Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı/E-Posta:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 2,561
» Son Üye: idsoixdemxlp
» Toplam Konular: 680
» Toplam Yorumlar: 684

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 9 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 9 Ziyaretçi

Son Aktiviteler
Çocuklarımıza Yedirdiğimi...
Forum: SAĞLIK
Son Yorum: delidumrul
03-29-2018, Saat:12:22 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 180
EŞİNİ DOĞRU SEÇ
Forum: KİŞİSEL GELİŞİM-PSİKOLOJİ
Son Yorum: delidumrul
03-26-2018, Saat:06:55 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 192
Müslüman ol demeden, İnsa...
Forum: KISA İBRETLİK HİKAYELER
Son Yorum: merve
03-26-2018, Saat:11:31 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 188
Feodalitenin ortaya çıkış...
Forum: İLGİNÇ TARİHİ BİLGİLER
Son Yorum: merve
03-25-2018, Saat:09:24 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 176
Mustafa Ertuğrul Aker Tar...
Forum: BİLİNMEYEN TARİHİMİZ
Son Yorum: merve
03-24-2018, Saat:08:44 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 200
1788 Osmanlı-Avusturya sa...
Forum: BİLİNMEYEN TARİHİMİZ
Son Yorum: gakko
03-24-2018, Saat:08:41 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 170
Zengin Girişimcilerden Ha...
Forum: BAŞARI HİKAYELERİ VE ÖNERİLERİ
Son Yorum: merve
03-22-2018, Saat:01:01 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 122
SULTAN ABDÜLHAMİD HAN’IN ...
Forum: BİLİNMEYEN TARİHİMİZ
Son Yorum: merve
03-18-2018, Saat:10:20 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 208
Eksik Yapılan Dua...
Forum: KISA İBRETLİK HİKAYELER
Son Yorum: intikamcı
03-15-2018, Saat:12:53 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 129
İkinci Dünya Savaşı Alman...
Forum: İLGİNÇ TARİHİ BİLGİLER
Son Yorum: delidumrul
03-11-2018, Saat:11:42 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 201

 
  ALGI OPERASYONU (Türkiye'de Pizza Nasıl Rağbet Gördü)
Yazar: mevthawk - 11-29-2016, Saat:10:37 AM - Forum: TESBİTLER - Yorum Yok

➡1989 yılı...
Türkiye ilk defa pizza dükkanlarıyla tanışır. Türkiye’ye birkaç dükkan açarak pazarın nabzını yoklayan ünlü marka aldığı sonuçla şoka girer. Bekledikleri gibi olmaz. Boğazına düşkün olduğu için pizzayı seveceğini düşündükleri Türk tüketicisi, pizzayı sevmez.
Dükkanlar kapatılır. Geri dönülür.

➡1991 yılı.Murakami-Wolf-Swenson Productions’ın ürettiği bir çizgi film dünyada büyük ilgi görür. Yapımcı şirket Türkiye’deki bir özel kanala bu çizgi filmi teklif eder.
Kanal şaşkındır, fiyat gerçekten olması gerekenin %10’udur. Adeta kapandaki peynir gibi duran bu teklifi kaçırmaz özel kanal. Yayınlanmaya başlar.
Çizgi film Türkiye’de de çok tutulur. Oyuncakları, rozetleri, kartpostalları, defterleri ve kitap kapları ile müthiş bir pazarlama da beraberinde gelir.

➡1994 yılına gelindiğinde çizgifilm dizisi milyonlarca çocuğu ve genci etkisi altına almıştır. Bu çocuklar tuhaf bir biçimde annelerinden pizza pişirmesini istemeye başlar. Türk anneleri pizzayı nasıl yapacağını bilmez. Talep gitgide artar. Derken pizza zinciri dükkanlarını yeniden aktif hale getirir, yeni dükkanlar açar. Çocuğu yemek yemeyen anneler mecburen pizza sipariş eder. Liseli, üniversiteli gençler arasında bir itibar nesnesi haline gelir. Türk mutfağının demode lahmacunu, pidesi terk edilmiş, gençler gruplar halinde pizza dükkanlarına gider hale gelir.

✴Tesadüfen (!) pizza talebini patlatan bu çizgifilmi çoktan tahmin ettiniz değil mi?
Bravo! O çizgi film “Ninja Kaplumbağalar”!
O pizza zincirini de tahmin ediyorsunuzdur, onu da buraya yazmayayım.
Şimdi o çocuklar büyüdü, çizgifilmi ilk izleyenler 30’larına geldi. İlk jenerasyon genç evli, yeni nesil aile oldu. Onlardan sonraki jenerasyon şimdilerde üniversite öğrencisi, ya yurtta ya da öğrenci evinde kalıyor. İlk jenerasyondaki evliler evde yemek pişirmek yerine sık sık şöyle diyor: “Pizza mı söylesek?”
Bir sonraki jenerasyon da yurt odasına ya da öğrenci evine neredeyse her akşam pizza sipariş ediyor.⤵

İşte algılarımız böyle yönetiliyor.
20-30 yıllık stratejiler çiziliyor, uygulanıyor.
Bizim eğlenceli diye olarak izlediğimiz masum çizgifilmler, diziler, sinema filmleri birtakım fikirlerin beyinlerimize çok daha hızlı zerk edilmesini sağlayan katalizörlerden ibaret.
Ve emin olun, bu bilinçaltı pazarlamacıları, bu algı sihirbazları bize sadece pizza yedirmiyor…!
Bu sadece bir örnekti.

Her Amerikan filminde Apple bilgisayarların görünmesi bugünkü Apple çılgınlığının temeliydi. Her filmde sabah işe giderken elinde Starbucks kahve ile koşturuyor olması bugün bir kahveye 15 lira ödüyor olmamızın müsebbibi.

Afrika’da ayağında ayakkabı olmadığı için petşişe bağlayan Afrikalı gençlerin elinde içine su doldurulmuş Coca-Cola kutularıyla gezmeleri ve bununla sınıf atladıklarını düşünmeleri de yıllardır Coca-Cola’nın yaptığı “MUTLULUK” reklamlarının sonucu. Gerçekte mutlu olmayanlar içtikleri içecekten mutluluk akıtmaya çalışıyor işte, başka bir şey değil.

Biz hatırlamayız ama babalarımızın hayranı olduğu Western (Vahşi batı) filmlerindeki karizmatik kovboyu. O kovboyun ağzındaki Marlboro sigarayı babalarımız bugün hala bırakabilmiş değil. Etkiye bakar mısınız?
İşte bu yüzden unutmayalım; ⤵⤵⤵
◀Bize sunulan görüntülerin, reklamların, film ve dizilerin %99’u bir amaca hizmet ediyor. İnanmadan, etkilenmeden, kendimizi kaptırmadan önce iki kere düşünelim.▶

“Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter” diyordu Malcolm X.
Uyanık olmayana pizzayı da yedirirler, kolayı da içirirler üzerine de bir sigara yaktırırlar.
Afiyet olsun!

m4Ggn1.jpg

Bu konuyu yazdır

  Çayın Sağlık Sırları (ne kadar ilginç)
Yazar: gakko - 11-28-2016, Saat:11:14 PM - Forum: SAĞLIK - Yorum Yok

Çayın Sağlık Sırları


Çay, Camelia Sinensiz adlı bitkinin yapraklarından elde edilir. “Siyah”, “yeşil”, “beyaz” ve “oolong” olmak üzere dört kategoriye ayrılır.
Çayları farklı kılan üretim aşamasındaki fermantasyondur.
Yeşil çay hiç fermente edilmez. Bu yüzden çayların vücuda en faydalı olanıdır.
Ekolojik şartlar nedeniyle, Türk çaylarının tarımında kimyasal zirai mücadele ilacı kullanılmaz. Ülkem
izde üretilen siyah ve yeşil çaylarda pestisid kalıntısı bulunmaz.

Siyah çay

Yaş çay yaprağının, tomurcuk ve bunlarla bitişik taze sap kısımlarının uygun yöntemlerle işlenmesiyle elde edilen üründür.

Yeşil çay

Siyah çayla aynı bitkinin yapraklarından elde edilen yeşil çay daha farklı işlemlerden geçer. Siyah çayın hazırlanma sürecinde yaprakları tümüyle oksitlenirken yeşil çay için yapraklar kurutulmadan önce hafifçe buharla işlem görür. Bu basit fark yeşil ve siyah çayın flavon miktarını, dolayısıyla da antioksidan kapasitelerini etkiler. Etkilenen sadece antioksidan kapasitesi değildir. Tat ve kokuda da önemli farklar oluşur.

Beyaz çay

Diğer çaylarla aynı yerde yetişir, ama yapraklar açmadan, tamamen tomurcukken toplanır. En değerli olanı, ilk sürgün zamanında toplananıdır. Beyaz çay, yeşil çaya benzer. Üretim aşamasında çok az işlem görür ve hiç fermente olmaz. Beyaz çay üretiminde sadece iki aşama vardır: soldurma ve kurutma.

Oolong çayı

Siyah çayın fermantasyonunun yarıda bırakılmış şeklidir. Siyah çayla yeşil çay arası bir çaydır ve özellikleri siyah çayla hemen hemen aynıdır.


Çay Flavonoidleri

Çayın antioksidan özelliği zengin flavonoid içeriğinden kaynaklanmaktadır.
Flavonoidler, hücrelerin oksitlenip paslanmasına ve erken yaşlanmasına neden olan zararlı maddeleri etkisiz hale getiren ve hücreyi koruyan çelikten zırhlar, hücre yıkayıcılar ve pas atıcılardır.
Çay, kuru ağırlığıyla en yüksek flavonoid miktarına sahip bitkilerden biridir. Düzenli olarak çay içenler, beslenme yoluyla almaları gereken flavonoidlerin yaklaşık %80’ini çaydan karşılayabilirler.
Çay flavonoidleri suda kolayca çözünür. Çay ne kadar uzun süreli demlenmeye bırakılırsa flavonoid yoğunluğu o ölçüde artar. Yeşil çay siyah çaydan, beyaz çay ise yeşil çaydan daha fazla flavonoide sahiptir.

Çay mı elma mı? İşte tüm mesele bu!

Araştırmalara göre; günde üç fincan çay içilmesi, altı tane elma yenilmesiyle sağlanan antioksidan güce eşittir. Günde bir iki fincan çay içilmesiyle, 400 mg. C vitamini alınmasına ya da beş porsiyon meyve ya da sebze yenilmesiyle eşdeğer bir “antioksidan destek” ve “serbest radikal yakalama kapasitesi” edildiği belirtilmektedir. Bu karşılaştırmalar, çay içilmesinin taze meyve sebze tüketiminin yerini alması biçiminde yorumlanmamalıdır. Bunun anlamı; çayın güçlü bir antioksidan içecek olduğu, antioksidan kapasiteyi arttırdığı ve hücreye ciddi bir korunma desteği vermesidir.

ClEZR.jpg

Bu konuyu yazdır

  HAFIZANIZI GELİŞTİRMENİN 10 KOLAY YOLU
Yazar: mevthawk - 11-24-2016, Saat:11:22 PM - Forum: KİŞİSEL GELİŞİM-PSİKOLOJİ - Yorum Yok

Randevularınızı mı unutuyorsunuz? Otomobilinizin anahtarlarını nereye koyduğunuzu hatırlamıyor musunuz? Tanıdığınız biriyle karşılaştığınızda adı bir türlü aklınıza gelmiyor mu? Bu soruların yanıtı "evet"se, hafızanıza sahip çıkmanın zamanı gelmiş de geçiyor...

Bu sorulara evet yanıtını veriyorsanız, Betty Fielding''in yazdığı Hafıza Elkitabı tam size göre. Dharma Yayınları''ndan çıkan Hafıza Elkitabı, 10 yöntemle hafızanızı geliştirmenizi sağlıyor...

1. Hafızanızın araç gereç çantasını doldurun

Örneğin; kendi kendinize konuşmak, sözel hafıza izleri yaratır. Kelimelerin baş harflerinden oluşturulan kelimeler ya da tekerlemeler hafızanızı uyarmaya yardımcı olur. Gruplamak da, hatırlamaya yardım edecek bağlantı izlerini oluşturmak için önemlidir. Tekrarlamak, bilginin kısa süreli hafızanızda kalmasına yardım eder.

2. Motive edicinizi bulun ve girişimde bulunun


Hafızanızın gelişmesi motivasyona dayanır. İnsanlar motive edildiklerinde, yaşadıkları şey kalıcı anılarıyla birleşsin diye dikkat ederler ve konsantre olurlar.

3. Hayattan keyif alın


Hayattan keyif almak için, öncelikle yaşadığınız acılarla başa çıkabilmeniz gerekir. Hayatı anlamaya çalışmak ise, sizi yeni bilgi arayışına ve bu bilgiyi hatırlama isteğine götürür. İlişkiler hayatımızın zenginleşmesine katkıda bulunduğundan, hafıza için önemlidir.

4. Odaklanma gücünüzü artırın


Dikkatinizi odaklamak, bazı şeylerin siz istediğiniz sürece zihninizde kalmasını sağlar.

5. Zihinsel müdahaleleri geçersiz kılın


Konsantre olmak, dikkat dağınıklıklarını ve müdahaleleri gözardı ederek, dikkat etmeyi sürdürmektir. Hafıza yardımcılarınızı daha çok kullanmak, aynı anda birden çok şeye odaklanmamak ve atacağınız adımların hızını belirlemek, dikkat dağınıklığıyla ve müdahalerle başa çıkma stratejileridir.

6. Öğrenmenize ve hayatınıza önem verin


Hafızanız zaten düzenlidir. Hafıza izleri halihazırda düzenli olarak depo edilir ve siz olayları, insanları ve bilgiyi düzenli birimler halinde hatırlarsınız. Öğrenmeye düzen vermenin dışında zamanınızı ve çevrenizi de düzenlemek hafızanızı geliştirecektir.

7. Sağlığınıza önem verin


Sağlığı korumak için plan yapmak hafızanın iyi çalışması için esastır. Bu plan dengeli beslenmeyi, egzersiz yapmayı, toksik maddelere maruz kalmayı en aza indirmeyi ve düzenli doktor kontrolünden geçmeyi kapsar.

8. Stres ve depresyonla başa çıkın


Ruhsal durumlar ve duygular, hafızayı olumsuz yönde etkiler. Bunlardan korunma yollarını denemelisiniz.

9. Yaşlanma sürecini anlayın


Yaşla bağlantılı duyusal değişiklikler hafızanız için önemli. Stratejilerle bundan kurtulabilirsiniz.

10. Kendinizin rehberi olun


Tutumunuzda ve hayat tarzınızda hafızanızın daha iyi olmasını sağlayacak olumlu değişiklikleri yapabilirsiniz.
53ohJ04.jpg

Bu konuyu yazdır

  Y Kuşağı Neden Kariyer Planlamadan Önce Hayatını Tasarlıyor?
Yazar: delidumrul - 11-16-2016, Saat:07:52 PM - Forum: KİŞİSEL GELİŞİM-PSİKOLOJİ - Yorum Yok

“Eğer 30 yaşına gelmeden çok para kazanabilir ve bu curcunadan kurtulabilirsem, Çin’e doğru motosikletimle yolculuğa çıkacağımı düşünüyorum.” – Bud Fox, Wall Street

Y kuşağı, diğer bir deyişle Milenyum kuşağı, son zamanlarda internet üzerinde biraz tokat yemiştir. Biz şımarık, bencil, narsist ve işi yoluna koymak için hazırlıksız olarak anıldık.

Ama, bu yorumcuların farkına varamadığı nokta; batı dünyası geri dönüşümü olmayan ve açıkçası gecikmiş paradigma kaymalarını deneyimlerken tam da şu anda kariyerimizin inşasının ilk basamaklarındayız.

Olası yanlış anlaşılmaları önlemek için açıklama yapmanın tam zamanı olduğunu düşünüyorum.

Tembel değiliz, tasarımcıyız. Ve güncel projemiz kariyerimizdir.

Yazar Tim Ferriss’e göre, yaşam tarzı tasarımı yirminci yüzyılın ertelenmiş yaşam planını reddederek emekliliğe kadar beklemeden seyahat etme lüksü, macera ve boş zamanın hayatlarımızda şimdiden imal edildiği yeni bir yaşam tarzını yaratma pratiğidir.

Ferriss “4 Saatlik Hafta – Az Çalış, Çok Kazan ve İyi Yaşa!” adlı kitabında bu yaşam tarzını oluşturmak için insanların yapabildikleri köklü değişiklikler hakkında yazarken (Hindistan’da saati £5 için çalışan sanal yardımcıları düşünün), bu konseptin gerçekliği pratikte 200 yıldan fazla süredir var olan bir kariyer yaklaşımını yeniden tanımlayan bir jenerasyon tarafından özümsenen prensiplerdir.

Yaşam tarzı tasarımı, teknoloji erişimli 21. yüzyıl kariyerini betimleyen paradigma kaymalarından yalnızca birisidir.

Kısaca, 20. yüzyılın doğrusal kariyer patikasının bittiğinin bir onayı ve hayatımız ile kariyerimize yaklaşımımızın bir kalibrasyonudur.

Bu tektonik kaymalar arasından üç tanesine bakalım.

Paradigma: Şimdi çok çalış, zamanın ve enerjin karşılığında para kazan, emeğinin meyvelerini emekliliğe kadar ertele çünkü ikisi bir arada olmaz.
Paradigma kayması: Şimdi çok çalışarak kariyerini inşa etmek için ektiğin tohumların ve emeğinin meyvelerini karşılıklı bağımlılık içerisinde şimdi ve burada toplayabilirsin.
Olanak tanıyan: Teknoloji bizim değerimizi zamandan ve mekandan ayırmamıza olanak tanımıştır, istediğiniz yerden çalışabilirsiniz ve edilgen bir gelir üretebilirsiniz.
Paradigma: Yıl içerisinde egzotik maceralar, uluslararası seyahatler ve boş zaman sadece çok zenginler için rezerve edilmiş bir yaşam tarzıdır.
Paradigma kayması: Macera ve seyahat yinelenen hayallerdir ve şu an burada var olabilir. Seyahat, macera ve nasıl isterseniz harcayacağınız boş zamanın coşkulu patlamalar sonrası karantina altına alınması gerekmiyor, aylık veya senelik yaşam tarzınız içerisinde tasarlanması gerekiyor. Mevcut paradigmada, bunlar hayatımızın aksesuarları, elbise veya mobilya tüketir gibi onları da tüketiyoruz.
Olanak tanıyan: Teknoloji mülkiyet ihtiyacını ciddi anlamda düşürmüştür, böylece minimumda yaşama imkanı doğmuştur ve Airbnb gibi işbirlikçi tüketim platformları kanalıyla maceraya erişim ve diğer anlamlı deneyimler artmıştır.
Paradigma: Para (ve diğer maddi birimler) zenginliğin tek göstergesidir.
Paradigma kayması: Zaman zenginliği gerçek bir fenomendir; zaman bizim en kıymetli ve sınırlı kaynağımızdır ve kazanmaya değerdir.
Olanak tanıyan: Yazar Rolf Potts’un alıntısına göre; 21. yüzyıl teknolojisini ve refahını kişisel seçeneklerimizi artırmak için kullanabiliriz, kişisel varlıklarımızı artırmak için değil.

Profesyonelliğin zirvesinde oldukları göz önünde bulundurulan büyük şirketler ve organizasyonlar ilk defa mezun kotalarını doldurabilmek için mücadele ediyorlar.

Neden?

Çünkü, firmalarının adı hala prestiji işaret ediyor olabilir; ama günde 12-16 saatte sundukları çalışma ve yaşam deneyimi çalışan için çok az anlamlı bir zaman zenginleşmesi içeriyor. Karşılığında, bu şirketler genellikle çalışanlarına ortalamanın üzerinde bir gelir sunarak onları nakit zengini yaparken onları zaman fakirliğinin içerisine atıyorlar.

Y kuşağı bir tercihimizin olduğunun farkında, ve başarılı bir kariyer sahibi olmak anlamına gelen kültürel değerlendirmenin öncesinde daha geniş bir çalışma ve yaşam tecrübesini ön planda tutmayı seçiyor. Çünkü, gerçek şu ki ikisi birbiriyle eşleşmiyor.

Y kuşağı şımarık mı?
Çok fazla şey mi istiyoruz? “Tutku”, “tatmin olma” ve “çalışma” kelimelerini tek nefeste dile getirerek dünyanın gerçekte nasıl işlediğini bilmezlikten gelen şımarık hayalperestler miyiz aslında?

Yaşam tarzı tasarımındaki bu vurguyla işimizin ve kariyerimizin düşük itibara sahip olduğunu düşünmüş olabilirsiniz.

Gerçek aslında tam da bunun tersi.

Kurumsal bilgi işçisinin çarmıha gerilmesinden önce bile, 20. yüzyıl iş sektöründen doğan bir dünyanın yaratıldığını gördü ve endüstriyel işçi örgütünün ana prensibi kolayca öğrenilip takip edilebilen saptanmış talimatlar koyarak üretim sürecindeki insan girdisinin rolünü azaltmaktı. Başka bir deyişle, endüstriyel iş gücü süreçleri insanların yeri doldurulabilir olmasını sağlayacak şekilde tasarlanmıştır.

İngiltere’deki çalışanların %87’sinin işlerine bağlı olmadıklarını itiraf etmeleri bir sürpriz mi? Sonuç olarak, geleneksel iş dünyası kurumsal uyuşukluk, profesyonel durağanlık ve büyük bir dengesizlikle nitelenmektedir.

Kariyer planlamadan önce hayatlarımızı tasarlamakla göstermek istediğim sadece Y kuşağının bu dengesizliği yeniden gündeme getirmedeki ısrarıdır.

“The 7 Habits of Highly Effective People” kitabının yazarı Stephen Covey, üretim (emeğimizin sonucu) ve üretim kapasitesi (sonuçları imkanlı kılan kaynak ve varlıklar) arasındaki dengeyi sağlamanın öneminden bahsediyor. Bu bakış açısını örneklemek için, Ezop fabllarından altın yumurtlayan kazdan yararlanmaktadır. Fakir bir çiftçi kazlarından birinin her gün altın yumurtladığını gördüğünde çok şaşırır ve içerisinde altından büyük bir tabaka olduğunu düşünür. Kazı öldürür, ancak kazın diğerleri gibi olduğunu görür. Aptal çiftçi, hemen zengin olmayı umut ederek, kendini her gün garanti olan bir kazançtan mahrum etmiştir.

Yakın zamanda, İsveç’teki şirketlerin standart uygulama olarak günde 6 saat çalışmayı önerdiği ortaya çıktı. Bu, verimliliğin fiziksel, ruhsal ve manevi olarak iyi hissetmeyi gerektiren bir bütün olduğunu gösteren paradigma kaymasının pozitif bir belirtisidir. Bu durumun karşı tarafında ise, Japon kültüründeki gerektiğinden fazla saat iş yerinde bulunma durumu (özellikle de insanın işiyle ilgili bir güvensizliğin tezahürü olarak) bulunmaktadır.

Üretkenliğin düştüğü seviyeler karşısında, iş yerinde “bütünlük” çağrısı ruhsal bir durum olmaktan çıkmış, bir iş olmuştur.

Bütünlüğün zorunluluğunu fark edenler o şekilde davranıyor; çünkü sağlıklı bir dengeyi sürdürerek iş yerinde maksimum verimi sağlayabiliyorlar, en azını değil.

Gördüğünüz gibi, kendi tasarımımızla hayatlarımızı ve kariyerlerimizi inşa etmemiz narsistlik ya da tembellik değildir, proaktifliktir ve gereklidir.

30 yaşın altındaki her kişi proaktif ve hırslı bir birey midir? Kesinlikle hayır. Ama, geleceğin şirketlerini inşa eden ve güçlendiren kişilerin proaktif ve hırslı olduğuna emin olabilirsiniz, zaman içerisinde ayakta kalacak şirketler DNA’larına “bütünlük” ve “denge” kavramlarını inşa edenler olacaktır.

Bu daha az yaptığı anlamına gelmez, daha çok yaptığı anlamına gelir.

Bu, onsuz hiçbir şeyin mümkün olmayacağı varlığı terbiye etmek hakkındadır. Kendimizi.

0mzYQW.jpg

Bu konuyu yazdır

  Çöldeki Gerçek Dostluk...
Yazar: delidumrul - 11-16-2016, Saat:01:09 AM - Forum: KISA İBRETLİK HİKAYELER - Yorum Yok

Hikaye Arabistan çöllerinde geçmekteymiş. İki iyi arkadaş çölde yürüyorlarmış. Yolda, bilinmeyen bir sebepten dolayı aralarında tartışmaya başlamışlar.

Gittikçe büyüyen tartışma esnasında bu iki kişiden birisi diğerini tokatlamış. Bir anlık bir şaşkınlık sonrasında adam yere oturmuş ve kumların üzerine;

"Bugün en iyi arkadaşım bana tokat attı" yazmış.
Yürümeye devam etmişler ve birkaç saat sonra bir vahaya varmışlar. Vahadaki gölette yüzmeye giren iki arkadaştan tokatlanmış olanı birden suyun içindeçırpınmaya başlamış. Arkadaşı bunu görüp onu kurtarmış ve kıyıya çıkarmış. Adam kendine gelir gelmez belindeki hançeri çıkarıp büyük bir taşın üstüne;

"Bugün en iyi arkadaşım hayatımı kurtardı" yazmış.

Arkadaşı merak ile sormuş: "Seni kırdığımda ve tokatladığımda kuma yazdın, şimdi neden taşa yazıyorsun?"
Diğeri ona gülümseyerek cevap vermiş:

"En iyi dostlarımız bizi kıracak birşey yaptıklarında bunu kuma yazmalıyız, unutmanın ve affetmenin rüzgarı yazdıklarımızı silsin diye. Diğer taraftan da yaşanan güzellikleri taşların kalbine yontmalıyız, rüzgarların hiçbiri onları silemesin diye..."

Belki bu hikayeyi okuduktan sonra ( varsa ) kırgın olduğunuz bir dostunuzu affedip eski günlere dönmek için bir adım atmanız Dileğiyle...

rgEK49a.jpg?1
alıntı

Bu konuyu yazdır

  HAYALLER GERÇEKLEŞİR(Soichiro HONDA Başarısı)
Yazar: merve - 11-06-2016, Saat:02:24 PM - Forum: BAŞARI HİKAYELERİ VE ÖNERİLERİ - Yorum Yok

Bay Honda hiç bir zaman yoluna engellerin, trajedilerin ve problemlerin çıkmasına müsaade etmedi. Yoluna çıkan engelleri bir atlet gibi tek tek aştı. Bay Honda 1938 yılında piston halkası üretip bunu Toyota şirketine satmayı hayal eden fakir bir öğrenciydi. Gündüzleri okula gidiyor geceleri ise dirseklerine kadar yağ ile kirlenmiş vaziyette projesi üzerine çalışıyordu. Projeye tüm parasını yatırmıştı ama hala hazır değildi. Sonunda devam edebilmek için eşinin mücevherlerini rehin vermek zorunda kaldı. Yıllarca uğraştıktan sonra Toyota'nın alacağından emin olduğu piston halkasının yapımını tamamladı. Bunları Toyota'ya götürdüğünde ise reddettiler. Onu böyle komik bir projeyi yapmaya çalıştığından dolayı kınadılar.

Sizce umutsuzluğa mı düştü? Elbette parasızdı? Teslim oldu mu? Kesinlikle hayır. Bunun yerine sonraki 2 yıl boyunca pistonu nasıl daha fazla mükemmelleştirebileceği üzerine çalıştı.

Başarıya giden yolu biliyordu:
1- Ne istediğine karar verdi.
2- Bunun üzerine çalıştı.
3- Bunun çalışıp çalışmadığını kontrol etti. Ve başarısız olduğunda,
4- Sürekli olarak izlediği yöntemi değiştirdi.

Gittiği amaca paralel yöntemlerinde hep esnek oldu ve bunun sonucunda projesini ondan sonraki 2 yıl içinde sürekli geliştirdi ve Toyota'ya sattı! Honda'nın piston halkaları fabrikasının yapımı için tonlarca beton gerekiyordu ancak o dönemlerde Japonya hükümeti 2. dünya savaşına hazırlandığı için çimentoyu bulmak zordu.
Rüyası yine gerçekleşmeyecek gibi görünüyordu. Ona kimse yardım etmeyecek gibiydi. Teslim olduğunu mu düşünüyorsunuz? Kesinlikle hayır. Fabrikayı kurmaya karar vermişti bir kere. Teslim olması mümkün değildi. Bir grup arkadaşıyla kafa kafaya verip haftalar boyunca gece gündüz çalışarak birçok metot deneyerek yeni bir beton üretme yöntemi buldular. Fabrikayı kurdu ve piston halkalarını üretmeye başladı.

Hikaye burada bitmiyor. Savaş sırasında Amerikalılar fabrikasını bombaladı ve kısmen fabrikayı harabeye döndürdüler. Honda bu durumda dahi yenilmişlik duygusuna teslim olmadı. Tüm çalışanları toplayıp söyle dedi: Dışarı çıkın ve uçakları izleyin. Mutlaka benzin bidonlarını dışarı atacaklar. Onları bulmalıyız. Çünkü onların içinde bizim üretimimiz için gerekli ham madde var. Bu Japonya'da o dönemde bulunmayan bir hammaddeydi. Honda hayatın ona sunduğu her şeyi kullanmanın bir şeklini bulmuştu. Bunların üstüne fabrika sonraki depremde yıkıldı ve piston üretimini Toyota'ya satmak zorunda kaldı.

Ancak hayat bir kapıyı açmadan diğerini kapatmıyor. Hayatın bize sunduğu fırsatları görebilmek için daima uyanık olmalıyız. Savaş bittiği zaman Japonya tam bir kaos içindeydi. Ülke ham madde krizindeydi benzin karneyle dağıtılıyordu ve buna rağmen bulmak mümkün değildi. Honda ailesine yiyecek almak için pazara gidecek benzini dahi bulamıyordu. Ama bu yüzden kendini yenilmiş ve aciz görmedi, sadece yeni bir karar verdi. Böylesi bir yaşamı kabullenmeyecekti.
Kendisine çok önemli bir soru sordu: Ailemi başka hangi şekilde geçindirebilirim? Bunun için elimin altındaki şeyleri nasıl kullanabilirim? Evinde küçük bir motorun olduğunu fark etti, bahçede çim biçme makinesi için kullanılanlardan. Onu bisiklete bağlamaya çalıştı bu anda ilk motorlu bisiklet ortaya çıkmış oldu. Onunla pazara gitti ve kısa bir süre sonrada onu gören arkadaşları ondan kendileri içinde böyle bir şey yapmasını istediler.

Kısa bir süre sonra bulabildiği motorları motosiklet için kullandı ve bunun için bir fabrika kurmaya karar verdi. Ancak parası yoktu ve Japonya darmadağındı, nasıl yapmalıydı?

Kader ağlarını kararlar verirken örer. Yenilgiyi kabul edip, olmuyor demek yerine bir çıkış yolu ararken aklına dahice bir fikir geldi.. Japonya'daki tüm bisiklet üreticilerine bir mektup yazmaya karar verdi. Onlara Japonya'yı tekrar nasıl harekete geçireceğini bulduğunu yazdı. Onun motosikletinin ucuz olacağını ve insanların bununla istedikleri yere gidebileceğini belirtti. Onlardan yatırım yardımı istedi.

Toplam 18000 bisiklet satan dükkan sahibinden 3000'i Honda'ya para yolladı ve o ilk üretimini yapmaya başladı. Sonrada başarı geldi, öyle değil mi, öyle mi sanıyorsunuz? Hayır! Motosiklet çok büyüktü ve onu çok az Japon satın aldı. Honda ise tekrar neyin yolunda gitmediğini buldu, teslim olmak yerine uyguladığı yöntemi değiştirdi. Motosikletleri daha hafif ve küçük olarak üretmeye karar verdi. Başarı hemen arkasından geldi. Bu Honda'ya imparator nişanı ödülünü kazandırdı.
Herkes ona kıskançlıkla bakarak böyle bir dahiyane fikir aklına geldiği için onun ne kadar şanslı olduğunu düşündü. ŞansIımıydı? Belki. Fakat ondan önce büyük fedakarlık ve zahmetli çalışma vardı. HONDA şirketi dünyadaki en başarılı şirketlerden biridir ve şirketin bünyesinde 100.000 den fazla insan çalışıyor. Honda'nın arabaları Amerika'da Toyota'dan daha fazla satan bir markaya dönüştü. Honda insanın bir şeyi gerçekten istediğinde ce çaba gösterdiğinde başarısının mutlaka geleceğini göstermiş oldu.

LQynzWX.jpg

Bu konuyu yazdır

  ANTİKACI
Yazar: merve - 10-28-2016, Saat:09:06 PM - Forum: KISA İBRETLİK HİKAYELER - Yorum Yok

Genç adam, antika merakı sebebiyle Anadolu'nun en ücra köşelerini dolaşıyor ve gözüne kestirdiği malları yok pahasına satın alarak yolunu buluyordu. Kış kıyamet demeden sürdürdüğü seyahatler sırasında başına gelmeyen kalmamış gibiydi. Fakat, bu seferki hepsinden farklı görünüyordu. Yolları kapatan kar yüzünden arabasını terk etmiş ve yoğun tipi altında donmak üzereyken, bir ihtiyar tarafından bulunup onun kulübesine davet edilmişti. Yaşlı adam, antikacının yürümesine yardım ederken:
- Günlerdir hasta olduğumdan, odun kesmek için ilk defa dışarıya çıktım, dedi. Meğer seni bulmak için iyileşmişim.Diz boyuna varan karla boğuşup kulübeye geldiklerinde, antikacının beyaz göre göre donuklaşan gözleri faltaşı gibi açıldı. Odanın orta yerindeki kuzinenin etrafını saran üç-dört iskemle, onun şimdiye kadar gördüğü en güzel antikalar olmalıydı. Saatlerdir kar içinde kalan vücudu bir anda ısınmış, buzları bir türlü çözülmeyen patlıcan moru suratını ateşler kaplamıştı. Yaşlı adam, misafirini yatırmak için acele ediyordu. Ona birkaç lokma ikram edip sedirdeki yatağını hazırlarken:
- Bugün soba yakamadım evladım, dedi. Ama bu yorganlar seni ısıtacaktır.
Ev sahibi, yıllar önce vefat eden eşiyle paylaştıkları odaya geçerken, antikacı da tiftikten örülen battaniyelerin arasına gömüldü. Ancak bütün yorgunluğuna rağmen bir türlü uyuyamıyordu. Ertesi gün gitmeden önce ne yapıp yapıp o iskemleleri almalı, bunun için de iyi bir senaryo uydurmalıydı. Mesela, hayatını kurtarmasına karşılık ihtiyara birkaç koltuk satın alabilir ve eskimiş olduğu bahanesiyle dışarıya çıkarttığı iskemleleri, çaktırmadan minibüsün arkasına atabilirdi. Hatta onları kaptığı gibi kaçmak bile mümkündü. Yürümeye dahi mecali olmayan ihtiyar, sanki onun peşinden koşacak mıydı?
Genç adam, kafasındaki fikirleri olgunlaştırmaya çalışırken dalıp dalıp gidiyor ve rüzgarın sesiyle uyandığı zamanlar, kaldığı yerden devam ediyordu. Bu arada yaşlı adamın sabah namazına kalktığını farketmiş, hatta hayal meyal olsa bile odun parçaladığını duymuştu. Gözlerini açtığında, onun kuzine üzerinde yemek pişirdiğini gördü ve etrafına bakınırken, birden iskemleleri hatırladı. Hafifçe doğrulup çevresine baktı: Aman Allahım..! Antikalardan hiçbiri ortada yoktu.
İhtiyar kurt, herhalde planını hissetmiş ve belki de uykudaki konuşmasını duyarak onları emin bir yere kaldırmıştı. Sakin görünmeye çalışarak:
- İliğim kemiğim ısınmış, dedi. Çorbanız da güzel koktu doğrusu. Ama akşamki iskemleleri göremiyorum.
Yaşlı adam, odanın köşesine yığdığı iskemle parçalarından birini daha sobaya atarken:
- İskemle dediğin, dünya malı be evladım, dedi. Biz misafirimizi üşütür müyüz?

UL0q2Rw.jpg

Bu konuyu yazdır