Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı/E-Posta:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 2,561
» Son Üye: idsoixdemxlp
» Toplam Konular: 669
» Toplam Yorumlar: 673

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 3 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 3 Ziyaretçi

Son Aktiviteler
İş Fikri Bulmak İçin 10 Ş...
Forum: BAŞARI HİKAYELERİ VE ÖNERİLERİ
Son Yorum: delidumrul
08-27-2017, Saat:10:25 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 89
Özgüven Gücü Nasıl Gelişt...
Forum: KİŞİSEL GELİŞİM-PSİKOLOJİ
Son Yorum: delidumrul
05-07-2017, Saat:01:39 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 187
TÜRK ATASÖZLERİ VE ZITLIK...
Forum: TESBİTLER
Son Yorum: mevthawk
11-29-2016, Saat:12:26 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 278
ALGI OPERASYONU (Türkiye'...
Forum: TESBİTLER
Son Yorum: mevthawk
11-29-2016, Saat:10:37 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 218
Çayın Sağlık Sırları (ne ...
Forum: SAĞLIK
Son Yorum: gakko
11-28-2016, Saat:11:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 249
HAFIZANIZI GELİŞTİRMENİN ...
Forum: KİŞİSEL GELİŞİM-PSİKOLOJİ
Son Yorum: mevthawk
11-24-2016, Saat:11:22 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 228
Y Kuşağı Neden Kariyer Pl...
Forum: KİŞİSEL GELİŞİM-PSİKOLOJİ
Son Yorum: delidumrul
11-16-2016, Saat:07:52 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 179
Çöldeki Gerçek Dostluk...
Forum: KISA İBRETLİK HİKAYELER
Son Yorum: delidumrul
11-16-2016, Saat:01:09 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 245
HAYALLER GERÇEKLEŞİR(Soic...
Forum: BAŞARI HİKAYELERİ VE ÖNERİLERİ
Son Yorum: merve
11-06-2016, Saat:02:24 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 155
ANTİKACI
Forum: KISA İBRETLİK HİKAYELER
Son Yorum: merve
10-28-2016, Saat:09:06 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 130

 
  Depresyondan Çıkıp Nasıl 300 Milyon Dolarlık Bir İş Kurdu?
Yazar: ahmetsahin - 11-28-2015, Saat:10:27 PM - Forum: BAŞARI HİKAYELERİ VE ÖNERİLERİ - Yorum Yok

Bundan tam 5 yıl önce, Annie Lawless yataktan bile çıkmakta zorluk çekiyordu. Hukuk okuyordu ve mutsuzdu. Dersleri çok iyi olmasına karşın kendisini derin bir depresyon içinde hissediyordu ve çaresizdi.

Kendisini yoracak işler yerine, mutlu edecek bişeyler yapması gerektiğini biliyordu. O da zorunlu hobisi olan beslenme işini seçti. Lawless, küçükken çölyak hastasıydı ve bu da onu beslenme uzmanı olacak kadar çok araştırmaya itti. Küçük yaştan itibaren, meyve sularını sıkarak gerekli doğru beslenmeyi sağlamaya çalışıyordu. Özellike meyveleri manuel sıkıcılarla sıkıyordu çünkü motorlu olanlar ısı üretiyor ve meyvenin vitamin değerlerini düşürüyordu.

Lawless, tıpkı kendisi gibi arkadaşı Eric Ethans’ında meyvelere karşı tutkusu olduğunu keşfetti. İkili, manavdan aldıkları tamamen organik meyvelerle kendi uydurdukları tarifler yaratarak çeşitli meyve suları ürettiler. Yaptıkları meyve sularını önce Yoga sınıfına dağıttılar, ardından kendi arabasıyla kapıya teslim satış yapmaya başladılar.

Talep çok hızlı büyüdü. İkilinin müşterilerinden birinin kocası, James Brennan, çok saygın ve başarılı bir işadamı idi ve meyve suyu işindeki potansiyeli gördü. İkiliye kendisinin de katılmasını arzuladığını iletti. Lawless ve Ethans, talebe karşılık vermekte zorlanıyorlardı ve Brennan’ın iş tecrübesinden faydalanabileceklerini düşündüler. Brennan, çok kısa sürede NIKA sularının kurucusu Jeff Church’ü ortak etti ve böylece Suja markası doğdu.

Raf ömrü, organik ve GDOsuz Suja ürünlerinin, büyük kitlelere dağıtımı için çok kritik bir sorundu. Manuel makinelerle sıkılan meyve sularının raf ömrü sadece 3 gündü ve bu ulusal dağıtım için sorun teşkil ediyordu. Teknolojik meyve suyu sıkıcıları kullanıp, daha uzun ömürlü ürünler üretebilirdi fakat diğer yandan besin değerlerinden feragat etmesi gerekiyordu. Bunu yapmak yerine, firma misyonuyla aynı çizgide olan bir çözüm buldu. Bakteri oluşumunu tamamen ortadan kaldıran Yüksek Basınçlı Eziciler (YBE). Bu şekilde meyve suları 30 güne kadar ilk günki besin değerleri ile muhafaza edilebiliyordu ve bu sayede ulusal dağıtım sorunu da çözülmüş oluyordu.

2012 yılında, yani kuruluşdan tam 1 yıl sonra, Suja, Whole Foods oldu. Artık 10.000’den fazla markette satılıyordu. Yıllık ciroları $80- $90 milyonu bulmuştu. Bu büyüme yatırımcıların iştahını kabarttı. Geçtiğimiz Ağustos ayında şirketin %30’unu Coca-Cola $90 milyona, %20’sini ise Goldman Sachs $60 milyona satın aldı. Bu da şirketin değerini $300 milyon olarak onayladı. Coca-Cola ile olan ortaklık, Suja’ya daha büyük bir tesis, daha ucuz toplu alım gücü ve devasa bir dağıtım ağı sağladı.

Tüm bu olanların ardından Lawless 30 yaşında bile değil. Yaşından çok daha olgun düşünceleri ve hayat felsefesi birçoğumuza ışık tutabilir. Birkaçını sizler için derledik. Daha fazlasını Lawless’ın kendi bloğunda bulabilirsiniz: BLAWNDE

1. Korku Yerine Sevgiyi Seç

Annie’nin ailesi hukukçu. Bu da Annie’nin üzerinde hukuk okuması konusunda çok baskı yapıyordu ve onlara hayal kırıklığı yaşatmaktan korkuyordu. Fakat o yinede sevidiği işe – beslenmeye gönül verdi. Okulu sebepsizce ve plansızca bıraktığını ailesine hemen mi söyledi yoksa daha sonra mı söyledi bilinmez ama verdiği kararın ne kadar doğru olduğunu zaman gösterdi.

2. Vücudunu Dinle

Annie’nin yorgunluğu ve depresyonda hissetmesi, hukuk okumanın onun tutkusu olmadığını ve kendi sevdiği işi ve yolu seçmesi gerektiğinin sinyallerini veriyordu. Vücudunuz sizin pusulanızdır. Eğer onu nasıl dinleyeceğinizi çözerseniz, size ne zaman yoldan çıktığınızı ve ne yapmanız gerektiğini söyleyecektir.

3. Basamakları Birer Birer Çık

Lawless, okulu 5 yılda $300 milyonluk iş kurmak için bırakmadı. Depresyonla mücadele edebilmek için bir küçük adım attı. Lao Tzu’nun dediği gibi ” Bin millik yolculuk, bir küçük adım ile başladı“. Başaracağınıza inandığınız hedefler koymak, kendinize olan güveni perçinleyecektir. Lawless, kendine olan saygısını, hedefine adım adım yaklaşarak kazandığını söylüyor.

4. Evrene Teslim Ol

Senkronize olun. Lawless’ın hayatında ki fırsatlar bir tesadüf değildi. Doğru yerde doğru zamanda olmak ve fırsatları görmekle alakalı idi. Çevresinden gelen yardımları geri çevirmedi ve onlardan faydalanma yolunu seçti. Tam aksine egosuna yenik düşerek, ben tek başıma başarırım demedi. Başarı, güven, cesaret ve belki de biraz da pazarlık ile geldi.

Evrenin size ne sunacağını bilemezsiniz. Ona teslim olmayı deneyin. Mesela bir sonraki akşam yemeğinizde nereye gideceğinize bırakın bir başkası karar versin. Belki de hayat boyu sahip olacağınız bir dostunuz veya gelecekteki ortağınız sizi orada bekliyor olacak.

Steve Job’un dediği gibi ” Eğer hayatımdaki son gün bugün olsaydı, yapmak üzere olduğum şeyi yapar mıydım? Eğer cevabım üstüste birkaç gün “Hayır” ise, birşeyleri değiştirme vaktinin geldiğini anlardım.”

Şimdi sıra sizde. Ya korkuyu ya sevgiyi seçin. Vücudunuzu dinleyin. Basamakları birer birer çıkın ve evrene teslim olun. Kim bilir, belki de kendinizi $300 milyonluk işinizin başında bulursunuz.

tfn3KOwTLm9TzUmFQh7fSA6skNv65Nu83L-bRbQE...94-h387-no

Bu konuyu yazdır

  İrade ve Başarının Mükemmel Birlikteliği
Yazar: ahmetsahin - 11-28-2015, Saat:10:15 PM - Forum: BAŞARI HİKAYELERİ VE ÖNERİLERİ - Yorum Yok

Bazı insanlar vardır aklına koyduğunu yapan. Sihir gibi. Gıpta ile izleriz onları. Sihir neresindedir? Aklına koyduklarında mı? Yoksa yaptıklarında mı? Bence ikisi de… İrade başarının olmazsa olmazıdır.

Pazartesi günü sigarayı bırakıyorum deyip bir daha içmeyen, önümüzdeki ay diyete başlıyorum deyip başlayan ve bir daha bırakmayan, İspanyolca öğreneceğim deyip öğrenen, ispanya’ya gidip ilerleten insanlar var etrafımızda.

Biz de öyle olmak istiyoruz ama nasıl?

Önce aklımıza koyduklarımız önemli. Herkesin ayrı ayrı sebepleri var bunları istemek için. Önce neden istediğimiz sonra da ne kadar istediğimiz önemli. Bizim için önemli olan her şey zihnimizde kalıcı bir yer kaplar. İrademizin de işini kolaylaştırır.

İhtiyacımız olduğunu düşündüğümüz istekler karara dönüştükten sonra, zihnimizde, bir de olgunlaşma süresine ihtiyaç duyarlar.
O zaman aklımıza koyacaklarımız; hem çok istediğimiz hem de uzun zamandır yapmayı planladığımız şeyler olmalı; ancak o zaman iradenin yükü azalır.

İrademizin gücüne hep ihtiyaç duyacağız. O, başarının olmazsa olmazıdır.

Ngr00Q.jpg

Yazan: Berrin Özyılmaz

Bu konuyu yazdır

  En az çabayla maksimum verim için: Yalınlaştırmak!
Yazar: merve - 11-21-2015, Saat:11:29 PM - Forum: BAŞARI HİKAYELERİ VE ÖNERİLERİ - Yorum Yok

vrmlk13-296.jpgYalın bir yönetim anlayışı geliştirildiğinde iş hayatındaki başarı kaçınılmaz olabilir. Yönetimde yalınlığı en basit olarak şu şekilde açıklayabiliriz. “Daha az çaba, daha fazla olanı yapmak..” Peki bu açıklamayı geliştirdiğimizde karşımıza tam olarak neler çıkıyor. İşte yönetimi yalınlaştırmanın 7 altın kuralı…
Yalın Olmak

İş dünyasında başarı elde edebilmek için yalın olmak gerektiği üzerine çok fazla kitap ve yazı yazıldı. Peki nedir bu yalınlık, nasıl olunur ve başarıyı nasıl getirir kısaca bakalım. İngilizce “lean” olarak geçen yalın yönetim anlayışının yaygınlaşması, Jeff Liker’ın Toyota’nın 2001-2004 yılları arasında bu yöntemle elde ettiği başarıları anlatan The Toyota Way kitabıyla oldu. Aslında yalın yönetim anlayışını Toyota icat etmedi, sade ve yalınlığı bir yaşam biçimi olarak kabul etmiş Japon halkının yıllardır uyguladığı bazı prensipler, iş dünyasının yine çok uzun zamandır kabul edip kullandığı yöntemlerle harmanlanarak oluşturuldu.

Yalın yönetimi tek bir cümleyle açıklamak gerekirse daha azı ile daha fazla yapmak olarak özetlenebilir. Nedir daha az olan? Daha az zaman, daha az çaba, daha az masraf, daha az malzeme vb. Daha azlar burada sayılanlar sınırlı değil elbette, istediğimiz kadar daha az biz de ekleyebiliriz. Peki, daha azla daha çoğu nasıl yapacağız?
İşte burada temel yalın prensipleri devreye giriyor
İsrafı azalt. “Hangi kurum israf yapmak ister ki?” diyebilirsiniz ama yalın yönetim anlayışında israf biraz daha geniş olarak “değer katmayan her türlü faaliyet ve ürün israftır” şeklinde özetleniyor. Örneğin üretilen arabaya yedek lastiğin yanı sıra bir de pompa koymak müşteri açısından değer getirmiyorsa bu israftır. Ya da belli miktardan daha fazla stok tutmak israftır. Japon anlayışına göre yedi temel israf (muda) var:

Fazla stok bulundurmak. Bu stok ürün ya da hammadde stoku olabileceği gibi, fazla personel tutmak da bu kapsamda değerlendirilebilir. Stok fazlası buldurmak hem bunların korunması açısından maliyetli, hem de kullanılmama/satılamama ihtimallerinden dolayı risklidir. Stok fazlasını sadece ürün olarak da düşünmemek lazım. Örneğin gereğinden fazla sayıda ya da gereğinden fazla yetkinlikte personel bulundurmak da stok fazlası olarak sayılabilir.

Fazla taşıma yapmak. Burada her türlü gereksiz hareket israf olarak değerlendirilir. Örneğin bir restoranda mutfağın uzak olması veya depo ile mutfak arasının uzaklığı israftır. Aynı şekilde fakrikada üretim hattı ile deponun uzaklığı israftır. Hatta mümkün olduğunca üretim ya da servis müşteriye en yakın lokasyonda yapılmalıdır.

Fazla hareket etmek. Süreç içinde gerekli her şey el atında olmalıdır. Bir aşçının her bıçak için 4-5 adım atması gerektiğini düşünsenize. Japonlar en az hareketle çalışabilmek için U şeklinde çalışma ortamları planlamıştır. Bu şekilde hazırlanan tezgahlarda çalışanlar 270 derecelik alan içerisinde ihtiyaçları olan tüm araç ve gereçlere ulaşabilir.

Beklemek. He türlü beklemeyi yok etmek gerekir. Bekleme bir darboğaz göstergesidir. Beklemelerin nedenlerini tespit edip yavaş kalan bütün kaynakları hızlandırmak için çalışmalıyız. Fakat beklemeleri azaltmak sadece kaynakları hızlandırmakla olmaz. İş süreçlerimizin akışlarına da bakmamız, olabildiğince paralel çalışır hale getirmemiz gerekiyor. Ancak paralel çalışmak da beklemeleri tamamen ortadan kaldırmıyor. Örneğin birden çok adımda ilerleyen bir iş süreci düşünün. İlk adımda iş yapılıyor, daha sonra ikinci adıma geçiliyor. İkinci adım çalışmaya başladığında ilk adım yeni bir işe başlayabiliyor. İlk bakışta paralellik var, ama yine de ilk adım işini bitirene kadar ikinci adım beklemek zorunda kalıyor. Bu gibi durumlarda da her adımda, işi olabildiğince küçük parçalara bölmek işe yarayacaktır. Bu adımlarda ne kadar sıra süreli iş yapılırsa bekleme o kadar az olur.

yönetimde yalınlaştırmak
Hataları düzeltmek. İşletmemizde oluşan hataları ve bunları düzeltmek için harcadığımız çabaları düşününce, daha az hata olduğu takdirde ne kadar tasarruf sağlayacağımızı da görmüş oluruz. Hataları tamamen yok etmek mümkün olmasa da, en azından olduğu anda haberdar olabilmek bile çok şey kazandıracaktır. Bir hata ne kadar erken farkedilirse oluşturacağı zarar da o kadar küçük olur. Araba üretim hattında kalitesiz bir somun kullanımını düşünün, bu durumun farkedilip düzeltilmesi belki üretimi aksatacaktır. Yeni somun tedarik edilecek, test edilecek, onaylanacak, bu aşamadan sonra üretim durduğu yerden tekrar başlayacak. Bir de kalitesiz somun yüzünden oluşacak kazaları, daha sonra üretilen sorunlu araçların tekrar yetkili servislere çağırılıp ücretsiz değişim yapılmasını ve hepsinden kötüsü, memnuniyetsiz müşteri ve kötü üretilmiş ürün algısını düşünün. Somunu baştan değiştirmenin, hataları olabildiğince erken bulup düzeltmenin bizi ne kadar büyük bir israftan kurtaracağı yeterince açık, değil mi?

Fazlasını üretmek. İlk bakışta fazla üretimin sonucu stok büyümesi gibi görünse de burada asıl tehlike bu ürünün satılmama ihtimalidir. Yalın yönetimin bu sorun için çözümü, ihtiyaç oldukça üretim yaparak satılamayacak ürün ya da hizmet bulundurma israfını ortadan kaldırmaktır.

Fazla çabalamak. Pek çok kurum elinde yeterli araç olmadığı için fazladan çaba göstermek zorunda kalır. Özellikle teknolojinin az kullanılması, fazladan çaba sarf etme sonucunu doğurur. Bilgisayar kullanmayan bir kurumun basit muhasebe işlemleri için bile ne kadar çaba harcayacağını düşünün. Aynı şekilde, yeterince eğitime ya da uygun yetkinliklere sahip olmayan çalışanlar da fazla çaba sonucu doğururlar.

İsrafları azaltmanın ilk adımı bunları görünür hale getirmekten geçer. Daha sonra değişik yalın yönetim araçları kullanılarak bu israfların bertaraf edilmesine başlamak gerekir. İsrafların yok edilmesi, tek seferlik ve kısa vadeli uygulamalarla mümkün olmaz; iyiye doğru ve sürekli bir çaba gerektirir.

Süreçleri basitleştir. Yalın yönetimin temelinde süreç bazlı yönetim yer alır. Buradaki önemli noktaysa, süreçlerin karmaşıklıktan çıkarılarak olabildiğince basit ve sade olmalarının amaçlanmasıdır. Bu pek çok kurum için bir dönüşüm anlamına gelir; tüm süreçlerin masaya yatırılıp nasıl daha basit olabileceğinin değerlendirilmesi ve yeni, basit ve uygun süreçlerin kurgulanması ve uygulanması kolay olmayacaktır.

Süreçlerin basitleşmesi, standart prosedürlerin hazırlanıp uygulanmasıyla mümkün olur. Her çalışanın aynı prosedürü uygulaması servis/ürün kalitesini arttırır, hata sayısını azaltır ve her şeyden önemlisi, yönetim kolaylığı sağlar. Aynı şekilde basitlik, roller için sorumluluklarının daha net tanımlanabilmesi avantajını getirir. Yalın yönetim insan odaklıdır; çalışanlara süreç içerisinde net sorumluluklar yüklemenin yanı sıra yalın yönetim prensiplerine aykırı bir durum oluştuğunda, gerekirse süreci durdurma ve üretime baştan başlama yetkisi de tanır.

En önemlisi de basit ve standart süreçlerin otomasyonlarını sağlamak da daha kolay olur. Ancak yalın yönetim kavramında bir işin otomasyonunu sağlamak, o işi sahipsiz bırakmak anlamına da gelmez. Her işin sahibi, yürüyen sürecin kalite ve verimliliğini izlemekten, devamlı iyileştirme çalışmaları yapmaktan sorumludur.

Sürekli gelişim sağla. Japonlar bir şeyi devamlı geliştirmek için sürekli çaba gösterme, devamlı daha iyiyi arama felsefesine Kaizen der (kai: sürekli, zen: iyi). Kaizen bu anlamda yalın yönetimin ayrılmaz bir parçasıdır. Burada süreçlerin devamlı iyileştirilmesi amaçlanır; eğer süreç iyileşirse, bu durum zaten çıktı olan servis ya da ürün kalitesine yansıyacaktır.
Kazien felsefesinde büyük adımlar atılması hedeflenmez, asıl önemli olan iyileşmenin devamlı olmasıdır. Sonuçların da hemen kısa vadede ortaya çıkması beklenmez, daha uzun vadeli, sabırlı olmak gerekir. Kaizen uygulanması çok geniş kapsamlı olduğu için bir sonraki yazıda bu konuda yazmaya devam edeceğim.

Bu konuyu yazdır

  Ayakta çalışmanın 5 faydası
Yazar: merve - 11-21-2015, Saat:11:01 PM - Forum: BAŞARI HİKAYELERİ VE ÖNERİLERİ - Yorum Yok

8QBkE1.jpgOturarak okuduğunuz bu satırların size bir mesajı var: Ayağa kalkın! Üstelik hemen şimdi… Uzmanlar oturarak çalışma sürelerinin uzamasının sigara kadar zararlı bir alışkanlık olduğu konusunda uyarıyor…

‘Sitting is the new smoking’ yani ‘sigaranın yerini oturmak aldı’. Son yıllarda yapılan araştırmaların sonucu ortaya çıkan yeni ve yaygın bir söz bu. Uzmanlar özetle ‘sürekli oturmak, sağlığa sigara kadar zararlı’ demeye getiriyorlar.

Yetişkin bir insan günde ortalama 8 saat oturuyormuş, iş yerinde, otobüste, kafede, evde... Bu tabii bir ortalama, çalışan insanlar için bu süre 10 belki 12 saate çıkıyor. Doktorlar, başta hareketsizliği bağlı obizete ve kalp-damar hastalıklarının yanısıra, pek çok sorunu oturmaya bağlıyorlar. Google, Facebook gibi kimi ‘in’ şirketler çalışanları için ‘ayaküstü ofisler’ tasarlarken, siz de en azından ayakta çalışmanın şu 5 faydası hakkında bilgi sahibi olun:

1.Daha sağlıklı yaşamak: Hareket etmek, kan deveranını arttırır. Hareketsizlik yerine oturup kalkmak şeker, kanser, kalp sorunları gibi kimi riskleri azaldır. Kilo riskini ve sırt ağrılarını da tabii ki.

2. Daha verimli olmak:
Araştırmalar (pro-aktif bir mantaliteyi geliştirdiği düşünülen) ayakta çalışmanın insanın verimliliğini yüzde 10 arttırdığını gösteriyor. Bu pozisyonda kendini derhal harekete geçmeye hazır hisseden insan, daha pragmatik oluyormuş ve yapacağı işe yoğunlaşıyormuş.

3. Yeni enerji almak:
Öğle yemeğinden sonra içi geçmeyen var mı? Ayakta çalışmak bunu engelliyormuş. İnsan daha dinamik oluyor, gün içinde enerjisi düşmüyormuş. Bir iki hafta sonra çalışan daha neşeli oluyor çünkü enerjisi düşmediği için sorunların üstesinden daha kolay geliyormuş.

4.Sigarayı bırakmak:
Sigarayı bırakmaya çalışanlar, yemekten sonra içecekleri kahveden korkarlar. Ayakta durmak (hareketsiz kalmadığınız için) sigara arzusunu azaltıyormuş. (Olmadı, çıkıp bir yürüşüş de yapabilirsiniz.)

5.Kilo vermek (veya almamak): Günde 30 dakika egzersiz şart, diyor uzmanlar. Spor veya cimnastik kadar olmasa da, ayakta durmak yüzde 50 daha çok kalori yakmanızı sağlıyor.
Özetle, sürekli oturarak çalışmamak, sık sık ayağa kalmak, mümkünse mesai arasında biraz hareket etmek... hem sağlığınız, hem kariyeriniz, hem de şirketiniz için iyi bir yatırım.

Bu konuyu yazdır

  Girişimci Olmadan Önce “Evet” Cevabı Vermeniz Gereken 6 Soru
Yazar: delidumrul - 11-21-2015, Saat:12:38 PM - Forum: BAŞARI HİKAYELERİ VE ÖNERİLERİ - Yorum Yok

Girişimcilik, kısa süre önce seksi ve moda olan bir konu haline geldi. Basın, hızlı çıkış yapan yeni kurulmuş işletmelerin tek boynuzlu atlarını ilahlaştırıyor ve Shark Tank gibi TV programları bütün dünyaya girişimcileri tanıtırken insanların kendilerine, “Ben de onlardan biri olabilir miyim?” diye sormalarına neden oluyor.
Girişimcilik pek çok düzeyde ümit verici olsa da, bu kişi ister doğruca okuldan yeni mezun olmuş olsun, ister 9-5 işinden ayrılıp girişimci olmak istiyor olsun, başarılı olmak için belirli bir tür karakterde olması gerekiyor. Böyle bir eyleme geçmeden önce kendinize sormanız gereken pek çok soru var – ve bu soruların pek çoğu belirli koşullarla ilgili. Ancak bu kesinlikle “evet” cevabı vermeniz gereken altı soruyu sizinle paylaşıyoruz.

1. Finansal olarak riske girme lüksünüz var mı?
Okuldan yeni mezun olmuş, finansal yükümlülükleri olmayan bir girişimcinin, bir ailesi, bir ev kredisi, bir kaç araba kredisi ve ailelerin ödemek zorunda olduğu faturaları olan bir girişimciye göre daha az finansal riski vardır.
Yeni bir iş kurmakla ilişkili bu büyük finansal riski anlamanız gerekiyor. Fikriniz başarısız olabilir, uzun bir zaman boyunca geçinmenizi sağlayacak kadar para kazanamayabilirsiniz ve her zaman için her şeyinizi kaybetme olasılığı da mevcuttur.
Eğer hali hazırda pek çok finansal yükümlülüğünüz varsa, işinizi kurmaya bir ek iş olarak başlayın. Bu senaryo ideal olmayabilir ancak bu şekilde de başarıyı bulmanız mümkündür. Eğer bu tür finansal yükümlülükleriniz yoksa ve fikrinize tamamen inanıyorsanız, o zaman her şeyinizi yeni bir iş kurmaya verebilirsiniz.

2. Hali hazırda güçlü bir destek sisteminiz var mı?
Eğer bir iş kurmaya karar verdiyseniz, önünüzdeki yol her birinde birden fazla seçeneğin bulunacağı tümsekler ve kavşaklarla dolu olacaktır; aklınızda sorular olacaktır, hem de pek çok soru. Problemleri çözmek, cevaplar aramak konusunda size yardım edecek ve sadece içinizdekileri dökmek istediğinizde orada olacak bir destek sisteminizin olması önemlidir.
İhtiyacınız olduğunda dönebileceğiniz bir aileye, arkadaşlara, akıl hocalarına ve sektör bağlantılarına sahip olmak, işinizin başarılı olma ihtimalini fazlasıyla artıracaktır. Sadece moral desteği bile paha biçilemezdir. Şüpheci kişileri kendinizden uzak tutun. Bu insanlar zehirlidir ve eğer başarılı olmak istiyorsanız onlardan uzak durmanız gerekir.

3. Eğer devamlı yere seriliyorsanız (ki serileceksiniz), ayağa kalkıp daha fazlası için uğraşmaya devam edecek misiniz?
Yere serileceksiniz – muhtemelen bir kaç kere. Aynı zamanda, şu da ihtimal dahilinde ki, yere kapaklanmanıza neden olan sizin verdiğiniz yanlış kararlar da olabilir. Eğer ilk vuruşta hedefi vurmayı bekliyorsanız, bu oyuna hiç girmeseniz daha iyi olur. Başarısız olacaksınız. Siniriniz bozulacak.
Pes eden girişimcilerle, devam edip başarıyı yaşayan girişimcileri ayıran, ikinci olarak bahsettiğimiz girişimcilerin kararlılıklarıdır – onların yıkıcı yumrukları yemeye devam etmeye ve daha fazlasını yemek için ayağa kalkmaya devam etmeye istekli olmalarıdır.
Benim en sevdiğim örnek, fazlasıyla başarılı olan elektrik süpürgesinin kurucusu ve tasarımcısı olan James Dyson’dur. Dyson’un yaptığı ilk 5,126 prototip başarısız oldu ve 5,127. prototip ise Birleşik Devletlerde en çok satılan elektrikli süpürge oldu. Eğer 5,000 sefer yere serildikten sonra ayağa kalkmaktan vazgeçseydi, şu anki değeri 4.5 milyar $ olmazdı.

4. Kişisel lüks eşyalar ve tüketim malları olmadan da motivasyonunuzu koruyabiliyor musunuz?
Mark Cuban genellikle, bu işe gönül verdiği ve hardal ve ketçaplı sandviçler yediği, beş arkadaşıyla paylaştığı üç odalı evde yerde uyuduğu eski günlerden bahseder. O durumda olduğunuzu düşünün. Yerde uyurken ve peynirli makarna ya da Japon eriştesi yerken, yüzde 100 motive halde kalabilir miydiniz?
Eğer kalamayacağınızı düşünüyorsanız, belki de girişimcilik size göre değildir. Genellikle en büyük farkı yaratan bu kişisel fedakarlıklardır. Eğer bu işinize daha fazla para yatırımı yapmak anlamına gelseydi, arabanızı satıp ofisinize otobüsle gider miydiniz? Eğer bu işinizi daha hızlı büyütmek anlamına gelseydi, evinizi satıp daha küçük bir daireye taşınır mıydınız?
Eğer bu işi bu kadar çok istiyorsanız, fazlasıyla odaklanmış ve motive kalmaya devam ederken, ne gerekiyorsa onu yapmanız gerekir.

5. İlk başlarda iş/özel hayat dengenizin son derece dengesiz olacağını biliyor musunuz?
Başlangıçta, zamanınızın çoğunu işinize ayırmanız gerekecek. Arkadaşlarınızı ve ailenizi daha az göreceksiniz ve – Cuma akşamı iş çıkışı bir kaç bira içmek için arkadaşlarınızla buluşmak ya da hafta sonları bir yerlere gitmek gibi – eskiden yaptığınız küçük şeylerin çoğunu kaçıracaksınız. Bunun yerine, ofiste uzun geceler ve iş ile dolu hafta sonları geçireceksiniz.
Başlangıçta, işiniz için zaman harcamak ve çaba göstermek için istekli olmak zorundasınız. Yeni bir iş kurduğunuzda, her şeyin yükü sizin omuzlarınızda olur. Bu, bazı kişilerin baş edemeyeceği derecede muazzam bir baskıdır. Zaman içinde, daha sağlıklı bir iş/özel hayat dengesi yaratmayı başaracaksınız ancak ilk yıllarda hayatınızın çok dengesiz olacağını bilin. Ben de ancak kısa süre önce, hafta sonlarımın yüzde yüzünü pazarlama ajansımda geçirmek yerine kendime, aileme ve arkadaşlarıma zaman ayırmaya başlayabildim.

6. Başarınızı gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz?
İnanırsanız, yolun yarısını aşmış olursunuz. – Theodore Roosevelt
Bu, başarının göz önüne getirilmesi ile ilgili en sevdiğim alıntılardan biridir. Eğer başarıyı gözünüzün önüne getiremiyorsanız, o zaman hazır değilsiniz demektir. Bunu gözünüzün önüne getirmeniz ve gözünüzde canlı bir şekilde canlandırmanız gerekir. Sabahları, başarıyı gözünüzde canlandırarak uyanmanız gerekir. Bu görüntüyü zihninize kazımanız gerekir. Uykuya daldığınızda, rüyanızda başarınızı görmeniz gerekir.
Peki, siz henüz “evet” cevabını verdiniz mi?

ZJmgWV.jpg

Bu konuyu yazdır

  İş Dünyasını Değiştirecek 10 Trend!
Yazar: delidumrul - 11-21-2015, Saat:11:58 AM - Forum: BAŞARI HİKAYELERİ VE ÖNERİLERİ - Yorum Yok

1-Ekonomi Merkezleri Değişecek

Ekonomide liberalleşme, teknolojik ilerlemeler, sermaye piyasalarının gelişmesi ve coğrafi değişimlerin sonucu olarak, Dünya, ekonomik aktivitede yeniden gruplaşmaya başladı. Her ne kadar şoklar ve geri adımlar görülecekse de yeniden gruplaşma devam edecek. Bugün Batı Avrupa dünya GSMH?sini yüzde 30?unu oluştururken Asya (Japonya hariç) yüzde 13?ünü yaratıyor. Önümüzdeki 20 yılda iki kamp başa baş noktasına gelecek. Önümüzdeki 20 yılda ABS hala mutlak ekonomik büyümede en büyük paya sahip olacak.

2-Yaşlı Nüfus Her Ülkenin Sorunu Haline Gelecek

Gelişmiş Dünya nüfusundaki hızlı yaşlanma, kamu sektörünün verimlilik ve yaratıcılık konusunda yeni seviye arayışına girmesine neden olacak. Verimlilik kazançları, emekli maaşları ve sağlık yükü, vergileri artıracak. Bu durum sadece gelişmiş ekonomileri bağlamıyor. Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde sosyal hizmetlerin sağlanmasına yönelik olarak, özel sektör daha çok öne çıkacak.

3-1 Milyar Yeni Tüketici Grubu Geliyor!

Gelişmekte olan piyasalardaki ekonomik büyüme tüketicileri yıllık 5 bin dolarlık hane geliri eşiğinden geçiyor. Bu seviye insanların keyfi harcamalarının başlama noktası olarak gösteriliyor. Buna bağlı olarak önümüzdeki 10 yılda yaklaşık bir milyar tüketicinin global pazara girmesi bekleniyor. Bugünden 2015 yılına kadarki süreçte gelişmekte olan ülke tüketicilerinin harcama gücü 4 trilyon dolardan 9 trilyon dolara yükselecek. Bu rakam Batı Avrupa?daki harcama gücüne oldukça yakın.
Gelişmiş ülkelerde tüketici segmentlerindeki değişimler de oldukça büyük olacak. Nüfuslar sadece yaşlanmıyor, başka açılardan da değişime uğruyor. Örneğin 2015 yılında ABD ?deki Latin kökenli nüfusun harcama gücü, tüm Çinli tüketicilerin harcama gücünün yaklaşık yüzde 60?ına denk gelecek.

4-Teknoloji Yaşam Tarzını Değiştirecek

Her ne kadar teknolojik devrim daha olgunlaşmamış olsa da bireyler, kamu sektörü ve işletmeler tasarım süreçlerinde, bilgiyi geliştirme ve erişim noktasında BY?yi en iyi şekilde kullanabilmenin yollarını öğreniyor. Bioteknoloji, lazer teknolojisi ve nanoteknoloji gibi alanlardaki yeni gelişmeler, ürün ve hizmetlerin ötesinde ilerliyor.
2 milyardan fazla insan mobil telefon kullanıyor. Yılda 9 trilyon adet e-posta gönderiyoruz. İngilizce dışındaki dillerin yarısından fazlasında Goggle?da günde 1 milyardan fazla arama yapıyoruz. Belki de tarihte ilk defa sosyal ve ekonomik organizasyonlarda coğrafya öncelikli sınır oluşturmuyor.

5-Şirketler Yetenekli Çalışanlar İçin Savaşacak

Emek ve yetenek konusunda halen devam eden değişimler, işlerin düşük maaşlı ülkelere kaymasından daha dikkat çekici olacak. Bilgi yoğun endüstrilere yönelim, eğitimli yeteneklerin önemini ve azlığını daha çok ortaya çıkarıyor. Global emek piyasalarında giderek artan bütünleşme yeni yetenek kaynakları oluşturuyor. Birçok şirket ve hükümet için global emek ve yetenek stratejisi, global kaynak ve üretim stratejileri kadar önemli hale gelecek.

6-Büyük Şirketlere Tepki Artacak

İşletmeler global erişimlerini genişlettikçe ve ekonomik ihtiyaçlar çevre üzerinde baskısını arttırdıkça büyük işletmeler üzerindeki toplumsal şüphe artacak. Dünyanın birçok yerinde hissedar değeri, serbest ticaret, karın ülkeye dönüşü gibi global iş ideolojisi prensipleri tam olarak anlaşılmasa da kabul edildi. Büyük işletmeler takdir edilse bile, hiçbir zaman sevilmeyecek.

7-Doğal Kaynaklar Global Büyüme İçin Yetersiz Kalacak

Başta gelişmekte olan piyasalarda olmak üzere ekonomik büyüme hızlandıkça doğal kaynakları daha fazla kullanmaya başlayacağız. Önümüzdeki 20 yılda petrol talebinin yüzde 50 artması bekleniyor. Su kaynakları birçok ülkenin büyümesinde en büyük baskı unsuru olacak. Teknoloji ve düzenlemede yenilikler ile kaynak kullanımı, güçlü ekonomik büyümeyi sürdüren, bir yandan da çevresel talepleri karşılayan bir dünya yaratmak için en önemli unsurlar olacak.

8-Yeni İş Modelleri Ortaya Çıkacak

Piyasa düzenlemelerindeki değişim ve yeni teknolojik gelişmelere karşı geleneksel olmayan iş modelleri gelişiyor ve aynı Pazar ile sektör alanında yer alıyor. Birkaç dev en tepede yerini alırken orta ölçeklilik daralıyor ve en altta küçük ve hızlı oyuncular ortaya çıkıyor. Tedarikçiler, üreticiler ve tüketicilerin eko-sistemleri birbirine bağladıkça kurumsal sınırlar karışıyor. Kazanan şirketler yeni yapısal olasılıklar ile elde ettikleri verimliliği bu dönüşümler üzerinde aktifleştirecekler.

9-Bilimsel Yönetim Öne Çıkacak

Yöneticiler, daha büyük ve karmaşık şirketleri yürütmek ve yönetebilmek için yeni araçlara ihtiyaç duyacaklar. Gelişmiş tekonoloji ve istatistiksel kontrol araçları, mega şirketleri oluşturabilecek yeni yönetim yaklaşımlarının doğmasını sağlıyor.
İçgüdüsel yönetim biçimi tarihe karışıyor. Bugünün liderleri şirketlerini yönetirken algoritmik karar verme teknikleri ve lüks yazılımlardan faydalanıyor. Bilimsel yönetim şirketleri öncelikle rekabet avantajı yaratarak oyunu oynama hakkı veriyor.

10-Bilgiye Ulaşmak Kolay, Yönetmek Zor Olacak

Bilgi hem elde edilmesi kolay hem de uzmanlaşmış durumda. Bu trendin en büyük örneği her zaman her yerde bilgiye ulaşmayı sağlayan arama motorlarının yükselişi. Bilgiye erişim neredeyse evrensel hale geldi. Bilgi üretimi, erişimi, dağıtımı ve sahipliğinde yeni modeller gelişiyor. Bilginin toplumlara ulaştırılabilmesi için açık kaynak yaklaşımları dikkat çekiyor. Bilgi üretiminin kendisi büyüyor. Örneğin, tüm dünyada patent başvuruları 1990?dan 2004 yılına kadar ki süreçte yılda yüzde 20 arttı. Şirketlerin bu yeni bilgi evrenini veya fazla bilginin neden olacağı riski nasıl yöneteceğini öğrenmesi gerekiyor.

680o49.jpg

Bu konuyu yazdır

  Motivasyonunuzu Korumanın 20 Etkili Yolu
Yazar: ahmetsahin - 11-15-2015, Saat:12:25 PM - Forum: KİŞİSEL GELİŞİM-PSİKOLOJİ - Yorum Yok

Sözlük karşılığı “isteklendirme, güdüleme” olan motivasyon sözcüğü; kişisel gelişim kitapları ve yaşam koçu gibi mesleklerin ayyuka çıkmasıyla eskisinden çok daha sık kullanılır hale geldi. Motivasyon basitçe, insanın yaptığı işten günlük ilişkilerine kadar her şeye dört elle sarılmasını sağlayan, yaşam enerjisi ve kararlılık veren bir güç. Üstelik ödül, zam, prim gibi dışsal bir etken olmaksızın bulabildiğimiz, son derece etkili bir güç.

7P3J8r.jpgMotivasyonla ilgili söyleyecek yeni bir şey ararken karşıma Coca-Cola çıktı. Coca-Cola, piyasaya çıktığı ilk yıl kaç şişe satmış dersiniz? 25! Sadece 25 şişe içecek satan bu şirketin geldiği nokta, asla vazgeçmemeye güzel bir örnek olduğu için siz Uplifers okurlarıyla paylaşmak istedim.

Her ne kadar motivasyon kişiden kişiye ya da ortaya konan hedefe göre değişiklik gösteren öznel bir olgu olsa da, motivasyonu korumak için önerilen 20 yolu aklımızın bir köşesine not etmekte fayda var:

1. Önemsiz şeyleri özenle görmezden gelin: “Multitasking”in verim düşürücü etkisi, aynı zamanda motivasyona da benzer bir etki yapıyor. Odaklanmak için kendimizi zorladığımız pek çok şeyin o kadar da önemli olmadığını kabul edip devam edersek, daha üretken ve daha motive kalabiliriz.

2. Can sıkıntısına geçit vermeyin: Can sıkıntısından kurtulmak zor; fakat sıkıntının kaynağını bulup ortadan kaldırmayı başarabildiğimiz oranda yılgınlığımız azalıp motivasyonumuz artıyor. Buna enerji emen, kibirli ya da aşırı kötümser insanlardan uzak durmak da dahil.

3. Daha çok gülün: Batman serisinin ünlü karakteri Joker’den alıntı yapmak gerekirse,“Why so serious?” (Neden bu kadar ciddi?) Motivasyon stresten olabildiğince arınmaya, stresten arınmak ise daha çok gülümsemeye ve gülmeye dayanıyor.

4. Başarılarınızın çetelesini tutun: Kulağa komik gibi gelebilir ama bizi daha çok başarıya götürecek önemli bir itici güç, daha önce elde ettiklerimizi ve bunlar karşısında nasıl hissettiğimizi hatırlamaktır. Kağıda dökmekten çekinmeyin.

5. Egzersiz yapmayı ihmal etmeyin: Bu aralar üretkenlikten bahsederken, aktif olmayı da aynı cümle içinde kullanır olduk. İster tenis, yüzme olsun, ister yürüyüş ya da koşu, spor yapmak endorfin salgılayarak daha mutlu, daha enerjik hissetmeye yardımcı olur. Hem belki düşüncelerimizi toplamak için de fırsat yaratmış oluruz, kim bilir?

6. Bulunduğunuz ortamı kişiselleştirin: İster ofis olsun ister yatak odası, zaman geçirdiğimiz ya da çalıştığımız yerleri, içinde olmaktan keyif aldığımız yerlere çevirmek şart. Ufak tefek değişikliklerle bile kendi zevkimizi yansıtacak ve içinde sıkılmayacağımız yerler yaratabiliriz.

7. Başarı öyküleri okuyun: Özellikle biyografi okumayı sevenler için, başarılı insanların örnek olacak öykülerini okumak bize “Neden ben yapmayayım?” dedirtmesi açısından önemlidir.

8. Görev değişimi yapın: Mümkün olabildiğince, işi değiştirmeye ya da çeşitlendirmeye çalışmak faydalıdır. Uzun süre aynı işi aynı şekilde yapmak can sıkar, can sıkıntısı da yukarıda bahsettiğimiz gibi motivasyonu düşürür.

9. Gelişiminizi takip edin: Soyut hedeflerde başarı kıstasını belirlemek her zaman kolay olmayabilir; ancak bunu yapabildiğimiz takdirde kaç arpa boyu yol gittiğimizi görmek ilerisi için teşvik edici olacaktır.

10. İnsanlara projelerinizden bahsedin: Kilo vermek istediğimizde bunu kendinize saklamazsak; iyi arkadaşlar irademizin zayıfladığını gördüklerinde “Yeme!” uyarısı yapacaklardır. Hedeflerimizi insanlara anlatmak, hem onların bize manevi destek sağlamaları hem de başkalarına anlattığımız için kendimizi daha da sorumlu hissetme açısından motivasyon sağlar.

11. Ödül sistemini yerleştirin: İlle de kendimizi alışverişle ödüllendirmek gerekmiyor; bir hedefe ulaştığımızda, örneğin o haftaki işleri zamanında bitirdiğimizde kendimizi ödüllendirecek bir şey yaparsak, beynin ödül mekanizması tekrar ve tekrar bizi ödüle doğru yönlendirmeye devam edecektir.

12. Başarısızlığı kabullenin: Her seferinde başarılı olmak ütopik bir hedef. Böyle hedeflerin motivasyonumuzu düşürmesine izin vermeden, kaybetmekten korkmamalı ve tekrar denemekten çekinmemeliyiz. Tıpkı kötü satışları yüzünden piyasadan çekilmeyen Coca-Cola örneği gibi.

13. Oyunlar oynayın: Kendi kendinize dahi olsa oyun oynamak eğlencelidir ve eğlence, motivasyonu en sık artırıcı unsurlardan biridir. Örneğin bayi toplantıları, bölüm yemekleri gibi yarı-iş aktiviteleri de bu prensiple düzenlenir; çünkü beraber zaman geçirerek eğlenmesi zaman zaman aldıkları ufak bir zamdan daha büyük bir motivasyon kaynağı olur.

14. Olumlu insanlara hayatınızda yer açın: “Tüm kötümserleri atın çöpe!” demiyoruz elbette ama kendimizi depresyondan uzak tutmanın bir yolu da depresif ve melankolik insanlardan uzak durabilmekten geçiyor.

15. Baskı altında çalışmaya kendinizi alıştırın: Zevk aldığınız bir şeyi yaparken baskı altında olmak çok da zor gelmez; hatta eğlenceli olduğu bile söylenebilir. Fakat durum ne kadar zorlu olursa, ödülün de o denli büyük ve değerli olacağı kesin.

16. Küçük kişisel hedefler oluşturun: Ay sonuna kadar en az bir kitap bitirmek ya da spor yapmaya başlamak gibi; kendimize 15 ila 90 günlük hedefler koymalı ve bunları yerine getirmek için elimizden geleni yapmalıyız.

17. Dışarıda zaman geçirin: Hem temiz hava almak, hem de aklı havalandırmak açısından temiz havada dolaşmak oldukça faydalı. Bir de bahçe ile uğraşıyorsanız, bu çifte mutluluk demek.

18. E-mail kutunuzu boş tutun: Gelen kutumuzun sürekli dolu olması bize sürekli yapmadığımız birtakım işler olduğunu hatırlatmak açısından olumsuz ve motivasyon düşürücü etki yapar. Kutuları olabildiğince boş tutun.

19. Yanlış üretkenlik tanımı ile tuzağa düşmeyin: Önemli olan sadece ne kadar yaptığımız değil, neyin gerçekten önemli olduğu. Yukarıda da gereksiz şeyleri atmanın faydasından bahsetmiştik.

20. Evi toparlayın: Hem iç hem dışımızdaki çöpleri dökmek, bıkmışlıktan kurtulmaya birebirdir. Hem kim bilir, belki bu kez fikirler bizi toz alırken bulurlar.


KaynakBig Grinragos Roua

Bu konuyu yazdır