Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı/E-Posta:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 2,561
» Son Üye: idsoixdemxlp
» Toplam Konular: 669
» Toplam Yorumlar: 673

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 2 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 2 Ziyaretçi

Son Aktiviteler
İş Fikri Bulmak İçin 10 Ş...
Forum: BAŞARI HİKAYELERİ VE ÖNERİLERİ
Son Yorum: delidumrul
08-27-2017, Saat:10:25 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 89
Özgüven Gücü Nasıl Gelişt...
Forum: KİŞİSEL GELİŞİM-PSİKOLOJİ
Son Yorum: delidumrul
05-07-2017, Saat:01:39 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 187
TÜRK ATASÖZLERİ VE ZITLIK...
Forum: TESBİTLER
Son Yorum: mevthawk
11-29-2016, Saat:12:26 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 278
ALGI OPERASYONU (Türkiye'...
Forum: TESBİTLER
Son Yorum: mevthawk
11-29-2016, Saat:10:37 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 218
Çayın Sağlık Sırları (ne ...
Forum: SAĞLIK
Son Yorum: gakko
11-28-2016, Saat:11:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 249
HAFIZANIZI GELİŞTİRMENİN ...
Forum: KİŞİSEL GELİŞİM-PSİKOLOJİ
Son Yorum: mevthawk
11-24-2016, Saat:11:22 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 228
Y Kuşağı Neden Kariyer Pl...
Forum: KİŞİSEL GELİŞİM-PSİKOLOJİ
Son Yorum: delidumrul
11-16-2016, Saat:07:52 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 179
Çöldeki Gerçek Dostluk...
Forum: KISA İBRETLİK HİKAYELER
Son Yorum: delidumrul
11-16-2016, Saat:01:09 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 244
HAYALLER GERÇEKLEŞİR(Soic...
Forum: BAŞARI HİKAYELERİ VE ÖNERİLERİ
Son Yorum: merve
11-06-2016, Saat:02:24 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 155
ANTİKACI
Forum: KISA İBRETLİK HİKAYELER
Son Yorum: merve
10-28-2016, Saat:09:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 129

 
  Mutluluk Spreyi'nin Hikayesi
Yazar: ahmetsahin - 06-05-2016, Saat:02:03 PM - Forum: KISA İBRETLİK HİKAYELER - Yorum Yok

Bir zamanlar çok mutsuz bir adam varmış. Yaşadığı evin kirasını hiç geciktirmeden ödediği halde, her ayın birinde ev sahibi tarafından taciz ediliyor, öte yandan üst katta oturan yaşlı teyzenin devamlı yüksek sesle televizyon izlemesinden dolayı evinde şöyle bir kafa dinleyemiyor, bunun yanı sıra her gün, birlikte çalışması çok zor bir patronun kötü ağız kokusunu çekiyor, kendine bir araba almak istiyor ama parasını denkleştiremiyor, evlenmek istiyor ama gönlüne göre bir eş bulamıyor ve diyet yapması gerektiğini bildiği halde boğazını tutamıyor ve her aynaya baktığında, karşısında beğenmediği bir adam, görüyor. Sorsanız, “Ben, mutsuz olmayayım da kim, mutsuz olsun?” der. Fakat bir gece, öyle bir rüya görür ki, hayatı, değişir. Rüyasında, bir melek çıkmıştır karşısına ve “Dile benden ne dilersen” demiştir ona. Adamcağız da, düşünmüş ve her bir problemini tek, tek anlatmaya başlamış ve bunlara, sırayla bir çözüm bulmasını istemiştir. Fakat melek, “Olmaz” demiştir. Çünkü sadece tek şey dileme hakkı vardır. Adam da, bunun üzerine “O zaman bana bir mutluluk spreyi ver.” demiştir. Rüya işte! Bilinçaltı dersiniz ama işin ilginç kısmı, adam, ertesi sabah uyandığında, başucunda, o meleğin verdiği mutluluk spreyini görmüş. Acaba rüya değil miydi gördüğüm diye düşünmeye ve hatta kendinden bile şüphe etmeye başlamış. Derken, spreyi eline almış ve havaya sıkmış. Sıkmasıyla, havaya, minicik kalp şeklinde simler, dağılmaya başlamış ve uçuşarak, düşmeye başlamış. Simler, adamın üzerine düştükçe, adama bir huzur gelmiş. Uzun zamandır hiç hissetmediği kadar mutlu hissetmiş kendini. Sanki kocaman bir pozitif enerji topunun içine girmiş gibi… Hatta neredeyse unuttuğu gülümseme, suratına yeniden gelmiş. Fakat çok uzun sürmemiş bu durum. 

Ertesi sabah uyandığında, yine eski “mutsuz adam” olarak uyanmış. Tekrar spreyi sıkmış ve o günü de, mutlu geçirmiş. Derken günleri, böyle geçmeye başlamış ve günün birinde mutluluk spreyi, bitmiş. Adam, çok üzülmüş. O melek, yine gelsin istemiş. Hakikaten de o gece, yine aynı meleği görmüş rüyasında. Yine aynı spreyden istemiş. Fakat bu defa melek, onun bu isteğini yerine getirmemiş. Demiş ki “Görüyorsun ki sprey, geçici bir mutluluk oldu senin için. Oysaki sen, kalıcı bir mutluluk istiyorsun. Dolayısıyla senin ilacın, bu sprey değil.” Adam, düşünmüş, hak vermiş meleğe. “Ne peki?” demiş. Melek ise, ona bir kâğıt vermiş. O sırada alarmıyla uyanan adam, başucunda, rüyasında meleğin vermiş olduğu o kâğıdı görünce, hemen açıp, bakmış. İçinde aynen şu maddeler yazıyormuş:
Kalıcı mutluluk için:

1. Önce kendini mutlu etmelisin. Seni mutlu eden eylemleri, bir kâğıda yazıp, en çok sevdiğinden en aza kadar bir sıralama yapmalısın. Bu, bisiklete binmek olabilir, yazmak olabilir, film izlemek olabilir, sevdiğin bir dostunla sohbet etmek olabilir ama her ne olursa olsun, en üstte yazdığına haftada birkaç gün, hemen onun altına yazdığına haftada bir gün, onun da altına yazdığına iki haftada bir gün, en alta yazdığına da ayda bir, vakit ayırmaya çalışmalısın.

2. Sonra en yakınındakileri, mutlu etmeye çabalamalısın. Çünkü onlara verdiğin mutluluk, bir ayna misali, sana aynen geri dönecektir. Bu, minik bir sürpriz olabilir, ona özel aktiviteler olabilir, hatta belki bir telefon bile olabilir. Bu, tamamen karşındaki kişiye, onunla olan ilişkine, o kişinin önem verdiklerine ve senin yaratıcılığınıza göre değişkendir.

3. En yakınındakilerden sonra, akıl danıştığın, sana önemli bilgiler veren, kendini çıkmaz sokaklarda bulduğun anlarda sana ışık gösteren, seninle faydalı bilgiler paylaşan, ihtiyacın olduğunda yardım eli uzatan kişiler gelir. Yapman gereken, yalnızca içten bir teşekkür etmektir. Böylelikle hem bu kişiyi ya da kişileri, mutlu etmiş olursun, hem de hangi günlerden bu günlere geldiğini görüp, kendini mutlu etmiş olursun.

4. Kalıcı mutluluk için yapman gerekenlerden bir tanesi ise, şükretmektir. Tüm sahip olduklarının bir bilançosunu çıkarıp, bunların her biri için şükretmelisin. Sağlıksa sağlığın için, sevdiklerinse sevdiklerin için, ailense ailen için, evinse evin için, arabansa araban için, yavrularınsa yavruların için, işinse işin için, komşularınsa komşuların için veya sana gönderilmiş yardım melekleriyse, onlar için… Bu, sana nelere sahip olduğun konusunda minik bir hatırlatma olacak ve seni, mutlu edecektir.
Mutluluk spreyine ihtiyaç duymadan, içinizdeki mutluluğun, her bir hücrenize yayılıp, sizi her daim gülümsetebilmeyi başarması dileğiyle…

jn1ogG.jpg
Yazan: Ceylan Koryürek

Bu konuyu yazdır

  Terkedilen Bir Yönetici Olmanın 5 Sırrı
Yazar: ahmetsahin - 06-05-2016, Saat:01:54 PM - Forum: BAŞARI HİKAYELERİ VE ÖNERİLERİ - Yorum Yok

1 – İletişim hataları

Ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğiniz önemli. Çalışanlarınızdan memnun olduğunuzu söylerken bile, tam tersi bir anlaşılmaya sebebiyet verebilirsiniz. Bu sebepten dolayı seçeceğiniz sözcükler çok önemli. Doğru bir iletişim çalışanlarınızın sizi tercih etmesi için çok büyük bir sebep. Siz çalışanlarınızla ne kadar doğru iletişim kurabiliyorsunuz?

2 – Takdir etmemek

Ayşe, çok farklı bir proje üretiyor, Mehmet yüklü bir satış yapıyor. Zeynep ise verdiğiniz işleri zamanından önce bitiriyor ve siz tüm bunlar olduktan sonra sade bir tepki veriyorsunuz… Yapınız gereği ciddi ve bu tür şeyleri doğal karşılayan biri olabilirsiniz. Çalışanlarıma zaten bunları yapsınlar diye tonla para ödüyorum diyebilirsiniz. Fakat şunu unutmayın ki, insanlar makine değildir ve takdir beklerler. Bir aferin sözcüğü, onlarla gurur duyduğunuzu dile getirmek ya da sırtlarını sıvazlamak bile çalışanlarınızda mucizevi etkiler yaratabilir. Siz bunlardan hangilerini yapıyorsunuz?

3 – Duygusal zeka eksikliği

Empati bir yöneticide olabilecek en güçlü özelliklerden biridir. İnsanların duygularından anlamak, onlarla duygu yönünden güçlü bağlar kurabilmek, takdiri gerektiren özelliklerdir. Çalışanlarınıza gülümseyerek günaydın diyebilmek, işten önce onların hatırlarını sormak ve yeri geldiğinde onları çok sevdiğinizi söylemek tahmin edemeyeceğiniz kadar olumlu bir ortam yaratmanızı sağlayabilir. Bugüne kadar kaç kez çalışanlarınıza onları çok sevdiğinizi söylediniz?

4 – Kıskançlık

Sizin başaramadığınız işleri başaran çalışanlara sahip olabilirsiniz. Hatta herkes tarafından sizden daha fazla sevilen ve sayılan çalışanlarınız bile olabilir. İçinizdeki kıskançlık canavarı çalışanlarınıza hak etmedikleri davranışlar sergilemenize sebep olabilir. Sonuçta bir bakmışsınız tüm işlerle tek başınıza mücadele etmek zorunda kalmışsınız. Siz kıskanç bir yönetici misiniz?

5 – Aşırı ego

Fazlaca üstün meziyetlere sahip olabilirsiniz. Tüm güç ve kumanda sizin elinizde de olabilir. Fakat bunu çalışanlarınıza karşı yıkıcı bir silah olarak kullanmanız gerekmez. Sevdiğim bir söz vardır: “Bir insanın gerçek karakterini görmek için, ona güç verin” Siz elinize geçen ilk fırsatta egolarınıza yenik mi düşüyorsunuz?


6nq05l.jpg
Yazan: Kerem Koryürek

Bu konuyu yazdır

  Öğrenmek İstemediğimiz 7 Basit Hayat Dersi
Yazar: delidumrul - 02-20-2016, Saat:01:36 PM - Forum: KİŞİSEL GELİŞİM-PSİKOLOJİ - Yorum Yok

Hayat Dersi 1:

Zaman geçtikçe çevremizde gerçekten yakınlık duyduğumuz insan sayısı azalacaktır. Her sosyal ortamda çevresinde onlarca insan gördüğümüz kişilerin genelde gerçekten yakın arkadaşı yoktur, çünkü birçok kişiyle yüzeysel iletişimde bulunurlar.

Hayat Dersi 2:

Bazen geniş çevremizde yakın hissettiğimiz insanlar bile arkamızdan konuşabilir. İnsanlar arkanızdan konuşacaktır da. “Ağız torba değil ki, büzesin.” bu bağlamda çok gerçekçi bir atasözüdür. Önemli olan, konuşulanlar ve konuşanlar karşısında sükunetinizi koruyabilmek, ve o insanların arkasından konuşarak veya kötü lafla geri atakta bulunmamaktır.

Hayat Dersi 3:

Hoşlandığınız veya sevdiğiniz insanın size hiç bir borcu yok. Sadece siz ona duygular besliyorsunuz diye, sizin duygularınıza karşılık vermek zorunda değil. Dolayısıyla, size sizinle ilgilenmediğini açıkça belirtmiş olan bir insana ters veya agresif davranarak sadece kendi itibarınızı zedelersiniz.

Hayat Dersi 4:

Sevdiğiniz biri veya yakınlık duyduğunuz bir insanın morali bozuksa, ve size dert yanıyorsa onu dinlemekten başka daha iyi yapabileceğiniz birşey yok. Durumu değiştirmesi için uzunca dil dökebilirsiniz, ama bir insanın yaşamındaki bir gerçeği değiştirmesi için öncelikle o konu hakkında farkındalığa varması gerekir. Sizin sözleriniz o kişinin farkındalığa varması için itici bir güç olacaktır, ancak sürekli söylerseniz o itici güç ters tepebilir.

Hayat Dersi 5:

Sizi kötü hissettiren insanların yanında isterseniz dünyanın en şık kıyafetlerini giyin, isterseniz dilediğiniz herşeyi başarmış olun, o insanlar yine bir şekilde sizi kötü hissettirecektir. Böyle insanlardan uzaklaşın. Ve unutmayın, sizin kendinize biçtiğiniz değer, giydiğiniz kıyafetlerle veya kazandığınız statüyle artmayacaktır. Öncelikle iç dünyanızı zenginleştirin, dış dünyanız doğal olarak zenginleşir.

Hayat Dersi 6:

Vücudunuzla mutlu olun. Eğer sizi hareket edemeyecek kadar engelliyorsa veya kıyafetlerin içinde rahat hissetmiyorsanız, şikayet etmeyi bırakın. Hareket edin. Yediklerinizi değiştirin. Ağız tadınızı değiştirin. Yemeğe bir rahatlama aracı olarak sığınmayı bırakın. Rahatlamak için harekete sığının. Kendinizi koşarak dışarı atın.

Hayat Dersi 7:

İnsanlar sizi her etkinliğe davet etmeyebilir. Bazen bunu cidden unutkanlıklarından, bazen de kasten sizi dahil etmek istemedikleri için yapabilirler. İnsanların bu davranışına burun kıvırıp, surat asmak yerine sizi neden çağırmadıklarına dair sizi sorgulayın. Bu insanlar sizin gerçekten bir arada bulunmak istediğiniz insanlar mı? Hayır ise, dert etmeyin. Kendinizi daha iyi ifade edebileceğiniz başka insanlarla bir ömür boyu tanışırsınız. Eğer cevabınız evet ise, neden sizi aralarında istemeyebileceklerini bir düşünün. Bazen bu tarz küçük gafların altında kendi partnerlerimize dair çok iyi ipuçları bulabiliriz.

D4O8yz.jpg

Bu konuyu yazdır

  KARARSIZLIĞI YENİN
Yazar: ahmetsahin - 01-20-2016, Saat:09:40 AM - Forum: KİŞİSEL GELİŞİM-PSİKOLOJİ - Yorum Yok

KARAR VERME ZORLUĞU

Çoğumuz için karar verme süreci zordur. Alınan karar hayatımızda var olan düzeni değiştireceği için korkarız. İnsana güvende hissettiren şey bilindik olan, tanıdık gelendir… Bu nedenle bildiğimiz düzenin değişmesini istemeyiz.

Bir şeyle ilgili karar vermek kişinin o anki hislerine, algılarına ve duygularına bağlıdır. Bu nedenle doğru ya da yanlış karar yoktur. Her kararın alınışının mutlaka kişi için ‘‘doğru’’ bir nedeni vardır.

Kendi doğrularınızla karar almanın hazzı çok özeldir. İnsan hayatını şekillendirebilecek güce sahiptir ve bu ancak alınan kararlar ile mümkündür.

Cesaretle Yaşamak

Yaşamımızı kontrol altına aldığımızı hissedebilmek için her zaman güvenli ve bilindik olan yolları seçmeye çalışırız. Oysa, yürümek istediğimiz rotaları arzumuza ve ihtiyaçlarımıza göre şekillendirmeliyiz.

Bilindik olan yolda yürümeye bizi iten şey risk almaktan duyduğumuz korkudur. ‘‘Neden güvenli alanımdan çıkayım?’’

Çıkın. Çünkü,

Keşfetmedikçe…
Denemedikçe…
İstemedikçe…
Yanılmadıkça…
Umut etmedikçe…
Değişmedikçe…
Yenilenmedikçe…
Kendinizi tanıyamamış, kendi istek ve arzularınızı keşfetmemiş ve dolu dolu yaşayamamış olursunuz.

Kararlarınızın ve yeni deneyimlerin tadını çıkartmanız dileğiyle…

Yrdj6l.jpg

Bu konuyu yazdır

  ÖZGÜVEN NASIL KAZANILIR ?
Yazar: delidumrul - 01-18-2016, Saat:04:23 PM - Forum: KİŞİSEL GELİŞİM-PSİKOLOJİ - Yorum Yok

Özgüven önemli bir kişisel özelliktir; yaşamla baş etmemizi ve sorunlarla gerçekçi bir şekilde mücadele etmemizi sağlar ve zorluklara dayanmamızı kolaylaştırır. Özgüven kazanma süreci, yaşamın önemli zorlukları ile başa çıkma gücüne sahip ve mutlu olmaya layık bir kişi olma deneyimidir.

Özgüven insana güç verir, enerjisini artırır ve daha fazla çaba göstermeye özendirir. Başarı için ilham kaynağıdır. Başarılarımızla gurur duymamızı ve onlardan keyif almamızı sağlar.

Bizim yaklaşımımıza bağlı olarak başka insanlar ve dışımızdaki olaylar özgüvenimizi yükseltebilir ya da bitirebilirler. Yaşama özgüvenli bir şekilde yaklaşmak ve bunu sürdürmek önemlidir. Ancak, aşırı bir güven duygusu ile hareket ederek kendimizi ve diğer insanları tedirgin etme riskini de almamak gerekir.

Özgüvenimiz olmadığında işleri yapabilme yeteneğimizden emin olamayız. Gerekli beceriye ve deneyime sahip olduğumuzu bildiğimiz halde daha önce hiç yapmadığımız bir işle karşılaştığımızda endişeleniriz. Birçok durumda, özellikle karar vermemiz, inisiyatif kullanmamız veya yeni insanları işin içine katmamız gereken durumlarda rahatsız ve huzursuz oluruz.

Buna karşın, aşırı bir güven duygusu içinde davrandığımızda; sınırlarımız olduğunu kabul etmek istemeyiz, yeteneklerimiz hakkında gerçekçi olmayan düşüncelere kapılırız. Üzerimize aşırı iş yükü alırız, böylece her zaman iyi iş yapamayız. En iyiyi bizim bildiğimizi düşünürüz, önerileri göz ardı ederiz, bize yardım etmek isteyenleri de genellikle reddederiz.

Olması gereken düzeyde bir özgüvene sahip bulunduğumuzda ise; en iyi için çaba göstereceğimizi ve kabul edilebilir bir sonuç ortaya koyacağımızı bilerek işleri ele alırız. Bir işi yapamadığımızda mazeret üretmek yerine yeniden denemeye başlarız. İlk seferinde tümüyle doğru olarak anlamadığımız ya da yapamadığımız bir işin dünyanın sonu anlamına gelmediğini biliriz. Hatalarımızı dert etmek yerine onlardan ders almasını becerebiliriz. Bir çok durumla ve sorunla daha iyi baş edebiliriz.

Özgüven hedeflerimizin peşinden giderken bize güç verir. Başarılarımızla doyum ve rahatlık hissetmemize izin verir. Özgüvenimizin güçlü olması durumunda başarı bize doğal ve doğru gelir.

Birçoğumuz, belirli zamanlarda, belirli insanlarla ve belirli durumlarda kendimizi güvenli hissederken bazı durumlarda, zamanlarda ve bazı insanların karşısında özgüvenimizi yitiririz. Kendimize olan güven duygumuzu nelerin etkilediğini doğru anlamamız gerekir.

Bunun için şu soruları kendimize sormalıyız ve dürüst cevaplar vermeliyiz.

  • Ø Kendimize en çok güvendiğimiz zamanlar hangileridir? Yeteneklerimizden emin olduğumuz ve kendimizi en rahat hissettiğimiz durumlar nelerdir?
  • Ø Karşısında özgüvenimizin en yüksek olduğunu düşündüğümüz insanlar kimlerdir? Niçin?
  • Ø Onlar, bize özgüvenimizi artıracak ne söylüyorlar veya ne yapıyorlar?
  • Ø Ne zaman kendimize olan güvenimizin en düşük olduğunu hissediyoruz?
  • Ø Özgüvenimizi azaltanlar nelerdir? Hangi insanlar ve hangi durumlar bizim kendimizi güvensiz hissetmemize neden oluyor? Söylenen ya da yapılanlar nelerdir?

Bu sorulara cevap verirken hazır olmadığınız yeni durumlardan ya da kıyafetinizin ve dış görünümünüzün iyi olduğu zamanlardan söz edebilirsiniz. Özgüven, çoğunlukla, kendimizi nasıl hazırladığımız ve kendimizi nasıl gördüğümüz ile ilgilidir. Özgüven gelip giden, azalıp artan bir duygudur. Bazı günler kendimizi diğer günlere göre daha güvenli ve güçlü hissederiz. Bazı günlerde de kendimizi arkadaşlarımızın yanında yetersiz hissederiz veya kendi yeteneklerimizi sürekli olarak onlarınki ile kıyasladığımız durumlar yaşarız.

Özgüvenimizin zayıfladığı durumlarda yapabileceğimiz ilk iş, hiç kimsenin mükemmel olmadığını kabul etmektir. Belki, başka insanların sizin sahip olmadığınız becerileri vardır. Ancak, siz de büyük olasılıkla onların yapamadığı bazı şeyleri yapabiliyorsunuz.

Özellikle, onlarla rekabet edebileceğiniz alanlarda kendi yeteneklerinizi geliştirmeye odaklanın. Tüm yapabileceklerinizi aklınıza getirin, yapamayacaklarınız için fazlaca endişelenmeyin, onlara takılıp kalmayın.

Özgüveni artırmanın iyi bir yolu, yaşamdaki başarılarımızı hatırlamaktır. Sahip olduğumuz tüm yeteneklerimizi, iyi kullandığımız becerilerimizi aklımıza getirelim ve güvenli davranarak kazançlı çıktığımız zamanları hatırlayalım.

Eğer, siz de özgüveninizi kazanmak ve geliştirmek istiyorsanız, yeteneklerinizi önemseyin ve kabuğunuzdan çıkın. Daha rahat ve girişken davranmayı öğrenin. Fikirlerinizi daha sesli ifade edin. Sorumluluklar alın. İş yaşamınızda karar alma süreçlerinde ve uygulamalarda daha aktif olarak kendinizi gösterin. Enerjik olmak için bu tür insanları kendinize örnek alın. Cesaretli olun, hata yapmaktan korkmayın. Başarısızlıkların birer ders olduğunu ya da başarı yolunda küçük molalar olduğunu düşünün. Elde ettiğiniz her başarıyla özgüveninizin arttığını göreceksiniz.
7MD9VL.jpg

Bu konuyu yazdır

  Pazartesi sendromunu yenmenin 13 yolu
Yazar: delidumrul - 01-18-2016, Saat:04:07 PM - Forum: BAŞARI HİKAYELERİ VE ÖNERİLERİ - Yorum Yok

Her Pazartesi’ye aynı sıkıntı ile başlayanlar bugünden bakmanız gereken 13 şey var.

Pazartesi sendromu hakkında bilmeniz gereken birkaç şey var.

Twitter kullanan beyaz yakalılar üzerinde yapılan araştırmaya göre Pazartsi günleri sabah 11:16’ya kadar çalışanların çoğu gülümsemiyor bile. Pazartesi sendromu diye adlandırdığımız şeyin Salı günleri de devam edebileceğinin anlatıldığı araştırmada Japonya’daki intihar vakalarının en yüksek olduğu günün Pazartesi olduğuna da vurgu yapılmış.

Neyse ki bir planımız var.

1. Hafta sonları için yaşamayın.


Çalışırken stres altında olanların hafta sonları çok ama çok daha fazla mutlu oldukları bir araştırmayla gözlemlenmiş. Bunun sebebi hafta boyu çalışmanın sonunda hafta sonunda yapılacak bazı aktivitelerin ödül olarak görülmesi. O zaman bunu değiştirmek mümkün. Hafta içlerine de küçük aktiviteler sığdırın, yeni ödülleriniz olsun. Çarşamba günü örneğin, çok sevdiğim bir arkadaşım Çarşamba için küçük Cumartesi derdi ve mutlaka bir aktivitesi olurdu. Deneyin.

2. Sakin ol şampiyon, her zaman gecelerin insanı olma.

Her Cuma ve Cumartesi sabaha kadar dışarıya çıkmanıza gerek yok. Bu hem vücudunuzun uyku dengesini bozacak hem de zamanı doğru kullanma alışkanlığınızı bozacak. Bir gece çıkın, diğerini ise daha sakin ev aktiviteleri ile geçirmeyi deneyin. Ya da evinize yakın bir yerlerde bir şeyler planlayın.

3. Aşırı uyku, aşırı yorgunluk

Öğlene kadar uyuyup enerji dolu olmayı mı bekliyorsunuz? Bütün hafta boyunca aynı uyku düzenine uymaya çalışın. Geç yattığınız günler de bile normalde uyandığınız saatte uyanmayı deneyin.

4. Pazar gecesinden Pazartesi’yi halledin.

Sabah giyeceğiniz kıyafetler, hatta belki öğle yemeğinde ne yiyeceğiniz (yani bu benim için bir stres kalemi örneğin) gibi fikriniz olmadığında sizi strese sokacak işlere Pazar gecesinden karar verin. Bakın bu madde en önemlisi.

5. Pazartesi uykunuz sağlam olsun.

Bir kaç günlük tatilin ardından koca bir haftaya başlayacaksınız. Bunun için 7 saatlik bir uyku çekmekte yarar var. Kısa süreli uykulara dayanan bir yapınız olabilir, tebrik ederim. Ancak bu yazının başlığı sendromsuz Pazartesiler ve sendromsuz bir Pazartesi istiyorsanız haftaya iyi bir uyku çekip başlayın. Nokta.

6. Kahvaltınız olmadan asla.

Sabah aç karnına çalışarak stresinizi iki katına çıkarmayın. Güzel, hafif bir kahvaltı ile güne bomba gibi başlarsınız. Dünyada kahvaltıdan daha güzel sadece birkaç şey var. Smile

7. Müziği ihmal etmeyin.

İş başı yapmadan önce güzel, modunuzu yükseltecek bir müzik açın. Keyiflenin.

8. Tatlı bir spor?

Egzersiz yapmanın endorfin seviyenizde artış yaptığı bir gizem değil. Günde 4-5 dakikada yapabileceğiniz hafif programlarla güne başlamayı bir deneyin.

9. Jilet gibi olun.

Yeni elbiseler, yeni bir hafta. Pazartesi günü şık olmaya çalışın. Hatta enerjinizi yükseltmek için kırmızı renk tercih edin. Özgüveniniz artarken, sendromunuz yok olsun. smile ifade simgesi

10. Gülümseyin.

Duş alırken, kahvaltı ederken, sabah kalktığınızda eşinize, sevgilinize, anne babanıza gülümseyin, Starbucks’tan kahve alırken baristaya gülümseyin, size yol veren o güzel insana gülümseyin.

11. Pazartesi ödül günü olsun.

Diyetinizi ucundan bozacak şeyleri bugün yiyin, biraz çikolata hakkınız bugün olsun, öğle arası online alışveriş yapın.

12. Gün boyu küçük molalar verin.

Çalışmalara küçük aralar vermek oldukça faydalı olacaktır. Bu bir çay – kahve molası olabilir, 30 dakikalık bir yürüyüş olabilir, eğer şanslı bir plaza çalışanıysanız havuz ya da spor salonunda ter atılabilir. Hiçbir şeyiniz yoksa bir yanınıza kitap alıp okuyabilirsiniz. Hatta şiir kitabı olsun, şiir okuyan kaç kişi kaldık? Kitap seçimi yapamayanlar için daha önce hazırladığımız bir listeye şuradan ulaşabilirsiniz.

13. Neden sendrom yaşadığınızı tekrar analiz edin

Eğer bütün bunlara rağmen hala sendromunuz devam ediyorsa o zaman sorun sizde değil, sorun işinizde olabilir. O zaman Kariyer‘e bir göz atın.

5MyZvl.jpg

Bu konuyu yazdır

  KENDİNİ VAZGEÇİLMEZ ZANNETMEK
Yazar: ahmetsahin - 11-28-2015, Saat:10:38 PM - Forum: KISA İBRETLİK HİKAYELER - Yorum Yok

Qb7Ego1WAyiDdqHSpTG3s5HFY9Lt4SNP7fQVC53H...75-h183-noGünün birinde bir doktora, gerginlik ve tedirginlikten şikayetçi olan bir hasta gelir. Yapması gereken çok işinin bulunduğunu; fakat kendisinin rahatsız, işlerin ise beklemeye tahammülü olmadığını söyler.

Doktor ona sorar:
Bu işleri başka biri yapamaz mı? Yahut bir başkası size yardımcı olamaz mı?
Onları yalnız ben yapabilirim. Bütün işler bana bakar.
Sana bir reçete vereceğim. Bu reçeteyi aynen tatbik edersen kurtulursun.
Diyerek, bir reçete yazıp verir. Adam reçeteyi eline alıp baktığında, hayretler içinde kalır.
Reçetede; her gün en az 2 saat işi bırakıp yürüyüş yapacaksın ve haftanın yarım gününü bir mezarlıkta geçireceksin diye yazıyor.

Hasta doktora sorar:
Yürüyüşü anladık ama; neden mezarlık?

Oraya gidip mezarlara bakmanı istiyorum. Orası kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur. Sen de onlar gibi mezarlığa gömülünce, kendinden başkasının yapmasına imkân olmadığını zannettiğin işlerin, başkaları tarafından da yapılmaya devam ettiğini göreceksin....

Not: Kendilerini vazgeçilmez gören; hâlbuki orada, problem çözmek yerine problem olduğunun farkına varamayan insanlar için de, bu doktorun reçetesi geçerli değil mi?..

Bu konuyu yazdır