİNMEYEN TARİHİMİZ - Yorum Yok

Dünya Savaşı'ndan yıllar önce 1890 senesinde Çanakkale Boğazı'ndaki top ve bataryaları yenilemek suretiyle Boğazı geçilemeyecek hale getiren Sultan II. Abdülhamit Han'ın Çanakkale'nin düşme ihtimalleri konuşulmaya başlandığı ünlerde Başkent İstanbul'un taşınmasını ortaya atanlara müthiş cevabı:

1. Dünya Savaşı'ndan yıllar önce 1890 senesinde dönemin Osmanlı hükümdarı Ulu Hakan II. Abdülhamit Han komutanlarından Mareşal Asaf Paşa'yı Çanakkale Boğazı'ndaki top ve bataryaları yenilemek ve boğazı geçilemeyecek derecede tahkim etmek üzere görevlendirir.

1915 Mart'ı öncesinde Çanakkale'nin düşme ihtimalleri konuşulmaya başlanınca başkent İstanbul'un nakledilmesi gündeme gelir. Konuyu eski hükümdara arz etmek üzere bir heyet oluşturulur.

Ercüment Ekrem Talu bu heyetin ziyaretini şöyle anlatır: "Talat Beyler ortada kısık sesle konuşmaya devam ediyorlardı. Yavaşça aralanan kapıdan içeriye, bu millete otuz üç yıl hükmetmiş olan Abdülhamit Han ağır adımlarla girdi. Yalnızdı ve tepeden tırnağa mermerden bir heykel gibi bembeyazdı.

Talat Bey bizleri takdim etti. Hepimiz huzurunda elpençe divan durarak dizildik. Talat Bey, uzun uzun ve pek hürmetkâr bir ifade ile ziyaretimizin sebebini anlattı: 'Acil bir tehlike arz etmemekle beraber durum çok ciddidir. Düşman denizden ve karadan Çanakkale'yi zorluyor. Şiddetli müdafaaya rağmen, Allah göstermesin, boğazı geçerlerse bir musalehaya mecbur olmamak için gerek padişah efendimiz, gerek meclis ve hükümet karar vermiştir. Anadolu'ya geçip harbe oradan devam edilecek...

Hatta zat-ı şahane için Konya'da Çelebi Efendi'nin konağı tahliye olunmuştur. Korkulan vaziyete karşı, Zat-ı Hümâyûnlarının hangi şehirde ikamet etmek isteyeceğini öğrenmek üzere, Birader-i Şahaneniz tarafından öğrenmeye memur edildik. Emir ve iradelerinize muntazırız.'

Eski hükümdar, dâhiliye nazırını sonuna kadar dinledi. O susunca keskin nazarlarını hepimizin üzerinde ayrı ayrı gezdirdi ve dedi ki: 'Şevketli biraderimin bastığı yerlere dahi bağlılığımı arz ederim. Ancak endişeleri tamamen yersizdir. Eğer dokunulmamış ise, ben zamanında Çanakkale'yi fevkalade tahkim eylemiştim. Oradan hiçbir donanmanın geçmesi mümkün değildir. Amma farz edelim ki öyle bir felaket başa geldi. O halde hükümdarın yapacağı şey tacını tebaasını terk ederek kaçma zilleti değil, sarayındaki payitahtının taşları altında canını feda etmektir. Hazreti Fatih, bu beldeyi küffar elinden fethettiği zaman, Bizans İmparatoru Konstantin kaçmayıp, harp ede ede yıkılan kalelerin altında can vermek kahramanlığını göstermiştir. Biz Fatih'in soyu, Konstantin'den aşağı kalamayız. Zat-ı Şahane'ye böylece arz edin. Müsterih olsunlar ve ezeli iradeye boyun eğsinler. Şuradan şuraya kımıldamasınlar, düşman buraya giremez. Bana gelince, ben artık hiçbir yere gitmem. Yegâne arzum burada ölmektir. Biraderimden ve hükümet-i seniyyeden bu arzuma yardımcı olmalarını dilerim!'

Bunları söyledikten sonra kısa temennilerle bizi selamlayıp odadan çıktı. Heyetimiz sessizlik içinde dönerken Talat Bey bir ara bize dönerek, Aldık mı ağzımızın payını' dedi ve o günü özetlemiş oldu.

NZo1rL.jpg
- Mümin Munis'in Mostar Dergisi'nde yer alan makalesinden alıntıdır.

Bu konuyu yazdır

  Eksik Yapılan Dua...
Yazar: intikamcı - 03-15-2018, Saat:12:53 PM - Forum: KISA İBRETLİK HİKAYELER - Yorum Yok

Şehrin dar sokaklarının birinden bir hamal çıktı. Kısa boyuyla yüklerin altında ezilip gitmişti. Zorlanarak mendilini çıkardı. Kırışmış alnını silerken soluklandı. 
Mendilini cebine yerleştirirken çıkacağı yokuşa baktı. İlk adımın ardından var gücüyle tırmanmaya başladı yokuşu. Bir an önce eşyaları sahibine ulaştırmayı düşünüyordu. 
Yükleri teslim ettikten sonra bir ağacın gölgesine çekilip öğle yemeğini yiyecekti. Yokuşun yarısına kadar gelmişti ki güçten düştü, dizleri titrer gibi oldu. 
Bu sefer elinin tersiyle sildi alnına biriken terleri. Yorgunluğu da artınca iyice ezilip gitti. Bu ara yanından geçen zengin birini görünce dayanamayıp:
“Hey Allah’ım bu nasıl iş? Kimilerine oturdukları yerden para veriyorsun; şu kulunaysa bir lokma ekmeği ne güçlüklerle veriyorsun, dedi ve iki adım daha atabildi.
Sıcağın da etkisiyle duvar kenarına çöküverdi. Yükten kurtulan hamal kuş gibi hafiflemişti. Gölgeye oturup giden zengin adamın ardından bir süre baktı. Bu ara daha kolay para kazanabileceği başka işleri düşündü.
“Allah’ım ne olur bana da oturduğum yerden karnımı doyuracak ekmeği kazanmayı nasip et.” diye dua etti.
Duvar kenarında bir müddet dinlendikten sonra tekrar yola çıkacaktı ki bir gürültü koptu. Yan sokaktan bir grup insan kavga ederek çıktı. Tekme tokat birbirleriyle kavga ederlerken hamal bu duruma dayanamadı.
Bir anda ayağa kalkıp onları ayırmaya girişti. Bu pek de kolay olmadı. Hamal, kendini kavganın içinde buluverdi. Önce yüzüne bir yumruk indi ardından beline bir sopa. Hamal kan revan içinde kalmıştı. 
Yüzü gözü şişmiş, bir ayağı da aksıyordu. Olaya asayiş ekipleri el koymakta gecikmediler. Polisler kavga edenlerle birlikte hamalı da karakola götürüp kapadılar. 
Hamal, ne kadar ben suçsuzum dese de kimse inanmadı. Ona,
“Mahkemeye çıkıncaya kadar burada kalacaksın.” dediler.
Hamal çaresiz boyun eğdi bu karara. Suçsuz olduğu açığa çıkıncaya kadar karakolda hapis kalacaktı. Bir köşeye çekilip beklemeye başladı. Görevliler hamalın ayağına ekmek ve yemek getirdiler.
Hamal getirilen yemeğe bakıp kaldı. O kadar aç olmasına rağmen ayağına gelen bu yemeği yemek istemiyordu. Birden gülmeye başladı. Yanındaki adam bu duruma şaşırıp kaldı.
- Neden gülüyorsun?
- Sorma, dedi hamal. Yaptığım bir dua yüzünden
buraya düştüm. Yanlış dua yapmışım.
Adam bu sözlerden bir şey anlamamıştı. Hamal devam
etti.
- Allahü teâlâya oturduğum yerden bir ekmek ver, diye dua etmiştim. Ama hayırlısından ver dememiştim. İşte ona gülüyorum. Şimdi yemek ayağıma geliyor ama huzurlu bir şekilde, iştahla yiyemiyorum. 
Rabbimden zahmetli de olsa hayırlısını vermesini dilemeliydim.


VrGNLR.jpg

Bu konuyu yazdır